Ana içeriğe atla

Sınır Üstündeki Ev

Eve taşındığımızın ikinci günüydü. Sağ yanımızda bir komşu var. Yol önlerinden geçiyor. Pencerenin önüne oturmuş bir yaşlı a-dam,

- Bu evi tutmasaydınız iyi olurdu, dedi. ihtiyara sert sert baktım:

-  Bizim bildiğimiz bir kiracı bir eve taşındı mı, konu komşu "güle güle oturun"a gelirler. Taşınmasaydımz iyi olurdu, ne demek? Komşuya böyle mi söylenir?

ihtiyar oralı bile olmadan,

- Benden söylemesi, dedi, o eve hırsız girer de ondan söyledim. Bizim eve hırsız girer de öbürlerine girmez mi? Cansıkıntısıyla cigara almak için köşedeki bakkala girdim.

- Ne sözünü bilmez adamlar var, dedim. Bakkal,

- Hayrola? dedi.

- Bizim evin yanında bir bunak oturuyor. Evlerinin önünden geçerken "Sizin eve hırsız girer. Taşınmasaydımz iyi olurdu" demesin mi?

Bakkal,

-  Doğru söylemiş, dedi, taşınmasaydınız iyi olurdu. O eve hırsız girer.

Bitek kelime söylemeden dışarı çıktım. O gün akşama kadar canım sıkıldı. Gece, sol yanımızdaki komşular oturmaya geldiler. Gece yansına doğru tam giderlerken, komşumuz,

- Burası iyi evdir ama, hırsız girer, dedi.

Bunları kapıdan çıkarken söylediği için "neden bu eve hırsız giriyor da sizin evlerinize girmiyor?" diye soramadım. Karım, canımın sıkıldığını görünce, güldü:

-  Ayol, anlamıyor musun, dedi, şimdi kiracılar evden çıkarmanın bin yolunu bulmuşlar. Demek, bir yolu da bu. Eve hırsız giriyor diye korkutup bizi evden çıkaracaklar. Evin kirası ucuz olduğundan

ya kendileri taşınacaklar, ya da bir tanıdıklarını getirecekler.

Aklım yattı ama, yine de gece gözümü uyku tutmadı. Hırsızı, randevu vermiş gibi, ha geldi, ha gelecek diye bekliyordum. Derken uyuya kalmışım. Bir tıkırtı ile fırladım. Fırlamamla yastığın altındaki tabancayı alıp,

-  Kıpırdama, yoksa yakarım!., diye karanlığa doğru bağırmam bir oldu. Eve yeni taşındığımızdan, elektrik düğmesini bir türlü bulamıyorum. Elektrik düğmesini bulacağım diye kendimi o duvardan bu duvara çarpıyorum. Derken ayaklanma bir şey takıldı, şangırtıyla kendimi yerde buldum. Hırsız çelme taktı diye az kalsın tabancadaki kurşunlan herifin karnına dolduracaktım ama, yuvarlanırken tabanca bir yana gitmiş, ben de bir yana... Karanlığın içinden,

-  Hah, hah, hah!., diye insanın tüylerini diken diken eden bir kahkaha yükseldi.

- Ulan, biz korkunç yerli film mi çeviriyoruz, erkeksen karşıma çık alçak! diye bağırdım.

- Herhalde elektrik düğmesini anyordunuz. Kapının sağındadır. Yeni kiracılar elektrik düğmesini bulmak için hep böyle zorluk çekerler.

Ses karanlıktan geliyordu.

-  Ben adamı ne yapanm, sen beni biliyor musun? diye bağırdım.

Karanlıkta görmediğim adam,

-  Bilmiyorum, dedi. Müsaade ederseniz elektriği açıp size yardım edeyim.

Çıt, diye elektrik düğmesinin sesi duyuldu, oda aydınlandı. Ben yere düşünce masanın altına girmişim, karım da karyolanın altına. Karşımda dimdik, benim iki boyumda bir adam vardı. Ayağa kalksam, herifi korkutamayacağım. Yattığım yerden ne olduğumu anlamaz diye, sesimi kalınlaştınp,

- Sen kimsin? diye sordum-.

- Hırsızım.

- Bana bak, ben yutmam, sen hırsız değilsin. Bizi hırsızım diye korkutup evden uğratacaksın. Baksana sen benim gözüme...

