Ana içeriğe atla

Sonrası sükût olsun...

21/22 Haziran 1923, Cuma

İhsan.

Dört sene bir ay herkese karşı müdafaa ettiğim münasebetimiz bugün maatteessüf senin -hiç senden beklemediğim- bir cümlenle bitiyor... İşittiğim dakikadan beri bu cümle beni öyle kırdı, öyle tamir kabul etmez bir surette kırdı ki bana kimsenin verdiremeyeceği bir kararı verdirdi. O da münasebetimize nihayet vermek!...

10 Haziran Pazar akşamı Baki Bey cevabını verdi. Vakıa alınan malumat senin pek lehinde değil, mamafih aleyhinde de değildi... Belki bizimkilerin fikrini değiştirebilirdim fakat bugün ben ayrılmamıza karar verdim... Çünkü İhsan sen pek iyi bilirsin ki, benim her şeyin fevkinde tuttuğum bir şey vardır, o da izzetinefsim. Baki Bey'e söylediğin şeyler üzerine birbirimizin yüzüne bakmamamız lazım...

Baki Bey'in, "Neden çalışmadın?" sualine, "Ne yapayım efendim, şeytana uydum... Derslerime devam etmeme vakit bırakmazdı ki, her gün çağırır -bir elini kağıt, bir elini kalem yapıp taklit ederek- yazar, yazar... Eğer gelmezsen beni bir daha göremezsin diye tehdit ederdi! Gitmeye mecbur olurdum"dan başka cevap yok muydu??... Ben kadın olduğum halde seni bir aydır bürün aileme karşı müdafaa edip, size gösterilmek istenilen her kusuru üzerime alırken senin ilk sual karşısında yapacağın şey beni itham etmek miydi? Hem öyle bir suretle ki vicdanına müracaat edersen bu sözlerinin hakikatten ne kadar uzak olduğunu görürsün...

Hatırlarsın ki tanıştığımızdan bir buçuk sene sonra senin ısrarın üzerine görüştük. Yalnız çıkamadığım için tesadüf ettiğim müşkülati bilirsin... Demek bu hu- sustaki gayretim sizce bir kabahatti!... Bu bence bir fedakarlıktı... Benim bir erkeğe sokakta gözükmeye razı oluşum fedakârlıktır. Çünkü ben senin her gün bir tanesinin peşinde gezdiğin hanımlar gibi haftanın değişik günlerinde farklı beylere muhtelif mahallerde söz vermiş değilim... Fakat belki bunu da takdir etmemişsindir. "Şeytana uydum" dedikten sonra bu da hakkındır... 

Herkes seni, "Haylaz, mektebe niçin devam etmedin" diye kabahatli bulurken ben her kabahati üzerime alıyor, "Ben sebep oldum, ben çağırdım, bana olan zaafı çalışmasına mâni oldu" diye iknaya uğraşıyordum... Hem senin gibi, bana karışmaya hiç hakkı olmayan, hiç korkum olmayan Baki Bey'e değil, aileme... Kendisi seninle olduğu gibi benimle de konuştu. Bana da sordu...

Halbuki Ihsan ben kendimi de aldatmaya çalışıyor dum, hakikat bu değildi... Sana Moda'da pansiyoner olmayı, her gün bir hanım takip etmeyi ben teklif etmedim... Köprü'de sabahtan akşamın son vapuruna kadar beklediğin günler görmek istediğin kimse ben değildim... Bunu da kendin itiraf etmiştin...

Sana her zaman, "İhsan her şeyden evvel dersini düşün. Beni seviyorsan onlara dikkat et. Buraya geleceğine mektebe git" dediğimi itiraf etmesen bile bilirsin... Buna cevabın ne olurdu? Pek iyi hatırımda: "Bırak Fatma, nasıl olsa anlamıyorum, hiç olmazsa üzüntüden kurtulurum. Hem ben asistan ile uyuşurum..." Bunlar, değil mi?... 

Bana, "Sokakta peşine takılan bir adama nasıl mukabele ettin?!" diyorlar... Ben başımı eğiyorum... Halbuki hayatımda bunu hiç yapmadım... Bunun böyle olmadığını, nasıl tanıştığımızı sen de bilirsin. Ben bu çirkin vaziyeti etrafımdakilerin isimlerini meseleye sokmamak için kabul ettim... Bakıyorum sende hiç bu düşünceler yok... Kendi keyfine dokunulmasın, siz kabahatli olmayın da ne olursa olsun!.. Değil etraftakileri, ilk adımda beni -halbuki herkese karşı müdafaa vazifendi- itham ediyorsun...

