Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Zarafet

Zarafet kelimesinin içini doldurabilecek özellikler nelerdir? Acaba hiç düşündünüz mü, zarif insan kime denir? Zarif kelimesi zarf kelimesi ile aynı köktendir. Zarf, 'içine bir şey konulan kap' anlamını taşır. Mektup zarfı gibi. O halde zarif insan da, 'içinde latif ve hoş şeyler bulunan kişi' anlamına gelecektir. Soru şu: Zarafetin içini dolduran bu latif ve hoş seyler acaba nelerdir? ! .. Zarif olmanın ilk şarti hiç şüphesiz nazik olmaktir. Nazik olmanin ilk şartı da hatayı kendinde aramak. Konfüçyüs, insaniyeti tanımlarken 'Kendine hakim olmak ve nezaketli olmak.' der. Bu bir bakıma zarafetin de tanımıdır. Çünkü zarif kişi hiç kimseye zararı dokunmayan, bilakis kendisinden çevresine güzellik ve iyilik yansıyan kişidir. Zarafeti olmayan, nezaketle terbiye edilmeyen bütün varlıklar, gitgide canavarlaşır. O halde zarafet haddi aşmamak da demektir. Haddi aşan her şey çevresine zarar verir çünkü. Rüzgar, saba yeli yahut meltem iken güzeldir de haddini aşı...

Kalıbını Secdeye, Kalbini Kıbleye Bırak

Kıpırtısız bir boşluğa koyarsın alnını günde beş vakit. Secdenin alnını nereye değdirdiğinden habersizsin. Gösterişsiz bir yöne dönersin yüzünü; ışıktan yolları yoktur şehrin kıblesinin. Kıblenin yüreğini nereye götürdüğünü bilmiyorsun. Suskun bir duvarın dibinde oturur gibisin her tahiyyatta… Selâmının kimleri neşelendirdiğini tahmin edemiyorsun, aldığın selâmların sıcağını hissedemiyorsun. Adını bilmediğin bir deniz kıyısında yürür gibisin. Yüzünü görüyorsun sadece mavinin; derindeki incilerin pırıltısına dokunamıyorsun. Terazinin bu kefesindesin; varlığını inceltirken rükûlarda, karşı kefede neyi biriktirdiğini bilmiyorsun. Şimdilik hece hece tutunduğun duanın gölgesinin haber verdiği ışıktan nasibin pek az. Dudaklarını ıslatan abdest suyunun her bir damlasının dudaklarını hangi billur pınarlara değdirdiğini fark etmiyorsun. Hüznünün kuytularından taşırdığın fısıltılarını dök seccadene… Aynalarda aradığın avuntuları sök bakışının perçemlerinden.. Bulduğunu yitir bir te...

Aslında seni çok özledim

Şimdi bulabildiğim tüm soru cümlelerini üst üste yığıp, bulabildiğim en merhametli cevabın dizlerine yaslamak istiyorum başımı. Bulabildiğim en müşfik cümlenin önünde bir an olsun düşünmeksizin iyiden iyiye bitik, yorgun vücudumu yere bırakmak istiyorum. Uzanmak ve hangi günahtan kalma olduğunu kestiremediğim acıların yorgunluğunu bir parça olsun üzerimden atmak istiyorum. Uyumalıyım. Hayatımın parçalarını nasıl bir araya getirebileceğim konusunda en küçük bir fikrim bile yok. Nerden başlamalı ki? Başı ve sonu iç içe geçmiş bir hikayede ortaya çıkacağı anı karıştırmış bir kahraman gibiyim. Nerede ortaya çıksam yanlış karedeyim. Kalbimden neler geçtiğini, kafamda biriktirdiklerimi, tasarladığım her şeyi bildiğini düşünüyorum. En azından tüm bunları hissettiğini. Belki de böyle bir beklenti benimkisi. Çünkü bunları sana asla söylemeyeceğim. Asla söyleyemeyeceğim. Oysa o kadar dilimin ucundalar ki... Rüzgar esse düşecekmiş gibi, gözlerime baksan, giderken başın...

Niçin Ağlıyorsun, Mutlu Değil Miyiz?

Andre Gorz’un intiharı ve çağrıştırdıkları, bizi hayatımız üzerine bir kez daha düşünmeye kışkırtıyor. Çünkü koca bir hayat bile, bir son dakika gelişmesiyle yeniden anlam kazanabiliyor… Novalis’in o ünlü sözünü değiştireceğim. Onun şiir için söylediğini, değiştirip aşk için söyleyeceğim. Umarım mezarında dönmesine yol açmaz bu: “Aşk, aklın açtığı yaraları tamir eder.” İsmet Özel’in sözünü ise değiştirmeme gerek yok. Ankara’da, İzmir Caddesi’ndeki bir kahvede, o sözü duyduğumuzda hepimiz yutkunmuştuk: “Aşk, doğmuş olmanın acısına insanın verdiği en derin karşılıktır.” Bütün edebiyat tarihini, aşkın tarihi olarak (da) okumayı seviyorum. İnsanın sıfır noktasıdır çünkü aşk. Herkesi tıpkı ölüm gibi eşitleyen en derin insanlık durumlarından ikincisidir. Birincisi ölümdür. Aşk, insanın içindekileri gösterir. İnsanın giyindiklerini çıkarır üzerinden. İnsan, giyinmemiş gözlerle ve her defasında ilk kezmiş gibi bakar dünyaya. Turgut Uyar, birçok konudaki ilklerini yazmıştır. İlk sigara deney...

