Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Maruri Sokağındaki Pansiyon

Karşı karşıya değildi evler, sevmezlerdi birbirlerini, yine de yan yanaydılar. duvar duvara, fakat pencereleri bakmazdı sokağa, konuşmazdı, öyle sessizdiler. Bir kâğıt uçuruyor havalanır gibi ağaçtan kışın kirli bir yaprak. Akşam ortalığı tutuşturuyor, kaygı içinde yok oluveren bir ateş boşaltıyor gök. Kara sis balkonları örtüyor. Açıyorum kitabımı. Yazıyorum bir maden ocağının çukurunda sanıp kendimi, bir ıslak, bırakılmış dehlizde. Biliyorum kimse yok şimdi evde, sokakta, acı kentte. Bir mahkûmum açık kapısının önünde, açık dünyanın önünde, akşam alacasında şaşkın, gamlı bir öğrenciyim, çıkıyorum işte o zaman şehriye çorbasına, iniyorum ardından yatağa ve yarına. Pablo Neruda Fotoğraf Şırnak Merkez, Yıl 2015

İnsanlığın köprüden atlayışı

İzmir’deyim. Gözümü annemin üzerinden ayırmadan oturuyorum. Dayımın tabiri ile “bağ arası” gözlerini araladığında içim taşarak... Biraz evin havasından, biraz da saksıyı durduramadığımdan pek konuşmak gelmiyor içimden. Bir haber kanalı sürekli açık. Kaygılıyım, acı çekiyorum. Annem için... Memleketim için... İkisi tuhaf bir şekilde birbirine karışıyor. Telefon çalıyor. Ülkenin bu çok zor ve sert gündeminden payını orantısız alan Cumhuriyet gazetesinden Selin Ongun, “Röportaj yapabilir miyiz?” diyor. Durumumu anlatıyorum. Ama mevcut koşullarda kafamı toparlayabilirsem, bir yazı yazabileceğimi söylüyorum. Her zamanki kibarlığı ve anlayışıyla, “Elbette” diye cevap veriyor. Aşağı yukarı neler sormak istediğini soruyorum. Kırık dökük bir ses tonuyla “özetle biz nereye gidiyoruz böyle”yi içeren ve içimi titreten ifadelerle anlatıyor derdini... İnsanlığın köprüden atlayışı Telefonu kapatır kapatmaz, olayın gerçekleştiği günden beri yakamı bırakmayan o kısa not, beni ele geçiriyor yine. ...

Ganîdir aşk ile gönlüm ne mülküm ne menâlim var

Ganîdir aşk ile gönlüm ne mülküm ne menâlim var Ne vasl-ı yâra handânam ne hicrândan melâlim var Ne sağ olmak murâdımdır ne ölmekten kaçar cânım Cihânda hasta-i aşk olalı bir hoşça hâlim var Ben ol hayrân-ı aşkım ki yitirdim akl u idrâki Ne âlemden haberdâram ne kendimden hayâlim var Ne meyl-i külbe-i ahzân ne seyr-i sohbet-i yârân Ne ta’n-ı zâhid-i nâdân ne ceng ü ne cidâlim var Cihân fânidir ey Yahyâ Hüvel-Hayyü Hüvel-Bâkî Değişmem atlas-ı çarha benim bir köhne şâlım var Taşlıcalı Yahyâ

Aspasia

Dönüp gelir gözlerimin önüne arada bir Senin hayâlin, Aspasia. Ya kamaştırırsın aniden Gözlerimi yollarda, toplantılarda Ama hep başka suratlarda; ya da ıssız çayırlarda, Güneşli günlerde, suskun yıldızlı gecelerde, Tatlı bir melodiyle neredeyse doğar yeniden, Belirir yeniden o yüce görüntü, Sana tutulmaya hâlâ yatkın gönlümde. Nasıl da seviliyordu o, ey bulutlar, ve Nasıl da mutluluğumdu, bir zamanlar, acılarımdı hem de! (....) Sen bile düşünemezsin Aspasia, O büyük sevgiyi, Uyandırdığın bir zaman ruhumda. Bilemezsin Ne ölçüsüz aşk, ne yoğun sıkıntılar, Ne açıklanamaz tavırlar, ne bunalımlar Yarattın bende; asla da gelmeyecek Bunu anlayabileceğin bir zaman. (....) Öldü şimdi artık o Aspasia Öylesi sevdiğim. Sonsuza dek yatmakta, Tek düşüncemdi benim bir zamanlar oysa (....) Övün sen şimdi, elinden gelir. Anlat ki yalnız sensin Kendi türünden, eğmeye dayandığım Eğilmez başımı karşısında, yönetilmez yüreğimi sunduğum Büyük bir doğallıkla. Anlat ki ilk kez, Ve ...

Giacimo Leopardi / Zibaldone

İnsan aşkı hissettiğinde içinde, gözlerinin önünden tüm dünya silinir, sevilenden başka her şey görünmez olur, kalabalıklar, sohbetler, vs. ortasında, sanki yalnız başınaymışcasına soyutlanmış bir şekilde kalırsınız ve kafanızdaki o güçlü ve her zaman sabit düşüncenin esinlediği hareketleri yaparsınız, başkalarının şaşkınlığına ya da küçümsemesine aldırmaksızın, her şey unutulur ve sıkıcı vs. gelir, o düşünceden, o görüntüden başka. Aşk gibi, insanı çevreden böylesine güçlü bir  şekilde soyutlayan başka bir duygu hissetmedim hiç ben, (...) Dünyanın tüm geri kalan kısmı bana ölü görünse de, hiçbir zaman kendimi, sevdiğim zamanki kadar yaşıyor hissetmedim. Aşk yaşam demek, nasıl nefret doğanın yıkıcı ve öldürücü ilkesiyse, aşk da yaşatıcı ilkesi onun. (...) (...) Aşkın en güzel anları, bir huzur ve tatlı bir hüzün hissettiğin, nedenini bilmeksizin ağladığın ve hangisi olduğunu bilmediğin bir yenilginin karşısında boyun eğdiğin anlardır. O dinginlikte, biraz rahatlamış olan ruhun,...