Biraz daha gayret etseydin de, "Beni baştan çıkardı" deseydin! Böyle meselelerde bu suretle cevap veren kimseler bu cümleyi kullanırlar... Esasen eskiden beri her mektupta bu terane vardı... Hatta son zamanlarda bile söylüyordun... Ben zavallı kör, bu, "Senin için sınıfta kaldım" cümlesinin muhtevi olduğu manayı anlayamazdım... Üç sene sev, hiçbir şey görme, aldatıldığını bil affet, aksini bildiğin halde her kabahati, "Benimdir" diye kabul et sonunda da göreceğin mükâfat bu olsun! "Şeytana uydum"! Bunları Müştak Bey anlatırken kulaklarımı - kamak, bu kadar adi cümleleri işitmemek istedim... Eğer her erkek bu ise...

Hem sevgiyi bir tarafa bırak, sen ciddi bir adam olsaydın bunu söylemezdin...

Son zamanlarda Hürrem de Melahat'ı sevmiyordu fakat ailesi Melahat'ın aleyhinde bulunduğu zaman susuyordu... Hiçbir zaman Melahat'ı hiçbir suretle itham etmedi... Hiçbir münasebeti kalmamış olan bir kadının bile aleyhinde en ufak bir şey söylemedikten başka söyletmedi de... Ve bu hususta gayet ciddi, gayet efendice hareket etti...

Hürrem Bey'e git -işte en emin olduğun arkadaşın- mektubumu göster, herhalde kendisi de hareketinin pek çirkin olduğunu söyleyecektir...

Hususuyla ben o vaziyette de değildim... Ben senin müdafaaya mecbur olduğun bir kadındım... Bana Pazar akşamı, "İşte müdafaa ettiğin adam... Kendi hareketinle onunkini mukayese et... Niçin şeytana uydum yerine hissiyatıma kapıldım, çağırırdı yerine, zaafım vardı giderdim demedi? Müdafaa edecek yerde seni itham ediyor... Sen bunu yazmış bile olsan aranızda geçen şeyleri nasıl yabancı bir kimseye söylüyor... Böyle meselelerde insanın annesi babası bile yabancıdır... Demek yarın lazım gelirse mektuplarını da hepimize gösterebilecek, muhteviyatını söyledikten sonra göstermesi güç mü?...
Mert bir erkek böyle mi hareket eder?" dedikleri zaman sustum... Verilecek cevap yoktu...

Kendi kendime, nişanlanırsak çalışır, çapkınlığı da geçer, beni seviyor diyordum. Her mâniyi sana olan itimadımla kırıyordum. Halbuki sen sevmiyorsun, sevildiğine eminsin... "Beni seviyor, her şeyi yapar..." diyorsun... Evet... Yalnız senden bunu görmeseydim... Buna hayır diyemezsin, bir aydır bunu ispat ettim. Seni kuvvetim bitene kadar müdafaa ettim. Bunu söylemekle lütfettim demek istediğimi zannetme. Bu vazifemdi... Yaptım... Fakat mukabilinde göreceğim bu muydu İhsan? Daha şimdiden benden şikâyet miydi? Sen şikâyet etme, ben edeyim... Ben bu kadar zamandır aldatıldığımdan şikâyet edeyim... Hem de pek haklı olarak...

Daha şimdiden bunu söyleyen adam yarın ailemi terk edip gittiğimin ikinci gününde bana, "Benim ne kabahatim var, seni çağıran oldu mu? Kendin istedin geldin' de diyebilir... Ne mâni var?... Ben seni çok başka tanımıştım... Demek o zaman yaptığım fedakârlığı ilk fena görecek sen olacaktın?... İlk tahkiri senden görecektim...

Ben ise seni hayatımda en güveneceğim bir kimse addediyordum... Şükür ki düşüncelerini çabuk öğrendim... Keşke öğrenmeseydim... Sen bir insanın bütün samimiyetiyle bağlandığı, her ümidini onda gördüğü bir münasebetin bir gün bir hiç olduğunu anlarsa ne olacağını tasavvur edebilir misin?... İmkânsız, çünkü bağlanmanın ne demek olduğunu bilemezsin! Bunda da pek kabahatli değilsin, erkeksin...

Kimbilir benim bu budalalığıma ne kadar gülmüşsündür...

Sonra bu meseleye vâkıf bazı kimselerin isimlerini her ne suretle olursa olsun hiç kimseye söylemeyeceğine namusuna söz vermiştin. Bu sözünü de tutmamış, Baki Bey'e söylemişsin... Allahtan kendisi saklıyor... Demek senin verdiğin söze itimat etmek hata...

