Ana içeriğe atla

Yaşamak / Cahit Zarifoğlu

İSTANBUL 1968. Neden diye sormayın hemen. -Onu ben kendi kendime de açıklayabilmiş değilim henüz.

Kişinin ihtiyaç duyunca aramasının binlerce çeşidi olmalı.

Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak, arayacağımız yer bellidir. Bakınırız ve onun işaretlerini tanımakta güçlük çekmeyiz. Az sonra karşımızdadır o, merhamet bile olsa. Hemen fiyatını sorar bazılarımız, ama bazılarımızca da hayat pazarlık etmeye değmez. Söylenen ücreti her zaman açık duran cüzdanlarından çıkarır, -bütün dikkatleri ellerindeki YENİ'nin üzerinde olduğu için-dalgınlıkla karşılarındakilere teslim ederler.

/ Kandırılanlar aldanmamaya çalışanlar olmalı. Bırakın ihtiyacınız olanı fazla kazanarak karşılasınlar-

Bir kravat alırken sevinin ve deyin ki "aradığımı biliyorum"

Bu ona erişmenizin garantisi değildir ama, sıkıntımızın kaynağını bilmemiz bakımından tahammülümüzü artırır. Ama o bir düşünce belirmemişse kötü şekilde kaynağın açığındayız. "Sıkıntımın nedenini bilmiyorum" demekteyiz.

Şu an da ne var?

Burada niçin'im.

Sıkıntı kollarımı göğsümde kavuşturmuş. Soluk alırken, genişleyip daralan kaburgalarım, zamanın boşuna ve nedensiz geçtiğini biliyor.

Bütün bir hafta nasıl geçmiş farkında değilim. Hatırlamaya, hayalimde yeniden yaşamaya değer ne var. Unutmayı arzu edecek bulanık, kötü bir saatim olsaydı bari.-

Anlamsız geçen bir hafta, ötekilerle birlikte içimde bir hava kabarcığı gibi dolanıyor. Ona nasıl hâkim olunacağını bilmiyorum. Onu rahatça dışarı atabilmem için herkes gibi benim de sırtımda, iki kürek kemiğinin ortasında bir aralık olmalıydı.

Kardeşim Bodler, o kabarcığı bir türlü dışarı atamadığı ve o, bütün vücudunu dolduracak kadar büyüdüğü için öyle olmadı mı?

Çoktandır yabancı bir cismin kalbime sürtünmekte olduğunu biliyorum.

Tecrübesiz olsaydım kalbimi seçmelerindeki düşmanlığı anlayamazdım.

-Ona acımadan söyliyelim: Hedeflerinde doğrudurlar. Farkında olmadan, kendimizi ordan oraya atarken, aslında kalbimizi kaçırmaya, hedeften çıkarmaya çalışıyoruz.

Buraya niçin geliyorum sanki.

Her seferinde aynı yorgunlukta ayağa kalktığım, ve ana yola giden önemsiz yokuşu denize inen dalgalara karşı koyar gibi çıktığım halde.

Şehre yürümek kolay mı?

Oturuyorum öylece.

Havanın, denizin, denizdeki hareketin, dizlerime sürtünerek koşan çocukların, sessizlikle önüme bırakılan çayın, motor gürültülerinin, ıssızlık içinde korku doğurarak kayan yelkenlilerin, sağ omuzumu ağırlaştırarak ufka inen güneşin, ve gelip giden insanların hayata doğru kımıldatamadıkları bir varlığım şimdi.

Yine de biri çıksa, nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim.

Kederli olduğum da söylenemez zaten. -Buna sebepte yok çünkü. Ne taze bir ölüye sahibim, ne felaket geçirenlerim var.

Dedim ya oturuyorum öylece. İyi ki etrafımda kalbimi tanıyanlar yok. Ağırlıksız duran bedenimi küçümsiyeceklerdi. Sonra da birbirlerine dürterek, ya da ilerdeki arkadaşlarına göz işareti vererek beni gösterecekler, “kalbini yok etmişin haline bakın, hınzır pek de pratik, belli etmiyor hiç” diyeceklerdi.

Ama iyi ki yoklar.

Yüzümü saklamayı düşünmeden durabiliyorum.

Fakat hayret önümde bir çocuk düştü.

Dizi kanadı. bunun bir başlangıç olacağını düşünmüyordum.

Bir çokları dönüp baktılar. Çocuk düşerken bağırdı galiba. Ya da aynı anda bir sandalye devrildi. Yan masalardan ufağı kaldırmak için doğrulanlar oldu. Ben bile kımıldadım.

