Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Nisan, 2012 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sezilmemiş Aşka Gazel

Karnındaki karanlık manolyanın Kimseler anlamadı kokusunu. Acıttığını kimseler bilemedi Dişlerinle sıktığın o aşk kuşunu. Binlerce Acem tayı uykuya yattı Alnının ay vurmuş alanında, O senin kar düşmanı göğsünü Kucaklarken dört gece kollarımla. Bakışın, tohumların solgun dalıydı Alçılar, yaseminler arasından. Aradım vermek için yüreğimde O fildişi mektupları her zaman diyen, Her zaman: acımın bahçesi benim Gövden her zaman, her zaman şaşırtıcı Damarlarının kanıyla dolu ağzım, Ağzın ölümüm için söndürdü ışığını. Federico Garcia Lorca

Değirmen

Hiç sen bir su değirmeninin içini dolaştın mı adaşım?.. Görülecek şeydir o… Yamulmuş duvarlar, tavana yakın ufacık pencereler ve kalın kalasların üstünde simsiyah bir çatı… Sonra bir sürü çarklar, kocaman taşlar, miller, sıçraya sıçraya dönen tozlu kayışlar… Ve bir köşede birbiri üstüne yığılmış buğday, mısır, çavdar, her çeşitten ekin çuvalları. Karşıda beyaz torbalara doldurulmuş unlar… Taşların yanında, duman halinde, sıcak ve ince zerreler uçuşur. Halbuki döşemedeki küçük kapağı kaldırınca aşağıdan doğru sis halinde soğuk su damlaları insanın yüzüne yayılır… Ya o seslere ne dersin adaşım, her köşeden ayrı ayrı makamlarda çıkıp da kulağa hep birlikte kocaman bir dalga halinde dolan seslere?.. Yukarıdaki tahta oluktan inen sular, kavak ağaçlarında esen kış rüzgarı gibi uğuldar, taşların kah yükselen, kah alçalan ağlamaklı sesleri kayışların tokat gibi şaklayışına karışır… Ve mütemadiyen dönen tahtadan çarklar gıcırdar, gıcırdar. Ben çok eskiden böyle bir değirmen görmüştüm ad...

Seni Bırakıyorum

seni bırakıyorum semender ellerimle seni bırakıyorum seni bırakıyorum duvarlarda kurutulan anemon ellerimle içimdeki sulara içimdeki sazlıklara içimdeki bataklıklara seni bırakıyorum seni bırakıyorum kendine kapanmış kollarımın anarşik güzelliğiyle içimdeki yosun yeşili sulara içimdeki tehlikeli kıyılara içimdeki siyah ışığa seni bırakıyorum seni yatıracağım ellerimde bir ıhlamur yaprağı gibi seni yatıracağım göğüslerimde menekşeler gibi seni yatıracağım gözlerimde bir yağmur suyu gibi... Lale Müldür

Çocukların uçurtmalarına benziyorsun

Çocukların uçurtmalarına benziyorsun Biliyor musun... Rüzgârı hiç dinmeyen bir mavilikte Güneşli sular gibi gülümsüyor yüzün. Ve ben çok aşağılarda Katı ülkesinde toprağın Tutulmuş heyecanına Titreyerek izliyorum süzülüşünü... Bir hazin hızla uzaklaşıyor her şey . . . Şükrü Erbaş

Rahatı Kaçan Ağaç

Tanıdığım bir ağaç var Etlik bağlarına yakın Saadetin adını bile duymamış Tanrının işine bakın. Geceyi gündüzü biliyor Dört mevsim, rüzgârı, karı Ay ışığına bayılıyor Ama kötülemiyor karanlığı. Ona bir kitap vereceğim Rahatını kaçırmak için Bir öğrenegörsün aşkı Ağacı o vakit seyredin. Melih Cevdet Anday

İş Olsun Diye

Bütün güzel kadınlar zannettiler ki; Aşk üstüne yazdığım her şiir, Kendileri için yazılmıştır. Ben ise daima üzüntüsünü çektim, Onları iş olsun diye yazdığımı bilmenin... Melih Cevdet Anday