Adam,

- Hırsız mıyım, değil miyim, şimdi görürsün, dedi.

Babasının evi gibi her yanı karıştırıp, işine gelenleri almaya başladı. Hem de bir yandan söylenip duruyordu:

- Demek siz burasını yatak odası yaptınız. Sizden önceki kiracılar, burasını oturma odası yapmışlardı. Daha öncekiler de öyle...

-  Bana bak, dedim, sen hırsızlık ediyorsun ama sonra ben seni şikayet ederim.

İşinden başını kaldırmadan,

- Babana kadar git şikayet et, bir de benden selam söyle... dedi.

- Ama ben karakola gidene kadar sen kaçarsın.

- Kaçmam.

- Vallahi kaçarsın. Evde ne var ne yok toplar kaçarsın. Onun için, ben seni bağlayıp, karakola haber vermeye gideceğim.

- îmdaaaat!... diye bir çığlık attı, karım.

Mahalleli de bizim kapının önünde hazır mıymış ne, birden içeri doldular. Komşular hiç aldırış etmeden,

- Aaaa... Bu eve yine hırsız girmiş... diyorlardı. Bazısı da,

- Bakalım hangisi? diye birbirlerine soruyorlardı.

Bizim komşuların içinde hırsızla tanışanlar, halhatır soranlar bile vardı. Hırsız kılı kıpırdamadan hababam öteyi beriyi kaldırıyor.

- Konu komşu, yardım edin de şu hırsızı bağlayalım. Gidip karakola haber vereceğim, dedim.

İçlerinden biri,

-  Vallahi siz bilirsiniz ama, boşuna zahmet ediyorsunuz sanırım, dedi.

Biz ne biçim bir yere taşınmışız, şaşırdım. Karım çamaşır iplerini getirdi. Hırsız da hiç karşı koymadı. Adamı bir güzel bağlayıp, bir odaya koyduk. Üzerinden kapıyı kilitledim. Hemen karakola koştuk. Kanm olanı biteni komisere anlattı. Komiser evin yerini sordu, söyledik.

-Haaaa... O ev mi? dedi.

- Evet, o ev, dedim.

- Biz o eve kanşamayız, dedi. Bizim bölgemizin dışında.

- Peki, biz ne yapacağız? Zavallı adamı boşu boşuna mı bağladık?

- Bir üst yanınızdaki evde otursaydiniz, bizim bölgemize girerdi. O zaman biz karışırdık.

Kanm,

- Üst yandaki ev boş değildi, ne yapalım... dedi.

Bizim ev, iki karakolun emniyet bölgelerinin tam sınırındaymış. Komiser,

- Sizin eve dedi "........" karakol bakar, dedi.

Söyledikleri karakol da uzak. Biz oraya gidene kadar sabah oldu. Oradakilere anlattık. Evimizin yerini sordular. Söyledik. Bir polis,

- Haa... O ev mi? dedi.

- Evet o ev, dedim.

- Bir altındaki ev olsaydı, biz bakardık. Sizin ev bizim bölgemizin dışında kalır.

Kanm,

- Vah, vah, dedi, adamı da sımsıkı bağlamıştık...

- Bizim ev hangi bölgeye girer? diye sordum. Polis,

-  Sizin ev jandarmanın bölgesine girer. Oraya polis kanşmaz. Siz jandarma karakoluna gideceksiniz, dedi.

Yola çıktık. Karım,

- Aman önce eve gidip şu hırsıza bir bakalım, dedi, adam öldü mü kaldı mı?

Öyle ya... İster misin, bir de hırsız, sıkı bağlanmaktan kanı dönmesin de ölsün. Hırsızı tutalım derken, bir de katil olup çıkalım. Eve gittik. Hırsız bağladığımız gibi duruyordu.

- Nasılsın? dedim.

- İyiyim ama, karnım acıktı, dedi.

Kanm hırsıza yemek çıkardı. Tersliğe bakın, evde bamya varmış. Hırsız da bamya yemezmiş. Kanm kasaptan biftek aldı, hemen pişirip hırsızın önüne koydu. Biz hırsızı şikayet için jandarma karakoluna gittik. Olanı biteni anlattık. Jandarma komutanı, evin yerini sordu, biz de söyledik.

