Ana içeriğe atla

Viyanalı Ermiş'in İtirafları

694.1

Kaburgalarımdan birini çıkarıp
Kendime bir eş yaratmayı düşünmüştüm.
(ki, muhtemelen tıpa tıp bana benzeyecekti, bu);
ama bu sanatın, şiir yeryüzüne indirilirken
felsefeyi başına sarmış bulunanlara
yasaklandığını söylediler bana,

Ben de, kaburgalarımı
tensel iğvaların talanına bırakıp,
kaval kemiğimden bir klarnet yarattım,
Schubert'in, arınmanın gökçe kaynaklarından
iniyora benzeyen naiv liedleriyle,
Bach'ın uhrevi füglerini
felsefi düşüncenin kodlarına çeviren
tılsımlı bir klarnet...


694.2

Sık sık inançsız olduğuma hükmediyorum
en az Russell kadar inançsız...
ama yine de benimki onunki gibi yavan
ve aptalca değil.

Çünkü ben bunun için, sanırım, Eyyüb'e imanının
verdiği keder kadar ağır, karmaşık
ve bazen düşlerimde bana yüzümü, ellerimi
kurtlanmış yaralar içinde gösteren
bazen de Cabridge'deki felsefe derslerimde beni,
bir filozoftan çok, bir peygamber gibi konuşturan
sorular taşıdım her zaman yüreğimde.

Bu soruların yolu, döne dolaşa, her zaman
gelip şu sereba dayanıyordu:
Bir gün bu acılı inançsızlığın bağrından
bir tanrı filizlenip de çıkar mı?


694.3

En büyük yaralarını gizlemek için
sanatta, düşüncede en küçük çiziklerden,
en ufak falsolardan uzak durmak
ya da öyle görünmek konusunda
melekleri geride bırakacak bir titizlik,
incelik sergileyebiliyor insan.

Ama incelte incelte, sonunda, kabuğunu
içindekileri gösterecek duruma
getirmiş olabileceğini unutuyor.

yahut unutmuyor da, böyle bir durumun
gelecek kuşakların damağında bırakacağı
efsane tadından ötürü
gizli bir gurur duyuyor;
gizli ve oyuna hile katan
bir kumarbazınki kadar şeytanca...


694.4

Dürüstlük sanatındaki yeteneğim,
çağdaşlarımın gözünde beni
neredeyse mesih konumuna yükseltecek.

Gerçekte olan şu, dürüstlük taçlandırılınca,
en basit, en sıradan düşünceler bile
bir tür vahiy etkisi yaratıyor.

Bu büyüyü bozmam gerektiğini biliyorum,
ama bozmak istiyor muyum,
bundan kuşkuluyum.

Çünkü fantezi de olsa, şakirtlerimin eliyle sunulan
bir 'gökçe krallık' fikri, ölümü de, hayat gibi,
bir keder, bir gerçek olmaktan çıkarıp

bir oyun, bir sanat,
bir rüyanın mümkün yorumlarından sadece biri
haline dönüştürüyor.



694. 5

yok sayıcılık, bilimi ve mantığı
kendi tarafında gördüğü her zaman,
kabadayılık taslayan korkak birinin
gülünç kahramanlığını yansıtıyor.


694 . 6

uyanıkken insanların hepsi aynı dünyada yaşarlar,
ama uykuda herkesin ayrı bir dünyası vardır
diyor efesli büyük herakles.

felsefenin uzayında, sözcüklerin, fikirlerin,
kavramların ve onları, alacakaranlıkları içinde
seçilebilir kılan yıldızların, güneşlerin
ve öteki gök cisimlerinin, buz içindeki hareketsiz
ışıldayıp durdukları insansız alemlerde
sanırım hiç değilse, benim gibi elli yaşını aşmış
içindeki derinlerden ya kaçan,
ya da oralardan kovulmuş bulunan yalnız biri,
yalnızlıktan kuruyup gitmek üzere olan biri,
onun elinden eteğinden tutup çekiştiren
ve gerçekliğe, gerçek dünyaya alıp götüren
mesela bir oğlu, bir dölü olsun isterdi.

gözbebeklerinin aynasında ona,
aynaların başkalarına ve başka koşullarda
asla göstermeyecekleri kadar uzak,
çok uzak derinliklerde
insana kendi çocukluğunu gösteren
ve bakışlarındaki parıltıyada da babasına,
soyunun devam edeceğini ima eden
Davud oğlu süleyman gibi,
dili ezgilerle, kederlerle,
bilgeliklerle incelmiş bir oğul…


694.7

Aslında o kadar kötüyüm,
o kadar çirkin şeyler yaptım
ve çirkin şeyler yaşadım ki,
Tanrıya inanmak zorundayım!