Üç Kez Seni Seviyorum Diye Uyandım

Üç kez seni seviyorum diye uyandım Tuttum sonra çiçeklerin suyunu değiştirdim Bir bulut almış başını gidiyordu görüyordum Sabahın bir yerinden düşmüş gibiydi yüzün Sokağı balkonları yarım kalmış bir şiiri teptim Sıkıldım yemekler yaptım kendime otlar kuruttum Taflanım! diyordu bir ses duyuyordum Cumhuriyetin ilk günleri gibiydi yüzün Kalktım sonra bir aşağı bir yukarı dolaştım Şiirler okudum şiirlerdeki yaşa geldim Karanfil sakız kokan soluğunu üstümde duydum Eskitiyorum eskitiyorum kalıyor ne kadar güzel olduğun İlhan Berk

Ayrığın Yüreği

En küçük birşeyden çoşardı Mesela bir kuş uçmasın Kızılırmak'a doğru Köklerine su yürümüş gibi sevinirdi. Bir bulut geçsin üstünden Ayrıklıktan çıkardı. Dünyayı, derdi, dünyayı Hiç birşeye değişmem. Şimdi yaşamak istemiyor. İlhan Berk

Yalnızca Kanatlarına Güven

aşkımız bir gün uçup giderse aramızdan sevgilim sırt çantalı bir duman gibi bir melekle çarpışan kelebeğin kanadından dökülen toz bir çağlayanda sürüklenen bir dal parçası gibi istemediğimiz yerlere giderse aşkımız sevgilim yalnızca kanatlarına güven kendi yarattığımız boşluğun ucunda sıkı sıkı tuttuğumuz bir kapı koludur yaşam ve aşk, en derin kuyumuza düşen keman yürüdüğümüz yollar daralırken çökerken altımızdaki merdivenler sevgilim yalnızca kanatlarına güven sevdalılar bilir bir kuş yağmurudur ilkbahar sevmeyi beceremeyenlerin koyduğu yasaklar çözülüp gider çocuk gölgelerinde yazın ve ağzımızın içinde dağılır aşk sapsarı bir şeker gibi erirken sonbahar bitmeyen bir kıştan söz açılırsa sevgilim sevgilim yalnızca kanatlarına güven elimi uzattığımda sana gemileri göstermek için dümende kan kokusuyla bayılmış bir kaptan ateşin yüreğine sürüklenen bir ülke ufukta ve çekirge sürüleri yolcu bavullarından çıkan sevgilim dökülürken tüyleri savaş uçaklarına ...

Seni Düşündüğüm Türkü?

Benim bir canla sevip bin özlemle andığım, Bari gölgeni bırak bana Su çiçeklerinin en güzel yanları budur, Giderken gölgelerini verirler suya Benim bir canla sevip bin özlemle andığım, Bari gölgeni bırak bana Su çiçeklerinin en güzel yanları budur, Giderken gölgelerini verirler suya. Güz akşamları dal kıpırdamazken, Suda halkalanan gözleridir Sen de gölgeni bırak bana. Gönlümün bin güzelliğiyle inanıp sevdiğim, Güzelliğini burada ince ince aratma. Bir kıyıya, bir gün inen fırtına gibi Birdenbire bir şeyler bırak. Birşeyleri soğut, birşeyleri yak, Dağıt birşeyleri, birşeyleri kur. Kendini hiç yokmuşsun gibi bırakma Kafamın her yanıyla bir şeyler öğrendiğim, Sonsuza uzanan sevinç, güzele vurgun tasa En azından bin yılda arayıp bulduğum, Bana aşk şiirleri yazdırma artık Beni burada gölgen gibi bırakma Afşar Timuçin

Bana Yalan Söylediler Issız Adam

Bir aleme indim yalnız, Yerde toprak, gökte yıldız. Bir yan susuz bir yan deniz. İki el, bir baş verdiler, Bir çift göz ağlar da güler. Dört bir yanda benim gibiler. Doğru söz içinmiş diller, İşte kalbin sev dediler. Bana yalan söylediler, Bana yalan söylediler; Kaderden bahsetmediler. Varsın böyle geçsin ömrüm, Neşeyle dolsun bari her günüm. Hani benim sevdiklerim? Hani gönül verdiklerim? Hasret gider, ben giderim.

