Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Doğançay'ın Çınarları VIII

Yorgunuz artık Göremeseniz de Yapraklarımız ağır Dallarımız bezgin Boyuna sallanmaktan Bıkkınız-ya siz Ne yapıyorsunuz bu Hiç dinmeyen rüzgarda? Bu hiç bitmeyen yağmur Evlerinize kapatır sizi Denemezsiniz bizim gibi Onun altında durmayı Öyle-bırakarak yağsın Hiç durmadan öyle: Çisi çisi,çağıl çağıl Yılkayıp arındırarak ... Yakınmamalıyız -     biliyorum, yakışmaz Ama nasıl da körsünüz - -   dayanamıyorum -- anlayamıyorum da Ne için ki aceleniz, niye Fırtına bile dingince Getirirken karı, tipiyi Neden, beklememeniz Uzaktan bir düdük sesi Ya da bir iççekiş gibi Yetinememeniz-niye? -İki el tabanca sesi Karanlığı delen-nasıl Da anlamsız halbuki Yağıp duran kar altında Oruç Aruoba Doğançay'in Çınarlarını ilk kez 19 Haziran 1996'da gördüm. Istasyondan yavaşlayarak geçen trenin içinden, sağ tarafta, doğu'ya doğru; güneş, solumda, yamaç ardına epey devrilmişken. Hemen kavradım; pek de anlamlandıramadan... Sonra -daha yazmadan- ku...

Doğançay'ın Çınarları

V Unutamayacağımızdır İşte-ne diyelim ki Artık boşaldı herşey Koyağın ucunda güneş Uzayıp gider yol Bizse çakılı Yere- Öyle...     yeni bir söz bulsam     neye yarar ki- Söyleyemediklerimiziz İnce bir sızı gibi- Bir duman, dağılıveren- Ama şimdi fırtına gelir Boşalır sular üzerimize- Yağmur : Sağaltır mı? ... İşte bu, bilemediğimiz; Bazen yanılırız bile Dallarımızı oynatınca Güzel bir esinti Neşe gibi gelir bize Geçip gider sonra Kıpırtısız kalırız gene Kaskatı- O zaman anlarız Aldatıldığımızı- Kolaydır bizi aldatmak Ilık bir nefesle Ama deriz, yaşamın Kendisiyse bu, öyleyse Aldatılmadık gene de Doğrudur yaşadıklarımız Oruç Aruoba

Uyumak İstiyorum

İki yıldız arası göğe asılı hamak… Uyku, uyku… Zamansız ve mekansız, uyumak. Uyumak istiyorum; başım bir cenk meydanı; Harfsiz ve kelimesiz düşünmek Yaradanı. İlgisizlik, herşeyden kesilmiş ilgisizlik; Bilmeyiş ki, en büyük ilme denk bilgisizlik. Usandım boş yere hep gitmeler, gelmelerden; Bırakın uyuyayım, yandım kelimelerden! Göz kapaklarımda gün, kapkara bir kızıllık; Kulağımda tarihin çıkrık sesi, bin yıllık. Bir yurt ki bu, diriler ölü, ölüler diri; Raflarda toza batmış Peygamberden bildiri. Her gün yalnız namazdan namaza uyanayım; Bir dilim kuru ekmek; acı suya banayım! Ve tekrar uyuyayım ve kalkayım ezanla! Yaşaya dursun insan, hayat dediği zanla… Necip Fazıl Kısakürek

Haydarpaşa

...  İşte yanımızdan bir tren ışıkları ve insanlarıyla bir yere düşer gibi geçip gitti. Bir başkası duran vagonumuzun tam karşısına bir vagon getirdi bıraktı. Karşı kompartımanın camı da açıldı. Bir insanla burun buruna idik. Birbirimizi süzüyorduk. Her şeyimizi; yolumuzu, kafa kağıdımızı, yüzümüzü, ailemizi, elbisemizi, her şeyimizi birbirimizle değişebilseydik ben kendimi unutsam o olsam; o kendini unutsa ben olsa... diye fikrimden geçti. O olsaydım nerede inecektim? Haydarpaşa'da. Nereye gidecektim? Eşyamı Sirkeci'deki otele bırakıp bir lokantaya. Rakı getirtirdim. Bir balık ızgara ettirirdim. Sonra Beyoğlu'na çıkar, İzmir kahvesine giderdim. Birisi ile ahbap olurdum. Nasıl yapardım bilmem ama yanımda oturan zata gülümser, nerelisiniz? diye sorarsa,    "Kayseri'de (...) şirketinde memurum, derdim. Şirketin bir işi için geldim de..."    Kendimi istasyonun bekleme salonunda buldum. Sessiz sedasız, göz kapakları yorgun ve kırmızı insanlar vardı. Geçkin v...

