Ana içeriğe atla

Esedullah Galib Divanı’ndan Seçmeler

Benimle ilişkini kesmeyesin sakın
Hiç ilgin yoksa bile varsın husumet olsun.

Kim o sabır ve dayanma iddiasında olan?
Aşk için sabır, sükun, metanet lafları nedir?(21)

Ya Rab! O beni ne anlayabildi, ne anlayabilecek
Bana başka bir lisan vermezsen ona başka bir kalp ver.

Ne kadar tatlı dillisin ki rakip
O kadar küfretmenden bile alınmadı. (26)

Allah’ın huzuruna getirdiğim hediye, utancımdır.
Yüzlerce farklı günah kanına bulanmış bağlılığımdır. (24)

Her gönülde Rabbim yerin, sen benden razı gelirsen
Bilirim ki bütün dünya bana lütufta bulunacaktır. (25)

Umursamazlığı benimsemekte maksadın ne?
Ey nazlı daha ne kadar diyeceksin, ‘Derdin nedir?’

Korkun ne? Sorumlusu benim buraya bak
Bakışının öldürdükleri için kan pahası nedir?

Ölüyorum sesine, varsın başımın kesilmesi söz konusu olsun
Ama cellada hep desin ki; ‘ bir daha vurun başını, bir daha’. (62)

Ey rahatlık kenara çekil! Ey intizam git başımdan!
Çılgın gözyaşı selimle evin her şeyi yıkacaktır bugün.(54)

Aşığın öldüğün yerin metrelerce çevresinde kına bitmekte
Bu ne yüce sevgili ayağını öpme hasretiyle ölmektir. (39)

Yüzlerce kez aşk bağından kurtulduğumuz oldu
Ama ne yaparsın gönül özgürlük düşmanıdır. (33)

Kıskançlığım onun salınarak yürümesine dayanamaz
Yüzümdeki her damla teri onu seyreden hayran göz sandım (34)

Niye yanmadım yarin yüzündeki yakıcılığı görüp?
Şimdi yanıyorum seyretmedeki dermanımı görüp.

Beni katletmeye geliyor nihayet, ama ben
Kıvılcımdan öldüm, yarin elindeki kılıcı görüp

Eyvah! Yar cefa çektirmekten elini çekti
Benim cefa çekmekten zevk aldığımı görüp

Ayaklarımdaki su dolu şişlerden tasa ederken
Mutlu oldum yolu dikenlerle kaplı görüp.(60)

Ey gönül ölmek için başka çare bir çare düşün
Sende katilin şanına yakışır hal kalmadı.(41)

Kapanıverdi gözlerim Galib, açılır açılmaz
Dostlar yari yanıma getirmişler, ama ne zaman. (52)

Pervane hasretinin derdi seni yedi bitirdi, ey şule!
Titremenden belli, meşalen güçsüzleşmiş halde. (75)

Benim yürek yaramı över, ne büyük yaradır bu diye,
Yarama basmak için beni çağırır her nerde görse tuz. (77)

Vefalı olduğu yanılgısına ölümüne balıdır gülün
Gül, bu alışverişe gülmektedir bülbülün. (80)

Beni yaban ellerinde öldürdü, memleketten uzakta,
Allah’ım kurtardı beni kimsesizlik utancından.

O kıvrımlı zülüfler idam ilmeğidir. Ey Allah’ım!
Benim özgürlük iddiamı kurtar utancımdan. (83)

Derin uykudaki talihimden biraz borç uyku alsam
Ama korkum şudur ki Galib, geri nasıl öderim. (84)

Yaralarımı diktirdim diye beni yererler.
Sanırlar mı ki lezzet yoktur yaraların sızlamasında.

Öyle naz baharı bir sevgili için ölmüşüm ki
Kabrimde toprak yoktur gül cilvelerinden başka. (87)

Nazlıyı methetme işini bir türlü yapıp bitiremedim
Eğer bir tek edası olsaydı onu kaderim bilirdim.

Ben ve yürek dağlayan yüzlerce figanım
Sen ise bir tekini bile duymazsın ne diyebilirim?

Zalim! Sana sair düşüncemden dolayı utandır beni
Allah göstermesin, ben sana nasıl vefasız diyebilirim?(88)

Her sözcüklerle teşekkür edeyim onun özel ilgisine
Halimi hatırımı sordu, ama sözle değil.

Soruyor ki ‘senin kaderinde ne yazılmış acaba?’
Sanki alnımda o puta ettim secdelerin izleri yok. (91)

Çöl gezginlerine hiçbir engel önlem değil
Ayağımdaki bir alışkanlıktır, zincir değil.

