Ana içeriğe atla

Gitme Aşkım Benim; Bana Sormadan

"Sen hiç düşünme en iyisi
Beni ve harlanan acımı
Ben acıdan yakınmam
Ben yalazdan yanmam"

(Furuh Ferruhzad)


Radyoyu uyanmak istediği saate göre kurar, bazen bir haber, bazen bir şarkı, bazen hava durumu, bazen de vıcık vıcık bir DJ sunuşu ile uyanırdı…
Allah ne verdiyse…
Ertesi gün 14 Şubat olduğunu bilmeden radyosunu kurdu.
Birkaç satır bir şey okudu ve uykuya daldı.
Müthiş bir vaveyla ile uyandı.
Radyodaki kız çığlık çığlığa bu günün Sevgililer Günü olduğunu haykırıyordu!...
Kızın bu yapay coşkusu canını sıktı, uzanıp frekans değiştirdi. Bir başka sunucu, yine benzer bir nedenle Sevgililer Günü'nden söz ediyor, yorum üstüne yorum getiriyordu sevgili üsüne, sevgi üstüne...
Radyoyu kapattı…
Yanındakine dokunmak istermiş gibi elini usulca yana uzattı…
Yana çevirdi başını sanki yanı başında birini görecekmiş gibi… Öylece kalakaldı.
Nice sonra küçük fısıltılar dolaşmaya başladı odada.
Sevgi sözcükleri, nefesler, iniltiler…
Haz patlamaları…
Ve sessizlik…
Sadece sessizlik.
Ve sessizliğin içinde sığınağını aracasına birbirine sokulan iki çıplak bedenin hışırtısı…
 "Gitme" dedi usulca…
Yüzlerce yıl önce yazılmış o şiir düştü yine aklına;

"Gitme aşkım benim, bana sormadan 
Bütün gece direndim uykuya 
ama şimdi ağırlaştı göz kapaklarım 
Uyurken seni kaybetmekten korkuyorum 
Gitme… 
Gitme aşkım benim, bana sormadan 
Dönüyorum, sana dokunmak için 
uzatıyorum ellerimi 
Ayaklarını kalbimle sarmalayıp 
göğsüme çekmek istiyorum..." 

