Ana içeriğe atla

Hâfız-ı Şirâzî'den Gazeller

Gazel I

Saki,
dolaştır kadehi,
sun bize.
Aşk kolay göründü ilkin ama,
ne güçlükler çıkmadı ki sonra.
Umut içindeydi aşıklar
sabâ dağıtacak sevgilinin zülfünü,
getirecek misk kokusunu diye.
Gönüller kan dolmuştu
bekleyeceğim diye.
Sevgilinin konağında güven olur mu?
Çanlar çalar durur
yükünüzü toplayın diye.
Pirin derse
“Bula seccadeni meye”
Sâlik dediğin habersiz kalmaz
yol yordamdan.
Gece karanlık;
Dalgalar ürkütüyor,
Girdap korkunç!
Ne bilir halimizi sahilde olanlar!
Bencillikten çıktı adım kötüye,
işim oldu tebah!
Kurulmuş meclis bir kere,
Hangi sır gizli kalır böyle?
Huzur istiyorsan Hafiz,
kaybolma onun gözünden.
Kavuştunsa sevdiğine,
sat anasını dünyanın!


Gazel 2

İşim nasıl girer yoluna?
Şans kim?
Harab olmuş ben kim?
Gör işte farla:
O yol nereye
Bu yol nereye gider?
Usandım manastırından
riyakârlık hırkasından!
Meyhane nerde?
Saf şarap hani?
Salah ve takvanın rintlik ile ne ilgisi var sanki?
Vaaz dinlemek nerede, rebap nağmesini
dinlemek nerede!
Ne anlar düşmanlar dost yüzünden?
Ölgün kandil nerde?
Parlak güneş nerde?
Gözümüzün ilacıysa eşiğinin toprağı;
Nereye gidelim,
söyle,
huzurundan?
Görme sadece çenesinin çukurunu.
Başka çukurlar var bu yolda.
Nereye gidersin gönül böyle acele
nereye?
Geçti gitti vuslat zamanı;
hey gidi hey!
O gamzeler nerde?
O çıkışmalar hani?
Dostum;
uyku durak bekleme Hafiz’dan.
Karar ne demek?
Sabır hani?
Uyku nerde?


Gazel 3

Şirazlı o dilber verse hani gönlümün muradım,
Yanağındaki hint benine
bağışlarım Semerkant’ı,
hem Buhara’yı.
Saki;
ver şu ölümsüzlük şarabını.
Bulamazsın Cennette zira
Ruknâbâd ile Gulgeşt-i Musellâ kenarını.
Elaman cilveli şehir âfetlerinden!
El-aman!
Bırakmadılar gönlümde sabır;
hân-ı yağmâya döndüm!
Sevgilinin cemali muhtaç mı yarım yamalak aşkımıza?
Ne hacet bene, rastığa, allığa,
yüz güzel olunca.
Hani artardı ya günbegün Yusufun güzelliği;
Anladım ki aşk,
iffetten edermiş Züleyha’yı.
ister küfret,
ister beddua;
dua ederim yine sana.
Acı cevap ne yakışır
şeker gibi lal dudağa!
Söz dinle canım benim;
Candan çok sever mesut gençler
bilge pire kulak vermeyi.
Çalgıcıdan, meyden dem vur,
Arayıp durma feleğin sırrını.
Hikmetle çözen çıkmadı;
çıkmayacak zira bu muammayı.
Hafız;
bir GAZEL söyledin ki
inciler deldin!
Oku gel güzel güzel;
Saçsın artık nazmına felek
Süreyya incilerini.