Öyle Yukarıdan Değil

Arada sırada ve uzaklarda, kendi mezarında bir banyo yapmak gerek. Şüphesiz, her şey çok iyi, her şey çok kötü, şüphesiz. Yolcular gelip geçiyor, büyüyor çocuklar ve sokaklar, sonunda alıyoruz dükkanda tek başına ağlayan o gitarı. Her şey çok iyi, her şey çok kötü. Bardaklar doluyor ve tekrar boşalıyor, doğal olarak ve bazen tan vaktinde ölüyorlar sırra kadem basarak. Bardaklar ve içenler. O kadar büyüdük ki artık selam vermiyoruz komşumuza ve öyle çok kadın seviyor ki bizi anlamıyoruz bile nasıl olduğunu. Ne güzel elbiselerimiz var! Ne önemli düşüncelerimiz! Portakal rengi olduğuna inanan sarı bir adam tanıdım ve bir siyahi, sarışın giysiler içinde. Öyle şeyler, öyle şeyler görülüyor ki. Kusursuz beyefendilerin şölen verdiği hırsızlar gördüm, İngilizce oluyordu tüm bunlar. Ve onurlular, açlar gördüm, çöplüklerde ekmek ararlar. Kimsenin inanmadığını biliyorum bana. Kendi gözlerimle gördüm bunları ama. Kendi mezarında bir banyo yapmak gerek ...

Saklı Ceylan

Cheng bölgesinde bir oduncu kırda otların arasında ürkmüş bir ceylan bulmuş ve öldürmüş. Başkaları gelip bulmasın diye de, ormana gömüp üzerini yapraklar ve dallarla kapamış. Bir süre sonra sakladığı yeri unutunca tüm bunların bir düş olduğuna inanmış. Ve bunu, sanki bir düşmüş gibi, herkese anlatmaya başlamış. Anlattıklarını dinleyenlerden bir tanesi ormana saklı ceylanı aramaya gitmiş ve bulmuş. Ceylanı evine götürüp karısına şöyle demiş: ― Bir oduncu düşünde bir ceylanı öldürüp nereye gömdüğünü unutmuş, ben de bugün gidip onu buldum. Adamın rüyaları gerçekten de çıkıyor. ― Bence düşünde bir ceylan öldüren bir oduncu gören sensin. –demiş karısı. ― Nasıl oduncu olduğunu düşünürsün? Ve madem ki ceylan burada, rüyaları gerçek çıkan da sensin. ― Ceylanı bir düşte bulduğumu varsaydıktan sonra -diye yanıtlamış koca- benim düşümde ya da onun düşünde olmasının ne önemi var? O gece oduncu, aklı hâlâ ceylan meselesiyle meşgul, evine dönmüş ve bu sefer gerçekten de düşünde ceylanı s...

Taktik ve Strateji

Benim taktiğim sana bakmak nasıl olduğunu öğrenmek nasılsan öyle sevmek seni benim taktiğim seninle konuşmak seni dinlemek aramızda kelimelerden yıkılmaz bir köprü kurmak benim taktiğim senin anılarına karışmak nasıl ve ne sebeple bilmiyorum ama seninle karışmak benim taktiğim samimi olmak ve senin de samimi olduğunu bilmek seninle hiç -mış gibi yapmamak, bu sayede aramızda bir perdeye ya da uçurumlara izin vermemek stratejim ise taktiğimden biraz farklı çok daha derin çok daha basit stratejim nasıl ve ne sebeple hiç bimiyorum ama sonunda beni yanında isteyeceğin o günü beklemek. Mario Benedetti

