Ana içeriğe atla

İnsanların ölüm döşeğindeyken anlattığı 5 pişmanlık

Avustralyalı hemşire Bronnie Ware’in işi, hayatlarının son 3 ila 12 haftasını yaşayan insanların bakımı ile ilgilenmekti, onların yanında olmaktı. Doğal olarak onlarla geçirdiği bu çok özel ve hassas zamanlarda onlarla duygusal olarak da oldukça yakınlaştı.

Beraber geçirdikleri bu süre içinde, geriye dönseler neyi farklı yaparlardı veya hayatlarının şu son anlarında nelerden pişmanlık duyuyorlar sorularının cevaplarını dinleye dinleye, hepsinin aşağı yukarı aynı şeyleri söylediğini farketti. Bu gözlemlerini de Ölmeden Önce En Çok Pişman Olduğumuz 5 Şey (The Top 5 Regrets of the Dying) kitabında topladı ve kitabı kısa bir sürede en çok satan kitaplar listesine girdi.

İşte Bronnie’nin son günlerini, haftalarını yaşayan insanlardan en çok dinlediği 5 pişmanlık:


Pişmanlık 1: Keşke başkalarının benden beklediği değil, kendi özüme sadık olarak, kendi istediğim hayatı yaşama cesaretini gösterseydim

“En yaygın pişmanlık” diyor Bronnie.

Gerçekleştirmek için peşinden koşulmayan hayaller, başkalarının beklentilerini karşılamak için kendimizden verdiğimiz ödünler, sevilmek ve kabul edilmek uğruna kişisel değerlerimizi bir kenara atmak, başkası olmak, başkasının hayatını yaşamak, kendimiz olma cesaretini gösterememek, kendi isteklerimiz, ihtiyaçlarımız, hayallerimiz ve değerlerimize sahip çıkmamak.

Yani aslında gerçekten yaşamamış olmak gibi birşey bu. Neden en yaygın pişmanlık olduğunu anlamak zor değil. Bize hediye edilen bir hayat var ve biz bunu yaşamayarak çöpe atmışız.

Hepimizin ara ara kendimize dönüp bir bakması lazım, “şu anda hayatımda ben olarak, kendim olarak, yaşamadığım neler var, hangi ihtiyaçlarımı ve hangi değerlerimi inkar ediyorum?” diye. Zaten hayatımızdaki stres ve mutsuzluk noktaları genelde sorunun cevabında kendini gösteriyor.


Pişmanlık 2: Keşke bu kadar çok çalışmasaydım

Gerçekten uzun saatler çalışmak zorunda olduğu için çalışanlar var.

Verimsiz çalıştığı için uzun saatler çalışanlar var.

Evdeki, ailesindeki sorunlardan uzaklaşmak için uzun saatler çalışanlar var.

Statü, prestij ve başarılı hissetmek ve görünmek için uzun saatler çalışanlar var.

Daha çok para kazanmak için uzun saatler çalışanlar var.

Tutku duyduğu bir alanda işini çok sevdiği için uzun saatler çalışanlar var.

Çok çalışan insanların çok çalışmasının birçok farklı sebebi var ama sonuç anladığım kadarıyla pek değişmiyor, sebep ne olursa olsun, kim olursa olsun ölüm döşeğinde bunun pişmanlığını duyuyor çünkü çok uzun saatler çalışmak hayatımızın başka önemli alanlarından, sağlığımızdan ve ilişkilerimizden çalıyor.

Bunu dengesini kurmak hiç kolay bir iş değil ama uğraşmaya değer. Çünkü sağlığımızdan ve ilişkilerimizden ödün vermeye başladığımız noktada, ne kadar başarı ve para elde edersek edelim aynı tatmin olmuyor, mutluluk olmuyor.  Son nefesimizde de son pişmanlık fayda etmiyor.

Fiziksel, duygusal sağlığımız ve ilişkilerimizin sağlığı hep radarımızda olmalı, antenlerimiz açık olmalı ki, çok geç olmadan ihmal ettiğimiz konuları tekrar önceliğimiz haline getirecek adımları atabilelim.


Pişmanlık 3: Keşke duygularımı ifade edecek cesareti gösterseydim

Çoğumuz zaman zaman başkalarıyla çatışmaya girmemek ve huzurun kaçmaması adına, bizi rahatsız eden konuları konuşmaktan kaçınıyor ve duygularımızı içimizde bastırıyoruz. Birçok uzman içimizde baskıladığımız bu duyguların, bizi fiziksel olarak da hasta edebildiği görüşünü paylaşıyor. Ayrıca paylaşmadığımız duygu ve düşüncelerimiz kendi kimliğimizi oluşturmamızı ve dürüstçe, cesaretle olduğumuz kişi olarak varolmamızı engelliyor. Aslında bu şekilde tam değil, yarım yaşıyoruz ve hep bir iç huzursuzlukla.