Herkesin ismini söylemek... Kendini kurtarmak için beni itham etmek, namusuna itimat ederek yazdığım mektupları da teşhir etmek... Bunların hepsini yapabileceksin... Bunlan Baki Bey'e bilmeyerek söylediğini katiyen kabul etmem. Bilmemek için -affedersin söyleyeceğim- birinci sınıf bir budala olman lazım ki ben aksine kaniiyim.

Müştak Amcam, "Fatma sana bu akşam, vakıa tembel ve çapkın bunları sen affediyorsan hepsini ikna ederim diyecektim... Fakat bu çocuk ilk adımda senden şikâyet ediyor, seni bir yük, bir baş belası gibi telakki ediyor... Buna da razı mısın? Mesela çağırırdı yerine -kabahati üzerinden atmak istiyorsa- zaaf gösterirdim diyemeyen bir kimseymiş. Çapkınlık az kabahat midir?" dedi. Haklı... Bunları Baki Bey'e söylemişsin... Vakıa daha henüz bugüne kadar kendisini görmedim, Baki Bey'le yarın görüşeceğim. Tahkikatını hâvi kağıtları vaadi vechile bana verecek... Mamafih artık onların ehemmiyeti yok...

Herkes, "Sen Fatma için derslerinden kaldın dese o seni müdafaa etmeliydi, sende biraz bile kabahat görülmesine razı olmayacaktı. Seven böyle yapar. Sen böyle yaptın" diyorlar... Bunların hepsi pek doğru sözler...

Benden şikayet eden bir kimseyi istemek... Kalbim emretse bile izzetinefsim mâni. Baki Bey'in, Müştak Bey'in yanında tahkir olundum...

Her neyse...

Sana gayet mesut günler temenni ederim. İnşallah hayatında çok mesut olursun... Esasen bu temenniye ihtiyaç yok; senin gibi lakayt bir ahlaka malik olanlar dünyanın en mesut insanlarıdırlar...

Senden bir ricam var: Mektuplarımı, resimlerimi iade etmen... Ben de seninkileri resimlerinle birlikte getireceğim. Pazartesi günü saat beşte Kalamış'ta bulun. Rica ederim ihmal etme. Çünkü ben de hemen bu hafta nihayetinde İstanbul'u, benim için yaşanılmaz olan bu şehri terk etmek niyetindeyim....



2 Temmuz 1923, Pazartesi

İhsan,

Size bu mektubu artık içinde nefes alamayacak kadar beni sıkan bir şehri -İstanbul'u- terk ederken bindiğim vapurun güvertesinde yazıyorum. Hava henüz aydınlanıyor ve buradan seyrettiğim o şehir evleriyle, sokaklarıyla, minareleriyle, insanlarıyla gittikçe benden koparak uzaklaşıyor ve ıstırabım da sanki oraya ait bir şeymiş gibi, orada kalmışçasına hafifliyor... Niyetim sizin için artık kalemi ebediyen elime almamaktı lakin şahsınızda tecelli etmiş olan sevgime hürmetten bu son satırları yazmaya karar verdim.

Ne garip tecellidir ki, vatanım düşman istilasından kurtulup ikbaline gözlerini açarken ben o düşmanın vatanında kendi ikbalimi arayacağım! Paris'e gitmemi babamın muhalefetine rağmen annem bana sürekli telkin ederken zannederim oradan bir müddet sonra sizi unutmuş olarak döneceğimi hesaplıyordu. Fakat ben dönmek düşüncesiyle değil, oraya sonsuza kadar kalmak fikriyle gidiyorum. Dayımın bana olan aşırı sevgisi cesaretimi körüklüyor. Yıllardır görmediğim dayımı, yengemi ve kuzenlerimi görmek için sabırsızlanıyorum... Yeni ailemi. İhsan, sizin de burada çok mesut bir hayat kuracağınıza eminim. Her zaman söylediğim gibi, o istidat sizde var azizim.. Esasen hayat sizin nokta-i nazarınızda bir komediden ibaret ve bu itibarla gülmek, eğlenmek yaşantınızın en asli unsuru... Bunu nerede, hangi şerait altında olursa olsun kaybetmeyeceksiniz, etmeyiniz de...

Oysa benim için öyle mi?! Benim hayatım tam anlamıyla bir drama! Sizinle başlayan bu dram umuyorum ki sizinle bitsin! Bu senaryo orada kalsın, terk ettiğim o meşum sahnede. Daha fazla tahammül edemeyeceğim bu oyunu bozuyor, rolümü terk edip gidiyorum. Üzerimdeki kostümümü bile çıkartıp o sahnede bıraktım. Bilir misin İhsan şimdi üzerimde alafranga kıyafetlerim var! Yeni hayatıma, yeni dünyama ait kıyafetler... Sen beni bu halimle hiç görmedin. Görsen kimbilir nasıl şaşırırdın. Peçemi, feracemi çıkartıp gemiye bindikten sonra yeni elbiselerimi giyindim. Ben bütün bütün başka biriyim artık, hiç tahayyül edemeyeceğin.