Aşırı Hız ve Dikkatsizlik..

bu şiiri sadece sana yazmak kalbimi kırıyor aslında bir ayçiçeğinin taşınması gibi başka güneşlere geride kalıp hayatı oyalayan biri olsa ben yazmasam, sen gitmesen, biz düşmesek olmasa keşke yerçekimi, en çok itaat ettiğimiz yasa... oysa biz istikbal yakardık hele hava güzelse dünyayı ihmal eder başka mevzular açardık en az beş yıl tecrübeli yalnızlıklar üzerine halk tipi yalnızlıklarımız vardı, şaşkın ve âşık bir çiçeğe temsil hakkı vermişiz diye... şüphesiz böylesi hepimiz için daha iyiydi daha kahverengi ve daha derin, aleyhine gelişen bir hayata itiraz eder gibi insanın aklına şark illerini getiren masumiyetin. ama gelememiştir henüz hatasından dönenler öyleyse aşırı hız ve dikkatsizlik hep bana çarpsın beklemekten muhacir olmuş karşıt görüşlü trenler çünkü şairler hayırsız oğullarıdır hayatın... Furkan Çalışkan

zorluk derecesi

eşitlik bozuldu ve sabah oldu böylece kalbim, hakkındaki iddialara açıklık getirecek. gizlediklerim ve açığa vurduklarım zaten benim olanı çalmak gibi bir şeyi unutmuşum hissi ile sana dönüyorum ütünün fişi, gözlerinin rengi, kapının kilidi seni unutmam gerektiğini hatırlamıyorum gözlerin ve sen, toplam iki kişi… biz sadece acımızı seçmekte özgürdük acımız, evet kabul, olağan şüpheli ve içimizde taşıdığımız o kömür yıkadıkça kirlenen korkunç bir sevgi… frene basma, insan gitmek için yapılmıştır senden ricam ruhum ikimizin arasında kalsın artık biliyorum, yolda olan yolda kalır ikamet bitti madem, o kömür artık yansın! kalplerdeki her şey açığa vurulup tahsil edildi açıklayabilirim, belki… yalnızlık ( allah ondan razı olsun), kör noktam bu yüzden geldiğini göremedim lakin göremediklerime de inanırım sana da öyle inandım, ya rahman ya rahim… Furkan Çalışkan

Tahrik

Bırakın ince kavak seslerini şehrin içinde paralar yaşlı kızların koynunda yatarken bırakın köprülerin üstüne yağmur ve basma perdelerden lânet bize. şaşılacak bir dünyada yaşamaktı; öğrendik şimdi külçeler yüklüyüz şaşılacak bir biçimde külçeler yüklüyüz ve çıkmak istiyoruz yokuşu Sokaklar gittikçe katı bizim adımlarımıza peşimizde bütün bahçeleri boşaltan ter kokusu yankımız soyunup sevap rahatlığı alınan yataklarda yürek elbet acıyor esvap değiştirirken bizden artık akması beklenilen kan da aktı kovulduk ölümün geniş resimlerinden. Efsanelerden kovulduk kan ve demir kelimeleri söyleyince elbiseler içindeyiz, şehrin içinde önümüz iliklenmiş, ayakkaplarımız bağlı kimsenin uykusunun fesleğen koktuğu yok altıkırkbeşte vapur ve sancı geç saatlerde eski savaşçılar vesair geçmiyor bulutlardan çiçek alıp eve götürüyoruz bunun bir delilik olduğunu bile bile en ıssız duyguların ucunda karakollar asmaların altı tuzak ve tuzak caddelerde külçeler yüklüyüz, çıkmak istiyor...

Onbinküsürüncükez

"Allah doğru yolu seçenleri, daha derin bir doğru yol bilinci ile destekler." Meryem/76 güneş batıyor onbinküsuruncukez ve doğuyor sabahı garantiye alan ümit akşama radyoyu açıyorsun kuşlardan kalan bir şarkı başlıyor bize gök hapsinden kaçıp kaçıp konduğumuz kadar özgürlük biliyorum sen de yıldızları sevmiyorsun öylece duruyorlar o iyi dilekler de kaçırdığımız demlerin içinde duruyorlar derken hiç tanımadığımız bir yerden es(!) hayat bu kadar tutuk işte biz bu kadar çaresizken ağlıyorsun onbinküsuruncukez göle yeni bir gemi gibi indirilirken o ressamın yaptığı o resimde olmayan ve yeterince yontulmayan bir heykelse taş ancak bir şarkıyla tamamlanandan kulaklarımıza dönerken işimiz hep mi bu kadar yaş! durdurmam imkan dahilinde değil kalbimi ve sen... varsın bir zaaf olarak geçsin kayıtlara evden kaçmak isteyen çocuklarla büyüdüm ben sorun değil kaldırımları şehirlerin içinden tartışabiliriz bu da bizim kusurumuz olsun: açlığımıza kavgamızı bahane etme...

Ölüm Yıllar Önce

Eski bir fotoğraf hatırlattı bana Ölüm yıllar önce omzuma Dokunmuş Sana saklıyordum Oysa omzumu anne Başını yaslayacağın Günler için. Suda çırpınan kelebeklerin Kanatları batıyor yüreğime. Ey ölüm Bekliyorum seni Bir çocuk gibi bekliyorum Dayanıp alnımı Dizlerime... Gökhan Akçiçek

Unutulan Gömlek

Bir giysi mağazasının En üst rafında bekleyen Modası geçmiş bir gömleğim. Tezgâhtar kızın dokunuşunu Ne çok özledi düğmelerim. Geç de olsa anladım İpliğimle uyumsuz Seçilmiş desenim... Gökhan Akçiçek