Ana içeriğe atla

Sonrası sükût olsun...

21/22 Haziran 1923, Cuma

İhsan.

Dört sene bir ay herkese karşı müdafaa ettiğim münasebetimiz bugün maatteessüf senin -hiç senden beklemediğim- bir cümlenle bitiyor... İşittiğim dakikadan beri bu cümle beni öyle kırdı, öyle tamir kabul etmez bir surette kırdı ki bana kimsenin verdiremeyeceği bir kararı verdirdi. O da münasebetimize nihayet vermek!...

10 Haziran Pazar akşamı Baki Bey cevabını verdi. Vakıa alınan malumat senin pek lehinde değil, mamafih aleyhinde de değildi... Belki bizimkilerin fikrini değiştirebilirdim fakat bugün ben ayrılmamıza karar verdim... Çünkü İhsan sen pek iyi bilirsin ki, benim her şeyin fevkinde tuttuğum bir şey vardır, o da izzetinefsim. Baki Bey'e söylediğin şeyler üzerine birbirimizin yüzüne bakmamamız lazım...

Baki Bey'in, "Neden çalışmadın?" sualine, "Ne yapayım efendim, şeytana uydum... Derslerime devam etmeme vakit bırakmazdı ki, her gün çağırır -bir elini kağıt, bir elini kalem yapıp taklit ederek- yazar, yazar... Eğer gelmezsen beni bir daha göremezsin diye tehdit ederdi! Gitmeye mecbur olurdum"dan başka cevap yok muydu??... Ben kadın olduğum halde seni bir aydır bürün aileme karşı müdafaa edip, size gösterilmek istenilen her kusuru üzerime alırken senin ilk sual karşısında yapacağın şey beni itham etmek miydi? Hem öyle bir suretle ki vicdanına müracaat edersen bu sözlerinin hakikatten ne kadar uzak olduğunu görürsün...

Hatırlarsın ki tanıştığımızdan bir buçuk sene sonra senin ısrarın üzerine görüştük. Yalnız çıkamadığım için tesadüf ettiğim müşkülati bilirsin... Demek bu hu- sustaki gayretim sizce bir kabahatti!... Bu bence bir fedakarlıktı... Benim bir erkeğe sokakta gözükmeye razı oluşum fedakârlıktır. Çünkü ben senin her gün bir tanesinin peşinde gezdiğin hanımlar gibi haftanın değişik günlerinde farklı beylere muhtelif mahallerde söz vermiş değilim... Fakat belki bunu da takdir etmemişsindir. "Şeytana uydum" dedikten sonra bu da hakkındır... 

Herkes seni, "Haylaz, mektebe niçin devam etmedin" diye kabahatli bulurken ben her kabahati üzerime alıyor, "Ben sebep oldum, ben çağırdım, bana olan zaafı çalışmasına mâni oldu" diye iknaya uğraşıyordum... Hem senin gibi, bana karışmaya hiç hakkı olmayan, hiç korkum olmayan Baki Bey'e değil, aileme... Kendisi seninle olduğu gibi benimle de konuştu. Bana da sordu...

Halbuki Ihsan ben kendimi de aldatmaya çalışıyor dum, hakikat bu değildi... Sana Moda'da pansiyoner olmayı, her gün bir hanım takip etmeyi ben teklif etmedim... Köprü'de sabahtan akşamın son vapuruna kadar beklediğin günler görmek istediğin kimse ben değildim... Bunu da kendin itiraf etmiştin...

Sana her zaman, "İhsan her şeyden evvel dersini düşün. Beni seviyorsan onlara dikkat et. Buraya geleceğine mektebe git" dediğimi itiraf etmesen bile bilirsin... Buna cevabın ne olurdu? Pek iyi hatırımda: "Bırak Fatma, nasıl olsa anlamıyorum, hiç olmazsa üzüntüden kurtulurum. Hem ben asistan ile uyuşurum..." Bunlar, değil mi?... 

Bana, "Sokakta peşine takılan bir adama nasıl mukabele ettin?!" diyorlar... Ben başımı eğiyorum... Halbuki hayatımda bunu hiç yapmadım... Bunun böyle olmadığını, nasıl tanıştığımızı sen de bilirsin. Ben bu çirkin vaziyeti etrafımdakilerin isimlerini meseleye sokmamak için kabul ettim... Bakıyorum sende hiç bu düşünceler yok... Kendi keyfine dokunulmasın, siz kabahatli olmayın da ne olursa olsun!.. Değil etraftakileri, ilk adımda beni -halbuki herkese karşı müdafaa vazifendi- itham ediyorsun...

