Ana içeriğe atla

Bir Kere Sevdim, Kalbim Köreldi

I-Bir kere sevdim, kalbim köreldi. Açamadı kendini yeni sulara. Kapandım, sevemedim bir kadını, bir eşi, bir dostu bile... Ben bir kere sevdim, köreldim bir bileme makinesi gibi. Var olamadım tekrar, gösteremedim sevdamı bir daha, tutuşmadım yeni bir kadına...

II- Yüzümü aynalarda göremez oldum, soldum, sulanmadım bir daha. Fukara bir palto, susuz bir matara, solgun sarı resimler hayatım şimdi. Ben bir kadın tanıdım, o da yetti, çekip gitti. Ben bir kere sevdim, kalbim köreldi.

III- Adımlarım bile yetersiz artık dallardan tutunmaya, gözlerimin eski fecri yok. Şarkılar anlamlı olduğu zaman ben ağlamaklı, anlamsızlaştığı zaman ben zaten anlaşılmaz. Ahhhh! Bir kadının elinden tutmak, beyaz bir güvercinin sıcaklığında "gubuuruk guburuuk" seslerinde... Hayat onunla güzeldi, meyveler onunla tatlı, bahar işte onunla çiçek açtı... Peki ya ben; şimdi sonbahar… Ben bir kere sevdim, kalbim köreldi.

IV- Yozlaştım, anti-laik oldum, kaçtım, ruhsuzlaştım, artık benimle gelişen duygular bile duygusuz... Benim geliştirdiğim duygular bile sorunlu oluyordu. Yaşlanıyorum, hayata karşı daha güçlü olduğumu sanıyorlar. Benden zayıfı yok, korkuyorum. Çok korkuyorum. Korkunun ecele faydası yok ama belki ecelimin korktuğuma faydası olacaktır.

V- Ben bir narsistim, bir megolaman... Ama şimdi hayat kıssadan hisse bir roman... Dolunay anlamsız, şuh bakışlı nazende bir eş yok karşımda, ellerim köreldi, gözlerim köreldi, dudaklarım çatlamış bir hasret sevdaya... Ve ben bir kere sevdim, tamamen köreldim...

VI- Ekmeğe, suya mecburiyetin gibi bir insana mecbur kalmak, ne kadar kötü değil mi? “Seviyorum”u duymak oluyor tüm havan, suyun, ekmeğin, tuzun... Değeri yok sen yoksan koşmanın, bağdaş kurup oturmanın, bir sanatçıyı delice alkışlamanın. Değeri yok gülmenin, ellerimin ve okşanmayan saçlarımın. Azrail'in bile değeri yok sanırım, sensiz alınası canımın... Ben lanet olası bir kadını sevdim, lanetlenmiştim...

VII- Yalnızlığıma tutuklandım şimdi, esaretim bir yeşim taşı kadar solgun. Durgun, yaşanılası bir durum yokmuş gibi. Yokuştan bir yaşama biçimi, tırmanıyorum soluksuz. Zirvenin ucundaki yakala beni. O yakalamadı sen yakala! Bir kadın, bir eş, bir dost tut beni... Kalkansızım, çelik yeleğim de yok. Bir kadını sevdik dedik, meğerse sevmek olsun diye.

VIII- Hüzünlü kalbim beni dinle, körelme! Aç kendini, aç ki sardunyalardan bir hava essin, aç ki yüreğinden bir mavzer patlasın, aç ki hayran olduğun martılar uçuşsun balık sevdasına. Körelme kalbim, aç! Her şey senin için, ve sen O'nun için. Ve biz bizim için... Yalvarıyorum susma, sende at dakikada yüz on... Kalbim; ya çık yerinden patlat kendini. Ya otur kimse görmesin nazende bedenimi...

IX- Ben bir kere sevdim, zorluklar içinde. Yaşadım sandım, yaşıyorum sandım, meğerse tutuklanmış bir sanduka içinde. İntizar eden bir kalem sahibi olurken, kılıç kelâmları aldık... Kime yaradı, sana mı, bana mı, ona mı? Ah be kadın! Çaldın, hırsızdın. Bekledim, yolsuzdum. Dermanı olmayan bir cüzzamlıyım şimdi. Bir kar tanesi olsam da omzuna konsam, beni evinin en sıcak köşesinde kendine sunsan... Seni seviyorum da diyemiyorum, sevmiyorum da...

