Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Yanıbaşındakine dahi derdini anlatamayan insanın kadim hikayesi

Filmi ilk izlediğimde Kim Ki Duk’un İlkbahar-Kış-Sonbahar-Yaz filmi geldi aklıma. Mevsimsel bir devinim var ve sonunda ümitle bitiyor. Kalandar Soğuğu’nu da izledikten sonra aynı hissiyat oluştu . Yolun başındaysan her şeyi bilinçle ve akılla yapmıyorsun zaten. Bir içgüdü ve hevesle yapıp sonra ona bir anlam yüklüyorsunuz. Filmde mevsimin olmasının bir kaç sebebi var. Bu sebeplerden bir tanesi en düz anlamıyla Karadeniz’in doğasını çok sinematografik buluyorum . Karadeniz olmamdan dolayı da bunu söylemiyorum. Rus sinemasına olan yakınlığımdan dolayı iklimin ve atmosferin insanda bir his bıraktığını düşünüyorum . Mevsim meselesiyle ilgili de şöyledir. Sonbaharda bütün yapraklar dökülür o ağaçlarla olan doğa adeta ölüme yaklaşan bir kanser hastası gibidir. Ağaçlar ayakta zor duruyor ve ufacık bir rüzgarda kırılacak gibidir ve sanki bir ölüm duygusu yaratır insanda. Bu durum bir sonraki mevsimin olabilmesi için de mecburidir. Hayatın kendi döngüsü gibi. Her şey güzellikle başlıyor ve s...

Paradigmaya kafa tutan simitçi

Her sabah köşede gelip geçeni umursamayan ama belli bir nezaket ölçüsünde izleyen duruşuyla tezgahının başında görürdüm. Kırık dökük küçük iskemlesine oturmuş tezgahta kalan simitleri düzeltir bulurdum hep. Gelip geçene satıcı gözüyle bakmaz, kendi halinde bir şeylerle oyalanır bulurdum hep.Tanıdık müşterilerinin gözünün içine bakarak “bu sabah da almıyor musunuz” baskısından kaçınmanın bir yolu olduğunu düşündüm. Selam verdiğinizde sessiz bir nezaketle alır ama hiçbir zaman tipik simitçi tavrını takınmazdı. “Buyurun, taze simit” türü bir tezgahtarlık yaptığını hatırlamıyorum. Müşterisi yoksa o, şehrin en işlek caddesindeki köşe başında oturur eline tutuşturulmuş gibi tuttuğu gazetesini okur bulurdum. Bazen simit tezgahının başında bulamadığım olurdu. Beklemek zorunda kaldığım çok olmuştur. Koşarak gelir kendine özgü sessiz nezaketiyle “buyurun” derdi. Koşarak gelişi bir müşteriyi kaçırmaktan yahut yalnız bıraktığı tezgahının başına bir iş geleceği endişesinden çok orada, camekanl...

Çıkış

Yol, kendine bir yer bulamamış kişinin özlemidir. Kendi yerini yerleşiklikte bulamayan kişi, onu yolculukta arar. Nasıl, bir yer, bir yolun başı ya da sonu; bir yol da, bir yerden önceki ya da sonraki bir durumsa — kişinin durumu da, hep, öyle, ya da, böyledir... Yerini yitiren kişi, yola çıkmak zorundadır. Yola çıkan kişi, yeni bir yer arıyordur — ama yola hep bir (eski) yerden çıkıldığını da unutmaz : her varılan yerin de (yeniden) bir yola çıkış yeri olabileceğini... Yabancılığını kalıcı kılmak isteyen kişinin, yerleşikliğinden rahatsız olması gerekir; ve tersi : yerleşikliğinden rahatsızlık duyan kişinin, kalıcı bir yabancılık bulması... Yerleşiklik, herbir yandan bağlandığımız, hepsi de gergin zincirlerin verdiği bir dinginliktir ancak — yani, bir sıkı kölelik... Ama, "mutlak kölelik" dışında, her kölelik, köleye devinimde bulunduğu izlenimini verecek kadar gevşek tutar onun zincirlerini — gerginlik, zincirden zincir olarak uzaklaşma ça...

Bugünlerde dünya benim için evimden bile daha küçük.

"O İran'ın Bob Dylan'ıdır, Müziği ise Acem-Blues'dur." (Newyork Times) Bir gün New York'ta davetli olduğum bir konserdeydim. Adını hatırlamıyorum ama Suriyeli başarılı bir sanatçının konseriydi. Bu çok üzücü bir hikaye. Bu tarz bir fikrin parçası olmaktan, birbirini kıran insanların bir parçası olmaktan nasıl nefret ettiğimi size anlatamam. Bu fikir beni üzüyor, kardeşini öldürdüğün birini sahnede izlemek... Bunu çok üzücü buluyorum. Bütün ülkeler bunun bir parçası. Bazısı masa altından silahlar, palalar satıyor. Sokaklarda ölü insanlar, kaçabilen dışarı kaçıyor. Bazı ülkeler de kurumlar kurup para toplamak istiyor. İşte hikayenin üzücü kısmı, o adamı oraya çağırma amaçları 'hadi gel festivalimizde çal, biz de senin için üzülelim' idi. Böyle bir sistem, bu bir oyun. İran'ı terk ettim, Amerika'da yaşıyorum ama Türkiye artık benim ikinci evim. Gerçekten benim ikinci evim olacak, çünkü burada yaşayacağım. İki, üç Türkçe kelime biliyorum ama...