Birden çıktı yataktan.
O gittiği günden beri yıkanmasına gönlü razı olmadığı yatak çarşafını hırsla çekip aldı.
Yastık kılıfını sıyırdı. "Götürüp yakacağım" diye geçirdi içinden…
"Bütün şiir kitapları ile birlikte götürüp yakacağım… Bir de Tanpınar'ın Huzur'unu… Romanın içindeki bütün mekanları; Emirgan'ı, Kandilli Vapur İskelesi'ni, ceviz ağaçlarını, erguvanları, Mümtaz ve Nuran'ın o iflah olmaz aşklarını, bütün istasyon büfelerini. Cümle cümle yakacağım Huzur'u. Kelime kelime… "
Sadece Tagore'un "Gitme Aşkım Benim..." diye inleyen şiir kitabını ve Huzur'u değil ondan kalan onunla ilgili ne bulduysa doldurdu yatak çarşafının içine…
Bir dolmakalem, bir cüzdan ve vazoda aylar boyu kalıp kurumuş sarı güller, kristal kuvars, firuze, kaplan gözü, sitrin vb. doğal taşlar, CD'ler,  kasetler, notlar, mektuplar, fotoğraflar ve pek çok ıvır zıvır...
Sevgililer Günü'nü bir törene dönüştürmenin peşindeydi sanki…
Bir sevgiliden kurtulma törenine…
Yatak çarşafını yüklenip çıktı evden…
Kapı önü, sokak, otomobil onun hayali ile kuşatılmıştı sanki.
Ne yana baksa onu görüyordu… Değişik kıyafetlerle ama tek bir ifade ile "Allahaısmarladık" demek isteyip de diyemeyen bir ifade…
Ve ağlamayan...
O gittiğinden beri sürekli dinlediği CD bittiğinde Boğaz Köprüsü'nün üstündeydi.
Durdurdu otomobilini.
CD'yi çıkardı, şöyle bir baktı ve fırlatıp attı köprünün korkulularından öteye…
CD, köprüden Boğaziçi'nin sularına doğru döne döne inerken canının yandığını hissetti ilk kez. Gözlerini yumup büzüldü koltuğa…
"İyi bir yere gitti" diye geçirdi içinden, "Yakıştığı yere gitti".
CD'nin çıkmasıyka kendiliğinden devreye giren radyo hala sevgiden, sevgiliden, Sevgililer Günü'nden söz ediyordu…
Sevgiliye verilecek en uygun armağanlardan…
Parfüm, saat, cüzdan, kalem; olmadı tek bir gül…
Yatak çarşafından yaptığı bohça geldi aklına. "Neden yakmalı ki" diye geçirdi içinden…
Aniden karar verip otomobilinden çıktı. Bagajı açtı, bohçayı kaptığı gibi korkuluklara koştu ve gücünün yettiğince ileriye doğru fırlattı..
Bohça bir paraşüt gibi açılıp içindekileri boşalttı.
Yatak çarşafı kıvrıla büküle denize doğru inerken korkuluğun demirine çarpıp kırılmış bir parfüm şişesinden yayılan Chanel 5'in keskin kokusunu soludu derin nefeslerle.
Sevgilinin kokusu…
Bir önceki Sevgililer Günü armağanı.
'Yakıştı' diye geçirdi içinden. "Bütün Boğaziçi sevgilim gibi kokacak Sevgililer Günü'nde…" Bulunduğu yere doğru hızla gelen iki trafik polisine aldırmadan otomobiline atladı ve hızla uzaklaştı…
Sarı güller aldı bir çiçekçiden.
Kucak dolusu diri sarı güller…
Gülleri otomobilinin ön koltuğuna yerleştirdi özenle...
Ve yeniden yola koyuldu.
"Ellerimi tut" dedi biri fısıltıyla. Başını çevirip baktı…
Güller ve sevgili yer değiştirmişti.
"Ellerimi tut ve gözlerime bak…" 
Güllere dokundu usulca.
Ama bakamadı.
Bir an sonra direksiyonu bırakıp her iki avucuyla kulaklarına bastırdı.
Otomobil yalpalayıp savruldu. Refleksle sarıldı direksiyona…
"Madem ayrılıyoruz" dedi sevgili.
"Son bir kez seviş benimle…"
Aniden karar verip sert bir U dönüş yaptı otoyolda.
O eski otele gelene kadar aynı sesi işitti takılmış bir plak gibi.
"Son bir kez seviş benimle…" 
"Son bir kez seviş. Son bir kez…Son…Son…" 
Otomobili otelin önünde park etti ve resepsiyona gidip 303 numaralı odayı istedi.
"Nesi oluyorsunuz?" diye sordu resepsiyondaki adam.
"Nesi nesi?" dedi şaşkınlıkla.
"Biraz önce hastaneye götürüldü" dedi ve ekledi:
"Bol miktarda uyku hapı…"
Merdivene doğru atıldı kucağında güllerle. 303 numaralı odayı buldu.
Yarı aralık kapının ardındaki yatağı gördü. Yatağın üzeri silme sarı gül kaplıydı.
Usulca girdi içeri. Yine o bildik Chanel 5 kokusu.
Komedinin üzerinde boş ilaç şişesini gördü.
Ve yatağın başucuna iliştirilmiş bir kağıt…
"Özür dilerim" yazıyordu kağıtta.
"Bu gün Sevgililer Günü. Buraya geleceğini biliyorum.
Özür dilerim ne olur affet beni..."
"Bir katil önce sevdiklerini öldürür" yazmıştı...
"Sonra da..."

Kenan Işık

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

İnsanlıktan kaçmayan imam!

