Ana içeriğe atla

Sonrası sükût olsun...

21/22 Haziran 1923, Cuma

İhsan.

Dört sene bir ay herkese karşı müdafaa ettiğim münasebetimiz bugün maatteessüf senin -hiç senden beklemediğim- bir cümlenle bitiyor... İşittiğim dakikadan beri bu cümle beni öyle kırdı, öyle tamir kabul etmez bir surette kırdı ki bana kimsenin verdiremeyeceği bir kararı verdirdi. O da münasebetimize nihayet vermek!...

10 Haziran Pazar akşamı Baki Bey cevabını verdi. Vakıa alınan malumat senin pek lehinde değil, mamafih aleyhinde de değildi... Belki bizimkilerin fikrini değiştirebilirdim fakat bugün ben ayrılmamıza karar verdim... Çünkü İhsan sen pek iyi bilirsin ki, benim her şeyin fevkinde tuttuğum bir şey vardır, o da izzetinefsim. Baki Bey'e söylediğin şeyler üzerine birbirimizin yüzüne bakmamamız lazım...

Baki Bey'in, "Neden çalışmadın?" sualine, "Ne yapayım efendim, şeytana uydum... Derslerime devam etmeme vakit bırakmazdı ki, her gün çağırır -bir elini kağıt, bir elini kalem yapıp taklit ederek- yazar, yazar... Eğer gelmezsen beni bir daha göremezsin diye tehdit ederdi! Gitmeye mecbur olurdum"dan başka cevap yok muydu??... Ben kadın olduğum halde seni bir aydır bürün aileme karşı müdafaa edip, size gösterilmek istenilen her kusuru üzerime alırken senin ilk sual karşısında yapacağın şey beni itham etmek miydi? Hem öyle bir suretle ki vicdanına müracaat edersen bu sözlerinin hakikatten ne kadar uzak olduğunu görürsün...

Hatırlarsın ki tanıştığımızdan bir buçuk sene sonra senin ısrarın üzerine görüştük. Yalnız çıkamadığım için tesadüf ettiğim müşkülati bilirsin... Demek bu hu- sustaki gayretim sizce bir kabahatti!... Bu bence bir fedakarlıktı... Benim bir erkeğe sokakta gözükmeye razı oluşum fedakârlıktır. Çünkü ben senin her gün bir tanesinin peşinde gezdiğin hanımlar gibi haftanın değişik günlerinde farklı beylere muhtelif mahallerde söz vermiş değilim... Fakat belki bunu da takdir etmemişsindir. "Şeytana uydum" dedikten sonra bu da hakkındır... 

Herkes seni, "Haylaz, mektebe niçin devam etmedin" diye kabahatli bulurken ben her kabahati üzerime alıyor, "Ben sebep oldum, ben çağırdım, bana olan zaafı çalışmasına mâni oldu" diye iknaya uğraşıyordum... Hem senin gibi, bana karışmaya hiç hakkı olmayan, hiç korkum olmayan Baki Bey'e değil, aileme... Kendisi seninle olduğu gibi benimle de konuştu. Bana da sordu...

Halbuki Ihsan ben kendimi de aldatmaya çalışıyor dum, hakikat bu değildi... Sana Moda'da pansiyoner olmayı, her gün bir hanım takip etmeyi ben teklif etmedim... Köprü'de sabahtan akşamın son vapuruna kadar beklediğin günler görmek istediğin kimse ben değildim... Bunu da kendin itiraf etmiştin...

Sana her zaman, "İhsan her şeyden evvel dersini düşün. Beni seviyorsan onlara dikkat et. Buraya geleceğine mektebe git" dediğimi itiraf etmesen bile bilirsin... Buna cevabın ne olurdu? Pek iyi hatırımda: "Bırak Fatma, nasıl olsa anlamıyorum, hiç olmazsa üzüntüden kurtulurum. Hem ben asistan ile uyuşurum..." Bunlar, değil mi?... 

Bana, "Sokakta peşine takılan bir adama nasıl mukabele ettin?!" diyorlar... Ben başımı eğiyorum... Halbuki hayatımda bunu hiç yapmadım... Bunun böyle olmadığını, nasıl tanıştığımızı sen de bilirsin. Ben bu çirkin vaziyeti etrafımdakilerin isimlerini meseleye sokmamak için kabul ettim... Bakıyorum sende hiç bu düşünceler yok... Kendi keyfine dokunulmasın, siz kabahatli olmayın da ne olursa olsun!.. Değil etraftakileri, ilk adımda beni -halbuki herkese karşı müdafaa vazifendi- itham ediyorsun...