Biraz daha gayret etseydin de, "Beni baştan çıkardı" deseydin! Böyle meselelerde bu suretle cevap veren kimseler bu cümleyi kullanırlar... Esasen eskiden beri her mektupta bu terane vardı... Hatta son zamanlarda bile söylüyordun... Ben zavallı kör, bu, "Senin için sınıfta kaldım" cümlesinin muhtevi olduğu manayı anlayamazdım... Üç sene sev, hiçbir şey görme, aldatıldığını bil affet, aksini bildiğin halde her kabahati, "Benimdir" diye kabul et sonunda da göreceğin mükâfat bu olsun! "Şeytana uydum"! Bunları Müştak Bey anlatırken kulaklarımı - kamak, bu kadar adi cümleleri işitmemek istedim... Eğer her erkek bu ise...

Hem sevgiyi bir tarafa bırak, sen ciddi bir adam olsaydın bunu söylemezdin...

Son zamanlarda Hürrem de Melahat'ı sevmiyordu fakat ailesi Melahat'ın aleyhinde bulunduğu zaman susuyordu... Hiçbir zaman Melahat'ı hiçbir suretle itham etmedi... Hiçbir münasebeti kalmamış olan bir kadının bile aleyhinde en ufak bir şey söylemedikten başka söyletmedi de... Ve bu hususta gayet ciddi, gayet efendice hareket etti...

Hürrem Bey'e git -işte en emin olduğun arkadaşın- mektubumu göster, herhalde kendisi de hareketinin pek çirkin olduğunu söyleyecektir...

Hususuyla ben o vaziyette de değildim... Ben senin müdafaaya mecbur olduğun bir kadındım... Bana Pazar akşamı, "İşte müdafaa ettiğin adam... Kendi hareketinle onunkini mukayese et... Niçin şeytana uydum yerine hissiyatıma kapıldım, çağırırdı yerine, zaafım vardı giderdim demedi? Müdafaa edecek yerde seni itham ediyor... Sen bunu yazmış bile olsan aranızda geçen şeyleri nasıl yabancı bir kimseye söylüyor... Böyle meselelerde insanın annesi babası bile yabancıdır... Demek yarın lazım gelirse mektuplarını da hepimize gösterebilecek, muhteviyatını söyledikten sonra göstermesi güç mü?...
Mert bir erkek böyle mi hareket eder?" dedikleri zaman sustum... Verilecek cevap yoktu...

Kendi kendime, nişanlanırsak çalışır, çapkınlığı da geçer, beni seviyor diyordum. Her mâniyi sana olan itimadımla kırıyordum. Halbuki sen sevmiyorsun, sevildiğine eminsin... "Beni seviyor, her şeyi yapar..." diyorsun... Evet... Yalnız senden bunu görmeseydim... Buna hayır diyemezsin, bir aydır bunu ispat ettim. Seni kuvvetim bitene kadar müdafaa ettim. Bunu söylemekle lütfettim demek istediğimi zannetme. Bu vazifemdi... Yaptım... Fakat mukabilinde göreceğim bu muydu İhsan? Daha şimdiden benden şikâyet miydi? Sen şikâyet etme, ben edeyim... Ben bu kadar zamandır aldatıldığımdan şikâyet edeyim... Hem de pek haklı olarak...

Daha şimdiden bunu söyleyen adam yarın ailemi terk edip gittiğimin ikinci gününde bana, "Benim ne kabahatim var, seni çağıran oldu mu? Kendin istedin geldin' de diyebilir... Ne mâni var?... Ben seni çok başka tanımıştım... Demek o zaman yaptığım fedakârlığı ilk fena görecek sen olacaktın?... İlk tahkiri senden görecektim...

Ben ise seni hayatımda en güveneceğim bir kimse addediyordum... Şükür ki düşüncelerini çabuk öğrendim... Keşke öğrenmeseydim... Sen bir insanın bütün samimiyetiyle bağlandığı, her ümidini onda gördüğü bir münasebetin bir gün bir hiç olduğunu anlarsa ne olacağını tasavvur edebilir misin?... İmkânsız, çünkü bağlanmanın ne demek olduğunu bilemezsin! Bunda da pek kabahatli değilsin, erkeksin...

Kimbilir benim bu budalalığıma ne kadar gülmüşsündür...

Sonra bu meseleye vâkıf bazı kimselerin isimlerini her ne suretle olursa olsun hiç kimseye söylemeyeceğine namusuna söz vermiştin. Bu sözünü de tutmamış, Baki Bey'e söylemişsin... Allahtan kendisi saklıyor... Demek senin verdiğin söze itimat etmek hata...