En son nefret söylemi kurbanı olan Beylikdüzü’nde kafasının arkasından tek kurşunla öldürülen trans arkadaşımızı duyduğumda şöyle bir geriye gittim... Seks işçiliği yaptığım 90’lı yıllarda bir trans cinayeti serisi başlamıştı. Travestiler bazen tornavida ile öldürülüyordu, bazen kurşunla, bazen de polisten kaçarken araba çarpıyordu. Arabalar yardım etmek için duruyordu, trans olduğunu görünce tekrar üstünden geçiyorlardı. Tabii ki aileleri tarafından reddedilen transeksüel bireylerin cenazelerinde de kimse sahiplenmiyor ve almaya gelmiyorlardı. Biz morga gidiyorduk. Bazen yalvarıyorduk, bazen durumumuzu anlatıyorduk. “Ailesi reddetmiş, kimse gelip cenazesini almayacak. Aynı soyadından kimse gelip imza atmayacak bu çok net” diyorduk. Bazı morg görevlileri pozitif ayrımcılık yapıyordu. Cenazeyi biz alıyorduk. Bazen ailelerin de sahip çıktığı oluyordu. Cenazelere hep katılıyorduk. Kimi zaman da belediye gömüyordu. Yine Kulaksız Mezarlığı’nda belediyenin gömeceği bir cenazeye katılmıştık. ...

Gelecek Yıl İlkbahar Yokmuş

Yüzünü bir kedi tırmalayacak ona deli deme sakın Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına Bu gece yağmur yağacak ona dur deme sakın Su yaramazdır, toprağın yorgunluğundan ne anlayacak İçini sürüklediğin bu korkunç mermi yuvasında En büyük dansa kalkmaya hazır ağır dallarınla Ninnilerle değil, vedalarla uyut kendini Dışarıdaki cemre sana düşmez uyma hayata Bu gece herkesin hafızası silinecek itinayla Buna kader deme sakın Zaten üç beş kişiyiz gürültümüz tuhaflığımızdan Sevişsek içkiler bitiyor sandık Ağlaşsak hüzünler harfiyen sıradan Hangimiz hainiz hangimiz hırpalandık Hangimiz kuvvetli yalnızlıklarıyla böyle olağan Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Bu gece kökler yeryüzüne yürüyecek neden deme sakın Acı arsızdır, bedenin direncinden ne anlayacak küçük iskender

Beşinci Mevsim

Fırtınalı bir günün sonunda bir dal istedi kadın, tutunmak için dostane Bir mum yaktı adamın biri, elini uzattı beyaz bir gül geldi karşılığında Böylece bir muhabbet başladı gözlerde aylarca devam etti bu dostluk sessizce Bir mum daha yaktı adam yüreğini açacaktı kadına ellerini avuçlarına alıp korkusuzca bakacaktı kadının gözlerine ve birlikte yaslanacaklardı geceye Gözlerinde aşk koynunda ihtirasla düşler! Dedi kısaca Geldim dedi kadın ama yer bulamadım kendime Korkuyla geriledi adam ya bir daha gelmezse, ya onu hepten kaybedersem diye geçirdi aklından bir kez daha erteledi düşlerini her seferinde olduğu gibi Dört mevsim yaşadı kadın çelişkiler içinde son mevsimin son gününde, aklı yenik düştü yüreğine beyaz bir gül ile misafir oldu adamın düşlerine sana geldim götür beni gözlerindeki karanlığın ötesine Dalgındı, fark etmedi adam bozulmasını istemediği bir rüyanın içindeyi kendince Utandı kadın çok utandı çırılçıplak hissetti kendini o an söndürdü mumu beyninde hoşça kal. Dedi adama ...

Ben hergeleyi görmüşümdür

BENDEN DE BİR KALİNİKHTA SANA BALIKÇI 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954’te sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928'de mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. 1931 yılında ekonomi öğrenimi için gittiği İsviçre'den kısa süre sonra ayrılıp Fransa'nın Grenoble kentine geçti ve orada üç sene yaşadı. Sonraki yıllarda, Grenoble Üniversitesi'ne de devam ettiği şehirde, aslında başıboş gezerek edebî şahsiyetini bulmaya çalıştığını açıkladı. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini y...