Biraz daha gayret etseydin de, "Beni baştan çıkardı" deseydin! Böyle meselelerde bu suretle cevap veren kimseler bu cümleyi kullanırlar... Esasen eskiden beri her mektupta bu terane vardı... Hatta son zamanlarda bile söylüyordun... Ben zavallı kör, bu, "Senin için sınıfta kaldım" cümlesinin muhtevi olduğu manayı anlayamazdım... Üç sene sev, hiçbir şey görme, aldatıldığını bil affet, aksini bildiğin halde her kabahati, "Benimdir" diye kabul et sonunda da göreceğin mükâfat bu olsun! "Şeytana uydum"! Bunları Müştak Bey anlatırken kulaklarımı - kamak, bu kadar adi cümleleri işitmemek istedim... Eğer her erkek bu ise...

Hem sevgiyi bir tarafa bırak, sen ciddi bir adam olsaydın bunu söylemezdin...

Son zamanlarda Hürrem de Melahat'ı sevmiyordu fakat ailesi Melahat'ın aleyhinde bulunduğu zaman susuyordu... Hiçbir zaman Melahat'ı hiçbir suretle itham etmedi... Hiçbir münasebeti kalmamış olan bir kadının bile aleyhinde en ufak bir şey söylemedikten başka söyletmedi de... Ve bu hususta gayet ciddi, gayet efendice hareket etti...

Hürrem Bey'e git -işte en emin olduğun arkadaşın- mektubumu göster, herhalde kendisi de hareketinin pek çirkin olduğunu söyleyecektir...

Hususuyla ben o vaziyette de değildim... Ben senin müdafaaya mecbur olduğun bir kadındım... Bana Pazar akşamı, "İşte müdafaa ettiğin adam... Kendi hareketinle onunkini mukayese et... Niçin şeytana uydum yerine hissiyatıma kapıldım, çağırırdı yerine, zaafım vardı giderdim demedi? Müdafaa edecek yerde seni itham ediyor... Sen bunu yazmış bile olsan aranızda geçen şeyleri nasıl yabancı bir kimseye söylüyor... Böyle meselelerde insanın annesi babası bile yabancıdır... Demek yarın lazım gelirse mektuplarını da hepimize gösterebilecek, muhteviyatını söyledikten sonra göstermesi güç mü?...
Mert bir erkek böyle mi hareket eder?" dedikleri zaman sustum... Verilecek cevap yoktu...

Kendi kendime, nişanlanırsak çalışır, çapkınlığı da geçer, beni seviyor diyordum. Her mâniyi sana olan itimadımla kırıyordum. Halbuki sen sevmiyorsun, sevildiğine eminsin... "Beni seviyor, her şeyi yapar..." diyorsun... Evet... Yalnız senden bunu görmeseydim... Buna hayır diyemezsin, bir aydır bunu ispat ettim. Seni kuvvetim bitene kadar müdafaa ettim. Bunu söylemekle lütfettim demek istediğimi zannetme. Bu vazifemdi... Yaptım... Fakat mukabilinde göreceğim bu muydu İhsan? Daha şimdiden benden şikâyet miydi? Sen şikâyet etme, ben edeyim... Ben bu kadar zamandır aldatıldığımdan şikâyet edeyim... Hem de pek haklı olarak...

Daha şimdiden bunu söyleyen adam yarın ailemi terk edip gittiğimin ikinci gününde bana, "Benim ne kabahatim var, seni çağıran oldu mu? Kendin istedin geldin' de diyebilir... Ne mâni var?... Ben seni çok başka tanımıştım... Demek o zaman yaptığım fedakârlığı ilk fena görecek sen olacaktın?... İlk tahkiri senden görecektim...

Ben ise seni hayatımda en güveneceğim bir kimse addediyordum... Şükür ki düşüncelerini çabuk öğrendim... Keşke öğrenmeseydim... Sen bir insanın bütün samimiyetiyle bağlandığı, her ümidini onda gördüğü bir münasebetin bir gün bir hiç olduğunu anlarsa ne olacağını tasavvur edebilir misin?... İmkânsız, çünkü bağlanmanın ne demek olduğunu bilemezsin! Bunda da pek kabahatli değilsin, erkeksin...

Kimbilir benim bu budalalığıma ne kadar gülmüşsündür...