- Haaa... O ev mi? dedi.

Bizim evi de herkes biliyordu. Jandarma komutanı,

- Sizin eve jandarma kanşmaz, polis kanşır, dedi.

-  Aman efendim, dedim, nasıl olur. Polise gidiyoruz, jandarma kanşır, diyor, jandarmaya gidiyoruz, polis kanşır, diyor. Bu bizim eve elbet bir karışan görüşen olacak.

Jandarma komutanı bir harita çıkardı.

- Bakın, dedi, siz haritadan anlar mısınız? Bu 140 rakımlı tesviye münhanisi. Burası da su terazisi. Burası da 208 rakımlı tepe. işte jandarmanın bölgesi buradan geçiyor. Eğer sizin oturduğunuz ev, iki metre daha kuzey batıya yapılsaydı, o zaman jandarmanın bölgesine girerdi.

- Canım iki metre için mi? Bakıverin ne olur?

- Ne mi olur? Onun ne olacağını siz değil, biz biliriz. (Haritadan gösterdi). Bakın sizin ev burada işte. Jandarma ile polis bölgesini ayıran sınırın üstünde. Anladınız mı? Bizim bölgeye evinizin bahçesinden ikibuçuk metre kadar giriyor ama, hırsızlık bahçede olmamış.

Yine polise gitmekten başka yol yoktu. Karım,

- Aman bir kere eve girip hırsıza bakalım, dedi, Allah korusun bir ölürse, başımız derde girer.

Eve gittik, hırsıza,

- Nasıl? dedim.

- Yanıyorum, çabuk bir su... dedi. Suyu içtikten sonra:

-  Bakın söylüyorum, dedi. Benim hürriyetimi kısıtlıyorsunuz. Buna hakkınız yok. Buradan bir kurtulursam sizi dava ederim.

- Peki, ne yapalım kardeşim, dedim, bizim evin kimin bölgesine girdiği belli değil ki, seni oraya şikayet edelim. Böyle cenabet yere ev yapılır mı canım? Tam sınırın üstüne yapmışlar.

-  Eeeee... dedi, ben söylemedim mi? Siz beni salıverin, yoksa hürriyetimi kısıtlamak suçundan sizi mahkemelerde sürüm sürüm süründürürüm.

-  Akşama kadar müsaade et, dedim, polise bir kere daha gidelim de...

-  Gitmesine git. Ama biz bu işi kaç zamandır biliyoruz. Önce sizin evin hangi bölgeye girdiğine karar verilecek. Yahut bölgelerin sınırlan değiştirilecek. O zamana kadar heheey...

Bir daha polise gittik. Bir harita da komiser çıkardı.

- Bakın, dedi, jandarma bölgesinin sının burası. Bahçe jandarmada... Evin bir kısmı bizde, bir kısmı jandarmada.

- Yatak odası sizin bölgede kalıyor. Hırsızlık da yatak odasında oldu, dedim.

- Evet ama tesbiti lazım, dedi, hem sonra bu hırsız yatak odasına uçarak girmedi ya, bahçeden girdi. Bahçe jandarmanın... Bu, yeni bir iş değil. Müzakere halinde. Bakalım sizin evi hangi bölgeye verirlerse biz de ona göre işlem yapacağız.

Eve dönüyorduk. Sağımızdaki evin penceresinden yine o ihtiyar seslendi:

- Geçmiş olsun, evinize hırsız girmiş. .

- Girdi, dedim.

- O evde hiç bir kiracı oturmaz da onun için o kadar ucuza veriyorlar. Ev sahibi, kendi oturamıyor, kiracı bulamıyor. Evini yıktırıp, iki metre içeri alacaktı. O zaman tam bölgeye giriyor. Sonra sizi bulunca kiraya vermiş.

ihtiyarın kansı,

- Suç sizin değil, ev sahibinin, dedi. Ev yaptırırken suyu, elektriği, havagazını, manzarayı düşünüyorlar da, hangi bölgeye girdiğini hiç hesaplamıyorlar, insan hiç böyle sınır üstünde ev yaptınr mı?

Bir yıllık da kirayı peşin verdiğimizden evden çıkamazdık. Eve girdik. Hırsız karşımıza geçti, oturdu. Birlikte akşam yemeğini de yedik. Sonra.

