Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şubat, 2016 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Uyumak istiyorum, çok yorgunum,

Uyumak istiyorum, çok yorgunum, yorgun ve mutluluğum yaralı. Çok yalnızım - en sevdiğim şarkı bile yitti gitti ve geri de gelmiyor. Nihayet uyuyacak olsam rüya görürüm, ve rüyalar harikadır. En acı kaderin üzerine bile büyüleyici bir tebessüm üfleyiverirler. Rüyalar beraberinde unutmayı getirir ve yanar döner rengârenk süsleri. Kim bilir - belki de beni daimi olarak tutarlar kendi diyarlarında. Selma Meerbaum-Eisinger

Yalnızım. Yalnız büzülüveriyorum

Kollarımda sızı ve takatsizlik: Saçma bir istek, kendimden küçükmüş gibi hissettiğim, canlı bir şeyi sıkıca tutmak uğruna. Akşam olunca, aniden kaçırmak ve ardmdan da, koşar adım götürmek isterim, ağır yüklerimden birini; onu korumak uğruna, karanlığa hücum etmek isterim, tıpkı kayalara vuran deniz gibi; onun için savaşmak isterim, öyle ki bana bir hayat ürpertisi kalsm; sonra düşmek isterim, sokakta, en dipsiz gecede, ay ve kayın ağaçlarıyla yaldızlı nemli bir göğün altında; kıvrılıvermek bağrıma bastığım bu hayata onu uyutmak- ve kendim de uyumak isterim, en nihayet... Yok: Yalnızım. Yalnız büzülüveriyorum zayıf bedenimin üzerine. Fark etmiyorum, sızlayan bir alın yerine, bir deli misali dizlerimin gergin tenini öpmekte olduğumu. Antonia Pozzi Çeviri: Meryem Mine Çilingiroğlu

Biz yalnızız, korku yalnızıyız, bir başkasındadır tek dayanağımız,

Biz yalnızız, korku yalnızıyız, bir başkasındadır tek dayanağımız, her söz bir orman gibi olacak bizim bu yolumuzda. İstem, sadece rüzgârdır bizi iten, döndüren ve kovalayan, biz kendimiz filizlenen özlemin kendisiyiz. Rainer Maria Rilke

Yalnızlık

Yalnızlık Kişinin inmeye cüret edemediği - Ve Mezarında anlamak için çevresini Yoklaması gibi ancak Tahmin yürütebildiği - En kötü korkusu onun Yalnızlık Kendini görmesin diye Ve yok etmesin kendi önünde Sadece bir inceleme için - Gözlenemez bu Dehşet - sadece Kenarından geçilir Karanlıkta - Askıda kalmış Bilinçle - Ve Kilit altındayken - Korkarım ki bu - Yalnızlıktır - Ruhun Yaratıcısı Onun Mağaraları ve Dehlizleri Aydınlat - ya da mühürle - Emily Dickinson Çeviri: Selahattin Özpalabıyıklar

Yalnız Serçe

Kadim kulenin tepesinden, Münzevi serçe, köye Gidersin cıvıldayarak gün ölünceye dek; Ve gezinir ahenk vadide. Çevreyi sarmış bahar Havada ışıldar ve kırlarda sevinçle coşar. Göz gördü mü, yüreği bir hoşluk sarar. Duyarsın kuzuların melediğini, seslerini ineklerin; Diğer kuşlar şen şakrak, yarış peşinde, Açık gökte dönüp durur yüz kere, Kutlarlar altın çağlarını; Sen bir kenarda, düşünceli, seyre dalarsın hepsini; Eşlik etmez, uçmazsın, Neşeyle dolmaz için, sakınırsın eğlenceden; Cıvıldarsın ve böylelikle geçer senenin ve ömrünün en güzel çiçeği. Ah, ne de benzer Halim haline! Eğlence ve kahkaha, Taze yaşların tatlı yuvası, Ve gençliğin kardeşi, İlerlemiş günlerin acılı iç çekişi, aşk Bilmem nasıl, hiç ilgilendirmez beni; hatta onlardan Kaçarım neredeyse uzaklara; Neredeyse ırak ve yaban kalırım ben Doğduğum bu yere, Geçerim kendimce baharımı yaşamaktan. Akşama teslim bu günde, Kutlama âdettendir köyümde. Duyarsın berrak gökte çınladığını çanın, Duyarsın s...

Gitme Aşkım Benim; Bana Sormadan

"Sen hiç düşünme en iyisi Beni ve harlanan acımı Ben acıdan yakınmam Ben yalazdan yanmam" (Furuh Ferruhzad) Radyoyu uyanmak istediği saate göre kurar, bazen bir haber, bazen bir şarkı, bazen hava durumu, bazen de vıcık vıcık bir DJ sunuşu ile uyanırdı… Allah ne verdiyse… Ertesi gün 14 Şubat olduğunu bilmeden radyosunu kurdu. Birkaç satır bir şey okudu ve uykuya daldı. Müthiş bir vaveyla ile uyandı. Radyodaki kız çığlık çığlığa bu günün Sevgililer Günü olduğunu haykırıyordu!... Kızın bu yapay coşkusu canını sıktı, uzanıp frekans değiştirdi. Bir başka sunucu, yine benzer bir nedenle Sevgililer Günü 'nden söz ediyor, yorum üstüne yorum getiriyordu sevgili üsüne, sevgi üstüne... Radyoyu kapattı… Yanındakine dokunmak istermiş gibi elini usulca yana uzattı… Yana çevirdi başını sanki yanı başında birini görecekmiş gibi… Öylece kalakaldı. Nice sonra küçük fısıltılar dolaşmaya başladı odada. Sevgi sözcükleri, nefesler, iniltiler… Haz patlamaları… Ve ses...