İletişim

Adam ve kadın. Üç kişilik bir koltuğun iki ucunda oturuyorlar. Adam kadını biraz da çekinerek izliyor. Sonunda konuşacak cesareti buluyor: Adam : Canın bir şeye sıkılmış gibi? Bir şey mi oldu? Kadın : Bir şey yok. Lütfen kafanda tuhaf şeyler kurup durma. Kısa bir sessizlik. Adam: Söylediğim bir şey yüzünden mi? Kadın: Hayır. Adam: Söylemediğim bir şey yüzünden mi? Kadın: Hayır. Adam: Yaptığım bir şey yüzünden mi? Kadın: Hayır. Adam: Yapmadığım bir şey yüzünden mi? Kadın: Hayır. Uzun bir sessizlik. Derin bir nefes alıp kelimeleri dikkatle seçerek Adam: Hiç söylememem ya da yapmamam gerekirken ya da en azından senin duygularını da dikkate alarak başka bir şekilde yapmam ya da söylemem gerekirken kendi bildiğim gibi yaptığım bir şeyle ilgili yanlışlıkla söylediğim bir şey yüzünden mi ? Kadın: Evet öyle bir şey. Ama yeter artık. Kapatalım bu konuyu. Pablo Urbanyi

Tango

Adam aşık olduğu kadını unutmak için içiyordu, kadın içen adamı unutmak için aşık oluyordu. Mario Goloboff

Oysa aşk, biz kadınlar için, hayatın kendisidir

SAŞA: Erkeklerin anlayamayacağı pek çok şey var. Zavallı bir başarısız, başarılı bir adamdan daha kolay girebilir bir genç kızın yüreğine. Çünkü her genç kızın yüreğinde gerçek bir aşk duygusu yatar. Anlıyor musun; gerçek bir aşk! Erkeklerin başlıca sorunu işleridir, aşk üçüncü derecede bir şeydir onlar için. Kadınla konuşmak, onunla bahçede dolaşmak, hoşça bir zaman geçirmek ve onun mezarında ağlamak… İşte bir erkeğin aşktan anladığı. Oysa aşk, biz kadınlar için, hayatın kendisidir. Bir kadın “seni seviyorum” diyorsa, bu, “senin tasalarını gidermek istiyorum, seninle dünyanın öbür ucuna nasıl gidebileceğimizi tasarlıyorum, eğer sen cehenneme gideceksen ben de seninle cehenneme geleceğim” demektir. Sözgelimi, bütün bir gece senin notlarını temize çekmek, ya da kimse uyandırmasın diye sabaha kadar sana gözcülük etmek, seninle yüzlerce kilometre yürümek büyük mutluluk olurdu benim için. Üç yıl önce harman zamanıydı; güneşten yanmış, yorgun ve toz içinde bize geldiğini, içecek bir şey ...

Ben Yokum

Eğer türkümü kesmemi diliyorsan Yüreğin kanatlanıyorsa eğer Yüzüne bir daha bakmam Bir yana çekilir yolumu değiştiririm Senin olsun bunca geçtiğin yollar Bir başına mutlu kal bahçende Çiçeklerini ayıkla, örgünü ör Ben yokum Eğer sularını köpürtüp delirtiyorsa kayığım Ben yokum kayığım yok... R.Tagore

Çöller

Ben sevmek için doğmuşum- sevmek ve sevilmek için. Ne yazık ki yaşamım sevgisiz geçti nerdeyse. Bu nedenle bağışlamayı öğrendim: Aştığım çölleri bile Hiç küçümsemiyorum. Yalnızca soruyorum onlara şaşkın gözlerle: Ne bahçeler olmaya doğmuştunuz kim bilir? Blaga Dimitrova

Asla Uğraşma Aşkını Anlatmaya

Asla uğraşma aşkını anlatmaya, Aşk varolur yalnızca dile gelmeden; Nasıl hareket ederse soylu rüzgâr Sessizce, görünmeden. Anlattım aşkımı, anlattım aşkımı, Anlattım ona tüm yüreğimdekileri; Titreyerek dehşetli korkularla, buz gibi, Ah! yanımdan ayrıldı. Uzaklaştıktan az sonra benden, Bir gezgin onu elde etti, Sessizce, görünmeden: Ah, bu inkâr edilemezdi. William Blake

Bu Gece En Hüzünlü Şiiri Yazabilirim

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı. Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara. Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim. Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi. Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa. Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri. Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi. O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla Artık sevmiyorum ya severim bel...