- Bana şimdilik Allaha ısmarladık, gene gelirim, dedi.

Şimdi dört beş hırsız evimizin gediklisi oldu. Mahallede onları herkes tanıyor. Hatta onlarla işbirliği de yaptık. Başka, yabancı hırsızlar da dadanmasın diye elbirliği ile evimizi koruyoruz. Bakalım, ne olacak? Ya konturatımız bitene kadar, evde altı hırsız, iki de biz sekiz kişi oturacağız ya da bizim evi bir bölgeye sokacaklar. O zaman da hırsızları bulabilirsek, bölgemize kansan karakola şikayet edeceğiz. Birbirimize pek de alıştık, şikayet de ayıp olacak ya... Çünkü evin bir takım masraflarını da onlar görüyor.

Aziz  Nesin

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Beşinci Mevsim

Fırtınalı bir günün sonunda bir dal istedi kadın, tutunmak için dostane Bir mum yaktı adamın biri, elini uzattı beyaz bir gül geldi karşılığında Böylece bir muhabbet başladı gözlerde aylarca devam etti bu dostluk sessizce Bir mum daha yaktı adam yüreğini açacaktı kadına ellerini avuçlarına alıp korkusuzca bakacaktı kadının gözlerine ve birlikte yaslanacaklardı geceye Gözlerinde aşk koynunda ihtirasla düşler! Dedi kısaca Geldim dedi kadın ama yer bulamadım kendime Korkuyla geriledi adam ya bir daha gelmezse, ya onu hepten kaybedersem diye geçirdi aklından bir kez daha erteledi düşlerini her seferinde olduğu gibi Dört mevsim yaşadı kadın çelişkiler içinde son mevsimin son gününde, aklı yenik düştü yüreğine beyaz bir gül ile misafir oldu adamın düşlerine sana geldim götür beni gözlerindeki karanlığın ötesine Dalgındı, fark etmedi adam bozulmasını istemediği bir rüyanın içindeyi kendince Utandı kadın çok utandı çırılçıplak hissetti kendini o an söndürdü mumu beyninde hoşça kal. Dedi adama ...

İnsanlıktan kaçmayan imam!

En son nefret söylemi kurbanı olan Beylikdüzü’nde kafasının arkasından tek kurşunla öldürülen trans arkadaşımızı duyduğumda şöyle bir geriye gittim... Seks işçiliği yaptığım 90’lı yıllarda bir trans cinayeti serisi başlamıştı. Travestiler bazen tornavida ile öldürülüyordu, bazen kurşunla, bazen de polisten kaçarken araba çarpıyordu. Arabalar yardım etmek için duruyordu, trans olduğunu görünce tekrar üstünden geçiyorlardı. Tabii ki aileleri tarafından reddedilen transeksüel bireylerin cenazelerinde de kimse sahiplenmiyor ve almaya gelmiyorlardı. Biz morga gidiyorduk. Bazen yalvarıyorduk, bazen durumumuzu anlatıyorduk. “Ailesi reddetmiş, kimse gelip cenazesini almayacak. Aynı soyadından kimse gelip imza atmayacak bu çok net” diyorduk. Bazı morg görevlileri pozitif ayrımcılık yapıyordu. Cenazeyi biz alıyorduk. Bazen ailelerin de sahip çıktığı oluyordu. Cenazelere hep katılıyorduk. Kimi zaman da belediye gömüyordu. Yine Kulaksız Mezarlığı’nda belediyenin gömeceği bir cenazeye katılmıştık. ...

Ben hergeleyi görmüşümdür

BENDEN DE BİR KALİNİKHTA SANA BALIKÇI 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954’te sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928'de mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. 1931 yılında ekonomi öğrenimi için gittiği İsviçre'den kısa süre sonra ayrılıp Fransa'nın Grenoble kentine geçti ve orada üç sene yaşadı. Sonraki yıllarda, Grenoble Üniversitesi'ne de devam ettiği şehirde, aslında başıboş gezerek edebî şahsiyetini bulmaya çalıştığını açıkladı. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini y...

