Ana içeriğe atla

Fiyakalı Aşıklar Cemiyetinden Bir Müzeyyen

-Kızın ağzını neden kestin?

-Talihsizlik.

-Yanlışlıkla mı oldu?

-Yok, ekmek almaya gelmişti.

-İnsan ekmek almaya gelen birinin ağzını yanlışlıkla keser mi oğlum?

( Yerinden kıpırdamadan gözlerini bir zıpkın gibi hâkimin gözlerine sapladı.)

-Onun başına gelen en talihsiz şey, ben birilerini sevmeye karar vermişken bakkala ekmek almaya çıkmasıydı hâkim bey. Daha önce o küçükken anası ölmüş. Ama bu talihsizlik sayılmaz çünkü analarımız sandığımız kadar fiyakalı kadınlar değildir. Öyle olsaydı bu kadar kötü insan dolaşır mıydı sokaklarda?

( Derin bir nefes aldı cigarasından. İçmeden konuşturamıyorlarmış onu.)

-Mahpustan yeni çıkmıştım o zamanlar. 1 sene evveldi. 23 yaşındaydım. Pek fiyakalı olmayan anam ben çıktıktan 10 gün sonra ölmüştü. Bana artık kimseyle kavga etmememi tembihlemişti. Oysa ne bilsin gariban ben kavga etmekle kalmıyor canlarını alıyordum onların. Pişman mıyım diye sorarsan değilim hâkim bey. Kötülerin bu dünyada yaşamasına siz tahammül edebilirsiniz ama ben edemem. Gözümü kapatıp yatağımda rahat edemem. Nerde bir şerefsiz görsem gırtlağını oracıkta keserim. Ama anam iki elim yakanda demişti, yüzüme şefkatle dokunarak. Söz verdim ben de ona. Söz bir, Allah bir hâkim bey. Biz Allah’tan korkan adamız.

( Allah’tan ve annesinden bahsederken o gür sesi daha kısık çıkıyordu.)

-Artık birilerini vurmayacağım madem birilerini seveyim dedim kendi kendime. İkisi başta aynı şey olmasa da sonda aynı şeydir. O an karşıma kim çıksa severdim yani hâkim bey. O çıktı.

-Gencecik kız, beyaz bir bluz, çiçekli yeşil bir etek giymişti. Saçlarını salmıştı kıvır kıvır. Gözleri zeytin gibi kocaman. Sanki göz bebeklerine kaçak elektrik bağlamışlar, bol keseden ışıl ışıl. Elinde iki kuruş, ekmek almaya gelmiş. Bende oturuyorum bakkalın önünde. Kafamı çevirdim hemen. Başkasının manitasıdır, karısıdır yakışmaz bize. Biz delikanlı adamız hâkim bey. Ekmeği alıp çıktı bakkaldan. Poşeti tutayım derken elindeki parayı düşürdü. Para yuvarlanıp benim kunduramın dibinde durdu, talihsizlik işte dedim ya. Eğildi aldı parayı, saçlarının kokusuyla karışık sıcak ekmek kokusu doldu ciğerime. Eğildiği için; terlemiş, henüz yeni büyümeye başlayan diri göğüsleri gözüme çarptı. Mahpusta kadına aç kalmışız hâkim bey. Siz fosforlu ağabeylerimiz gibi kadına doydum ayaklarına yatmayız biz. Hem kim kadına, sevdaya doymuş. O sırada bana gülümsediğini fark ettim. Gülümsemek dediysem bu senin bildiklerine benzemiyor benim bildiklerime de benzemiyordu, o an karşımda soyunsa gülüşünden başka şeyine bakamazdım inan. Ayak parmağının ucundan bütün bedenine yayılırcasına gülümsedi. İnsanın neresiyle gülmesi gerekiyorsa orasıyla gülüyordu işte.

( Hâkim beşikte masal dinleyen bir çocuk gibi kocaman açmıştı gözlerini. Bu benim ilk davamdı ve sanık arasan bulunamayacak cinsten bir adamdı.)

-Ben gülümsemedim ona hâkim bey, çevirdim yüzümü. Başkasının sevdiğidir, karısıdır delikanlı adamız biz.
Doğrulmak için elini dizime koydu. Küçücüktü elleri. Dondum, yüzüne biraz kızgın baktım. Saçlarını yüzüme savurup
kırıta kırıta yürüdü sokakta. Köşeye gelince döndü, ben bakakalmışım tabi ardından. Tekrar aynı bayık gülümsemeyi savurup kayboldu gözümün önünden.

( Adam gülümsüyordu bu son cümleyi kurarken. Hem de en az kız kadar güzel bir şekilde. Gömleğimin üst düğmesini açtım, göğüslerimi bir adım öne çıkararak dinlemeye devam ettim. )

-Bu böyle devam etti, aynı mahallenin insanıydık. Her karşılaştığımız yerde gözlerime bakıp güldü. Bana güldü diyorum hâkim bey, anlıyor musun?

( Hâkim olayın akışına o kadar kaptırmıştı ki kendini neredeyse anlayacaktı adamı. Ben de adamdan baya bir etkilenmiştim. Beni fark etmesi için saçlarımı açıp savurdum ama o cigarasından bir nefes daha alıp konuşmasına devam etti.)