Fiyakalı Aşıklar Cemiyetinden Bir Müzeyyen

-Kızın ağzını neden kestin? -Talihsizlik. -Yanlışlıkla mı oldu? -Yok, ekmek almaya gelmişti. -İnsan ekmek almaya gelen birinin ağzını yanlışlıkla keser mi oğlum? ( Yerinden kıpırdamadan gözlerini bir zıpkın gibi hâkimin gözlerine sapladı.) -Onun başına gelen en talihsiz şey, ben birilerini sevmeye karar vermişken bakkala ekmek almaya çıkmasıydı hâkim bey. Daha önce o küçükken anası ölmüş. Ama bu talihsizlik sayılmaz çünkü analarımız sandığımız kadar fiyakalı kadınlar değildir. Öyle olsaydı bu kadar kötü insan dolaşır mıydı sokaklarda? ( Derin bir nefes aldı cigarasından. İçmeden konuşturamıyorlarmış onu.) -Mahpustan yeni çıkmıştım o zamanlar. 1 sene evveldi. 23 yaşındaydım. Pek fiyakalı olmayan anam ben çıktıktan 10 gün sonra ölmüştü. Bana artık kimseyle kavga etmememi tembihlemişti. Oysa ne bilsin gariban ben kavga etmekle kalmıyor canlarını alıyordum onların. Pişman mıyım diye sorarsan değilim hâkim bey. Kötülerin bu dünyada yaşamasına siz tahammül edebilirsiniz ama b...

Gökten ve Denizden Daha Güzelsin

insan sevdi mi gitmeli ayrıl karından ayrıl çocuğundan ayrıl dostlarından kadın erkek sevdiğinden ayrıl sevgilinden ayrıl insan sevdi mi gitmeli yeryüzü kadın erkek zencilerle dolu kadınlar erkekler erkekler kadınlar güzel mağazalara bak bu araba bu erkek bu kadın bu araba ve bütün güzel mallar hava da var yel de dağlar su gök toprak çocuklar hayvanlar bitkiler ve taşkömürü öğren satmayı almayı bir daha satmayı al ve boyuna al ver insan sevdi mi bilmeli yemeyi içmeyi şarkı söylemeyi koşmayı ıslık çalmayı çalışmayı da öğrenmeli insan sevdi mi gitmeli ağlama gülerken memeler arasında barınma soluk al yürü al başını git güzelce yıkandım ve bakıyorum ağzı görüyorum bildiğim eli bacağı gözü güzelce yıkandım ve bakıyorum orada hep yeryüzü bütün şaşırtıcı şeylerle dolu yaşama eczaneden çıkıyorum yeni tartıldım daha 80 kilo çekiyorum seni seviyorum. Blaise Cendrars Çeviri: Sait Maden

İkindiüstü Üsküdar

Bulaydım orada bir yerde ortasında şehrin Ki şehre koşarak gelen adamı da düşündüm Düşündüm de böyle oldum böyle gün ikindi Vakit serseri bir kurşun gibi akıp gitmekte Ben zarif bir halden zarif bir adamdan şiirler Martılar ne güzel dalıp denize kanat açarak Bir şairin selamıyla kelamıyla dalgalar. Sevgilim bu dedim yaşıma başıma bakmadan Çünkü öyleydi zaten sevgilimdi büyüdükçe Beraber büyüyünce çocukları büyütünce Ve tabii bu şehri büyütünce ellerimizde Ne var ki serseri bir kurşun gibi vakitlerden Ve vapurlardan, otobüslerden, yokuşlarından Şehrin kaç yüzü varsa hepsini alıp yanımıza. Şehri sevdik mi sevdik tabii sevdiğimiz gibi Bir yağmur ıslanması eski sokak çarpması Ne bileyim işte böylece geçip gidiyor derken Evet, geçip gidiyor kalbimizi yaralı bırakarak Çünkü böyledir hazırlanmaya doğru bir adımla Eyvallah dedim güzelleşecek sonunda hayat Eyvallah dedim öleceğiz nasıl olsa. Nurettin Durman 29 Kasım 2012