Bence Malumdur

dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür sen elini bulutların içinde gezdirirsin bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler içini kurtlar kemirir bence malumdur buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün senin ateşler içinde olduğun bence malumdur ellerin muhakkak çocuk elleridir hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün onlar neden daima okul türküleridir süleymancıktan bahseder kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan ve karınca yuvalarından bahseder ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi bence malumdur elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler sokakların üstüne bulutlar gelirler bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir bir yıldız bir yıldızın ardınca gider yıldızların kayboldukları yer bence malumdur  karanlıkta bir şeyler kopar dağılır...

MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI

Bir padişah rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Sabah olunca bunu yorumlatmak üzere müneccimbaşını çağırtmış. Rüyayı dikkatle dinleyen müneccimbaşı üzülerek " Sultanım, bu rüya bütün sevdiklerinizin ölümünü göreceğinize işarettir ." demiş. Bu uğursuz yoruma öfkelenen padişah, müneccimbaşını görevinden azletmiş. Bunun üzerine huzura müneccimbaşının yardımcısı getirilmiş. Padişah, ona da aynı rüyayı anlatmış ve " Peki, sen ne diyorsun bu işe ?" diye sormuş. Genç yardımcı ise -biraz da çekinerek- " Efendim, bu rüya sizin, bütün sevdiklerinizden daha uzun yaşayacağınızı müjdelemektedir ." diye cevap vermiş ve yaptığı bu yorum sebebiyle ödüllendirilmiş. Kıssadaki her iki yorum da aslında aynı anlama gelmektedir. Ancak kelime seçimi ve üslup, sonucu tamamer değiştirmiştir: İlk yorum karamsarlık doğururken ikincisi umut ve güzellik aşılamıştır. Hayattaki olayların çoğu böyle iki türlü de yorumlanmaya müsait olarak kapımızı çalar. Kötüye de iyiye de yor...

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok ‘Aşkun safâsı yok değül ammâ cefâsı çok Şehr-i cemâl o gamze vü ebrû vü hâl ile Hakkâ ne cây-ı dil-keş olur dil-rübâsı çok Bin câna virmeye n’ola bir bûsesini yâr Az olıcak metâ’ olur anın bahâsı çok Hiçbir belâ mı var ki gönül anı bilmeye Seyyâh-ı bî-karârın olur âşinâsı çok Zülf-i siyâh-ı yârda var sad-hezâr çîn El çek tolaşmadan ana Yahyâ hatâsı çok Şeyhülislam Yahya Efendi

Big Bang

Sözlerimi çok kısa tutacağım Kementler atacağım cümle kaygan akıl istihsâline Bozmak pahasına tüm iyi niyetli tertiplerini iyi olmayı becerebilenlerin Sözlerimi çok kısa tutacağım Farkedeceğim taacüple örtünen tüm ayıpları Yansıtarak Şeytanın yangınından aldığım ışığı sevaba Kısılmış gözlerimde görmeye çalışanlar ruhumu Yılgınlığa düşecek küfrümün tınmayan kayıtsızlığıyla Düşlerinde gezeceğim iyi hesap yapabilen herkesin Kimin yoksa dişe dokunur bir endişesi Bir kez daha kanacak o doğru söyleyeceğim yalana Gizli gizli sileceğim noktalarını tüm ف ‘lerin Toz alıyordum diyeceğim gözü açılanlara Bir aşırılığa mecbur etmek için tüm mutedil iyilikleri, kötülükleri Kolay unutulan bir pişmanlık planlayacağım Butonlar koyacağım eylemekten alıkoyan rengarenk butonlar Aklı kalkacak kim varsa aklı sürünen fikirlerle dolu Kolay kopan bağlar kuracağım Anbean hayal kırıklıklarıyla sınayacağım tüm zayıf imanlıları Suyun şeffaflığıyla sırlayarak tüm anlamları Akıtacağım zevk seylab...