Sizi Rahatsız Etmeye Geldim

“İhsan: Anladığım kadarı ile sona doğru gidiyorum. Kendimde ihtiyarlık ve zayıflığı daha çok hissediyorum. Bu durumum beni kafesten çıkmaya zorluyor. Buna girişince de kanatlarım kırılıyor vücudum kan ve yara içinde kalıyor, nefesim kesilerek düşüyorum. Duvarlar daralıp, tavanlar alçalıp pencereler sıkıştırdıkça, kaygan bir çukura düşmüş bir karınca gibi oluyorum. Dertler çok ağırlaşmış, benim harikulade gücüm tahammül edemez olmuş, dert tanelerini toplamak için sabrım kalmamış ve yine iç dünyamın dışında her şey, bir takım hederler, siyahlıklar, kirlilikler, kötülükler, facialar, musibetler, düşüşler, harabeler, sel, deprem, kıtlık, kölelik, yabancılık, kendinden kopmalık, vesvese…” “Her neyse şimdilik, yazmak, söylemek, çalışma, sorumluluk, araştırma, önderlik, fikir, ilim, ıslah ve irşad benim için söz konusu değildir. Böyle olunca da yaşamak benim için olanaksızdır. Şimdilik benim için sorun “olmaktır” ki, onda öyle bir sıkışmışım ki, nefes almak bile zor oluyor bana. Yaşadığım...

Aşığın İnleyişi

Heyhat üzerimde yükselen ay yok bu gece Siyah yağmur bulutları göklerde toplanıyor. Sayısız rüzgârlar ıslık çalıyor - ve ben tek başımayım. Siyah yağmur bulutlan göklerde toplanıyor bu gece. Okyanus bir can çekişme haliyle haykırıyor. ......................................................................... Ölmüş aşkların tatlı neşesini hatırladığından Gözlerim yaşlarla dolu. Okyanus bir can çekişme haliyle haykırıyor bu gece. Artık sevgilimi hiç göremeyeceğim Kıyıyı arkasında bırakmış olan Siyah yağmur bulutları gözlerime doluyor, bu gece. Heyhat üzerimde! Yükselen ay yok. Karanlıkların derinliğinden, yağan yağmurlardan Hâlâ onu çağırıyorum. Heyhat bana! O artık dönmeyecek. Harindranath Chattopadhyaya Çeviri: Özdemir Asaf

Ne zalimdir şu erkekler! Bize aşkı öğretirler, sonra çeker giderler. Biz ise hâlâ...

VIII. MEKTUP Heloise'den Abelard'a Ne zalimdir şu erkekler! Bize aşkı öğretirler, sonra çeker giderler. Biz ise hâlâ... Zalimsin sen de! Yazmıyorsun bana. Üç haftadır bekliyorum. İlk hafta her gün yeni bir umut yarattım, ertesi gün mektup gelecek diye. Her bugünün yarını vardı, yarın mektubun gelmesi kesindi. Düş kırıklığım bu kesinliğe yenildi. İkinci hafta ise yaraladı beni. İyi olduğun haberini almıştım ve anladım ki, suskunluğun bilerek, isteyerek sürmekteydi. Önce gücünü denediğini sanarak avundum. Aldanıyordum: Güç gösterisi değildi bu, kayıtsızlıktı! Nasıl beklediğimi biliyor olmalıydın... Şu son hafta hayaller içinde geçti. Çünkü gerçek dayanılacak gibi değildi. Yanımda olduğunu hayal ediyordum. Seninle konuşuyordum. Karşımdaymış gibi sesleniyordum sana. Hücremde tatlı tatlı konuştuk. Bahçede tartıştık, kavga ettik, gülüştük. Kilisede fısıldaştık. Seninle rahatça söyleşince, düşüncelerimi kağıda dökmek gülünç geliyor bana. Sen bana yaz...

Düşünmüştüm ki, oruç tutarım, çok çalışırım, küçülür gidersin anılarımda.

