Ana içeriğe atla

Keşke yaşamım boyu girdiğim bütün haikai işlerini unutabilseydim.

Haiku, ölüm karşısında içinde şakacıdır: Onun neşesi, bütün ağırlığıyla ölümle birlikte duyulan yaşamın neşesidir. Çiyoni'nin "benim küçük yusufçuk avcım" diyerek ölmüş oğluyla ilgili yaptığı şakadır bu. Bu anlamda, Başo'nun, ölüm-döşeği haikusunu şöyle de anlayabiliriz: Her haikun, onu yazdıktan hemen sonra ölecek durumdaysan -ölmeyi düşünüyor, ya da öleceğini biliyorsan-jiseindir. Yani, her haiku, zaten, şakacılığında, ölüm taşır.

Şimdi anlıyorum: Rilke'nin yukarıda verdiğim mezartaşı yazıtı, tabii ki, jiseisiydi-kan kanseri olduğunu ve öleceğini öğrendikten sonra, mezartaşına yazılsın diye, yazdığı... (Gene ayraç içinde şunu da belirteyim: bu jisei, kendi yazanına yönelik, bir 'seslenme'li haiku, aynı zamanda-

-kendi mezarının üstündeki taşa yazılacağı için de, 'iltifat' ettiği 'evsahibi' kendisi olacak-bkz Dizin...)

Bu kadar sözünü ettikten sonra, şimdi de sıra, bir saplama yaparak, 'yaşama veda' anlamına gelen jisei'ye örnek vermeye geliyor:- 
YH'ın derlemesinde 40 kadar Zen keşişinin Çince şiir biçiminde ve 320 haijinin Japonca haiku biçiminde yazdıkları, 'ölüm döşeği' metinleri yer alıyor.

Bu 'ölüm metinleri'yle ilgili belirtilmesi gereken, gene önemli bir kavram olan 'son şiir' (zekku)dan farkları: jisei, rastlantıyla, ölmeden önce yazılmış son haiku değil; ölmekte olma bilinciyle ölüm karşısında yazılmış, ölme-haikusudur. Jiseinin önemi, ömürboyu haikuyla uğraşmış haijinin, bütün deneyimini ve ustalığını toplayarak, kendi ölümü karşısında/konusunda söyleyeceği haikuyu söylemesin- de...

Böylece de, kendini yazanın ölümünü konu edinmekle, jisei, yazılmış olmasıyla, ölümle ilgili son bir şaka yapar.
...



1692

Uzun aradan sonra Edo'ya dönmüş olan Başo'yu düşkırıklığı beklemektedir: şehir hızlı bir 'modernleşme' değişimi içindedir-Zeze'deki bir öğrencisine yazdığı bir mektupta şöyle diyor:-

Bu kentin heryerinde, insanların, ödül kazanmak için şiir yazdığını görüyorum; böylece de, yarışma yargıçlarına bol bol iş düşüyor. Ne tür şiirler yazdıklarını tahmin edebilirsin. Bunlar konusunda ne desem, sert sözlere varacağından, söylediklerini işitmezlikten, yazdıklarını görmezlikten geliyorum.

Haikai 'moda gösteriş, ve, herhalde, satış konusu olmuştur. Başo bu durumdan hoşlanmaz öyle ki, Bahar'da kiraz seyretmeye bile gitmez:-

Kiraz baharlarıyla ünlü yerler, an-şan peşinde; bağırıp çağırmaktan, gürültü etmekten başka birşey bilmeyenlerle doludur.

Haikaiyi tümüyle bırakmayı bile düşünür-Mart sonu ya da Nisan başı, bir haibununda şöyle yazar:-

FUGA YOLUNU TERKEDİP ŞİİR YAZMAMAĞA ÇALIŞTIM AMA, HER SEFERİNDE, BİR ŞİİRSEL UYARI YÜREĞİMİ ÇELDİ, KAFAMDA BİR DÜŞÜNCE PIRILDADI. BÖYLEDİR FUGA'NIN BAŞTANÇIKARICI BÜYÜSÜ

Artık yalnızca çok dar bir izleyici çevresi içine çıkmağa başlar. Bu küçük çevre, onun için, Fukagawa'daki ilk kulübesinin yakınlarında, yeni bir kulübe yaptırmıştır; 'eski' Muz ağacı da yokluğunda korunmuştur; bahçeye dikilir-Başo üçüncü 'Başo' kulübesine yerleşir.


1694

Başo yola çıkmağa niyetlenmektedir: hem, doğumyerine bir kez daha uğramak bunun son kez olacağını bilmektedir: sıladaki bir dostuna, 13 Şubat'ta şöyle yazar:-

Sonumun geldiğini hissediyorum

-; hem de, hiç görmediği 'Batı'nın Ucu'na gitmek... Nisan'da çıkmak ister, ama sağlık durumu yolculuğu sürekli ertelemek zorunda bırakır onu.