Herkesin ismini söylemek... Kendini kurtarmak için beni itham etmek, namusuna itimat ederek yazdığım mektupları da teşhir etmek... Bunların hepsini yapabileceksin... Bunlan Baki Bey'e bilmeyerek söylediğini katiyen kabul etmem. Bilmemek için -affedersin söyleyeceğim- birinci sınıf bir budala olman lazım ki ben aksine kaniiyim.

Müştak Amcam, "Fatma sana bu akşam, vakıa tembel ve çapkın bunları sen affediyorsan hepsini ikna ederim diyecektim... Fakat bu çocuk ilk adımda senden şikâyet ediyor, seni bir yük, bir baş belası gibi telakki ediyor... Buna da razı mısın? Mesela çağırırdı yerine -kabahati üzerinden atmak istiyorsa- zaaf gösterirdim diyemeyen bir kimseymiş. Çapkınlık az kabahat midir?" dedi. Haklı... Bunları Baki Bey'e söylemişsin... Vakıa daha henüz bugüne kadar kendisini görmedim, Baki Bey'le yarın görüşeceğim. Tahkikatını hâvi kağıtları vaadi vechile bana verecek... Mamafih artık onların ehemmiyeti yok...

Herkes, "Sen Fatma için derslerinden kaldın dese o seni müdafaa etmeliydi, sende biraz bile kabahat görülmesine razı olmayacaktı. Seven böyle yapar. Sen böyle yaptın" diyorlar... Bunların hepsi pek doğru sözler...

Benden şikayet eden bir kimseyi istemek... Kalbim emretse bile izzetinefsim mâni. Baki Bey'in, Müştak Bey'in yanında tahkir olundum...

Her neyse...

Sana gayet mesut günler temenni ederim. İnşallah hayatında çok mesut olursun... Esasen bu temenniye ihtiyaç yok; senin gibi lakayt bir ahlaka malik olanlar dünyanın en mesut insanlarıdırlar...

Senden bir ricam var: Mektuplarımı, resimlerimi iade etmen... Ben de seninkileri resimlerinle birlikte getireceğim. Pazartesi günü saat beşte Kalamış'ta bulun. Rica ederim ihmal etme. Çünkü ben de hemen bu hafta nihayetinde İstanbul'u, benim için yaşanılmaz olan bu şehri terk etmek niyetindeyim....



2 Temmuz 1923, Pazartesi

İhsan,

Size bu mektubu artık içinde nefes alamayacak kadar beni sıkan bir şehri -İstanbul'u- terk ederken bindiğim vapurun güvertesinde yazıyorum. Hava henüz aydınlanıyor ve buradan seyrettiğim o şehir evleriyle, sokaklarıyla, minareleriyle, insanlarıyla gittikçe benden koparak uzaklaşıyor ve ıstırabım da sanki oraya ait bir şeymiş gibi, orada kalmışçasına hafifliyor... Niyetim sizin için artık kalemi ebediyen elime almamaktı lakin şahsınızda tecelli etmiş olan sevgime hürmetten bu son satırları yazmaya karar verdim.

Ne garip tecellidir ki, vatanım düşman istilasından kurtulup ikbaline gözlerini açarken ben o düşmanın vatanında kendi ikbalimi arayacağım! Paris'e gitmemi babamın muhalefetine rağmen annem bana sürekli telkin ederken zannederim oradan bir müddet sonra sizi unutmuş olarak döneceğimi hesaplıyordu. Fakat ben dönmek düşüncesiyle değil, oraya sonsuza kadar kalmak fikriyle gidiyorum. Dayımın bana olan aşırı sevgisi cesaretimi körüklüyor. Yıllardır görmediğim dayımı, yengemi ve kuzenlerimi görmek için sabırsızlanıyorum... Yeni ailemi. İhsan, sizin de burada çok mesut bir hayat kuracağınıza eminim. Her zaman söylediğim gibi, o istidat sizde var azizim.. Esasen hayat sizin nokta-i nazarınızda bir komediden ibaret ve bu itibarla gülmek, eğlenmek yaşantınızın en asli unsuru... Bunu nerede, hangi şerait altında olursa olsun kaybetmeyeceksiniz, etmeyiniz de...