Ya da onun öldüğüne ve bıraktığı mirasın
sefih, kibirli, gösteriş düşkünü oğulları
(yahut çömezleri)
tarafından çarçur edildiğinden
artık haberdar olamayacağına...

Böyle bir gereksinim içinde yaşamak, bu gidişle,
erdemli, dinibütün insanlarınkinden daha sek,
daha mistik bir dindarlık duygusu,
daha ışıltılı bir erinç
kazandıracağa benziyor bana.


694.8

Delirmemek için felsefe yaptığımı
düşünebilir miyim?

yahut içimdeki babilin
uğultusunu bastırmak için?

yahut unutturmak için kendime,
içimdeki babilde de,

dışımdaki babilde de
çoktan kaybolup gittiğimi?


694. 9

Gençliğimde Tolstoy'un o babasız-oğulsuz incili,
daracık ve sapa da olsa,
önümde bir yol olduğu umudunu vermişti bana;

ama yaşım ilerledikçe,
keşişlerin, müjiklerin ve şairlerin
çiğnediği o sarp keçi yolunun da
benim içimden geçmediği
ve felsefenin tepesine,
ayartıcı dil-oyunlarının,
gösterişli meteforların yardımıyla
kurduğum manastır eteklerinden
bir hortum gibi kıvrılıp göğe tırmanmış olduğu
ve arkasında da bir iz bırakmadığı ortaya çıktı.


694.10

Her sabah aynaya bakıp şunu haykırmalıyım:
"Şehvet düşkünü, zayıf, edepsiz,
ilkel bir yaratık var senin içinde,
kendi atığında debelenen bir canavar!
Bir meyve kurdu!

Ve işin kötüsü, senden daha zeki;
çünkü, senin aklını ve yeteneklerini
-seni, postunda gizlendiği bir aziz,
bir yalvaç olarak göstermeye yetecek kadar-
maharetle yönetmesini biliyor.


694.11

Bencilliğimi, kendime kene gibi yapışmamı,
kendime tapınmamı...
kısacası, içimdeki yılanı
orada bulunduğu yerde
saklamak zorundayım.

bunu şimdilik yapabiliyorum.
Ama onu kendimden ayırt edemeyecek kadar
bunayacağım günler gelip çatınca,
ne yapabilirim; bunu kesitremiyorum.

Klarnetim ve oynayan yılanımla
gezici bir tiyatro trampına katılırım belki
ya da sirk kumpanyasına.


694.12

Cehenneme götüren yolun iki yanında
bağların, bahçelerin, kıyısından geçerken,
insanlara, cennetin yolunun
benim hayatımın içinden
geçmediğini nasıl anlatabilirim?

Diskurlarımda İsa'yı hortlatıp
metafiziğin sisleri arasında
sembolik mantık konuşarak mı?

Bunu her yapmaya kalkışımda,
havarilerimin en zekilerinin gözlerinde bile,
düş kırıklığı yerine, parıldadığını gördüğüm
o aptalca hayranlık önce gurur veriyor bana,

ama sonra günlerce, günlerce
kendimden tiksinti içinde
yaşatıyor beni.


694.13

Bir şair olabilirdim;
çünkü nereye gidersem gideyim
tepemde dolaşmasını istediğim
ipsiz bir uçurtma icat etmekti,
çocukluğumdan beri, en derinlerdeki emelim.

Ama ancak felsefenin
Prens Mişkin'i olabildim.

Çünkü, bu ipte oynayan düzmece kralların
omuzlarında dolaşan şeytanları görmeye
ve göstermeye yetecek kadar saf olmasını,
saf görünmesini becerebilsem de,
kendi şeytanlarımı kovmak için,
zekayı bir kenara bırakıp
melekleri yardıma çağırmayı
kendime yakıştıramayacak kadar
kibirliydim.

şu da söylenebilir:
dehamın, hem şeytanları cehennemin
kapısına kadar kovalamaya,
hem de onları kendime hayran bırakmaya
yeteceği inancı aldattı beni.


694.14

bir şair, kendisini felsefenin içine kıstıracak
büyük bir hata yapabilir ve onun bu hatası
uzayın derinliklerinde yeni bir galaksi,
yepyeni bir yıldız ailesi,
bir kozmosu yaratacak kadar büyük
bir patlamayla sonuçlanabilir.

ama bir felsefeci, felsefenin içinden biri
tek başına asla bu cesamette yaratıcı
bir hata işleyemez.

onun eli işe fazla yatkındır, çünkü.
ne yetiştiği tezgah bunu kaldırır,
ne de onun kullandığı aletler
bunu yapmasına olanak verir.

ayrıca, marangozlar birbirlerini tartarken,
tuhaftır, her şeyden önce, döktükleri yongaların
birbirine eşit, birbirine benzer
ve ağacın suyu yönünde
çıkarılıp çıkarılmadığına
bakmayı adet edinmişlerdir, nedense.