Gazel 4

Lütfet sabâ,
söyle o güzel ceylana:
Sen düşürdün bizi çöllere, dağlara.
Ömrü uzun olsun, şu şekerci
neden uğramaz şeker çiğneyen papağana?
Ey gül;
güzellik gururu mu izin vermeyen sana?
Sormaz oldun hiç aşık bülbülü.
Gönül erleri avlanır lûtf ile, iyi huyla.
Akıllı kuş yakalanır mı ökseyle, kapanla?
Neden aşinalık havası yok,
bilmem,
servi boylu,
kara gözlü,
ay yüzlülerde?
Oturmuşsan dostla,
çekiyorsan bâdeyi;
Çıkarma aklından
avucu boş sevenleri.
Güzelliğine bulunur şu kusur ancak:
Olmaz güzellerde sevgi ile vefa.
Şaşılmaz hiç Hafiz’ın şiiriyle
Zühre’nin şarkısı gökte, raksa getirse İsa’yı.


Gazel 5

Halden anlayanlar,
size diyorum:
Gidiyor gönlüm elimden.
İçimdeki sırlar çıkacak ortaya,
eyvah, eyvah!
Parçalandı gemimiz;
Ey uygun rüzgar;
es haydi;
Olur ya,
görürüm yine sevgilimin yüzünü.
On günlük dünya hevesi
bir masal
bir yalan
Dostum;
fırsat bil dostlara iyiliği.
Ne güzel şakıdı bülbül dün gece
gül ile şarap meclisinde.
Ey akşamdan kalmalar;
atın mahmurluğu üstünüzden,
için sabah şarabım.
Hey cömert insan;
esenliğin şükranesi olarak
sor hele biçare yoksulun halini.
İki dünyanın huzuru bağlı iki kelimeye:
Dostlara mürüvvet,
Düşmanla geçim.
İyi şöhret sokağına almadılar bizi.
Beğenmiyorsan eğer,
değiştir haydi kaderi!
Şu acı su var ya,
sûfî “kötülüklerin naşı” der ona,
güzelleri öpmekten tatlı gelir bana.
Yoksulluk zamanı bak iyi yaşamaya,
çek kafayı.
Bu varlık kimyası zira
Karun eder yoksulu, bînevayı.
Serkeşlik etme aman!
Bir kıskanırsa dilber,
avucundaki taşı mum eder.
Mey kadehi İskender’in aynasıdır sana bak,
göstersin Dârâ’nın
mülkünü sana.
Farsça konuşan güzeller
insan ömrüne ömür katar.
Haydi saki;
zahit rintlere müjde ver.
Hafiz boşuna giymedi meye bulanmış şu hırkayı.
Eteği temiz şeyhim,  gel, mazur gör sen beni.


Gazel 6

Kim götürecek dileğimizi sultanın adamlarına?
Padişahlık hakkı için
bizi gözden uzak tutma.
Sığınırım Tanrıma
şeytan huylu rakipten.
Belki uzatır yardım elini o parlak yıldız.
Siyah kirpiklerin verdiyse ölüm fermanımızı,
ey sevgili,
düşün kirpiğin hilesini,
yanılma.
Parlatmaya gör yanağını,
yakarsın herkesin yüreğini.
Çıkarın ne bundan?
Geçinmeye gönlün yok.
Her gece bekliyorum umutla
seher yeli
dost haberiyle
alacak dostun gönlünü diye.
Ey sevgili,
kopardın aşıkların başına kıyamet.
Canım, gönlüm feda olsun yüzüne;
gösteriver yanağını.
Allah aşkına bir yudum su ver
seherleri kalkan Hafiz’a
ki sabah duası kabul olsun, tesir etsin sana.


Gazel 7

Sufi,
saftır kadehin aynası.
Gel de gör,
neymiş lâl renkli meyin safâsı.
Perde ardındaki sırlan
sor mest olmuş rintlere.
Yoktur zira bu hal
makamı yüce zahitlerde.
Anka kuşu av olmaz kimseye,
topla ökseyi, kapanı,
her zaman boş kalacak içi.
Çek bir iki kadeh bade meclisinde
Çek git sonra;
Beklerim deme daimî vuslatı.
Hey gönül,
gitti gençlik elden.
Dermedin hayattan bir demet gül.
Yaşlandın artık,
gösterme hüner ar namus adına.
Çıkar hayatın tadım;
Olmayınca nasibi zira
Bıraktı Adem Cennet ravzasım.
Çok aşındırdık eşiğini;
hey efendi,
merhamet et,
gör yine şu fakiri.
Hey saba;
Mey kadehinin mürididir Hafiz.
Ben bendesinden selam ilet
Şeyh-i Câm’a.