-...

-Köpekleri bilir misin hâkim bey?

-...

(Hâkim köpekleri elbette biliyordu.)

-Köpeklerin gözlerine bakmayacaksın. Köpeklerin gözlerine uzun uzun bakarsan seni ısırırlar. Neden biliyor musun? Çünkü onların gözlerine bakmak onlara savaş açmak demektir. Yürüyüp gideceksin yanlarından.

-O benim gözlerime baktı. Uzun uzun. Aralıksız. O bol keseden ışıklı gözleriyle benim gibi bir sokak köpeğine açık açık savaş açtı.

Gittim adını öğrendim mahallenin çocuklarından. Müzeyyen demişler adına. Annesi o çok küçükken ölmüş. Babası uzun yol şoförü, ayda yılda bir gelir. Halasının yanına vermiş Müzeyyen’i. Ben mahpustayken taşınmışlar buraya. Mahallenin oğlanları erkekliğe adım atmak için ilk başta sünnet olur sonra Müzeyyen’e âşık olurlar diyor çocuklar.

(Hakim ne Müzeyyenmiş be dedi içinden muhtemelen. Ben başka bir düğmemi açarken öyle demiştim çünkü. )

-Ama Müzeyyen sevmezmiş kimsecikleri, kendini sevdirirmiş sadece. Müzeyyen el kadar kız hâkim bey. Anasının kendisine veremediği sevgiyi mahallenin sokaklarından toplar durur. El kadar Müzeyyen kız doymak bilmez ama hâkim bey. Ne yapar onca sevgiyle bilmem.

( Müzeyyen’e bir an için merhamet edecekti ama cigarasından bir nefes alınca kendine geldi. Göğüslerimi geri çektim, bir düğmemi ilikledim. Artık soyunsam bile beni görmeyeceğine emindim.)

-Ben sevgisini belli edebilen adam değilim hâkim bey. Anam için mezarlığın kapısında ağlar öyle giderim mezarının başına. Görmesin ağladığımı, serde erkeklik var. Müzeyyen de bilmedi onu sevdiğimi başlarda. Oysa o köşeden çıkar çıkmaz sevmiştim ben onu. Böyle işler fosforlu camialardaki gibi zamanla olmaz bizim burada hâkim bey, biz bizzat ve çabucak severiz. Çünkü insan hemencecik sevmeyip bir saniye bile düşünürse işin içine akıl karışır. İşin içine akıl karışırsa insan sevmez hâkim bey. Neden mi? Çünkü bir insanı sevmenin akla mantığa uygun bir yanı yoktur. Sevmek bir andır hâkim bey. Sizin gibi fosforlu abilerimiz uzun zaman içinde sevmeye cabalar, bizse görür görmez hatta görmeden önce sevmeye başlarız kadınlarımızı.

( Salonda inanılmaz bir sessizlik vardı.)
Ağlamak için duruşmaya 5 dk. ara verildi.

( 5 dk. aradan sonra yüzünde garip bir kararlılıkla yerine döndü. Hâkimin merakı gözlerinden okunuyordu. Bense ağlamış, gözlerimi ondan kaçırmaya çalışıyordum)


-Devam et oğlum, kızın ağzını neden kestin?

-Çünkü onun ağzı gözleriyle aynı dili konuşmuyordu hâkim bey. Gözlerin tek bir dili vardır ve o dili herkes bilir. Ama ağızlar öyle mi çeşit çeşit dilleri var. Ben onun ağzının dilini bilmiyordum hâkim bey. Ben bilmediği şeylerden korkan adamım. O bana büyük bir muallak sundu. Bir insana yapılabilecek en büyük vicdansızlıktır bu. Yetim hakkı gibidir hâkim bey. Çünkü bilinmezlik içinde sonsuz şeyler barındırır. Milyonlarca eşit ihtimal. şu kafamın içinde ne yapacağını bilmeyen aklımı karıştırmaya ne hakkı var el kadar Müzeyyen’in. Bana gülmeyecekti hâkim bey.

Bir gün önümden geçti görmedi beni. Takip etmeye başladım yavaşça. İsmail’in tuhafiye dükkânının önünden geçti. İsmail kart zampara hâkim bey. Allahsız herifin teki. Sorsanız herkes sever onu. Ama herkesin sevdiği insanlarda bir yanlışlık mutlaka vardır. İsmail yanlış adamdı hâkim bey. İsmail’e dondu sacını savurup güldü ona da. İsmail durur mu allahsız, başıyla gel dedi ve göz kırptı el kadar Müzeyyen’e. Yürüdü Müzeyyen girmedi içeri. Kırıta kırıta yürüdü.