IV. Mektup Abelard'dan Heloise'e Pek az insana nasip olmuştur, sevdiğimiz gibi sevmek. Pek azına nasip olmuştur… Istırap içindeysem de müteşekkirim. Acı içinde olmasam da şükran duyacaktım, acımın sebebine sarılacaktım. “Ayrılık, sevdanın türbesidir” derler. Derler ki, “Uzun ayrılıklarda ölür gidermiş sevdanın sıcaklığı”. Madem öyle, neden azalmadı aşkımız, bir nebze bile? Yokluğun durup dinlenmeden sevdamı hatırlatıyor sadece. Düşünmüştüm ki, seni görmezsem eğer, bir anı olursun, canım istedikçe belleğimde canlanan. O da canım isterse… Ama ne oldu? Anılarıma gömdüm kendimi, teslim aldın benliğimi. Düşünmüştüm ki, oruç tutarım, çok çalışırım, küçülür gidersin anılarımda. Oruçlar tuttum, gece gündüz çalıştım, durdum. Ne fayda! Yalnızca senin gözlerini okuyorum kitaplarımda. Bu saplantı canımı sıkıyor, itiraf ediyorum. Sana rastlamadan önce yaptıklarıma döneyim diyorum. Aristo’yla kavgaya tutuşuyorum. Öğrencilerle noktanın virgülün tartışmasını yapıyorum...

Tabut

Tahtadan yapılmış bir uzun kutu; Baş tarafı geniş, ayak ucu dar. Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu, Yarın kendileri dolduracaklar. Her yandan küçülen bir oda gibi, Duvarlar yanaşmış, tavan alçalmış. Sanki bir taş bebek kutuda gibi, Hayalim, içinde uzanmış kalmış. Cılız vücuduma tam görünse de, İçim, bu dar yere sığılmaz diyor. Geride kalanlar hep dövünse de, İnsan birer birer yine giriyor. Ölenler yeniden doğarmış; gerçek! Tabut değildir bu, bir tahta kundak. Bu ağır hediye kime gidecek, Çakılır çakılmaz üstüne kapak? Necip Fazıl Kısakürek

Sessizlik

Sessizlik yorgunluktur; yorgunluk değilse kederdir; keder değilse hasrettir; hasret değilse sızıdır; sızı değilse derin bir düşünce, bir anıdır veya bütün bunlardır veya bunlardan bazıları. Mehmed Uzun Dicle'nin Yakarışı-Dicle'nin Sesi 1

Örümcek Ağı

Duvara, bir titiz örümcek gibi, İnce dertlerimle işledim bir ağ. Ruhum gün boyunca sönecek gibi, Şimdiden ediyor hayata veda. Kalbim, yırtılıyor her nefesinde, Kulağım, ruhumun kanat sesinde; Eserim duvarın bir köşesinde; Çıkamaz göğsümden başka bir seda... Necip Fazıl Kısakürek

“Yanımda yürüyordun, bir düşünsene yanımdaydın.”

 “Yanımda yürüyordun, bir düşünsene yanımdaydın.” “Dünyanın herhangi bir yerinde benim ihtiyacımı karşılayabilecek kadar çok sabır var mıdır Milena?” “Milena, Milena, Milena bugün başka bir şey yazamıyorum. Ama yazacağım. Bugün Milena, endişe, bitkinlik ve sensizlik var (sonuncusu yarın da olacak).” “Bu mektup alışverişi artık sona ermeli Milena, insanı deliye döndürüyor, birbirimize ne yazdığımızı, ne cevap verdiğimizi bilmiyoruz ve sürekli bir tedirginlik içindeyiz. Seni çok iyi anlıyorum, gülümsemeni de görüyorum, gülümsemen ve kelimelerin arasında mektuplarını didik didik ediyorum ama sonuçta tek bir kelime, benim temel özelliğim olan tek bir kelimeyi duyuyorum: Korku…”  “Bu mektupların önünde sonsuz bir mutlulukla oturabilirim, o mektuplar yanan başım için yağmur taneleri gibidir. Ama ne zaman diğerlerinden daha fazla mutluluk vermesi gereken mektuplar gelse Milena, hani şu ünlemlerle başlayan, bilmediğim korkunç şeylerle biten, o zaman alarm zillerinin tit...

Manzara Gülüşlü Kız

Harflerin gülüştüğünü senin adında gördüm! Haydar Ergülen Ağlarım aklıma geldikçe gülüştüklerimiz Lâ-edrî Gülüşlerimiz nasıl da söndü galadan sonra sokağa atılan çiçekler gibi Cemal Süreya Çocuk gülüşlü ağız! Hayattan daha fazla, Çok defa ölüm bizi tutar ince bağlarla. Charles Pier Baudelaire (bu sensin ve sesin bu terin ve tenin ıslaklığı kal öyle ısıt gözlerimi gülüşlerinle…) Yılmaz Odabaşı Bu yüzden ayağım sürçüyor. Ve yağmur Acıyan tatlı bir gülüşle yağıp duruyor. Hart Crane Seni çok özleyeceğim gülüş. M. Çolak Biz senin gülüşünden müsaade isteyip Yüzünün bir köşesinden atlas gibi Kayıp düşerken. Nâzım Hüsnü Manzara Gülüşlü Kız öpüşmekte güçlük çeken bir kızdı işte Enver Ercan İstersen yoksun bırak beni ekmekten, yoksun bırak beni havadan, ama yoksun bırakma beni gülüşünden. Pablo Neruda Gecede gülüşün, gündüzde, ayda, gülüşün adanın dolambaçlı sokaklarında, gülüşün seni seven bu hantal erkekte; fakat açtığımda ve...