Sonra bu meseleye vâkıf bazı kimselerin isimlerini her ne suretle olursa olsun hiç kimseye söylemeyeceğine namusuna söz vermiştin. Bu sözünü de tutmamış, Baki Bey'e söylemişsin... Allahtan kendisi saklıyor... Demek senin verdiğin söze itimat etmek hata...

Herkesin ismini söylemek... Kendini kurtarmak için beni itham etmek, namusuna itimat ederek yazdığım mektupları da teşhir etmek... Bunların hepsini yapabileceksin... Bunlan Baki Bey'e bilmeyerek söylediğini katiyen kabul etmem. Bilmemek için -affedersin söyleyeceğim- birinci sınıf bir budala olman lazım ki ben aksine kaniiyim.

Müştak Amcam, "Fatma sana bu akşam, vakıa tembel ve çapkın bunları sen affediyorsan hepsini ikna ederim diyecektim... Fakat bu çocuk ilk adımda senden şikâyet ediyor, seni bir yük, bir baş belası gibi telakki ediyor... Buna da razı mısın? Mesela çağırırdı yerine -kabahati üzerinden atmak istiyorsa- zaaf gösterirdim diyemeyen bir kimseymiş. Çapkınlık az kabahat midir?" dedi. Haklı... Bunları Baki Bey'e söylemişsin... Vakıa daha henüz bugüne kadar kendisini görmedim, Baki Bey'le yarın görüşeceğim. Tahkikatını hâvi kağıtları vaadi vechile bana verecek... Mamafih artık onların ehemmiyeti yok...

Herkes, "Sen Fatma için derslerinden kaldın dese o seni müdafaa etmeliydi, sende biraz bile kabahat görülmesine razı olmayacaktı. Seven böyle yapar. Sen böyle yaptın" diyorlar... Bunların hepsi pek doğru sözler...

Benden şikayet eden bir kimseyi istemek... Kalbim emretse bile izzetinefsim mâni. Baki Bey'in, Müştak Bey'in yanında tahkir olundum...

Her neyse...

Sana gayet mesut günler temenni ederim. İnşallah hayatında çok mesut olursun... Esasen bu temenniye ihtiyaç yok; senin gibi lakayt bir ahlaka malik olanlar dünyanın en mesut insanlarıdırlar...

Senden bir ricam var: Mektuplarımı, resimlerimi iade etmen... Ben de seninkileri resimlerinle birlikte getireceğim. Pazartesi günü saat beşte Kalamış'ta bulun. Rica ederim ihmal etme. Çünkü ben de hemen bu hafta nihayetinde İstanbul'u, benim için yaşanılmaz olan bu şehri terk etmek niyetindeyim....



2 Temmuz 1923, Pazartesi

İhsan,

Size bu mektubu artık içinde nefes alamayacak kadar beni sıkan bir şehri -İstanbul'u- terk ederken bindiğim vapurun güvertesinde yazıyorum. Hava henüz aydınlanıyor ve buradan seyrettiğim o şehir evleriyle, sokaklarıyla, minareleriyle, insanlarıyla gittikçe benden koparak uzaklaşıyor ve ıstırabım da sanki oraya ait bir şeymiş gibi, orada kalmışçasına hafifliyor... Niyetim sizin için artık kalemi ebediyen elime almamaktı lakin şahsınızda tecelli etmiş olan sevgime hürmetten bu son satırları yazmaya karar verdim.

Ne garip tecellidir ki, vatanım düşman istilasından kurtulup ikbaline gözlerini açarken ben o düşmanın vatanında kendi ikbalimi arayacağım! Paris'e gitmemi babamın muhalefetine rağmen annem bana sürekli telkin ederken zannederim oradan bir müddet sonra sizi unutmuş olarak döneceğimi hesaplıyordu. Fakat ben dönmek düşüncesiyle değil, oraya sonsuza kadar kalmak fikriyle gidiyorum. Dayımın bana olan aşırı sevgisi cesaretimi körüklüyor. Yıllardır görmediğim dayımı, yengemi ve kuzenlerimi görmek için sabırsızlanıyorum... Yeni ailemi. İhsan, sizin de burada çok mesut bir hayat kuracağınıza eminim. Her zaman söylediğim gibi, o istidat sizde var azizim.. Esasen hayat sizin nokta-i nazarınızda bir komediden ibaret ve bu itibarla gülmek, eğlenmek yaşantınızın en asli unsuru... Bunu nerede, hangi şerait altında olursa olsun kaybetmeyeceksiniz, etmeyiniz de...