Bu arada yakın izleyici ve dost çevresi içinde etkinliğini sürdürür—bunlardan sonuncusunda (Mayıs sonu) üslubunun temel ilkesi karumi'yle ilgili, şu açıklamayı yapar:-

Bu günlerde tutturmağa çalıştığım üslup, hem biçim hem dize bağlantılarında, hafif bir üslup; öyle ki, kumlu yatağında akan sığ bir dere seyrediliyormuş gibi bir izlenim versin.

Ancak 3 Haziran'da yola çıkabilir-o da, bir 'tahtırevan'-'sedye'yle taşınarak...

Yolda, sağlığının biraz düzeldiği günlerde, öğrencileriyle buluşur.— Kulübesini Jutei'ye bırakmıştır onun öldüğünün haberini Temmuz sonunda alacaktır.

Yaz içinde, bir süre, Otsu ve Zeze'de, öğrencileriyle buluşur, Mumyo kulübesinde bir süre kalır, Kyoto'ya uğrar, Ueno'ya gider—sonra yeniden yola düşer... 

Osaka'ya dek gidebilir. Bu kez başağrıları, ateş ve titremeler, durdurur onu: 26 Kasım'da, artık, anlamıştır: yemek yemeyi keser, yıkanır, tütsü yakılmasını ister-ağabeyine bir mektup yazarak, ondan önce gittiği için özür diler.

28 Kasım günü de çoğunlukla uyur; ama öğlen, birara, uyanır- öğrencilerinin sopalarla sinek avlamaları hoşuna gider, neşelenir...


***

188.

Sayılmayan 
biriyim diye düşünme 
ruh-bayramında

MU bir başlık veriyor:-

HEMŞİRE JUTEI'NIN ÖLÜM HABERI ÜZERİNE

ama kaynak belirtmiyor. "Hemşire" (Ing. nun) olması, Jutei'nin bir manastıra kapanmış bir kadın keşiş olması anlamında. 
tamamatsuri, lunar takvimle Yedinci Ay'ın Onüçü'nde (1694'de, 2 Eylül'de) başlayan ve dört gün süren bir Budist bayram: Bu günlerde her aile, kendi mezarlığını ziyaret eder ve, ruhları oraya gelerek yaşayanların durumlarıyla ilgilenen ölmüşlerini, anarmış. Başo da, Ueno'da, Matsuo ailesinin türbesinde törene katılmış ama Jutei 'resmen' karısı olmadığı için, onun adı türbede yazılı değil..

Haikuyu Jutei'ye bir seslenme olduğu kadar, Başo'nun kendi kendisine söylediği bir söz olarak da okuyabiliriz: 'Daha sayılmadın; ama, bekle hele; sen de sayılacaksın...'


195

ŞOŞİ

kono miçi ya
yuku hito naşi ni
aki no kure

DÜŞÜNCEM

Bu yolu işte 
yürüyen kimse yok 
güz akşamında

Osaka yakınlarındaki bir Çay Evi'nde (lokantada?) (MU: 13 Ekim), yazılmış-anlam açık: kimse yok, hiç... Kr şöyle diyor:-

"İlk bakışta hiçbirşey söylemeyen bir haiku. Bir yol görünüyor; bununla ilgili de deniyor ki, "üstünde kimse yok". Pekâlâ, demek kimse yok, diyesi geliyor kişinin; iş de burada bitecek. Ama iş ilkin o noktada başlıyor; haiku, orada somutlaşıyor: çünkü yolu önünde gören ve "bu yola kimse çıkmıyor" diyen kişi, o yola çıkmış olan kişidir; bunu 'kimsenin yolu' olarak tanıyan Ben, aynı zamanda bilir ki, bu, Ben'in yoludur; bir tek Ben'im olan bu yol, Güz içinde, Akşam'a yürünen Yol'dur..."

"Yol" (ya da 'patika'; yani, 'izlenen yol'-'yol-iz-) anlamına gelen miçi, klasik Çince'de tao diye okunan ideogramla yazılıyor: en geniş anlamıyla 'yaşam yolu', dinsel anlamda da 'izlenmesi gereken yol'. (İslam'da da "tarikat", "izlenen yol' (tarik) sözcüğünden türemiştir.)

'Akşam' ile 'gece' arasındaki zamansal / anlamsal farkı Japonca nasıl belirliyor, bilemiyorum; ama, buradaki, Türkçe'de, 'gece'ye daha yakın sanki-MU, "akşam çöküşü" deyimini yeğliyor; başlığı da

HİSSETTİĞİMİ DİLEGETİRİRKEN

diye veriyor.

ya burada da "işte "ye yakın düşüyor; RA da bunun güçlü bir vurgu oluşturduğuna dikkat çekiyor:-

İşte bu yol ya! 
Ah bu yol işte!

Başlığıyla birlikte 'hissettiklerini düşününce', Başo'nun, bütün izleyicilerine karşın, kendi anlayışına Yol'una - katılan onu paylaşan, izleyen "kimse" bulamamasından; ya da bunun zaten olanaksız olduğunu düşünmesinden, hüzünlendiğini düşünebiliriz. Nükte, gece vakti kim yola çıkar ki...' gibi bir anlamda olsa gerek.