Pesinden gittim boş bir sokakta kıstırdım. Yine öyle gülüyordu ben saçından tutarken. Gözündeki ışık hiç mi eksilmez bir insanın hâkim bey. Unutturmadı ama ışıklar yaptıklarını. Çıkardım çakıyı cebimden. Saçlarını şefkatle seviyordum bir yandan. Dudaklarını aralayıp beni öpmek için uzattı. O anda iki dudağının arasına geçirdim çakımı. Bir çırpıda çektim. Çakıdaki kanı ellerimle temizleyip gittim. Kimsenin kalbine yalan yere gülmesin diye çektim, bütün kandırılmışlar için çektim, el kadar Müzeyyen İsmail’in kapısından içeri bir daha girmesin diye çektim. O daha çocuk öğreneceği çok şey var. Yoksa kalbine saplardım o çakıyı. Ama ben insaflı adamım hâkim bey.

( Hakim adama hak vermemek için ellerini sıktıkça sıkıyordu.)

-Ben duygusal adamım hâkim bey ismim Tahar. Babamı annemin parmağını kırdı diye 13 yasımda şah damarından bıçakladım. Bunu kimseye anlatmadım, yasalar hakim bey benim kadar duygusal değil. Borsalar ve Müzeyyen’ler hiç biri değil.

(Deyip kustu. Çok fazla cigara içmişti. Birden elinde sakladığı çakıyı gözlerimin içine bakarak şahdamarına sapladı. Yere yığıldı. Gülümserken kanla beraber ağzından son bir cümle daha çıktı)

-Rüyalarım kendini gerçek sanıyor hâkim bey bir şeyler yapamaz mısınız?


Kader Büyükbingöl

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası

Sahife-i Seccâdiye'den' Yirminci Dua Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. İmanımı, imanın en olgun derecelerine ulaştır. Yakinimi, yakinin en faziletli mertebelerine eriştir. Niyetimi, niyetlerin en iyisine; amelimi, amellerin en güzeline yükselt. Allahım! Lütfunla niyetimi kâmil ve halis eyle. Kesin inancımı sabit kıl, kudretinle benden sadır olan kötülükleri islah eyle. Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. Gönlümün meşgul olmasına neden olan önemli işlerime sen kâfi ol. Beni, yarın sorguya çekeceğin işlerle vazifelendir. Zamanımı, beni yapmam için yarattığın şeylerle geçirmemi sağla. Beni senden başkasına muhtaç eyleme. Bana rızkını genişlet. Beni zenginlerin malına mülküne, makamına ve haşmetine özlemle bakanlardan eyleme. Beni aziz eyle. Beni kibre giriftar eyleme. Kendi kulluğunda bana boyun eğdir. İbadetimi kendini beğenmişlik yüzünden heder eyleme. Benim elimle insanları hayra yönelt. Salih ameller...

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

Francesco Petrarca UZAKTA OLSA DA, UYKUDA AVUTURDU BENİ

249 Qual paura o quando mi torna a mente Nasıl korku duyarım anımsadığımda o günü, kederli ve kaygılı bıraktığım kadınımı ve yüreğimi onunla! Gene de başka şey yok böyle arzuyla düşündüğüm ve böyle sık. Yeniden görürüm onu kibirsizce dururken güzel kadınlar arasında, bir gül gibi daha değersiz çiçekler arasında, ne neşeli, ne üzgün, çekinen, ama başka dert duymayan biri gibi. Bir yana bırakımıştı her zamanki süslerini, incilerini, taçlarını ve neşeli giysisini, ve gülüşünü, şarkısını ve tatlı zarif sözlerini. Böyle bıraktım hayatımı orada kuşku içinde; şimdi kederli alametler, düşler ve kara düşünceler saldırıyor üzerime, ne olur Allahım yalan olsun hepsi! 250 Solea lontana in sonno consolarme Uzakta olsa da, uykuda avuturdu beni o tatlı melek görünüşüyle kadınım, şimdi korkutup üzüyor beni, ne elemden, ne korkudan sakınabiliyorum kendimi; çünkü sık sık çehresinde görür gibiyim gerçek merhamete karışmış ağır elemi, ve işitir gibiyim şeyleri...

GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM

MÜSEDDES I 'Aceb mi baht-ı siyahım-çün āh u' vāh ederim  Anıñ şikayetini yāre dād-hāh ederim  Hücum-ı hasreti gör bense gah gah ederim  Gehi ġarik-i tahayyür gehi şināh ederim "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" II Benim firākıñ ile dil-şikest olan 'āşık  Hāyal-i hüsnün ile büt-perest olan 'aşıķ Mişāl-i secde düşüp hāke pest olan 'aşıķ  Fenā-yı aşk ile bi-pā vü dest olan 'aşıķ "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rah ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" III Firāz-ı 'arşa çıkar āh vāhımız her şeb  Nedir bu 'alem-i firķatde çekdigim yā Rab Bu muydu hilķatimizden bizim 'aceb matleb  Göñül gezer ser-i kūyunda muzțarib kāleb  "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" IV Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin  Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ  Ne özge çillesi var [hecr...

kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi

sana her geldiğimde ölüm hissiyle kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi geri veriyorsun hayata beni saçlarımdan ve gözlerimden öperek ayrılığın oğulusun sen ağacın toprakta gördüğüsün seni ben ufalayamam sen ben dağıtamam ben sana hiç kıyamam seni toprak çürütsün ağacın toprakta gördüğüysem bilirim dal ile toprak arasını da Mehmet Can Doğan