Ama uzakta olmasına, dostları ile hararetli hararetli çene yapmasına rağmen anne yetişti ona. Hatta denebilirki sırtı dönüktü, hiçbirşey görmüyordu. ama yinde de o yetişti. Daha kaldırırken, o ancak bir saniyelik zamanda her noktasını gözden geçirdi. Bakışları diz'den geçerken kanı gördü, orayı tespit etti, çabucak başka yerlere atıldı. Yüzünü, ellerini, avuçlarını, başını endişeyle sımsıcak dolaştığını onu emniyete aldığını gördük. Sonra bir eli ile çenesinin altından tutup acı çekiyor mu diye gözlerine baktı.-Çoğu zaman çocuğun yüzünde aceleyle kıpırdayan, acının şiddeti ile hiç orantısı olmayan, daha çok mahiyeti bilinmeyen korkulara dayanan ifadeler ne çabuk, içten gelerek inanırlar. Ama o ifadeleri yumuşatmak, gözyaşlarını durdurmak ne kadar da kolaydır onlar için. Yaranın üzerine eğilerek, oradaki ızdırabı yukarılara gitmemesi için tehdit ederler.

Karşımdaki anne de sesini çocuğunkine benzeterek, iyice büzüp öne doğru uzattığı dudakları ile
-Uf mu oldu, diye söylendi.

Çocuk, kendi küçük hayatına yaklaşmaya çalışan bu kocaman varlığın aradaki mesafeyi kapayışındaki hünere hayran kaldı ve sustu. -Bu kez de o, başını anneninkine yaslayarak yaranın üzerine eğildi, acı kendi dizinde değil, bir oyuncak bebeğin, ya da acı çekmeyen bir eşyanın üzerindeymiş gibi, kayıtsız, anneyi taklit ederek dudaklarını büzdü.

-Uf uf oldu, dedi.

Anne parmağının ucuyla dize yapışıp kalan minik taş parçalarını düşürmekte, tozu silmekteydi. -Çocuk anneden, onun parmaklarından, yüzündeki ifadeden emindi. Acı bunların arkasında kalmıştı. -Fakat bir ara başını çevirdi çocuk, yöresindekilere baktı.

/ Böyle durumlarda, herkesin anneyle aynı oyunu oynaması gerekli.

Beceremeyenler başlarını çevirsin.-

O gözlüklü, siyah mantolu yaşlı kadın, çocuk tam düşerken yüzüne gelen, yaşlılığından ve şefkatinin büyüklüğünden dolayı orada derin izler bırakan korkulu endişeyi silkip atmayı ihmal etmişti. Onun için, onu oradan silmek büyük yorgunluğa malolabilirdi anlaşılan. -Çocuk gördü bu yüzdeki ifadeyi, kandırıldığını sezdi ama şimdilik anneye güveni daha fazlaydı, yine de şüpheyle ikinci bir yüz aradı. Yan masadaki amca, o kalbi boşalmış olan, anneyi anlamasına rağmen, ona katılma esnekliğini kaybetmiş, o, kalbi boş amca da kendilerini katı bir yüzle izlemekteydi. Sonra o başlarına gelip dikilmiş, biraz önceki oyunlarını ebediyyen unutmuş gibi durup, bakan çocuklar. Hele o sarı saçlısı, sert bakışlısı. -Evet, evet  çocuğun şüphesi yoktu artık, anne onu kandırmaktaydı. -Böyle olunca da acı, onu tutmuş olandan kurtuldu, süratle parmağın ucuna geldi ve oradan -toplu iğne başı gibi incelip sivrilerek- çıktı yeniden yaraya girdi. O zaman hızla ağlamaya başladı çocuk. Anneyse yarayı temizlerken ihtiyatsizlik ettiğini zannetti.-

Fakat acıyı başıboş bırakacak değildi.

-Bu mu yaptı sana, bu mu diyerek, şimdi de çocuğun düştüğü yeri dövmekteydi anne.

-Oh olsun sen nasıl kanatırsın nonoşumun ayağını, ha! söyle çabuk... Çocuk bir süre yere acır gibi baktı, fakat sonra da dizlerini bükmeden, beceriksizce eğilerek, avucunun içiyle toprağa vurmaya çalıştı.

Acı yeniden annenin eline geçmişti. -Ve bu kez daha htiyatlı davrandı. Çocuğu kaldırdı yerden, etrafındakileri görmemesi için avucuyla küçücük yüzü örterek, göğsüne bastırarak götürdü. Böyle oldu. Ve ben

Bunun bir başlangıç olacağını düşünmüyordum.