Gazel 8

Saki,
kalk,
ver şu kadehi;
Sat anasını gamın, kederin.
Şarap kadehini ver elime;
Atayım sırtımdan şu mavi cübbeyi.
Akıllılar kötüye çıkarır sarhoşun adını.
Kim dinler şânı, şöhreti, ârı!
Ver badeyi, haydi,
nedir bu gurur
bu çalım?
Toprak yağsın serkeş nefsin başına!
Yanık bağrımdan yükselen âh dumanı
Yaktı
bitirdi şu hamervahları.
Âşık gönlümün sırrına mahrem yok
ne halk
ne âyan arasında.
Bir sevgilim var;
aram pek hoş.
Dur durak bırakmadı hiç gönlümde.
Kim görse gümüş tenli o selviyi
Gözü görür mü artık çemendeki selviyi!
Hafiz,
katlanıver gece gündüz sıkıntıya.
Bir gün
-nasıl olsa-
ereceksin muradına.


Hâfız-ı Şirâzî
Çeviri: Mehmet Kanar

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Francesco Petrarca AŞK HÜKMEDİYOR BURADA

124 Amor, Fortuna, et la mia mente, schiva Aşk, Talih ve zihnim, uzak duran gördüğü şeyden ve geçmişe dönen, öyle üzüyorlar ki beni, bazen kıskanıyorum öteki kıyıdakileri. Aşk parçalar yüreğimi, Talih yoksun bırakır her avuntudan, bu yüzden budala zihnim dertlenip ağlar; ve böyle sayısız dertle yaşamam gerek mücadele ederek. Umudum yok tatlı günlerin geri geleceğinden, beklediğim, kötüden betere gitmesi kalan ömrün, ve çoktan yarısını geçmişim gittiğim yolun. Ah, görüyorum kayıp düştüğünü elimden elmastan değil, camdan her umudun ve bütün düşüncelerimin kırıldığını orta yerinden. 125 Se 'I pensier che mi strugge Bu düşünce, bana elem veren, keskin ve yoğun olduğunca bürünseydi uygun bir renge,       belki de beni yakıp kaçan payını alırdı sıcaktan ve uyanırdı Aşk şimdi uyuduğu yerde;      daha az yalnız olurdu izleri bitkin ayaklarımın kırlar ve tepeler boyunca, daha az yaş olurdu gözlerimde, ...

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

Çalab'ım bir şâr yaratmış iki cihan ârasınde

Çalab'ım bir şâr yaratmış iki cihan ârasınde; Bakıcak di'dar görünür, o şâr'ın kenâresinde. Nâgihan ol şâr'a vardım, anı ben yapılur gördüm; Ben dahi bile yapıldım, taş u toprak âresinde. Şâkirdleri taş yonarlar yonup üstada sunarlar; Allah'ın adın anarlar, ol taşın her pâresinde. Şehirden oklar atılır, gelir canlara batılır; Ârifler cânı satılır, o şâr'ın bâzâresinde. Şâr dediğikleri gönüldür, ne alşidir ne cahildir; Âşıklar cânı sebildir, ol şârın kanâresinde. Bu sözü Ârifl'er anlar, câhiller bilmeyip tanlar; Hacı Bayram kendi banlar, ol şâr'ın menâresinde. Hacı Bayram-ı Veli