X- Ben bir kere sevdim kalbim köreldi, baharsız mevsimler yaşıyorum. Hasretim soluksuz tükendi. Gülemiyorum, sonu olmayan bir yoldayım, ne olacağım bilmiyorum. Ama farkındayım, sensiz ölemiyorum...

XI- Bir mekâna bir kere yıldırım düşmez, bilesin ki ben paratoner değilim, her yıldırımı peşimden sürükleyeyim. Kalbimin duvarlarında, açılmamış avuçlarımda, saniyenin atışında, esaretin bedelinde, yüzümün sarı solgun halinde, taş kesmiş bir annenin suretinde buldum seni. Buldum diyerek kaybettim, kaybettim dedim, aramadım. Köreldim, ben bir kere sevdim kalbim köreldi.

XII- Aptal çocuk oyunlarında buldum seni, boş arazide avazı çıktığınca, bağıra bağıra türkü okuyanda buldum. Bir hırkanın sıcaklığında, bir güvercin soluğunda, martıların uğultusunda, bir ananın süt kokan göğsünde... Buldum dedim, buğulu cama yazar gibi. Kaybettim diyorum, aklımı kazar gibi. Hayatımda yenilmiş en büyük azar gibi.

XIII- Buldum, bulmuştum en azından. İntegralde, ekok- ebob'da, polinomlarda ve her ders sonu sevişmelerinde... Kâğıtta, kalemde, yaşamda, yaşamamamda, yaşayamamamda... Varsın, halâ varsın karabasan rüyalarımda... Geri dönemem, ileri gidemem, kıpırdayamam, bağırmak isterim, bağıramam. Böylece kaldım, kaldırdın... Ve ben bir kere kaldım, yeni kalmalara kalamadım. Kalbim kalakaldı.

XIV- Sadece merak ettin yaşıyor mu diye. Hayır, doğanın yenilgisini taşıyor. Ölüme doğru yaşlanıyor, bir vebalı ünvanını barındırıyor tözünde, gözyaşlarıyla silinik o kısık gözünde... Ve her şey seninle özeldi... Köreldi...

Bir kere sevdi, kalbi köreldi..

XV - Geçirilmiş kaçıncı mevsim, kaçıncı doğum, kaçıncı sevgililer, kaçıncı gün? Yalnızlığın sınır kapısındayız, gümrükten içeriye sızdırılmayan tek aşk. Rüşvet kabul etmez, ihanet asla... Kaçıncı gülüş sessizce, kaçıncı yok oluş sensizce?

XVI - Hangi yol uçsuz bucaksız alır- koyar, sonu neresidir, başı neresi? Baştan gelen sona mı, sondan gelen başa... Ya da senden gelen sana... Hangi vuslat bu, hangi bîçarelik, ya da hangi dilekçesi arzuhâlimin.

XVII - Yüreğimin katran siyahlığı, gözlerimin yosun yeşilliği, ruhumun deniz maviliği... Hayatın seceresi, dudaklarımın tutanağı, dumur olmuş bir beynin kıvrımları. Belleğimden en mutsuz anlarda çağırıp aldığım, kızgınlığımın en zehir hâlinde bağırıp kaldığım...

XVIII - Ellerimin tüy yumuşaklığında sevdiğim, gözlerimle sevişircesine baktığım. Giderken arkandan bakakaldığım. Tanığın oldum her duruşmasında gönlümün, avukatın oldum savundum hatalarını. Tanığım olsaydında, kördüğüm açsaydı bize halatlarını.

XIX - Sükûnetin dirhem dirhem işlerken beynime, ben yinede seni bulup çıkardım. Tözümün şiarından geçirdim, gönlümün şairinden içirdim, gözümün didarından kaçırdım. Bakışımdan yanma diye... Bilemedim ki olmayan alev nasıl yanacak? Anlamadım ki tutuşmayan nerden bilecek?

XX - Bir başına süvariyim düştüm yollara, yaralandım. Yanlış surların kollarında, başına buyruk bir süvari. Hayatın bekâret kemerinde bitmenin sırrına erdim. Düştüm, kalktım, toparlandım, gittim, geldim. Evet! Sevdim! Köreldim!