Duyumsadığım Her Şeye

Duyumsadığın her şeye En küçük önemi ver. Söylemişti sensiz yaşayamayacağını Unutma bunu, yeniden rastlarsan ona Tanıyacaktır seni. Bana bir iyilik yap, bu kadar çok sevme beni Son kez sevildiğimde Duymamıştım en küçük bir sevinç bile. Bertolt Brecht

Yalnız

Biz hepimiz tarifsiz yalnızlıklar içindeyiz, Çünkü derinliğimiz bilinmez başkasınca, Duyulmaz sesimiz seslensek de bir dosta, Büyür içerlere doğru benliğimiz. Çoktan bırakılmış tanıdıklar gecemizde Yürürüz bu dar çevrenin ortasından. Soluk yüzleri düşlerimizde ağaran Onlar ki kuytu sokaklar gibidir çok zaman Bilmeyiz sırlarını o kadar geçeriz de. Başkaları ne halde bilmeyiz hiçbirimiz. Sayan kim komşusunun dilsiz gözyaşlarını? Gören kim gecede pencereye dayalı, Dalgın kendi aleminde sessiz ağladığını? Biz hepimiz tarifsiz yalnızlıklar içindeyiz. Dagmar Nick

Çiçeğimde Gizliyorum Kendimi

Çiçeğimde gizliyorum kendimi, Göğsünde taşıdığın, habersizce, Beni de taşıdığından kuşku duymadan- Ve melekler biliyor ötesini. Çiçeğimde gizliyorum kendimi. Vazonda soldukça, Benim yerime hissediyorsun, kuşku duymadan Neredeyse bir kimsesizliği. Emily Dickinson

Elveda

Elvada diyor çiçekler bana, Başlarını eğiyorlar aşağı, Yarin yüzünü ve baba ocağını Ebeddiyen görmeyeceğim bir daha. Sevgili ne! Ne çıkar! Gördüm bunları,dünyayı gördüm Üzerimde mezar ürpertisi kıpırdıyor, Yeni bir okşayış gibi benimsiyorum. Bütün yaşamı kenardan gülümsemeyle Geçerken bu yüzden öğrendim Daima,daima şunu söylerim, Bu dünyada bir eşi vardır her şeyin. Nasıl olsa gelir bir başkası, Gideni geri getirmez keder, Kalan sevgiliye son şarkısı, Yeni gelen daha güzel ezgiler söyler. Ve dinler şarkıyı sessizlikte Ellere yar olan sevgili, Bir gün anımsar beni belki de Anımsar gibi eşşiz bir çiçeği. Sergey Yesenin

Kalbim Unutacağız Onu

Kalbim, unutacağız onu, Bu gece, sen ve ben. Ben ışığı unutayım, Onun sıcaklığını sen. Unuttuğun vakit, söyle bana, Ola ki düşüncem donar. Acele et, oyalanırken sen, Hatırlayabilirim onu tekrar. Emily Dickinson

Reading Zindanı Baladı

I Kulak verin sözlerime iyice, Herkes öldürebilir sevdiğini Kimi bir bakışıyla yapar bunu, Kimi dalkavukça sözlerle, Korkaklar öpücük ile öldürür, Yürekliler kılıç darbeleriyle! Kimi gençken öldürür sevdiğini Kimileri yaşlı iken öldürür; Şehvetli ellerle öldürür kimi Kimi altından ellerle öldürür; Merhametli kişi bıçak kullanır Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur. Kimi aşk kısadır, kimi uzundur, Kimi satar kimi de satın alır; Kimi gözyaşı döker öldürürken, Kimi kılı kıpırdamadan öldürür; Herkes öldürebilir sevdiğini Ama herkes öldürdü diye ölmez. (…) V Yasaların yargısı doğru mudur Ya da yanlış mıdır bunu bilemem; Bildiğim tek şey bu hapishanede Demir gibi sağlamdır tüm duvarlar, Bir yıl kadar uzundur her geçen gün Yıl bitmek bilmez, uzadıkça uzar. Kabil'in Habil'i öldürdüğü Günden beri hiç dinmedi acılar Çünkü insanların insanlar için Koymuş olduğu bütün yasalar Tıpkı adaletsiz bir kalbur gibi Taneyi eleyip samanı tutar. Bildiğim başka bir şey daha var -Ki bilmeli benim...