Oysa benim için öyle mi?! Benim hayatım tam anlamıyla bir drama! Sizinle başlayan bu dram umuyorum ki sizinle bitsin! Bu senaryo orada kalsın, terk ettiğim o meşum sahnede. Daha fazla tahammül edemeyeceğim bu oyunu bozuyor, rolümü terk edip gidiyorum. Üzerimdeki kostümümü bile çıkartıp o sahnede bıraktım. Bilir misin İhsan şimdi üzerimde alafranga kıyafetlerim var! Yeni hayatıma, yeni dünyama ait kıyafetler... Sen beni bu halimle hiç görmedin. Görsen kimbilir nasıl şaşırırdın. Peçemi, feracemi çıkartıp gemiye bindikten sonra yeni elbiselerimi giyindim. Ben bütün bütün başka biriyim artık, hiç tahayyül edemeyeceğin.

Şimdiden sonra kendimi sadece müziğe adamak istiyorum. Hatta şimdi bile içimde piyano çalmak için öyle güçlü bir arzu var ki... Burada bir piyano olsaydı başına oturur hiç durmamacasına çalardım. Ne müthiş bir konser olurdu bu güvertede! Herkesi başıma toplardım şüphesiz. Piyanom yok, çalamıyorum lakin içimde öylesine sesler coşuyor ki... Kilisede o gün dinlediğim müzikle teşyî ediliyorum sanki. Belki de bunları yaşayacağım için o gün kilisedeki müzik öyle derinden râm etmişti kendisine beni! Kimbilir?

Şehrin uzakta küçüldüğü şu dakikalarda kendimi bir kuş gibi hafiflemiş hissediyorum. Kanatlarını açmış başka bir iklime göç eden kuşlar gibiyim. Bir farkla ki, artık buralara dönme ümidi taşımıyorum. Beni teşyîe gelenler bilseniz ne kadar sevinçliydiler. Ömrümde, kalanların bu derece sevinçli olduğu bir uğurlama görmemiştim! Annem, babam, Melahat, Nezihe, dadım, Müştak Amcam rıhtımda sevinçle, gülerek el salladılar bana. Hepsinin üzerinden bir yük kalkmışçasına neşeliydiler. O zaman gitmekle ne kadar isabetli bir karar vermiş olduğumu iyice anlamış oldum. Hak etmeyen bir kimse için bu kadar insanı karşıma alıp kırmakla ne büyük bir hata etmişim meğerse!

Her şeyin bir ömrü varmış İhsan, aşk da sevgi de ancak muayyen bir ömre tâbi imiş.* Yaşarken insan bunu göremiyor, belki de öyle arzu ettiği için. Aşkta insan sadece olması gerekeni hayal ediyor ve bu hayaliyle yaşıyor. Ama er geç bu hayal bitmeye mahkûm. Benim nedametim aşkıma değil, hayalimi değmeyecek biri üstüne kurmuş olmama. Öyle olunca insanın sükût-ı hayali de o nispette büyük oluyor...

Belki de sen bir hayaldin İhsan, yalnızlıktan sıkılarak benim icat ettiğim bir hayal... Köprü'de görmeye başladığım, sonra sürekli etrafımda dolaşan, arkadaşlarımla arkadaş, dostlarımla dost olan, sinemada, konserde, tiyatroda etrafımdan hiç ayrılmayan... Tenime dokunduğunda dokunuşunu hissedebileceğim kadar mücessemleşmiş, kendisine mektuplar yazabileceğim kadar gerçek bir hayal! Bu tatlı hayal sonradan korkunç bir hayalete dönüştü! Karşıma çıkmasını istemeyeceğim bir hayalete!... Yüzünü bir daha görmemek için vatanımı terk edeceğim bir hayalete!... Ne acı... Kalemi elime alırken size çok fazla yazmak niyetinde değildim, ne var ki -eski bir alışkanlık gereği- satırlar uzamış gitmiş! Artık ne sizi meşgul etmek isterim ne de hatırlanmak... Sizden isteyeceğim tek bir şey kaldı. O da, sizdeki mektuplarımı yok etmeniz. İhsan, biliniz ki şimdiden sonra benim gibi onlar da size ait bir şey değil. Pazartesi günü Kalamış'a ben sizi sadece mektuplarımı getiresiniz diye davet etmiştim. Getirmemişsiniz... Zannederim her şeyi unutturacağınızı, eskisi gibi devam edebileceğimizi sanıyordunuz. Ama unuttuğunuz bir şey vardı: İzzetinefsim! Onun daha fazla ayaklarınız altında ezilmesine tahammül edemezdim.