694.15

bu son yıllarda kendimi
kendimi bir kaya kütlesi gibi yonttum, yonttum...
başlangıçta, yüzünü elleriyle örtüp
dizlerinin üstüne kapanaraktan,
sessiz sessiz ağlayan, yakaran
bir aziz çıkacağa benziyordu,
bir kayanın bağrından.

ama sona yaklaştıkça, içerde,
karanlığını -matematiksel mantık
şaşmazlığıyla yönetilen-
bir yeraltı krallığına dönüştürmek isteyen
hayalci bir solucanın yuvarlandığı ortaya çıktı;

krallığının adını da Tractatus
Logico Phlosophicus koyan
kör bir solucan.


694.16

Tanrının en ilham verici eseri, kuşkusuz, insan;
Sophoklesin dediği gibi,
tuhaf, ihtişamlı ve keder verici…

Ama aynı zamanda, aptal ve müptezel!
çünkü, her seferinde dönüp arkasına bakar
ve ruhunun atıklarına da,
bedenin atıklarına da
şöyle bir göz atmaktan
gizli bir keyif duyar.

İşte Sigmund Freud!
O da kendi tarzında
benim yaptığımı yapıyor:
yerin altında kendisine
Hasidik bir krallık kurmak için,
barsak solucanlarını psikanalizleyip,
lağım faerlerine, hamlet gibi imalı,
kinayeli cıvıldamasını
öğretmeye çalışıyor.

Yani, tutkusunu ve dehasını
bir çift kanat olarak değil, fakat,
o da benim gibi,
cehennemin dibini bulmak için
kazma ve kürek kullanıyor.


694. 17

kendi cangılımıda, kendi kusursuzluk, dürüstlük
ve erdem saplantılarımın önünden kaçan
bir av hayvanıyım ben;

eti yenmeyen, ama derisinden kürk,
dişlerinden takı, boynuzlarından da
borazan yapılan.

ve karnı, felsefenin tapınak kahinleri,
edebiyatın panayır yalvaçları eliyle
açılıp, bağırsak falına bakılan…


694. 18

Tanrının hem ulrichle, olgayla, ludwigle,
yani herkesle ayrı ayrı yaşadığı
küçük küçük hayatları,
hayatçıkları
var gibi geliyor bana,
hem de hepimizin üstünde,
tek başına,
mutlak bir yalnızlık içinde yaşadığı
uçsuz bucaksız ve içine girilemez
paylaşılamaz, çalınamaz,
ihlal edilemez
bir sanatçı hayatı…

Ve Tanrı, mantığı ve felsefeyi,
yani aklı ve illiyeti
-küçük hayatlarımız, burada,
tenin krallığında içleri daralınca,
Onun melekler katarıyla
yerden havalanmasınlar diye olacak-
bizim için tam yeterli olandan
belki biraz ağır ve ciddi,
gerekli olandan biraz büyük
ve havaleli;

ama müziği, şiiri ve matematiği,
buna bağlı olarak, sezgiyi ve hayal gücünü
-yere göğe sığmayangünahlarımızı
Onun büyük hayatına,
sonsuz merhametine
sığdırabilelim diye, sanıyorum-
namütenahi olandan belki biraz küçük,
biraz hafif, biraz hoppa ve cesur,
biraz da köpük gibi sönümlü
yaratmışa benziyor.

Tuhaf, ihtişamlı ve keder verici olan
-ki trajik diyoruz ona-
işte bu, bir yanımızın
tam yeterli olandan biraz büyük ve ağır
bir yanımızın da,
kusursuz ve ebedi olandan
biraz küçük ve hafif tutulmuş
olmasından ileri geliyor, bence.

Bunun içindir ki, mantığı matematiğe,
felsefeyi de şiire dönüştürme çabası
gençliğimde bana bir oyun zevki,
bir arınma coşkusu yaşatmış olsa bile,
şimdi artık bu mümkün gözükmüyor bana.

Vaktiyle taşlardan sessizliğin,
yıldızlardan da yalnızlığın dilini
öğrenmeliydim belki;
bu fırsatı kaçırdım;
artık bunu yapamayacak kadar yaşlı,
huysuz ve tamamlanmış
buluyorum kendimi.