Oysa benim için öyle mi?! Benim hayatım tam anlamıyla bir drama! Sizinle başlayan bu dram umuyorum ki sizinle bitsin! Bu senaryo orada kalsın, terk ettiğim o meşum sahnede. Daha fazla tahammül edemeyeceğim bu oyunu bozuyor, rolümü terk edip gidiyorum. Üzerimdeki kostümümü bile çıkartıp o sahnede bıraktım. Bilir misin İhsan şimdi üzerimde alafranga kıyafetlerim var! Yeni hayatıma, yeni dünyama ait kıyafetler... Sen beni bu halimle hiç görmedin. Görsen kimbilir nasıl şaşırırdın. Peçemi, feracemi çıkartıp gemiye bindikten sonra yeni elbiselerimi giyindim. Ben bütün bütün başka biriyim artık, hiç tahayyül edemeyeceğin.

Şimdiden sonra kendimi sadece müziğe adamak istiyorum. Hatta şimdi bile içimde piyano çalmak için öyle güçlü bir arzu var ki... Burada bir piyano olsaydı başına oturur hiç durmamacasına çalardım. Ne müthiş bir konser olurdu bu güvertede! Herkesi başıma toplardım şüphesiz. Piyanom yok, çalamıyorum lakin içimde öylesine sesler coşuyor ki... Kilisede o gün dinlediğim müzikle teşyî ediliyorum sanki. Belki de bunları yaşayacağım için o gün kilisedeki müzik öyle derinden râm etmişti kendisine beni! Kimbilir?

Şehrin uzakta küçüldüğü şu dakikalarda kendimi bir kuş gibi hafiflemiş hissediyorum. Kanatlarını açmış başka bir iklime göç eden kuşlar gibiyim. Bir farkla ki, artık buralara dönme ümidi taşımıyorum. Beni teşyîe gelenler bilseniz ne kadar sevinçliydiler. Ömrümde, kalanların bu derece sevinçli olduğu bir uğurlama görmemiştim! Annem, babam, Melahat, Nezihe, dadım, Müştak Amcam rıhtımda sevinçle, gülerek el salladılar bana. Hepsinin üzerinden bir yük kalkmışçasına neşeliydiler. O zaman gitmekle ne kadar isabetli bir karar vermiş olduğumu iyice anlamış oldum. Hak etmeyen bir kimse için bu kadar insanı karşıma alıp kırmakla ne büyük bir hata etmişim meğerse!

Her şeyin bir ömrü varmış İhsan, aşk da sevgi de ancak muayyen bir ömre tâbi imiş.* Yaşarken insan bunu göremiyor, belki de öyle arzu ettiği için. Aşkta insan sadece olması gerekeni hayal ediyor ve bu hayaliyle yaşıyor. Ama er geç bu hayal bitmeye mahkûm. Benim nedametim aşkıma değil, hayalimi değmeyecek biri üstüne kurmuş olmama. Öyle olunca insanın sükût-ı hayali de o nispette büyük oluyor...

Belki de sen bir hayaldin İhsan, yalnızlıktan sıkılarak benim icat ettiğim bir hayal... Köprü'de görmeye başladığım, sonra sürekli etrafımda dolaşan, arkadaşlarımla arkadaş, dostlarımla dost olan, sinemada, konserde, tiyatroda etrafımdan hiç ayrılmayan... Tenime dokunduğunda dokunuşunu hissedebileceğim kadar mücessemleşmiş, kendisine mektuplar yazabileceğim kadar gerçek bir hayal! Bu tatlı hayal sonradan korkunç bir hayalete dönüştü! Karşıma çıkmasını istemeyeceğim bir hayalete!... Yüzünü bir daha görmemek için vatanımı terk edeceğim bir hayalete!... Ne acı... Kalemi elime alırken size çok fazla yazmak niyetinde değildim, ne var ki -eski bir alışkanlık gereği- satırlar uzamış gitmiş! Artık ne sizi meşgul etmek isterim ne de hatırlanmak... Sizden isteyeceğim tek bir şey kaldı. O da, sizdeki mektuplarımı yok etmeniz. İhsan, biliniz ki şimdiden sonra benim gibi onlar da size ait bir şey değil. Pazartesi günü Kalamış'a ben sizi sadece mektuplarımı getiresiniz diye davet etmiştim. Getirmemişsiniz... Zannederim her şeyi unutturacağınızı, eskisi gibi devam edebileceğimizi sanıyordunuz. Ama unuttuğunuz bir şey vardı: İzzetinefsim! Onun daha fazla ayaklarınız altında ezilmesine tahammül edemezdim.

