Ana içeriğe atla

Yeni Yıl Dansı

“eskiyen yılın son şiiri:
yeni yıl dansı!”



- temel adımlar ve dans -
“insan aşılması gereken bir şeydir.
onu aşmak için ne yaptınız? ¹”

- I -

homur homur Homeros
kanatlı müziği ile başlar içimizde
ve pırıltılı sözcükleri toplar gecemizi

(bir iki üç —)
(serçe yüreğindeki atışı duyuyor musun)
(beş altı yedi —)
(ya gözlerimizdeki iklimin değiştiğini)

“biz bu dünyaya hayal kurmaya geldik ²”
Guantanamera,

kerpiç evlerde dinledik soba ateşini
söyledik türküsünü tutmayan kirecin

ve gördük gözlerdeki ışık
sesten daha hızlı değiyor kalbe

bırak bir kenara şimdi cümlesini
yalnızlığın
yarası kanamayanın dansı mı olurmuş
yaslan omzuma
kanatlan…

asgari gündüz ve gece
asgari düş ve gerçek
16 yaşından küçük işçileriyiz
biz bu dünyanın

ve Dikmen’de balkon ağı satıyor
dili ağu dolu biri:
“balkonda kuşlara son!”


- II -

bir türkünün süzülüşü hiçbir şeye benzemez
durup dururken derin çizer yüzümüzü jilet
bilirkişi bilmez olur
içimizdeki boşluk büyür

“bir derdim var bin dermana değişmem ³”

(bir iki üç —)
(saçlarındaki güneş fırtınalarını duyuyorum)
(beş altı yedi —)
(ve öpüyorum kirpiklerinde büyüyen nemi)

eriyik sözcükler damarlarımda
boynunun acıması yok senin

olsa olsa sokak çocuklarının işidir bu
gökkuşağı
sevgiliye sunulan bir demet
dürüst başak


- III-

biz bu dünyaya hayal kurmaya geldik
Guantanamera,

bu yüzden kızmam istilacı şiirbazlara
alnı dikişsiz bir müzik avuçlarında
henüz yeşermiş bir yaprağın uykulu uğultusu


- IV -

bu susuş
çıldırışı tırnağın
bu çıt kırıldım kuşku
uçurum boyu güvercin

içimdeki su göçüne
ağlamaksız bir ad arıyorum
rüzgarın soğuk sesi ısırıyor düşünceyi

gülmek güzeldir Guantanamera,
insan dayanıklıysa…


- V -

kocaman ellerinde binbir bakış
ki dağlar yufka yürekli
titreyen dizlerinin üzerinde
ovalar çetindir burada

çiçek ki anne
durmadan kırılır sahte bala
yeryüzü ve gökyüzü aşka gelmese
aşk onlara gider miydi Guantanamera

- VI -

(bir iki üç —)
(topuklarını nokta nokta bas gelin 4 )
(beş altı yedi —)
(göğsünün narinliği senin,
yaklaştıkça yüzünde girdaplaşan kiraz kokusu)

düşüp düşüp kalkmaya
adamlar boyu
adımlar boyu küllence:
__ buradan gidiliyor tehlikeye…

hemencecik bir bilge
mal beyanımızda birkaç zelzele
gerisi hikaye

- VII -

yavrucuğum, sapana gerilmiş bir düşün kesinliğisin sen
anne karnında büyüyor keskinliği
gülüşlerinle beslenen dere kenarlarında
şiirin ve insanın su almadığı
yeni bir şehir kuruluyor

Ahmet ki tuvaline çocuk cıvıltıları dolduruyor
annesinin tülbentinde oyaları dinledikçe
gözlerinin rengi değişiyor Aysel’in ve kalabalık
harfsizlik çöktükçe geceye
büyüyor bir buzdağı, Necmi’nin ıslığı bu

hemencecik dedimse
sözcükler örtülüyor üstümüze
döşekler bit yeniği
gökyüzü tuz içinde
öykücüler üzülmesin yenilgimize…

- VIII -

ahh, Guantanamera!
ışığın dansında uzuyor düşlerimiz
ki ellerimize bulaşan bu iç sızıntısı
kelebeklerin olmalı
herkes mi sustuğun gibi
ahh, Tamara!5

ateşi kim kaybetmiş ki
buldu insan
Amerika’nın keşfiydi demek bir zamanlar

uyudu uyanmadı
acılar sarnıcını taşıran
duygularından

ey, durmaksızın başı dönen dünya!
kalp söküklerini eğirmek
ne demek...


- IX -

kırılmak: bir dala düşen gölge
açık yaralarına kapalı bir ülke

beklemek: ağzının kenarında kırılmış iki güleç sözcük
ırmağın göğsünde cam parçalarıyla gezinmesi

yıkılmak: sessizce bekleyen çığı kendine getiren
tazelenmesi ürkek kıvılcımın


- X -

“shine”

tanışana kadar vardır
sardunyasız dünya
güzelsiz, güvercinsiz

oysa her buluş yüksek hızlı bir hüsran
bakışsız hava sahası
hayat ve oyun
sen saklan
ben bulurum
körebe
kız kaçıran
özlenir elbet oyunbozan

“haydi kalk birlikte düşmüşüz gibi 6”

“güneşi, gece de görecek daha iyi bir yer düşünüyorum.7”

Serkan Yıldırım


¹ Nietzsche –böyle buyurdu Zerdüşt – say yay.
² Oktay Taftalı– bir uzun mektup – cadde yay.
³ Şah Hatayi– Azerbaycan
4Sadık Ergun- suya gider allı gelin
5Van-Akdamar Adası’na isim verdiğine inanılan efsane
6Veysel Çolak– amacımız aşk – hayal yay.
7Tuğrul Ediz– öyleyse benimle gel – etki / dize yay.





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

AŞIRI DÜŞÜNMEK

Aşırı düşünme (overthinking) günümüzde çoğumuzun muzdarip olduğu, bizi adeta bir bataklık gibi içine çeken, enerjimizi tüketen ve içsel huzurumuzu bozan, işlevsel olmayan bir eylemdir. Araştırmalarında özellikle kadınların aşırı düşünmeye erkeklerden daha yatkın olduğunu bulan Susan Nolen-Hoeksema “Aşırı Düşünen Kadınlar” adlı kitabında, yıllarca yaptığı bu araştırmalara dayanarak kadınlar özelinde bu eylemi derinlemesine incelemekte ve çözüm yolları sunmaktadır.  1.BÖLÜM: BİR SALGINA DÖNÜŞEN AŞIRI DÜŞÜNME EYLEMİ Aşırı düşünme çoğu zaman bize bir fayda sağlamayan, aksine olumsuz duygu ve düşüncelerin altında ezildiğimiz bir haldir. Bu düşünüp durma hali, problem çözme becerimizi ve motivasyonumuzu olumsuz etkilediği gibi ilişkilerimizin ve ruhsal sağlığımızın bozulmasında da rol oynar. Nitekim kadınların depresyon ve kaygı gibi problemleri yaşama olasılığı erkeklere göre iki kat fazladır ve aşırı düşünme eğiliminin bu durumun nedenlerinden biri olarak gösterilmesi mümkündür. Yaza...

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi

sana her geldiğimde ölüm hissiyle kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi geri veriyorsun hayata beni saçlarımdan ve gözlerimden öperek ayrılığın oğulusun sen ağacın toprakta gördüğüsün seni ben ufalayamam sen ben dağıtamam ben sana hiç kıyamam seni toprak çürütsün ağacın toprakta gördüğüysem bilirim dal ile toprak arasını da Mehmet Can Doğan