Gönül İşleri

Başlı başına nokta şimdi kendine heves Bir adı olsun artık desin ki böyle midir? Ne zaman düşer gölge düşer merhamet Diyeyim şimdi işte dünyanın ahengine ses Bileyim kalp atışı bileyim derdim nedir Önemli olan zaten gönül gözü olmaktır Yoksa başka yolları mubah edip kendine Eni sonu bilinmez karanlığa koşmaktır Dünya hali meşakkat bilinmez sırlar ile Sabır metanet ile biraz zahmet lazımdır. Ne kadar tuttum seni bağrım yanacak diye Yangına daha neler vermezdim göze gelse Bunu elbet burada aşkla doğacak sözden Çıkarmazsa aklından bundan gafil olmayan Budur bütün marifet gönüle girmek neyse Gönlünü yakıp yıkmak çare değildir elbet Gönülden başka bahçe yoktur derdi olana Ne vakit yağmur yağar güller açar ardından Bir serin rüzgâr ile her taraftan bir hayret Nihayet bir ferahlık bir muhabbet lazımdır. Nurettin Durman 27 Ocak 2013

Mevsim Dönüyor

Bir ara çay içelim oturup sahilde şöyle Beylerbeyi mesela deniz olsun görelim Uzunca seyredelim derin gölgeli zaman Nereye bakar aklı nereden çıkar duman Dalgacıkları olsun karşı yakadan bari İşte böyle azizim çayların demi falan Güzel günler bakarsın geliverir ardından. Denizi biz burada ara sıra cam önü Köy kahvesi olur ya nihayet mekânımız Köylü deyip geçmek mi azizim olmaz öyle Köylerimiz olmazsa ne olur ahvalimiz Şehir bizi yoruyor acımıyor baksana Stresine hele bak karmaşanın içinden Çapul gibi parlıyor bakışları aniden. Böyle olmasın sakın dedimse de nafile Kimseler dinlemiyor zaten dediklerimi Bir selam bir tebessüm bir merhaba ile Gönül genişliğinde bir muhabbet edelim Nasıl bakabilir yoksa başkasının yüzüne Birbirine uzak yapyabancı dünyalar Gücenik rüya gibi dolaşırsa insanlar. Şaştım kaldım burada Neden acıları milletin Ölümleri kırımları bitmiyor. Böyle böyle dert ortağı oluruz azizim Dünya nedir, insan kim, burada işimiz ne? Nurettin Durman...

Allaha Sözü Var Bu Çocukların

İşe bakın hele siz gözyaşı damlasını Dünya güzeli bebeğin yüzüne konmuş Ölmesi benziyor ayın yüzüne Alayı semada dahi dünyada Bir imdat sedası bir yardım eli. Bu dünya böylesi sağır ve dilsiz Şeytan girmiş meğer bacadan açık Bizim kardeşlerden hiç yok bir haber Finansı, cirosu, kat kat arttıkça Kendine Müslüman oluyor hacı. Çocukmuş can cağız kumlar içinde Oyunmuş meğer namlunun ucu Hedefi bulmakta ne kadar mahir Yeter ki vicdanı kurumuş olsun Allaha sözü var bu çocukların. Esef ile insan kıran bir zamana yetiştim Ölümüne oynanan bu oyundan meğerse Çocuklara düşmüş piyangonun büyüğü Silahları çok olanın daha çoktu şöhreti Ölüm tarlasını verir hediye. Nurettin Durman 20 Temmuz 2014 Kaynak:  nurettindurman.blogspot.com.tr/