***

199.

Güz derinleşir 
komşu da ne yapar 
tek başına ki?

aki fukaki
tonari wa nani wo
suru hito zo

Başo 16 Kasım'da Şikaku'nun evinde yapılacak bir haikai toplantısına davet edilir; ama, kendini iyi hissetmediği için, katılamaz; bu hokkuyu yazıp, gönderir-"komşu", şiir toplantısındakilere göre, kendisi; ama, toplantıda bulunmadığı için, oradakiler onun halini-hatırını soruyorlar...

Haikuyu sona erdiren zo, "ki"den çok daha güçlü bir vurgu. Bir yorumcu (Watsuji: MU) şöyle demiş:-

Bu şiirde birşey bana ölümü düşündürtüyor.

RA Başo'nun bunu (bkz aşağıdaki jisei) ölüm döşeğinde, ölmeden bir- kaç gün önce yazdığını söylüyor; UB'ya göre de, ölümünden onbeş günden az bir süre önce...



200.

Jisei

Yolda hasta düşer 
düş de uçuşup gider 
çorak kırlarda

tabi ni yande 
yume wa kareno wo 
kake meguru

Baso'nun, Osaka'da, Sono-Jo'nun evinde, sindirim sisteminde beliren, bugün dizanteri olduğu tahmin edilen bir hastalık sonucu (bir aktarıma göre de en sevdiği yiyecek olan mantardan zehirlenerek), yatağa düşünce yazdığı ölüm döşeği haikusu. 

tabi, Türkçe'deki 'gurbete çıkma'ya yakın; 'doğumyerinden uzaklaşma' anlamında "yolculuk"

D'ye göre "düş", "kelebek düşü' ve Çuang-tzu gönderisi taşıyor-bkz yukarıda 1.§53 ve Çn.§19, ve Dizin.

Türkçe'de oluşan "düş"/"hasta düşmek" ilişkililiği herhalde rastlantısal.

İnanışa göre, düş, uyuyan insanın bedeninden çıkıp dışarıda gezinen ruhunun gördüklerinden oluşur. Bazı çevirmenlere göre birinci tekil şahıs iyelik kipi var:

düş(ler)im
fiil de,
dolanıp durur

diye çevrilebiliyor.

Ueda'nın ve Wohlfart'ın çevirilerini de vereyim (MU/GW):-

bir yolculukta, hasta- 
düşlerim gezinir durur 
çoraklaşmış bir kırda

Gezginlikten hasta
bir düş yolunu yitirmiş dolanan
kuru çayırda

on a journey, 
ailing my dreams roam about 
on a withered moor

Krank vom Wandern 
ein Traum umherirrend 
auf trockener Heide

yande ("hasta düşmek") sesinde ya da var; anlamında 'sancılı/acılı' olmayı görerek (HH); Türkçe'deki "yangı"yla ilişki kurarak, tarlaların hasattan sonra yakılması âdetini de düşünerek-herhalde de anlamı iyice zorlayarak şöyle çevirmek isterdim:-

Yol yangılı ya 
düş de uçuşup durur 
kavruk kırlarda

Öğrencileri jisei âdetini anımsatınca, Başo önce,

Dün yazdığın haiku bugünkü jiseindir. Bugün yazdığın haiku yarınki jiseindir. Benim yaşamım boyunca yazdığım bütün haikular jiseilerimdi

der, jisei yazmayı reddeder; ama, sonra, 25 Kasım geceyarısı, yazmaya karar verip, öğrencisi Donşu'yu yanına çağırarak bu haikuyu söyler, yazdırır. (Donşu da, herhalde, yazmadan önce, emin olmak için, bir kez yinelemiştir bunu...)

Yanında bulunan bir başka öğrencisi, Şiko'nun (MU) aktardığına göre, son sözleri şunlar olmuş-

Bunun bir hokku yazmanın zamanı olmadığını biliyorum, çünkü ölümle yüzyüzeyim. Ama şiir bütün ömrümce kafamda oldu, yani, elli yıldır. Ne zaman uyusam, sabah bulutları altında ya da güz pusunda bir yolda yürüdüğümün düşünü görürüm; ne zaman da uyansam, bir dağ pınarının sesini duyar ya da bir yabanıl kuşun çığlığıyla ürkerim. Buddha bütün bunların günaha götüren bağlılıklar olduğunu öğretiyor; ben de şimdi anlıyorum ki bu günahı işledim. Keşke yaşamım boyu girdiğim bütün haikai işlerini unutabilseydim.

Dört gün sonra Onuncu Ay'ın Onikisi'nde (29 Kasım'da)--son gezintisine çıkar Başo: "Tanrı Yoksunu Ay'dır ya... 

Öğrencileri, vasiyetine uyarak, onu, Jodo nehri üzerinden, Biwa Golu kıyısındaki Yoşinaka Tapınağı'nın bahçesine götürürler. 

Üzerinden Muz Yaprağı eksik edilmez.




Matsuo Başo
Kelebek Düşleri
Oruç Aruoba / Metis Yayınları

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...