Senin Bir Ceylan Gibi O Mahsun Bakışını

Senin bir ceylan gibi o mahzun bakışını Ve ne varsa,öylesine yürekten sevdiğim o bakışta Unutmadım,üst üste yığılan hüzünlü yıllarda Fakat görüntün,zihnimde gitgide dumanlandı Gün gelir,yürekte hüzün de söner artık; Ne mutluluğun,ne acıların olduğu bir yerde Düşler de anımsayışlar da silinir gitgide Kalır sadece,her şeyi bağışlatan bir uzaklık Ivan Bunin

Bir Zamanlar Ve Şimdi

O zamanlar henüz duvağının çevresinde oynarken, Sana bir çiçek gibi tutkunken Kalbimi ince titreyişlerle saran Her seste kalbini duyarken senin, İnançla ve özlemle henüz Zengin,senin gibi,resminin önünde dururken, Yerini gözyaşlarım için Bir dünya aşkım için buluken. O zamanlar kalbim henüz güne dönerken Sanki o duyarmışçasına sesini, Ve yıldızları kalbimin kardeşi sayarken Ve baharı Tanrı'nın ahengi, O zamanlar,koruyu titreten rüzgarda Henüz senin ruhun,senin sevinç ruhun Kalbin sessiz dalgalarında kıpırdarken, İşte o zamanlar altın gibi günler sarardı beni. Yok şimdi,beni yetiştiren,doyuran Yok şimdi o genç dünya, Bu, bir zamanlar yeri,göğü dolduran bağır, Ölü ve cılız bir anızlık gibi; Ah! Bahar benim derdimi okuyor Hala,eskisi gibi,şen,teselli edici bir türkü, Ama yok artık hayatımın sabahı, Kalbimin baharı soldu benim. Sonsuza kadar acı çekecek o en sevimli sevgili, Bizim sevdiğimiz şey,bir gölgeden başkası değil, Gençliğin altın düşleri öldüğünd...

Kaldırım Çiçeği

Nasılsa kaldırımda bitmiş bir çiçeğim, Nasılsa kaldırımda bitmis bir çiçek o Tozları, sesten, ilgisizlikten bunaldığım bir gün Tuttum aşık oluverdim Ben kaldırımın bir ucunda, Tâ öteki ucunda o Cesare Pavese

Ölüm Gelecek Ve Senin Gözlerine Bakacak

Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak- sabahtan akşama dek,uykusuz, sağır,eski bir pişmanlık ya da anlamsız bir ayıp gibi ardını bırakmayan bu ölüm. Bir boş söz,bir kesik çığlık, bir sessizlik olacak gözlerin: Böyle görünür her sabah yalnız senin üzerinde kıvrımlar yansıtırken aynada. Hangi gün ey sevgili umut, bizler de öğreneceğiz senin yaşam olduğunu,hiçlik olduğunu. Herkese bir bakışı var ölümün. Ölüm gelecek ve senin gözlerinle bakacak. Bir ayıba son verir gibi olacak, belirmesini görür gibi aynada ölü bir yüzün, dinler gibi dudakları kapalı bir ağzı. O derin burgaca ineceğiz sessizce. Cesare Pavese

Bilmiyorum, Yaşamakta mısın Öldün mü?

Bilmiyorum,yaşamakta mısın,öldün mü? Dünyada bir yerlerde bulabilir miyim seni Yoksa,akşamın yaslı karanlığında Bir ölüyü mü düşünmeli... Her şey senin için:Gün boyunca dualarım. Uyuşturan ateşi uykusuz gecelerin; Şiirlerimin beyaz sürüsü, Ve mavi yangını gözlerimin... Hiç kimse daha yakın olmadı bana, Hiç kimse böylesine üzmedi beni, Acıya salıp gidenler bile, Okşayıp bırakanlar hatta. ANNA AHMATOVA