Lütfü Şener

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Veda Şiirleri Bercestem

Uzun yıllardan sonra  Sana bir daha rastlarsam Seni nasıl selamlamalıyım  Susarak mı, ağlayarak mı? Lord Byron “Vedalaşmaların ilmini yaptım ben,” Sürgünlerin uzmanlığını. Bir vapur nasıl kalkar bir limandan. Tren nasıl acı acı öter, öğrendim. Cevat Çapan Büyük istasyonlardaki büyük vedalar için Trenler uzun bekler güzel bir gelenektir Büyük istasyona benziyor artık bu ev Tren bir yolcu daha edinecek demektir Abdülkadir Budak Son Tren sessizce perondan ayrılırken, Baş öne eğilir hafiften, Umuda veda, Köksal Özyürek O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve. Nazım Hikmet Elveda gençlikte geçen günüme Ezirâil el atıyor canıma Yanarım gençlikte, o zamanıma Acı tatlı günler hep hayâl oldu Nerde gençlikteki geçen çağlarım Sustu bülbül gazel döktü bağlarım Her gün hatırlarım her gün ağlarım Veysel ağ...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

İnsanın sabır kuvvetini zayıflatan geçmiş ve gelecek zorlukları gereğinden fazla düşünmek, onu güçsüz zavallı ve ümitsiz kılar.

 Cenâb-ı Hakkın insana verdiği sabır kuvvetini evham (gerçek dışı düşünceler) yolunda dağıtmazsa, her musibete karşı kâfi gelebilir. Fakat vehmin (asılsız düşüncelerin) tahakkümüyle (baskısıyla) ve insanın gafletiyle ve fâni hayatı bâki tevehhüm etmesiyle (sanmasıyla), sabır kuvvetini mazi [geçmiş) ve müstakbele (geleceğe) dağıtıp, halihazırdaki musibete karşı sabrı kâfi gelmez, şekvâya (şikâyete) başlar.“ (Lem’alar, 2. Lem’a, 4 Nükte) Asıl sorun, baştaki dertlerin büyüklüğü değil, sabrın o dertlere yetmiyor olmasıdır. İnsan sabır kuvvetini gereksiz işlere dağıtmış, şimdi ihtiyacı olan sabrı geçmişe ve geleceğe pay etmiştir. Ordusunun yarısını sağ cepheye, diğer yarısını sol cepheye göndermiş ve düşman karşısında yapayalnız kalmış bir kumandan gibi, daha savaş başlamadan yenilmiştir. Kaderindeki musibetlere tahammül edebileceği güç ona verilmişken, bu gücü israf edip, dayanıksız bir biçimde musibetlerin karşısına çıkmıştır. Çekilen en ağır acıların, yaşanılan vakte düşen miktarı, t...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Şiir/lerde Çocukluğumuz

Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk; Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk… Necip Fazıl Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma, meraklıdır ölülere çocuklar. Nazım Hikmet çünkü Zeynep diye bir kız çocuk “canavarın zamanı yoktur” demişti yıllarca araştırdım bulamadım aslını belki de haklıydı, kimbilir Turgut Uyar Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı Murathan Mungan “Dostça gülümsedi. Bu gülümseme sanki bana değil de çocukluğuma gitmiş gibiydi.” Romain Gary özlüyorum pişirdiği ekmeği kahvesini dokunuşunu çocukluğum büyüyor içimde günden güne. göz kulak oluyorum kendime ölürsem çünkü utanırım annemin gözyaşlarından Mahmut Derviş başını cama dayayan çocuk hoşçakal ben burada kalıyorum güneşin altında anteni çıkar radyonu aç düşlerini unutma Ahmet Güntan kocadım, geri ver çocukluğumu anne eşlik edebileyim diye küçük serçelere …dönüş yolunda senin bekleyiş yuvana. Mahmut Derviş Çocukluklardı bilincimin iskeleti ...

ÇOCUK VE ALLAH

ÇOCUĞUMA SÖYLEDİĞİM HERHANGİ BİR AKŞAM SERENADI Sana büyük bir mezar hazırlayacağım, Benden ve ölümden sonra. Ve oradan efsaneler vereceksin, Sen bütün çocuklara. Allah'a karşı güzelliğim devam eder, Göklerden avuçlarıma düşen renk. Uykular içinden hatıraları, Şehri nasibine terk ederek. Koyunlara ve büyük ağaçlara Dağılan akşamlar vakti. Sezilir ki sularda parıltılar, Ve gecelerden yıldızlar gitti. Babam, bir hikmet gibi beni uyandırır, O karanlıklardan ki ruhumun. Beklerim aşkın selametini, Bir zafer kadar yorgun. Dağlara, gölge vurmayan dağlara, Akşamı götüren kuşlarım. Benim gelmeyen sarhoşluğumdur, Bağlarda kalan salkım. Meçhulün hayatına kalbi misafir eder, Evlerde güzel çeşmelerin suları. Uzaklaşır gemiler gibi sahilden, Varlığın yelken arzuları. SİYAH MERMERLERDE KALAN Tanrım izin verecek, Kaybedilmiş geceler hakkı için. Seni azat edeceğim Ellerimde bir çiçek. Oynamaktan çocuğum, sade ve sonsuz, Kuşlar uçarken mesela. Karanlıklarda yeniden te...

