Ana içeriğe atla

Mezarlıkların ve gömütlüklerin çekiciliği o kadar kuvvetlidir ki

Mezarlıkların ve gömütlüklerin çekiciliği o kadar kuvvetlidir ki insanlar, orada bir yakınları gömülü olmasa bile ziyaret ederler. Yabancı şehirlerdeki gömütlüklere hac ziyareti yaparlar ve orada sanki bu, özellikle onlara sunulmuş bir keyifmiş gibi dolaşırlar. Onları oraya çeken her zaman ünlü bir zata duyulan hürmet değildir. En baştaki dürtü bu olduğunda bile söz konusu ziyaret her zaman daha fazla bir şey halini alır. Gömütlük kısa sürede özel bir ruhsal durumun ortaya çıkmasına sebep olur. Bu ruh hali hakkında kendimizi aldatmak gibi dindarca bir alışkanlığımız vardır. Aslında, hissettiğimiz korku ve daha fazla da sergilediğimiz huşu gizli bir tatmini gözden saklar.

Kendisini bir gömütlükte bulan bir insan gerçekten ne yapar? Nasıl hareket eder; orada düşüncelerini meşgul eden nedir? Şu ya da bu taşa bakarak, üzerlerindeki isimleri okuyarak ve kendisini bunların bazılarına doğru çekilmiş hissederek, mezarların arasında bir aşağı bir yukarı dolaşır. Sonra isimlerin altına kazınan yazıları fark etmeye başlar. Uzun bir süre birlikte yaşamış ve şimdi, olması gerektiği gibi, bütün zamanlar boyunca birlikte yatan bir çift bulur; ya da oldukça küçük yaşta ölen bir çocuk; on sekizinci yaş gününe henüz erişmiş bir kız. Ziyaretçiyi daha da büyüleyen, zaman aralıklarıdır. Bu isimler giderek mezarların başucundaki taşların üstündeki dokunaklı yazıtlardan olmaktan çıkıp basit zaman aralıkları olurlar.

Burada otuz üç yaşına kadar yaşayan bir adam vardır; şurada kırk beşinde ölmüş bir başkası. Ziyaretçinin yaşı her ikisinkinden de büyüktür, ama onlar çoktan yarışın dışına çıkmışlardır. Kendisi kadar yaşamamış pek çoğunu bulur; ama özellikle genç yaşta ölmemişlerse, onlar için hiçbir üzüntü duymaz. Ama onun o anki yaşını geçen, kendisinin hâlâ yapabileceği gibi, yetmiş yıl, ya da zaman zaman, seksen yıldan fazla yaşamış olan pek çoklarını bulur. Öyleleri, onda bu insanları geçme arzusu doğurur. Kendisi için her şey hâlâ mümkündür; kendi ömrü henüz belirlenmemiştir ve onun üstünlüğü de burada yatar; çaba göstererek onları geçebilir bile. Her halükârda onlarla aynı yaşa kadar yaşama şansı vardır, çünkü ne de olsa bir avantaja sahiptir: onlar hedeflerine ulaşmışlardır; artık yaşamamaktadırlar. Onlar ziyaretçiyle rekabet etmek için oradadırlar, ama bütün kuvvet onun tarafındadır; onların hiç kuvveti yoktur, yalnızca kayda geçmiş bir hedefleri vardır; en uzun yaşayanlar bile artık ölüdür. Onun gözlerine insanın insana baktığı gibi bakamazlar ve ziyaretçi, mezarlarda yatanlardan, onların olduklarından daha fazla olma ve sonsuza kadar öyle kalma kuvvetini alır. Orada yatmakta olan seksen dokuz yaşındaki yaşlı ölü onun üzerinde mahmuz etkisi yapar. Ziyaretçinin doksan yaşına kadar yaşamasını önleyecek ne vardır?

Ama sıra sıra mezarların arasında duran adamı meşgul eden tek karşılaştırma türü bu değildir. Gömülmüş olanların bazılarının ne kadar süredir orada yatmakta olduklarını fark etmeye başlar. Onu onların ölümünden ayıran zaman bir şekilde güven tazeleyici ve canlandırıcıdır: Kendisi dünyayı bu kadar uzun süredir bilmektedir. 17. ve 18. yüzyıla kadar uzanan eski anıtları barındıran mezarlıklarda, ziyaretçi yarısı silinmiş yazıtların önünde, onları deşifre edinceye kadar kıpırdamaksızın durur. Normal olarak yalnızca pratik amaçlarla kullanılan kronoloji, onun için birdenbire parlak ve anlamlı bir canlılık kazanır. Bildiği bütün yüz yıllar onundur. Mezardaki adam, yanında duran ve kendi yaşamının kısalığı üzerinde düşünen adam hakkında hiçbir şey bilmemektedir. Onun için zaman, öldüğü yıl sona ermiştir; diğeri içinse şimdiki zamana kadar sürmüştür. Çoktan ölmüş olan o, ziyaretçinin yanında durabiliyor olmak için neler vermezdi! O öldüğünden beri 200 yıl geçmiştir; diğeri, sanki ondan 200 yaş daha büyüktür. Bu yıllar boyunca olan pek çok şey onun tarafından bilinmektedir; bu olaylar hakkında okumuş, insanları onlardan bahsederken dinlemiş ve kimileri de kendi başından geçmiştir. Üstünlük duymaması zor olan bir konumdadır ve doğal bir insan bu üstünlüğü duyumsar.