Bendeki mektuplarınızı, fotoğraflarınızı ve onların arasında bulunan birkaç hatırayı daha dün gece yakarak yok ettim. Yıllardır binbir müşkülatla sakladığım, her fırsatta baştan sona yeniden yeniden okuduğum mektuplarınızın yanarken çıkardığı alevlerde öfkelerimi, sevinçlerimi son bir defa daha seyrederek hepsiyle vedalaştım. Son ricamı tekrar ediyorum İhsan: Sizde bulunan mektuplarımı, fotoğraflarımı yakınız.

Sonrası sükût olsun…

Fatma Cevdet Hanım

* Burada İhsan Bey çıkma yaparak sayfanın boş kısmına, "Hayır Fatma, gerçek bir aşk müebbettir" diye not düşmüş. (c.n.)

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Beşinci Mevsim

Fırtınalı bir günün sonunda bir dal istedi kadın, tutunmak için dostane Bir mum yaktı adamın biri, elini uzattı beyaz bir gül geldi karşılığında Böylece bir muhabbet başladı gözlerde aylarca devam etti bu dostluk sessizce Bir mum daha yaktı adam yüreğini açacaktı kadına ellerini avuçlarına alıp korkusuzca bakacaktı kadının gözlerine ve birlikte yaslanacaklardı geceye Gözlerinde aşk koynunda ihtirasla düşler! Dedi kısaca Geldim dedi kadın ama yer bulamadım kendime Korkuyla geriledi adam ya bir daha gelmezse, ya onu hepten kaybedersem diye geçirdi aklından bir kez daha erteledi düşlerini her seferinde olduğu gibi Dört mevsim yaşadı kadın çelişkiler içinde son mevsimin son gününde, aklı yenik düştü yüreğine beyaz bir gül ile misafir oldu adamın düşlerine sana geldim götür beni gözlerindeki karanlığın ötesine Dalgındı, fark etmedi adam bozulmasını istemediği bir rüyanın içindeyi kendince Utandı kadın çok utandı çırılçıplak hissetti kendini o an söndürdü mumu beyninde hoşça kal. Dedi adama ...

İnsanlıktan kaçmayan imam!

En son nefret söylemi kurbanı olan Beylikdüzü’nde kafasının arkasından tek kurşunla öldürülen trans arkadaşımızı duyduğumda şöyle bir geriye gittim... Seks işçiliği yaptığım 90’lı yıllarda bir trans cinayeti serisi başlamıştı. Travestiler bazen tornavida ile öldürülüyordu, bazen kurşunla, bazen de polisten kaçarken araba çarpıyordu. Arabalar yardım etmek için duruyordu, trans olduğunu görünce tekrar üstünden geçiyorlardı. Tabii ki aileleri tarafından reddedilen transeksüel bireylerin cenazelerinde de kimse sahiplenmiyor ve almaya gelmiyorlardı. Biz morga gidiyorduk. Bazen yalvarıyorduk, bazen durumumuzu anlatıyorduk. “Ailesi reddetmiş, kimse gelip cenazesini almayacak. Aynı soyadından kimse gelip imza atmayacak bu çok net” diyorduk. Bazı morg görevlileri pozitif ayrımcılık yapıyordu. Cenazeyi biz alıyorduk. Bazen ailelerin de sahip çıktığı oluyordu. Cenazelere hep katılıyorduk. Kimi zaman da belediye gömüyordu. Yine Kulaksız Mezarlığı’nda belediyenin gömeceği bir cenazeye katılmıştık. ...

Ben hergeleyi görmüşümdür

BENDEN DE BİR KALİNİKHTA SANA BALIKÇI 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954’te sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928'de mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. 1931 yılında ekonomi öğrenimi için gittiği İsviçre'den kısa süre sonra ayrılıp Fransa'nın Grenoble kentine geçti ve orada üç sene yaşadı. Sonraki yıllarda, Grenoble Üniversitesi'ne de devam ettiği şehirde, aslında başıboş gezerek edebî şahsiyetini bulmaya çalıştığını açıkladı. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini y...