Acı çekme hasreti içimde kalacak
Vefa yolu kılıç keskinliğinden geri değil.(92)

Gözümün içinde gözbebeği olduğunu sanmayın,
Gözün kalbindeki siyahlıkta ahlar toplanmıştır. (93)

Ah ve figanıma kanıt ararsan yürek yaramda ara
Zira hırsızı yakalamak için ayak izlerine bakarlar.(96)

Onu bekleyip uyumayayım ömür boyu diye
Geleceğine dair söz verdi gece rüyamda.

Ben ve vuslat hazzı! Allah’ın inayeti bu
Canımı sunmayı unuttum ona ben o şaşkınlıkla

Binlerce cilveleşmesinden ala, bir göz kaçırması
Süslenmesinden çekici, yüzünü dökmesi kızgınlıkla.

Feryat onun kalbinde çöp kadar yer etmez,
Ki o feryat güneşte kocaman delik açmakta. (97)

Kıskançlık bırakmaz ki senin adını söyleyeyim,
Herkese soruyorum ‘nereye gideyim ben?’

Al işte! Diyor ki; ‘Neyi var, malsız mülksüz bu adam’
Bilseydim evimi barkımı yoluna feda eder miydim ben?(99)

Ey zulüm mucidi! Figan ince bir talepten başka şey değil
Cefa isteyişimdir, yoksa cefadan şikayet edişim değil.

Geri değil viranelikte o da, ama enginliği malum
Çölde öyle rahatım ki evim aklımda değil.

Cıvıl cıvıl oluşuyla cennet senin sokağından geri değil
Görüntü aynı, ama orası bu kadar kalabalık değil.(101)

Yabancının şirin dili onun üzerinde etkili oldu,
Ben dilsizin, ona aşık olduğunun farkında değil.(103)

Sarığına işlenmiş mücevherlere ne diye bakayım,
Ben inci ve pırlantanın yüksek bahtına bakarım.(106)

Yazık ki kapında sürekli kalıcı değilim ben
Böyle yaşama lanet ki eşiğinin taşı değilim ben.

Ayaklarını görme şerefinden neden mahrum gözlerim?
Rütbe bakımından ay ve yıldızlardan aşağı değilim ben.(110)

Gönül nasıl çalınır diye ona ne diye sorayım, gerek yok
Yaptı her bir işareti sanki der ki, bak işte böyle.

Dedim ki, sevgilim mahfil yabancılardan arınmalıdır
Bunu duyan o zalim beni dışarı attı dedi ‘işte böyle.’(116)

Aramızda aşk yoksa da varsın olmasın,
Düşmanlık olsun, ama bir ilişkimiz olsun.(119)

Nasıl bir çölde gezinme tutkusudur ki öldükten sonra
Kendiliğinden kıpırdar kefenin içinde ayaklarım.(121)

Sevgili kalp çarpıntısına tutulmuş, ben utanç içindeyim
Sakın bu benim ah ve figanlarımın etkisinden olmasın. (122)

Yarin örtüsü içinde bir tel kabarmış durmakta
Ölürüm kıskançlıktan, sakın birisinin bakışı olmasın?(124)

Mektubunla teselli bulurum düşüncesi yanlış değildir
Görme isteklisi gözler bununla yetinmese ben ne ederim?(125)

Dert hanemin kapısını, bacasını bitkiler sardı
Baharı böyle olan yerin hazanını hiç sorma.(129)

Keşke feryat etmeseydim. Nerden bilirdim ey dost
İçimde derdi artırmaktan başka işe yaramadı o da.(132)

Bir daha bana, ‘sen benim hayatımsın’ deme
Bugünlerde hayatın kendisinden bezginim.(143)

Ben vefadan asla vazgeçmeyeceğim
Aşk olmasa da varsın yerine musibet olsun.(148)

Yarin göndereceği haberin mutluluğundan geçti Esed
Ulağı kıskanmaktadır, soru cevap sohbetinden dolayı.(152)

Kısmetime bak ki, kendi kendime gıpta ederim
Onu seyredeyim, edemem kendimi kıskandığımdan.

Tutku her an ah ve figan etme arzusunda
Yürek ise korkmaktadır nefes almaktan. (153)

Parçalandı bağrım, ne güzel! Artık özgürlük
Yürek yaralarımı saklama zahmeti bitti.

Ayak izlerinin çekiciliğindeki güzelliğe bak
Yarin süzülerek yürümesi ne büyük zarafetti.

Geçmiş gelecek ayrımı silindi birden
Dün sen gittin ya, benim için o gün kıyametti. (158)

Teskin için sızlanmam, sevgiliye kavuşayım yeter.
Cennet hurilerine senin yüzünü göstereyim yeter.

Beni katlettikten sonra kendi sokağına defnetme sakın
Ziyaret bahanesiyle halk senin evini öğrenecektir.

Sana da ben göstereyim Mecnun’un neler yaptığını
İçimi yakan gizli dertlerden eğer fırsat bulursam.