Biraz ilerdeki masada, sırtın bana dönük oturuyordun. O gözlüklü mütecessis nine ve orta yaşlı iki bayanla birlikte. Çocuk önümde düşmüştü ve herkesle birlikte sen de döndün. Henüz farketmemiştim seni. Bir çokları gibi herhalde dönmüş sende bakıyordun. Olay ikimizin ortasındaydı tam. -Çocuk ilk ağlamasını kesip yöresine bakışını kaldırınca, ve galiba yaşlı nineye bakıyordu, ben de onunla baktım ve gördüm. -Kadının yüzündeki ifade, çocuğa annesi tarafından kandırılmakta olduğunu, aslında acı'nın devam ettiğini ilham eden ifade sanıyorum tam anlamı ile yeni değildi. Eski senelerden kalma başka ifadelerle de karışmıştı.

Hiç beklemiyordum, birden kadın bana çevirdi bakışını. Tanrım ne büyük bir merak içindeydi bu bakış. Durmadan sormaktaydı. Hayattan ne beklediğimi sormaktaydı. Beni önce, mutlaka bir şey beklemek gerektiğine zorluyor, sonra da alay ediyordu. -Tanrıya inanıp inanmadığığımı sormaktaydı. Ölebilmek için her ihtiyacımı tamamlayıp tamamlamadığımı sormaktaydı. / Anlaşılan kendisi bu bakımdan bazı hatalar yapmıştı. Günü birlik yaşama içinde elde edilebilen sayısız imkanlar kaçırmıştı. İlerlemiş yaşına rağmen kendine iyi gelen bir ölümü sağlayamadığını, göçmekte zorluk çekeceğini anladım.-

Bu durumda ona bakmak zordu. Huzursuz kımıldayarak ondan kurtulmaya çalıştım. Fakat bakışımı tutmuştu. ondan ayrılamıyordum, tanışmıştık bir kere. -Tekrar karşılaştığımız takdirde, sorularını, ikinci kez tekrarladığını bilerek, düşündü mü der gibi, başkalarının öğrenmelerine duyulan güvensizlikle, yine alay ederek tekrarlıyacağını düşünüyordum. -Fakat umulmadık bir anda başka, herhangi bir şeyle ilgilenmeye başladı. Ne kadar usta, ne kadar biliyor diye düşündüm. Birden sahipsiz kalmıştım. Bakışım, yere paralel durmak zorunda bulunan, fakat içindeki sertlik süratle yumuşayan bir bakır tel gibi eğiliyordu boyuna. Durumumun saçmalığını kavrayıncaya kadar bir an bocaladım. -Bu belki de devam edecekti ama, seni hissettim. Evet bakıyordun, yanılmamıştım. Başkaları çocuğa ve anneye bakarken sen artık bendeydin. Bunu hissetmemden ne kadar önce başlamıştım bilmiyorum ama, bakışlarımız karşılaşınca kaçtın, önüne döndün. Oysa çocuk henüz bitmemişti ve dönmen için zamanın vardı. Fakat dönmüştün. -Omuzlarından bana dokunup kaldığını anladım.

Görüyordun, beni hissediyordun.

Ve o zaman başladı.

İşte yine birşey var.

Bakıyordum sana.

Kalkıp gidenler şimdi önemle kalkıp gidiyorlardı. Garsona seslenmeleri önemliydi. Denizdeki hareket önemliydi. Yörem çoktandır aldırmaz olduğu muhtevasını elde ediyor, onu ağır ağır kazanmaya çalışıyordu. Bunun sana baktıkça gerçekleşmesi şaşırtıcıydı. Oluyordu. -Hayatı yeniden elde ediyordum. O anla değişebileceğim şey ne olabilir.

Farkına varmadan “bütün bunların, hatırasız haftaların, kalbimi farketmelerinden korkmamın sebebi var” diyordum.

Şimdi birşeysin benim için… Varsın.

Fakat bocalıyordum.

Gizlice düşündüğüm, farkedilmesinden korktuğum hakikat sen miydin, yoksa ben, hatırasızlığı, boşluğu, en ucuz şekilde, sırtımdan korkakça, hiç bir teşebbüste bulunmadan birden bire atmak için yine hayal mi kuruyordum.-

Dedim ya işte, bocalıyordum.

Yeniden yaşamaya başlamak kolay mı?


Cahit Zarifoğlu / Yaşamak / s. 171-177
Beyan Yayınları / İstanbul

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...