Sonra içten içe farkında olmadan kendimize kızmaya başlıyoruz bu cesareti gösteremediğimiz için. Bu farkında olmadığımız kendimize olan kızgınlığın acısını başkalarından, özellikle de en sevdiklerimizden çıkarmaya başlıyoruz. Bazen bağırıp kırıcı sözler söyleyerek, bazen de pasif agresif bir şekilde ilgisiz farklı olaylardan acısını çıkartıyoruz. Sonunda yine bir şekilde huzursuzluk kaçınılmaz oluyor ve de kalıcı oluyor.

Halbuki bize zor gelsede cesaretimizi toplayıp isteğimizi, ihtiyacımızı, fikrimizi, duygumuzu ifade ettiğimizde (sağlıklı bir şekilde) herşeyden önce kendimize saygı göstermiş oluyoruz ve içimizden çıkmak isteyen de çıkmış oluyor, baskılanan birşey kalmıyor, rahatlıyoruz.

Ve de en önemlisi karşımızdaki kişinin aslında işini kolaylaştırmış oluyoruz (özellikle eşimizin ve çocuğumuzun) çünkü onlar bizi anlamaya çalışmak için kendilerini paralamak zorunda kalmıyorlar. Düşüncemizi, duygumuzu beğenirler veya beğenmezler ama bizdeki açıklık ve netlik, onların bizi daha iyi anlamasına, yeri geldiğinde daha toleranslı ve destekçi olmalarına yardımcı oluyor.

Mesela çocuklarım benimle birşeyler yapmak istiyorlarsa ve ben o anda yorgun, gergin veya stresli hissediyorsam, huzursuzluk olmasın diye duygumu içime atıp istediklerini yapmak yerine onlara “şu an biraz gergin ve stresli hissediyorum, bana 30 dakika ver, biraz dinleneyim, sakinleşeyim, saat 11’de buluşalım” dediğim zaman her ne kadar hoşlarına gitmese de, hatta bazen tepki gösterselerde, beni anlıyorlar ve ihtiyaçlarıma saygı göstermeyi öğreniyorlar. Çünkü eğer bunu yapmazsam, daha sonra onlarla ilgili başka bir konuda sinirlenip, gereğinden büyük bir tepki gösterip onları incitmem olası, ve de onlar bunu neden yaptığımı anlayamayacaklar, kendilerinde bir problem olduğunu düşünüp kendilerini suçlu hissedecekler. Keza eşimizle de olan ilişkimizde ifade etmediğimiz duygular, sonradan daha büyük problemlere yol açabiliyor.

Hani derler ya “Derdini söylemeyen derman bulamaz”. Ne kadar doğru. Bir de üstüne “Zor da olsa duygularını ifade etmeyen, huzur bulamaz” diyelim ve hayatımızda duygularımızı, düşüncelerimizi, ihtiyaçlarımızı daha fazla ifade etmek istediğimiz kimler ve hangi durumlar var, bunları bir düşünelim ve son nefesimizde bu pişmanlığı yaşamamak için fırsatımız varken şimdiden harekete geçelim.


Pişmanlık 4: Keşke arkadaşlarımla daha fazla zaman geçirseydim

Bronnie diyor ki “arkadaşlarımız ile olan olan ilişkimizin önemini” zamanında sağlığımız yerindeyken farketmiyoruz ve arkadaşlığımızın sağlam kalması için gereken zaman ve emeği vermiyoruz, taa ki ölüm döşeğinde bunun pişmanlığını hissedene kadar ama o zaman da çok geç kalınmış oluyor.

Hepimizin hayatı yoğun, hele hele annelerin ki. İnsanın çocuğu olunca, hele de birden fazla çocuğu var ise, hele bir de çalışıyorsa, sorumlulukları o kadar artıyor ki, gerçekten çocuk, eş, iş, aile bireyleri vs derken arkadaşlarımızla ne kadar görüşmek istesek de gerçekten kolay olmuyor bunu ayarlamak.