KİMİN NASIL BİR ANISI HALİNE GELECEĞİMİZİ HİÇBİRİMİZ BİLMEYİZ

Sana, penceremin önünde duran o vişne ağacını anlatmıştım. Karanlıkta bile, ona bakmak bir mutluluktu, bolartırdı gönlümü. Sen o vişne ağacı gibisin, demek isterim sana. İlkyaz güneşinde sert, yalız, ışınımlı aklığıyla bir kışın daha ödülünü dağıtır gibi göğe karşı çiçeklenen, taçyaprakları pörsüyüp döküldüğünde ardından gelecek alın umuduyla bizi oyalayan, yemişi, koparılmazsa, uzun süre karara karara kışı bekleyen vişnenin bütün hallerini sende görüyor değilim elbet. Ama onun gibi bir yaşam umudusun benim için. Yaşanabileceğini, yaşamağa çalışmak gerekeceğini duyurup duran. Ama böyle sözler sana söylenmezmiş, söylenemezmiş gibi gelir hep. Kurağın ateşini söndüren, soluk aldıran, kapıları açan yaz yağmuru gibisin bana. Ama sıkılırsın diye söylemekten kaçınırım. * Onca uzaklardan birbirimize el sallıyoruz. Çevrede her şeyin yıkıldığı zamanlarda bile, insanlar arasında sevginin, dostluğun, yaşamış olabilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yoksa yıkıntıdan artakalanlar sevgiyi, dostluğu nasıl ...

Bir Bozuk Saattir Yüreğim, Hep Sende Durur

Herkes seni sen zanneder. Senin sen olmadığını bile bilmeden, Sen bile.. Seni ben geçerken, Derim ki, Saati sorduklarında; Onu ”O” geçiyordur. Kimse anlam veremez. Tamir ettirmedin gitti derler şu saati. Ettirmek istiyor musun demezler. Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Zamanı durdururum yüreğimde, Sensiz geçtiği için, Akrep yelkovana küskündür. Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür. Bil ki akrep yelkovanı geçerse, Atan bu yüreğim durur. Bırak bozuk kalsın, hiç değilse; Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. Turgut Uyar  Uyar’da hissedilen sıkıntılar ya da gerginlikler, onun yaşadığı içsel çatışmalardan dolayı mı? O bir muamma olarak kalacak bence. Belki de aile geçmişiyle alakalı. Kitapta bu meselenin üstüne gitmeye çalıştım; nasıl bir ilişkisi var ailesiyle diye sorup soruşturdum. Babası Arnavut, annesi Girit göçmen. Yoksul sayılabilecek bir ailede doğuyor, erken yaşlarda parasız yatılı olarak evden ayrılıyor, meslek olarak hiç hoşlanmadığı aske...

Uçarken de ölür mü kuşlar

Elif'e Ölen bir kuş uçuşu unutmamayı öğütledi bana Füruğ Ferruhzad Niye izin vermiyorsun yoluna kuş konmasına niye izin vermiyorum yoluma kuş konmasına niye kimseler izin vermez yollarıma kuş konmasına? ’Öyle güzelsin ki kuş koysunlar yoluna’ bir çocuk demiş.” Nilgün Marmara Dünyada ne kadar kuş varsa Bir fazlası senin soluğunda Ülkü Tamer Geçti artık göğsümde kuş barınmaz anladım Metin Altıok Dön bana ve dinle, Kuşlar uçuşuyor içimde Erdem Beyazıt İsterim ki; Yanmasın kanadın, gökyüzünde süzülsün ve her kitabın yanında dağılsın  hüznün Elif'çe Durgunsa kahvelerin masalarında hava Kuşsuz kalmışsa ağzım gözlerim gülmemekten Dostumdan, gökyüzüne sürmeye kuş isterim Gülten Akın Âh beni vursalar bir kuş yerine! Sezai Karakoç Bu çılgın eğlentinin karşıtı bir yürek hangi kuşun sesinde dinlensin?  Nilgün Marmara Bir kıyısız zamana kanat vuruyor,  Üzer...

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...