Ey sevgilinin sokağında ikamet edenler! İyi bakın,
Oralarda bir yerde perişan Galib’e rastlarsanız.(159)

Ey zalim! Şikayet etme izni ver bana
Böylece sen de çektirdiğin acıdan zevk alasın. (163)

Onun ziyaretiyle yüzüme renk geldi
O da sanıyor ki hastanın hali iyidir. (164)

Şikayet imasında bile sevgili rahatsız olur
Bu lafı sakın deme, dersen o da şikayet olur. (167)

Bedenimin yandığı yerde kalbim de yanmıştır.
Şimdi külleri karıştırırsın! Aradığın şey nedir?

Damarlarda akıp dolaşmasına kanmam ben
Gözlerden damlamıyorsa eğer, kan nedir?(178)

Mektup yazacağım, gerçi yazacak yeni bir şey yok
Ben aşığıyım aslında defalarca adını yazmanın.

Gözlerim gönlümü nasıl tuzağa düşürdü
Onlar da halkaları mı yoksa senin tuzağının?(180)

O rüyama girip ıstırabımı hafifletebilir ama
İçimdeki yangın uyumama fırsat vermiyor.(193)

Öldürme anında ona bakma arzum yarım kalacak,
Ey kem talih! O katilin hançerini keskin bileli olmasın.(200)

Kendimi toplamama izin ver ey ümitsizlik, bu ne bela!
Böyle giderse sevgili hayali bile kopup gidecek benden

İtiraf etmeliyim ki ben de seyredenlerden biriyim ama
Onun seyredilmesine seyirci kalmam nasıl beklenir benden. (205)

İlgisizlikten şikayet etmeye gittim yanına
Tek bir bakışlık ilgiyle toprak oldum.(210)

Katilim kavga eder haşir günü, niye kalktın diye
Belli ki duymamış sesini Sur’un. (231)


Mirza Asadullah Han Galib
Urdu Dilinin Türk Asıllı Dahi Şairi Yazan: Celal Soydan
Kaynak: intifada61

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

AŞIRI DÜŞÜNMEK

Aşırı düşünme (overthinking) günümüzde çoğumuzun muzdarip olduğu, bizi adeta bir bataklık gibi içine çeken, enerjimizi tüketen ve içsel huzurumuzu bozan, işlevsel olmayan bir eylemdir. Araştırmalarında özellikle kadınların aşırı düşünmeye erkeklerden daha yatkın olduğunu bulan Susan Nolen-Hoeksema “Aşırı Düşünen Kadınlar” adlı kitabında, yıllarca yaptığı bu araştırmalara dayanarak kadınlar özelinde bu eylemi derinlemesine incelemekte ve çözüm yolları sunmaktadır.  1.BÖLÜM: BİR SALGINA DÖNÜŞEN AŞIRI DÜŞÜNME EYLEMİ Aşırı düşünme çoğu zaman bize bir fayda sağlamayan, aksine olumsuz duygu ve düşüncelerin altında ezildiğimiz bir haldir. Bu düşünüp durma hali, problem çözme becerimizi ve motivasyonumuzu olumsuz etkilediği gibi ilişkilerimizin ve ruhsal sağlığımızın bozulmasında da rol oynar. Nitekim kadınların depresyon ve kaygı gibi problemleri yaşama olasılığı erkeklere göre iki kat fazladır ve aşırı düşünme eğiliminin bu durumun nedenlerinden biri olarak gösterilmesi mümkündür. Yaza...

Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası

Sahife-i Seccâdiye'den' Yirminci Dua Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. İmanımı, imanın en olgun derecelerine ulaştır. Yakinimi, yakinin en faziletli mertebelerine eriştir. Niyetimi, niyetlerin en iyisine; amelimi, amellerin en güzeline yükselt. Allahım! Lütfunla niyetimi kâmil ve halis eyle. Kesin inancımı sabit kıl, kudretinle benden sadır olan kötülükleri islah eyle. Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. Gönlümün meşgul olmasına neden olan önemli işlerime sen kâfi ol. Beni, yarın sorguya çekeceğin işlerle vazifelendir. Zamanımı, beni yapmam için yarattığın şeylerle geçirmemi sağla. Beni senden başkasına muhtaç eyleme. Bana rızkını genişlet. Beni zenginlerin malına mülküne, makamına ve haşmetine özlemle bakanlardan eyleme. Beni aziz eyle. Beni kibre giriftar eyleme. Kendi kulluğunda bana boyun eğdir. İbadetimi kendini beğenmişlik yüzünden heder eyleme. Benim elimle insanları hayra yönelt. Salih ameller...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi

sana her geldiğimde ölüm hissiyle kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi geri veriyorsun hayata beni saçlarımdan ve gözlerimden öperek ayrılığın oğulusun sen ağacın toprakta gördüğüsün seni ben ufalayamam sen ben dağıtamam ben sana hiç kıyamam seni toprak çürütsün ağacın toprakta gördüğüysem bilirim dal ile toprak arasını da Mehmet Can Doğan