Gelecek Yıl İlkbahar Yokmuş

Yüzünü bir kedi tırmalayacak ona deli deme sakın Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına Bu gece yağmur yağacak ona dur deme sakın Su yaramazdır, toprağın yorgunluğundan ne anlayacak İçini sürüklediğin bu korkunç mermi yuvasında En büyük dansa kalkmaya hazır ağır dallarınla Ninnilerle değil, vedalarla uyut kendini Dışarıdaki cemre sana düşmez uyma hayata Bu gece herkesin hafızası silinecek itinayla Buna kader deme sakın Zaten üç beş kişiyiz gürültümüz tuhaflığımızdan Sevişsek içkiler bitiyor sandık Ağlaşsak hüzünler harfiyen sıradan Hangimiz hainiz hangimiz hırpalandık Hangimiz kuvvetli yalnızlıklarıyla böyle olağan Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Bu gece kökler yeryüzüne yürüyecek neden deme sakın Acı arsızdır, bedenin direncinden ne anlayacak küçük iskender

Bence Malumdur

dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür sen elini bulutların içinde gezdirirsin bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler içini kurtlar kemirir bence malumdur buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün senin ateşler içinde olduğun bence malumdur ellerin muhakkak çocuk elleridir hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün onlar neden daima okul türküleridir süleymancıktan bahseder kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan ve karınca yuvalarından bahseder ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi bence malumdur elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler sokakların üstüne bulutlar gelirler bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir bir yıldız bir yıldızın ardınca gider yıldızların kayboldukları yer bence malumdur  karanlıkta bir şeyler kopar dağılır...

Aşk gibidir şiir

Aşk gibidir şiir de: Söyleriz, söyleriz, çok şeyler söyledik gibi gelir bize, bir de bakarız ki bir şey söyleyememişiz, hep çevre de dolaşmış da öze değememişiz. Nurullah Ataç

MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI

Bir padişah rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Sabah olunca bunu yorumlatmak üzere müneccimbaşını çağırtmış. Rüyayı dikkatle dinleyen müneccimbaşı üzülerek " Sultanım, bu rüya bütün sevdiklerinizin ölümünü göreceğinize işarettir ." demiş. Bu uğursuz yoruma öfkelenen padişah, müneccimbaşını görevinden azletmiş. Bunun üzerine huzura müneccimbaşının yardımcısı getirilmiş. Padişah, ona da aynı rüyayı anlatmış ve " Peki, sen ne diyorsun bu işe ?" diye sormuş. Genç yardımcı ise -biraz da çekinerek- " Efendim, bu rüya sizin, bütün sevdiklerinizden daha uzun yaşayacağınızı müjdelemektedir ." diye cevap vermiş ve yaptığı bu yorum sebebiyle ödüllendirilmiş. Kıssadaki her iki yorum da aslında aynı anlama gelmektedir. Ancak kelime seçimi ve üslup, sonucu tamamer değiştirmiştir: İlk yorum karamsarlık doğururken ikincisi umut ve güzellik aşılamıştır. Hayattaki olayların çoğu böyle iki türlü de yorumlanmaya müsait olarak kapımızı çalar. Kötüye de iyiye de yor...

Erteleme

Öbür gün, evet, yalnızca öbür gün... Yarın öbür günü düşünmeye başlayacağım, Belki her şey olup bitecek; ama bugün değil... Hayır, bugün değil; bugün yapamam. Öznel nesnelliğimin şaşırtıcı inadı, Gerçek yaşamımın uykusu, araya girmesi, Sezinlemesi, bitimsiz bezginlik- Bütün dünyam bir tramvaya yetişme çabası- Öyle bir ruh o... Yalnızca öbür gün... Bugün hazırlanmak istiyorum... Hazırlanmak istiyorum kendi yarınım için, öbür günü düşünmek için... Sonucu belirleyecek olan bu. Halihazırda planlarım var, ama hayır, bugün planlama yok... Yarın plan yapma günüdür. Yarın dünyayı fethetmeye masama oturacağım; Ama ancak öbür gün fethedeceğim dünyayı... Ağladığımı hissediyorum, Apansız ağladığımı hissediyorum, derinden içime doğru... Bugün ne olup bittiğini bilmeyin, bu bir giz, söyleyemem. Yalnızca öbür gün... Çocukken her hafta Pazar günü sirki beni eğlendirirdi. Bugün bütün eğlencem çocukluğumdaki tüm hafta süren Pazar günü sirki... Öbür gün, bambaşka biri olacağım, Yaşamım zaferle taçlanaca...