Şimdiden sonra kendimi sadece müziğe adamak istiyorum. Hatta şimdi bile içimde piyano çalmak için öyle güçlü bir arzu var ki... Burada bir piyano olsaydı başına oturur hiç durmamacasına çalardım. Ne müthiş bir konser olurdu bu güvertede! Herkesi başıma toplardım şüphesiz. Piyanom yok, çalamıyorum lakin içimde öylesine sesler coşuyor ki... Kilisede o gün dinlediğim müzikle teşyî ediliyorum sanki. Belki de bunları yaşayacağım için o gün kilisedeki müzik öyle derinden râm etmişti kendisine beni! Kimbilir?

Şehrin uzakta küçüldüğü şu dakikalarda kendimi bir kuş gibi hafiflemiş hissediyorum. Kanatlarını açmış başka bir iklime göç eden kuşlar gibiyim. Bir farkla ki, artık buralara dönme ümidi taşımıyorum. Beni teşyîe gelenler bilseniz ne kadar sevinçliydiler. Ömrümde, kalanların bu derece sevinçli olduğu bir uğurlama görmemiştim! Annem, babam, Melahat, Nezihe, dadım, Müştak Amcam rıhtımda sevinçle, gülerek el salladılar bana. Hepsinin üzerinden bir yük kalkmışçasına neşeliydiler. O zaman gitmekle ne kadar isabetli bir karar vermiş olduğumu iyice anlamış oldum. Hak etmeyen bir kimse için bu kadar insanı karşıma alıp kırmakla ne büyük bir hata etmişim meğerse!

Her şeyin bir ömrü varmış İhsan, aşk da sevgi de ancak muayyen bir ömre tâbi imiş.* Yaşarken insan bunu göremiyor, belki de öyle arzu ettiği için. Aşkta insan sadece olması gerekeni hayal ediyor ve bu hayaliyle yaşıyor. Ama er geç bu hayal bitmeye mahkûm. Benim nedametim aşkıma değil, hayalimi değmeyecek biri üstüne kurmuş olmama. Öyle olunca insanın sükût-ı hayali de o nispette büyük oluyor...

Belki de sen bir hayaldin İhsan, yalnızlıktan sıkılarak benim icat ettiğim bir hayal... Köprü'de görmeye başladığım, sonra sürekli etrafımda dolaşan, arkadaşlarımla arkadaş, dostlarımla dost olan, sinemada, konserde, tiyatroda etrafımdan hiç ayrılmayan... Tenime dokunduğunda dokunuşunu hissedebileceğim kadar mücessemleşmiş, kendisine mektuplar yazabileceğim kadar gerçek bir hayal! Bu tatlı hayal sonradan korkunç bir hayalete dönüştü! Karşıma çıkmasını istemeyeceğim bir hayalete!... Yüzünü bir daha görmemek için vatanımı terk edeceğim bir hayalete!... Ne acı... Kalemi elime alırken size çok fazla yazmak niyetinde değildim, ne var ki -eski bir alışkanlık gereği- satırlar uzamış gitmiş! Artık ne sizi meşgul etmek isterim ne de hatırlanmak... Sizden isteyeceğim tek bir şey kaldı. O da, sizdeki mektuplarımı yok etmeniz. İhsan, biliniz ki şimdiden sonra benim gibi onlar da size ait bir şey değil. Pazartesi günü Kalamış'a ben sizi sadece mektuplarımı getiresiniz diye davet etmiştim. Getirmemişsiniz... Zannederim her şeyi unutturacağınızı, eskisi gibi devam edebileceğimizi sanıyordunuz. Ama unuttuğunuz bir şey vardı: İzzetinefsim! Onun daha fazla ayaklarınız altında ezilmesine tahammül edemezdim.

Bendeki mektuplarınızı, fotoğraflarınızı ve onların arasında bulunan birkaç hatırayı daha dün gece yakarak yok ettim. Yıllardır binbir müşkülatla sakladığım, her fırsatta baştan sona yeniden yeniden okuduğum mektuplarınızın yanarken çıkardığı alevlerde öfkelerimi, sevinçlerimi son bir defa daha seyrederek hepsiyle vedalaştım. Son ricamı tekrar ediyorum İhsan: Sizde bulunan mektuplarımı, fotoğraflarımı yakınız.

Sonrası sükût olsun…

Fatma Cevdet Hanım

* Burada İhsan Bey çıkma yaparak sayfanın boş kısmına, "Hayır Fatma, gerçek bir aşk müebbettir" diye not düşmüş. (c.n.)

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...