Bendeki mektuplarınızı, fotoğraflarınızı ve onların arasında bulunan birkaç hatırayı daha dün gece yakarak yok ettim. Yıllardır binbir müşkülatla sakladığım, her fırsatta baştan sona yeniden yeniden okuduğum mektuplarınızın yanarken çıkardığı alevlerde öfkelerimi, sevinçlerimi son bir defa daha seyrederek hepsiyle vedalaştım. Son ricamı tekrar ediyorum İhsan: Sizde bulunan mektuplarımı, fotoğraflarımı yakınız.

Sonrası sükût olsun…

Fatma Cevdet Hanım

* Burada İhsan Bey çıkma yaparak sayfanın boş kısmına, "Hayır Fatma, gerçek bir aşk müebbettir" diye not düşmüş. (c.n.)

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Su

Set çek seline yavaş yavaş ilerle damla damla birik. Ak geç ıslattığın kayalardan: duraksama - uçurur güneş seni. Atla takıldığın çavlanlardan: duraksama - savurur rüzgar seni. Aldırma kumlara, çakıllara: çöker onlar dibe nasılsa - ilerle yavaş yavaş birik damla damla set çek seline. Oruç Aruoba

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar Suskunluk ...

Gül İçin İlahi

İnsanlar bir gülü bir senetle Değiştirmeye alıştılar İnsanlar başka insanların hayatını Bir hezaren sandalye midir hayat Dizip kaldırmaya alıştılar İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar Yelin üflediği yaprak mıdır onur Yürek arsız otlar gibi ayak altında Tanımıyor kimde kimseyi Ve kendini tanımak istemiyor İnsan tanımazsa kendini insan Nasıl varolabilir Bu yüzden dünya hey koca dünya Dönüyor bir ölüler ülkesine Susanlar şimdilik Oyunun dışına düşenler Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar Gün kıyamete erdiğinde Gülten Akın

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Şiirim

Bir veda havasında bu gece gökyüzü yere değecek gibi yıldızlar, kulaktan dolma korkularla deprem bekler gibi ketum kaldırımlar. … Upuzun gecemin sabah içtimasında güneşe tekmili kaytarmışım senden belli namlusu paslı bir uykuda.. Sanki yitirmişim seni sol yanımda sağlam bir sancı. Birkaç kaburgam, seni korumak için feda etmiş kendini. Şiirim.. İncinmişliğim.. Sen düştüğünde aklıma Kepenk kapıyor hüzünler. Pervasız bir çocuk erik çalıyor bahçemden. Cemre düşüyor ayazıma, salkım salkım sözler topluyorum gönül bağımda; tomurcuk gülücükler çiçek açıyor hırkamda. Şiirim.. Eril halim.. Bedeninin kuytularında doğup göğsümü kundaklayan acz yangınım.. Şiirim.. Lal kalbim.. Boşa yanan cümlelerim. 1-3 nöbetlerinde öykündüğüm, huzurlu uykum. En üst rafta kurulmayı bekleyen, çocukluk düşüm.. Sessiz kalma haklarına sığınıyor mevsimler. Oysa hep sulhtan bahsediyor gülüşün. Şiirim.. Esaretim.. Bağımlılık halim. Senden başka herşeyi görme zorundalıklarında, ...

Şiirde Açan Gelincik Çiçekleri

Hayat hikayem mi? Tarlaların kıyısındaki gelincikler. Süreyya Berfe sandınız ki haz içindeydim şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik tasasız yaşayıp gidiyordum; dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların uzun saplı gelinciklerin donattığı yaz ırmağı kıyılarında yalıncak! Ahmet Uysal Bir sap gelincik iki taş arasında Bulmuş da boyunu uzatan hızı, Sallanır durur çiçeğiyle rüzgarda; Bütün gelinciklerden daha kırmızı… Metin Altıok Senin resmini yaparken Parlak kırmızıyla laciverti Birbirine karıştırıyorum. Söyle bana ey gelincik Toprakta ne al, ne lacivert, Ne kırmızı, ne de sarı varken Sen nasıl boyuyorsun böyle Çiçeğinin yapraklarını?.. Nakagawa Kazumasa gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelin...

Bir Göl Nasıl Uyandırılır

bir göl nasıl uyandırılır bilmem neresine dokunulur bir taş atsam korkup sıçrar mı bilmem bir göl nasıl uyandırılır düş mü görür kabus mu acaba saati mi belki derindir uykusu balıkları kırılır bir göl nasıl uyandırılır bilmem beni karşısında görmek istermi rüzgar eğmişse kaşlarını kapısı mı vurulur yorgunsa nasıl kıyılır bir göl nasıl uyandırılır Ali Ural