2018 Şiir Yıllığı

"Aşk böyle bir şeydir." "Hüküm senindir." "Talih her felâkette, çare olarak açık bir kapı bı... “Birikmişlik” bi tutam da “tükenmişlik” 2017 Şiir Yıllığı 35 50 Yaş Aklımdaki Che AŞK YAMA TUTMAZ Aşkın Ve Suların Öğleni Baltalanan İncire Ağıt ''Bazı insanlar, insanları uzak tutmak için çit in... Berceste biri gül yakmış olmalı ocakta Bitmemiş Bir Şiir ve Hrant ve Zahrad Biz (Zaten) Diğer Kayıplar Dosdoğru Söylemek Eeee, zaten aktör dediğin nedir ki? Oynarken varız... Eskiyen Kalp Ey başı kesilmiş ney; dilsiz, dudaksız olarak sırl... Ey bu kupkuru yaşamda açan tek çiçek! Gön: Ahmed Arif Güle Serenatlar Yapmak Gündüz Yarasaları Her Gün Her söylenen sözün kalbe girmesine yol vermeyiniz.... Huzur hüzün İçgörü İnsanlığın ortak budalalığı olan milliyetçilik, si... Kervan KISA ŞİİR / bir Kirazların tadından vaz mı geçmek istiyorsunuz? Malatyalı Aşhan Ananın Oğluna Mektubu Muzaffer Ozak...

Kan

Önce öksürüverdim Öksürüverdim hafiften, Derken ağzımdan kan geldi Bir ikindi üstü durup dururken Meseleyi o saat anladım Anladım ama, iş işten geçmiş ola Şöyle bir etrafıma baktım, Baktım ki yaşamak güzeldi hâlâ Mesela gökyüzü Maviydi alabildiğine İnsanlar dalıp gitmişti Kendi âlemine Muzaffer Tayyip Uslu

Aşk Şiiri

Dün gece evinizin etrafında dolaştım Saçların gene omuzlarına dökülmüş Yüzün aydınlık beyaz Hiç değişmemişsin şaştım Sonra Kapuz'u dinledim Balkayada parçalanan dalgaları Sırtımı bir kiraza dayadım Düşüncenle serinledim Görsen yüzümü bile tanımazsın O kadar uzaklarda kaldı ki O kadar çöktü ki kalbim kederinle Hatırlamazsın Ne kadar isterdim Sofranda yerim olsun Tabağıma yemek koyasın Bardağıma su Halim diyesin canım benim canım Ah kader kader kader kader kör olsun Halim Yağcıoğlu

Şiir

Ben de pek hoşlanmıyorum şiirden: çok daha önemli şeyler olmalı bütün bu zırıltıdan öte Ne var ki insan katkısız bir nefretle okuyunca şiiri, gene de gerçeğin bir yeri olduğunu görüyor onda. Kavrayabilen eller, açılabilen gözler, gerekirse diken diken olabilen saçlar, öyle şatafatlı yorumlara açık oldukları için değil, yararlı oldukları için önemlidirler. Anlaşılmayacak kadar uzaklaşırlarsa asıllarından, aynı şey hepimiz için de söylenebilir, anlamadığımız şeye hayranlık duyamayız, denir: baş aşağı bir tavana tutunan ya da yiyecek arayan yarasa, ileri doğru iten filler, başıboş dolaşan bir at, bir ağacın atında yorulmadan duran kurt, sinekten huylanan bir at gibi derisi seğiren oturaklı eleştirmen, beysbol meraklısı, istatikçi uzman - ne de onlar apayrı şeyler deyip "iş yazışmalarına ve okul kitaplarına'' karşı çıkmak geçerli bir davranış olur; hepsi önemlidir bu olguların. Gene de bir ayrım yapmalı insan: sözde-şairler önem verdiler diye şiir olamaz...

Kısadır Hayat

kısadır hayat, çok ama çok kısadır; diyelim, altmış ya da yetmiş yıldır. kaç pirinç yetişecek bu kadar sürede bir tarlada? kaç ekmek pişecek taş ocaklarda? öğretmenler aynı şeyi kaç defa tekrarlayacak? gramer ve matematikle, balığın ve ıvır zıvırın ekolojisiyle doluşturulacak gerçek dünyaya hazırlanan çocuğun kafası. sonra sıra gelecek tüm o eleyici seçimlere; korkunç kurallarla boğuşacak adaletsizlikle çarpışacak anlamsız bir savaşın ardından angarya ile ezilecek ruhlar. ve sonra okul, iş, evlilik gelecek. minik bir bebek doğacak ve ardından endişe kaplayacak her yanı. kendine dair her şey bir lükse dönüşecek. dünyadaki sayılı günlerin sonuna geldiğinde hayatını gözden geçirirken fark edeceksin gerçekten yaşadığın günlerin ne kadar az olduğunu ve hayrete düşeceksin. birkaç taneden fazla olmayan o yaşam dolu ışığı belki sadece kız arkadaşının ilk bakışında bulacaksın. elbette vardır hepimizin sahiden yaşadığı günler. hatta bir mücevher parıltısını andır...

Güvercin Gerdanlığı Alfabetik İndeks

Güvercin Gerdanlığı Alfabetik İndeks (7777 Paylaşımın Linkleri)