Ama o bundan fazlasını hisseder. Mezarların arasında dolaşırken yalnız olduğunu hisseder. Ayağının dibinde yan yana tanımadığı ölüler yatmaktadır ve bunların sayısı çoktur. Sayılarının kaç olduğu bilinmiyor, ama bu sayı çok büyük ve onlardan daha da fazlası olacaktır. Ölüler hareket edemezler, ama birlikte kitle oluşturmuş olarak orada kalmalıdırlar. O yalnız başına dilediği gibi gelip gidebilir; yalnız başına dik durabilir.

Elias Canetti, Kitle ve İktidar, s. 277
Kaynak: http://alihasar.blogspot.com.tr/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar Suskunluk ...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Su

Set çek seline yavaş yavaş ilerle damla damla birik. Ak geç ıslattığın kayalardan: duraksama - uçurur güneş seni. Atla takıldığın çavlanlardan: duraksama - savurur rüzgar seni. Aldırma kumlara, çakıllara: çöker onlar dibe nasılsa - ilerle yavaş yavaş birik damla damla set çek seline. Oruç Aruoba

Şiirdir Baba

Bir şey değişmemiş, sanki daha dün. Dışarda sükûnu yaz akşamının, Bahçemiz sulanmış, ıslak her çiçek. Kapı çalınacak, babam gelecek… Ziya Osman Saba çünkü düşünen çocuktur baba Yasin Erol Yıl göçüp gitti Gizliyorum babamdan Kırlaşmış saçlarımı! Etsujin  Bu dağlar da Babamın gözleri önündeydi                 Kış yalnızlığında Issa insan bir yorgunluktur sevgili babacığım bunu sen söylemedin, kimseler söylemedi Mehmet Aycı  Babam; terleyen alnını sildiğim dua gibi bir adam! Engin Turgut Babalar ıssız ağlar Ansızın devrilen koca çınarlar. Süleyman Çelik buyurun kibar hanımlar beyler… Babanız sizi sevdi de ne oldu? Perihan Mağden Babanız öldüğünde büyüyorsunuz. Artık soru soracağınız, öğreneceğiniz, azarını duyacağınız, Takdirini alacağınız, akşam eve dönerken yolunu gözleyeceğiniz, Korkacağınız bir babanız yoksa büyüyorsunuz. Yarınınızdan sorumlu tuttuğunuz, her istediğinizi almak zorunda olan o kişi yo...

Gül İçin İlahi

İnsanlar bir gülü bir senetle Değiştirmeye alıştılar İnsanlar başka insanların hayatını Bir hezaren sandalye midir hayat Dizip kaldırmaya alıştılar İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar Yelin üflediği yaprak mıdır onur Yürek arsız otlar gibi ayak altında Tanımıyor kimde kimseyi Ve kendini tanımak istemiyor İnsan tanımazsa kendini insan Nasıl varolabilir Bu yüzden dünya hey koca dünya Dönüyor bir ölüler ülkesine Susanlar şimdilik Oyunun dışına düşenler Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar Gün kıyamete erdiğinde Gülten Akın

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Veda Şiirleri Bercestem

Uzun yıllardan sonra  Sana bir daha rastlarsam Seni nasıl selamlamalıyım  Susarak mı, ağlayarak mı? Lord Byron “Vedalaşmaların ilmini yaptım ben,” Sürgünlerin uzmanlığını. Bir vapur nasıl kalkar bir limandan. Tren nasıl acı acı öter, öğrendim. Cevat Çapan Büyük istasyonlardaki büyük vedalar için Trenler uzun bekler güzel bir gelenektir Büyük istasyona benziyor artık bu ev Tren bir yolcu daha edinecek demektir Abdülkadir Budak Son Tren sessizce perondan ayrılırken, Baş öne eğilir hafiften, Umuda veda, Köksal Özyürek O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve. Nazım Hikmet Elveda gençlikte geçen günüme Ezirâil el atıyor canıma Yanarım gençlikte, o zamanıma Acı tatlı günler hep hayâl oldu Nerde gençlikteki geçen çağlarım Sustu bülbül gazel döktü bağlarım Her gün hatırlarım her gün ağlarım Veysel ağ...