Terkib-i Bend

1 Sâkî getir ol badeyi kim mâye-i candır Ârâm-dih-i akl-ı melâmet-zedegândır Ol mey ki olur saykal-ı dil ehl-i kemâle Nâ-puhtelerin aklına bâdî-i ziyandır Bir câm ile yap hatırı zîrâ dil-i vîrân  Mehcûr-ı hârâbat olalı hayli zamandır  Sâkî içelim aşkına rindân-ı Huda`nın Rindân-ı Huda vâkıf-ı esrâr-ı nihandır Sâkî içelim rağmına softa harisin Kim maksadı Kevser emeli hûr-ı onandır Aşk olsun o pîr-i mey-i perverde-i aşka  Kim badesi sad-sâle vü sâkîsi civandır  Pîr-i meye sor mes`elede var ise şübhen Vaizlerin efsâneleri hep hezeyandır Ben anladığım çarh ise bu çarh-ı çep-endâz Yahşi görünür sureti amma ki yamandır Benzer felek ol çenber-i fânûs-ı hayale  Kim nakş-ı temâsîli serî`ü`l-cereyandır  Sâkî bize mey sun ki dil-i tecrübet-âmûz Endîşe-i encam ile vakf-ı halecandır İç bade güzel sev var ise akl ü şuurun  Dünyâ var imiş yâ ki yok olmuş ne umurun  2 Yetmez mi bu kasrî reviş-i ağreb-i âlem Bir menzile ermez...

Ağıt

Gün bitti. Saat kaç. Bitecek mi bir gün savaşımız Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de Dönüp dönüp arkamıza baktığımız Bir dünya kalıntısı üstünde Hak edilmiş hüzünlerimiz olacak mı bizim de. Edip Cansever

Hiçliğin Tadı

Ruhum, o hırçın yüzün neden şimdi donuk, mat? Parlatırken hırsını Umut mahmuzlarıyla, Artık terk etti seni! Yat, uyu hayasızca Sürekli tökezleyen canı çıkmış yaşlı at. Katlan kalbim, boyun eğ; hayvanca uykuna yat. Sen, yenik, bitkin düşmüş yüreğim, artık sana Aşkta ne hırçınlıklar kaldı, ne de eski tat; Elveda saksofonlar, hoşça kal içli flüt! Arzular! aldırmayın bu somurtkan insana. O eski kokular yok güzelim İlkbaharda! Zaman bitirir beni her dakika, her saat Bir gövde kazık gibi nasıl donarsa karla; Bakıyorum tepeden şu yuvarlak dünyaya, Sığınacak kulübe kalmadı artık. Heyhat! Ey çığ yıkıl üstüme, beni de kendine kat! Charles Baudelaire

Beşir Fuad

                                                        Enis Batur'a Gün doldu: Kendime bir aksisedayım. Ürktüm hep hayalâttan. Aklım bana açıkla: Yırtılan zaman mı gülün yaprağı mı? Elinde buruşturuyordu validem. Kapatılmış ve leylî bakışlı mecnune. Ömrüm şimdiden "bir devr-i hüzün" ve kapkara matem: Diz dizeyim dalgın hayaletinle. Ufku sen misin seyreyleyen Darüşşifa'nın o tozlu penceresinden, ben mi? Vehimler ve cinnet korkusu bana mirasın. Ölü oğul da küçük, çıplak ayaklarıyla geziniyor sofada, çatının içindeki rüzgâr gibi. Ey hafıza! Kanıyor Ne varsa süzdüğün. Siyah zambak: Koridorlarında usulca açan o Civzit mektebinin. "Gecede yazmayı mutad edindim" daha o zamandan. Sırdır çünkü yazı: Candan doğar ve âyân ettikten sonra sır olur.                     Nemsin benim ...

Mutluluk

Kim bir kadını sarıyorsa odur Adem. Kadın da Havva. Herşey ilk kez olmaya başlar. Gökyüzünde beyaz bir şey gördüm. Bana Ay olduğunu söylüyorlar ama bir kelime ve bir mitoloji ile ne yapabilirim. Ağaçlar korkutuyor beni biraz. Öyle güzeller ki. Sakinleşmiş hayvanlar onlara adlarını söyleyebileyim diye yaklaşıyor. Kitaplıkdaki kitapların harfleri yok. Ben açınca ortaya çıkıyorlar. Atlasın yapraklarını çevirirken tasarlarım Sumatra′nın şeklini . Karanlıkta kim bir kibrit yakıyorsa o icat ediyor ateşi . Aynanın içindeki Öteki, pusuda bekler. Kim okyanusa baksa İngiltereyi görür. Kim Liliencron’dan bir dize mırıldandıysa savaşa katıldı. Rüyamda Kartaca’yı gördüm ve Kartaca’yı yıkan lejyonları. Rüyamda gördüm teraziyi ve kılıcı Sahip olanın veya olunanın olduğu değil, ikisinin de teslim olduğu aşka olsun övgü! Bize cehennemi yaratma gücümüz olduğunu gösteren kabusa olsun övgü! Kim bir nehire gitse Ganja gider. Kim bir kumsaatine baksa bir imparatorluğun dağılışını seyreder. ...