Gelecek Yıl İlkbahar Yokmuş

Yüzünü bir kedi tırmalayacak ona deli deme sakın Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına Bu gece yağmur yağacak ona dur deme sakın Su yaramazdır, toprağın yorgunluğundan ne anlayacak İçini sürüklediğin bu korkunç mermi yuvasında En büyük dansa kalkmaya hazır ağır dallarınla Ninnilerle değil, vedalarla uyut kendini Dışarıdaki cemre sana düşmez uyma hayata Bu gece herkesin hafızası silinecek itinayla Buna kader deme sakın Zaten üç beş kişiyiz gürültümüz tuhaflığımızdan Sevişsek içkiler bitiyor sandık Ağlaşsak hüzünler harfiyen sıradan Hangimiz hainiz hangimiz hırpalandık Hangimiz kuvvetli yalnızlıklarıyla böyle olağan Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Bu gece kökler yeryüzüne yürüyecek neden deme sakın Acı arsızdır, bedenin direncinden ne anlayacak küçük iskender

Bence Malumdur

dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür sen elini bulutların içinde gezdirirsin bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler içini kurtlar kemirir bence malumdur buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün senin ateşler içinde olduğun bence malumdur ellerin muhakkak çocuk elleridir hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün onlar neden daima okul türküleridir süleymancıktan bahseder kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan ve karınca yuvalarından bahseder ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi bence malumdur elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler sokakların üstüne bulutlar gelirler bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir bir yıldız bir yıldızın ardınca gider yıldızların kayboldukları yer bence malumdur  karanlıkta bir şeyler kopar dağılır...

Aşk gibidir şiir

Aşk gibidir şiir de: Söyleriz, söyleriz, çok şeyler söyledik gibi gelir bize, bir de bakarız ki bir şey söyleyememişiz, hep çevre de dolaşmış da öze değememişiz. Nurullah Ataç

MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI

Bir padişah rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Sabah olunca bunu yorumlatmak üzere müneccimbaşını çağırtmış. Rüyayı dikkatle dinleyen müneccimbaşı üzülerek " Sultanım, bu rüya bütün sevdiklerinizin ölümünü göreceğinize işarettir ." demiş. Bu uğursuz yoruma öfkelenen padişah, müneccimbaşını görevinden azletmiş. Bunun üzerine huzura müneccimbaşının yardımcısı getirilmiş. Padişah, ona da aynı rüyayı anlatmış ve " Peki, sen ne diyorsun bu işe ?" diye sormuş. Genç yardımcı ise -biraz da çekinerek- " Efendim, bu rüya sizin, bütün sevdiklerinizden daha uzun yaşayacağınızı müjdelemektedir ." diye cevap vermiş ve yaptığı bu yorum sebebiyle ödüllendirilmiş. Kıssadaki her iki yorum da aslında aynı anlama gelmektedir. Ancak kelime seçimi ve üslup, sonucu tamamer değiştirmiştir: İlk yorum karamsarlık doğururken ikincisi umut ve güzellik aşılamıştır. Hayattaki olayların çoğu böyle iki türlü de yorumlanmaya müsait olarak kapımızı çalar. Kötüye de iyiye de yor...

Erteleme

Öbür gün, evet, yalnızca öbür gün... Yarın öbür günü düşünmeye başlayacağım, Belki her şey olup bitecek; ama bugün değil... Hayır, bugün değil; bugün yapamam. Öznel nesnelliğimin şaşırtıcı inadı, Gerçek yaşamımın uykusu, araya girmesi, Sezinlemesi, bitimsiz bezginlik- Bütün dünyam bir tramvaya yetişme çabası- Öyle bir ruh o... Yalnızca öbür gün... Bugün hazırlanmak istiyorum... Hazırlanmak istiyorum kendi yarınım için, öbür günü düşünmek için... Sonucu belirleyecek olan bu. Halihazırda planlarım var, ama hayır, bugün planlama yok... Yarın plan yapma günüdür. Yarın dünyayı fethetmeye masama oturacağım; Ama ancak öbür gün fethedeceğim dünyayı... Ağladığımı hissediyorum, Apansız ağladığımı hissediyorum, derinden içime doğru... Bugün ne olup bittiğini bilmeyin, bu bir giz, söyleyemem. Yalnızca öbür gün... Çocukken her hafta Pazar günü sirki beni eğlendirirdi. Bugün bütün eğlencem çocukluğumdaki tüm hafta süren Pazar günü sirki... Öbür gün, bambaşka biri olacağım, Yaşamım zaferle taçlanaca...