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

Bu Sevda

Bu sevda Birdenbire saran içimizi Bu narin bu sımsıcak Bu umutsuz Sevda Gün gibi güzel Ve kabaran deniz gibi Çalkantılı Bu sevda O kadar gerçek O kadar güzel O kadar mutlu O kadar sevinçli Ve karanlıkta korkudan titreyen bir çocuk gibi Gülünç Ve gecenin ortasında sakin bir adam gibi Kendinden emin Başkalarının yüreğine korku salan Benizlerini solduran Dillerini çözen bu sevda Gözetlediğimiz için gözetlenen Yaraladığımız Ayaklar altına aldığımız İnkar ettiğimiz unuttuğumuz için Kovalanmış yaralanmış ayaklar altına alınmış İnkar edilmiş unutulmuş Bu kocaman sevda Gene dipdiri Gene güneşli Senin sevdandır bu Benim sevdamdır Hep var olan Durmadan yenilenen Ve değişmeyendir Bir bitki kadar gerçek, bir kuş kadar ürkek Yaz güneşi kadar diri ve sıcaktır İkimiz de gidebiliriz Sonra dönüp Derin uykulara dalabiliriz Acı çekebiliriz uyanınca İhtiyarlayabiliriz Sonra tekrar dalabiliriz uykuya Ölümü düşleyebiliriz Oysa Başucumuzda Gülerek bakıyor bize D...

Edalı Zihin

             “Kadın gider ve bunun şiir olduğu söylenir”                Bir haydar vardır heveste döner döner söylenir Zihin kekre meyvedir kurtlar da yer onu insanlar da kuyumcular nakış işler bakmazlar kimin bileğine dar gelir kimin kalbi dar gelir ona Antikadır zihin kimi zaman açık artırmalara çıkar düşer kimi zaman ihtiyar-kadınlar bileğinden bit pazarlarına Zihin gönülsüzdür otuz dört yıl odun hamalı eğri arar doğru arar söze bulaşır on yıl dağda gezer geyikler ile sonra geyikleri köye taşır şehre taşır Uzaklaştırır zihin mesafeyi sever ölçüler alır denge bulur ağırlık hesap eder urganda derisini yüzer içlenmelerin köpürdüğünü söyler insanın bir damla kanda Zihin konuşmak ister inci takar boynuna ayağına halhal dolaşır çarşı pazar ev içlerinde perde bilmek ister deva nedir eski derde yeni derde Şaşıdır zihin iki testisi vardır hep su isteyene soru sorar cevabı saklar Tatlısından mı vereyim ekşisinden mi? “B...

Francesco Petrarca KALAN KISA ÖMRÜMDE VE ÖLÜMÜMDE LÜTFET HAZIR OLSUN ELİN

361 Dieemi spesso il mio fidato speglio Der ki sık sık bana sadık aynam, yorgun ruhum ve degişen tenim ve azalan çevikligim ve gücüm: "Gizleme kendinden artık, yaşlısın sen; "Doğa'ya uymak her şeyde en iyisi, çünkü ona direnecek gücü zaman alır bizden." Sonra hemen, suyun söndürmesi gibi ateşi, uyanıp uzun ve kaygılı uykudan, görürüm uçup gittiğini ömrümüzün ve bir kezden çok var olamayacağını insanın; ve yüreğimin ortasında bir söz duyarım o güzelden, şimdi güzel bağından kurtulan, ama yaşarken öyle benzersizmiş ki dünyada, her kadını, yanılmıyorsam, yoksun bırakmış ünden. 362 Volo con l'ali de' pensieri al Cielo Öyle sık uçarım ki Göğe düşüncenin kanatlarıyla, onlardan biriymişim gibi gelir bana, orada hazinesine kavuşan, bırakıp yeryüzünde yırtılmış tülü. Bazen kalbim titrer tatlı bir ürpertiyle, duyup şöyle dediğini bana, beni solduranın: "Dostum, şimdi seni seviyor, onurlandırıyorum, degişmiş çünkü huyların ve saçın." ...