694. 19

Aslında, Nuhun oğlu gibi, işi ağırdan aldım;
hedonizmin, suçluluk duygusunun,
kendine eziyetin verdiği sarhoşluklara
kaptırdım kendimi;
sular çeneme yükselmeden
düşüncenin mülkünde tırmanılacak bir dağ
bulacağım umuduyla avundum
ve gemiye yetişemedim.

Ama gelecekte benim incilimi yazacak olanlar,
benim, ergenlerin mahrem rüyalarını andıran
yakıcı, esritici, naif aforizmalarımda
düşüncenin şehvetini keşfeden
cambridgeli dostlarıma,
çömezlerime, oda arkadaşlarıma
mesihçe düşkünlüğüm olarak
söz edeceklerdir, bütün bunlardan.


694. 20

Tanrı, Felsefi Soruşturmalarıma, Değinmelerime,
şifreli notlarıma, vesaire, şöyle bir göz atıp da
onları eliyle bir kenara ittikten sonra,
dönüp bana şunu söyleyecektir:

Gel, seni kendi gözlerinde yargılayalım, Ludy!
Başkalarında gördüğünde seni tiksindiren ürperten,
mideni bulandıran fiilerden
başlayalım işe!*



Cahit Koytak


*İtalik yazıların dayandığı orijinal ifade:
Tanrı bana şöyle diyebilir: Seni kendi ağzınla yargılıyorum, senin kendi eylemlerin, başkalarını onları yaparken gördüğünde seni tiksindiren, titreten eylemlerdi."


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

AŞIRI DÜŞÜNMEK

Aşırı düşünme (overthinking) günümüzde çoğumuzun muzdarip olduğu, bizi adeta bir bataklık gibi içine çeken, enerjimizi tüketen ve içsel huzurumuzu bozan, işlevsel olmayan bir eylemdir. Araştırmalarında özellikle kadınların aşırı düşünmeye erkeklerden daha yatkın olduğunu bulan Susan Nolen-Hoeksema “Aşırı Düşünen Kadınlar” adlı kitabında, yıllarca yaptığı bu araştırmalara dayanarak kadınlar özelinde bu eylemi derinlemesine incelemekte ve çözüm yolları sunmaktadır.  1.BÖLÜM: BİR SALGINA DÖNÜŞEN AŞIRI DÜŞÜNME EYLEMİ Aşırı düşünme çoğu zaman bize bir fayda sağlamayan, aksine olumsuz duygu ve düşüncelerin altında ezildiğimiz bir haldir. Bu düşünüp durma hali, problem çözme becerimizi ve motivasyonumuzu olumsuz etkilediği gibi ilişkilerimizin ve ruhsal sağlığımızın bozulmasında da rol oynar. Nitekim kadınların depresyon ve kaygı gibi problemleri yaşama olasılığı erkeklere göre iki kat fazladır ve aşırı düşünme eğiliminin bu durumun nedenlerinden biri olarak gösterilmesi mümkündür. Yaza...

Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası

Sahife-i Seccâdiye'den' Yirminci Dua Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. İmanımı, imanın en olgun derecelerine ulaştır. Yakinimi, yakinin en faziletli mertebelerine eriştir. Niyetimi, niyetlerin en iyisine; amelimi, amellerin en güzeline yükselt. Allahım! Lütfunla niyetimi kâmil ve halis eyle. Kesin inancımı sabit kıl, kudretinle benden sadır olan kötülükleri islah eyle. Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. Gönlümün meşgul olmasına neden olan önemli işlerime sen kâfi ol. Beni, yarın sorguya çekeceğin işlerle vazifelendir. Zamanımı, beni yapmam için yarattığın şeylerle geçirmemi sağla. Beni senden başkasına muhtaç eyleme. Bana rızkını genişlet. Beni zenginlerin malına mülküne, makamına ve haşmetine özlemle bakanlardan eyleme. Beni aziz eyle. Beni kibre giriftar eyleme. Kendi kulluğunda bana boyun eğdir. İbadetimi kendini beğenmişlik yüzünden heder eyleme. Benim elimle insanları hayra yönelt. Salih ameller...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi

sana her geldiğimde ölüm hissiyle kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi geri veriyorsun hayata beni saçlarımdan ve gözlerimden öperek ayrılığın oğulusun sen ağacın toprakta gördüğüsün seni ben ufalayamam sen ben dağıtamam ben sana hiç kıyamam seni toprak çürütsün ağacın toprakta gördüğüysem bilirim dal ile toprak arasını da Mehmet Can Doğan