Ben de bu konudan oldukça sıkıntılıyım ve arkadaşlarımla görüşme sıklığım kesinlikle istediğim noktada değil ve çok ihtiyaç duyuyorum. Bu konuyla ilgili hayatımı çok daha verimli düzenlemenin bir yolunu bulmazsam, ben kesin bu pişmanlığı hissedeceğim bunu biliyorum. Bunu yapabilmemin yegane yolu da önceden organize edip sanki doktor randevusu gibi takvimime koymak, diğer türlü hep başka öncelikler arkadaşlarımın önüne geçiyor. Gerçekçi olmak gerekirse, iki haftada bir, bir arkadaşımla başbaşa bir program yapmak bile şu andan bulunduğum noktaya göre güzel bir ilerleme olur. Hep ilişkim sağlam kalır, beslenir, hem de bana çok iyi gelir. Arada spontan plansız ek birşeyler daha yapabiliyorsak o da bonus olur. Hiçbir şey olmasa telefonda daha sık konuşmak bile yine ilişkileri sıcak tutmaya yardımcı olacaktır.

Bilmiyorum siz bu konuda ne durumdasınız?


Pişmanlık 5: Keşke kendime mutlu olma iznini daha çok verseydim, kendimi daha mutlu etseydim

Bronnie diyor ki “konuştuğum insanların büyük bölümü mutlu olmanın bir seçim olduğu hayatlarının son noktasına kadar farketmiyorlar, onlara mutsuzluk getiren aynı davranışlar ve alışkanlıklarla ömürlerini tüketiyorlar, değişimden o kadar korkuyorlar ki, mutluymuşlar gibi davranmak onlara daha kolay geliyor ve başkalarının onlar hakkında ne düşündüğü ön planda oluyor, halbuki derinlerde daha çok gülmeyi ve gülümsemeyi istiyorlar”.

Kendimize mutlu olma iznini vermememizin daha birçok sebebi olabilir: Mutluluğu haketmediğimizi düşünebiliriz, mutlu olup sonra kötü birşey yaşarsak hayal kırıklığı hissetmekten korkuyor olabiliriz, veya kendimizi hayatta kurban gibi görüp şartları ve dış etkileri suçlamaya devam edebiliriz. Sebebi ne olursa olsun farketmediğimiz şey sonuçta harcadığımız kendi hayatımız ve kendi mutluluğumuz, ve mutluluk gerçekten bir seçim. Olaylar aynı olsa bile 2 farklı kişinin olay karşısındaki davranışları çok farklı olabiliyor, işte mutluluk ve mutsuzluk arasındaki ince çizgi de burada duruyor.

Bazen düşünüyorum, sanki mutluluk, mutsuzluktan daha çok korkutuyor gibi bizi. Aslında araştırmacı Brene Brown’un yaptığı çalışmalarda da bu oldukça net. Mesela diyor ki, gece o masum tatlı haliyle mis gibi kokusuyla mışıl mışıl uyuyan çocuğunuzu izlerken hissettiğiniz ilk duygu nedir? Mutluluk mu, korku mu? Çocuğumuz için korku “aman ya birşey olursa çocuğuma korkusu ve duaları”, halbuki niye bu güzel anın tadını çıkaramıyoruz ki, çünkü beyin öyle çalışmıyor, beynin korku merkezi amigdala sürekli iş başında ve biz onun aktivitesini kontrol altında tutmazsak hayatımızı mutluluk duygusu değil, korku duygusuyla geçiriyor oluyoruz, kendimize mutlu olma iznini vermiyoruz ve bizi mutlu edecek davranışlar ve seçimler yapmıyoruz, sonunda da mutlu olmadığımız için şikayet ediyoruz.

Yine derler ya “Ne ekersen, onu biçersin”, işte bence mutlu olmak da öyle birşey, hayatımıza mutluluk katacak davranışlar ekersek, yine mutluluk biçiyoruz, veya tam tersi. Elbette mutsuz olduğumuz anlar da olabiliyor ama geçici anlar oluyor bunlar, son nefesimizde geriye dönüp baktığımızda çoğunlukla mutlu anların gözümüzün önüne gelme ihtimali artıyor.

Hepimizin önünde bir yol var. Bu yolun bir başlangıcı ve sonu var. Bu yolu ne kadar keyifle veya mutsuzlukla yaşayacağımızda yine bizim seçimimiz. Bu yola dikenleri de çoğu zaman biz koyuyoruz, çiçekleri de istediğimizde biz ekiyoruz. Sizi bilmem ama ben az dikenli, bol çiçekli bir yol istiyorum, hergün yaptığım seçimlerde ve davranışlarımda buna özen göstermeye çalışıyorum.

Ahu Tükel

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...