Yalnızlık

Yalnızlık bir yağmura benzer, Yükselir akşamlara denizlerden Uzak, ıssız ovalardan eser, Ağar gider göklere, her zaman göklerdedir Ve kentin üstüne göklerden düşer. Erselik saatlerde yağar yere Yüzlerini sabaha döndürünce sokaklar, Umduğunu bulamamış, üzgün yaslı Ayrılınca birbirinden gövdeler; Ve insanlar karşılıklı nefretler içinde Yatarken aynı yatakta yan yana: Akar, akar yalnızlık ırmaklarca. Rainer Maria Rilke Çeviri: Behçet Necatigil

Duyum

Mavi yaz akşamları, patikalarda, dalgın, Gideceğim sürtüne sürtüne buğdaylara. Ayaklarımda ıslaklığı küçük otların Yıkasın, bırakacağım başımı rüzgara. Ne bir şey düşünecek, ne bir laf edeceğim; Ama sonsuz bir sevgi dolduracak içimi; Göçebeler gibi uzaklara gideceğim; Mes'ut sanki yanımda bir kadın varmış gibi. Arthur Rimbaud Çeviri: Orhan Veli

Yürek Müzikali

Oda siyaha yığılır Ve ruhumuz öpülür kirli dudaklarıyla yalnızlığın Gecedir, özlem bir köşeye atılmış eşya Terkedilmiş odalara sıçrar müziğin kırgın kanı Kırık görüntüler devşirilir, kırık bebekler Bu sonsuz gece kafilelerinden, ana Yuvaları yumuşatmaz sakat demirler Dondurur hayata taze akışları Bu bitimsiz ve kırıcı tablo Uzat ellerime ana bahardan ellerini Bir metal sevinciyle kulaklarımda Büyüdü koro Bastırarak ağzımızın kervanlarında seslerimizi Artık bütün yakınlıkları bariyerler yutuyor Piknik kokularını anaların Duvarlar eritiyor taştan kucağında Gözlerden düşen gökkuşağı hatıralarını Yürek fotoğraflarda mı kalacak Fotoğraflar hüzün yırtığı Övgü boşluklara mı Nedir bu kasvet, bu duvar bunalımı Bu demirden marşları beşiklerin Nedir taşlarını bile ürküten bu şato Bu heykel kibri yeter ana, bu körlük ağı Ben sitemdeyken masadan kayan vazo Getirsin ağlamağı Uyan ana uyandır uykuna gömülen Baharlar ülkesini Süzdür şefkat peteklerinden sıcaksözcükleri...

Yalnız İnsan

Yalnız insan merdivendir Hiçbir yere ulaşmayan Sürülür yabancı diye Dayandığı kapılardan Yalnız insan deli rüzgar Ne zevk alır ne haz verir Dokunduğu küldür uçar Sunduğu tozdur silinir Yalnız insan yokki yüzü Yağmur çarpan bir camekan Ve gözünden sızan yaşlar Bir parçadır manzaradan Yalnız insan kayıp mektup Adresimi yanlış nedir Sevgiler der fırlatılır Kimbilir kim tarafından Louis Aragon

Kimsesiz Akşam

Boş şişeyle bardakta Titremekte mum alevi; Oda soğuk buz gibi. Dışarıda otlara yağmur yağmakta. Yatıyorsun kısa bir zaman için Üşüyerek üzgün, yatağına. Yine sabah olacak, akşam daha sonra, Sabahlar, akşamlar gelecek tekrar, Ama sen hiç gelmeyeceksin. Hermann Hesse

Kimbilir Kaç Kişi Sevdi Seni

Yaşlanıp saçların ağardığında, uyuklarken Ocağın başında, eline al bu kitabı Ve oku yavaş yavaş düşleyerek bir zamanki Yumuşak bakışlarını ve gölgelerinin tatlılığını. Kaç kişi senin o mutlu inceliğini sevmişti, Kaç kişi güzelliğini, yalan ya da doğru. Ama bir kişi senin o gezgin ruhunu Ve değişen yüzünün hüznünü sevdi. Şimdi eğil de korlaşmış kütüklere, Mırıldan biraz üzgün bir sesle, aşk nasıl alıp başını dağlara gitti Ve gizledi yüzünü sayısız yıldızlarla diye. William ButlerYeats Çeviri: Cevat Çapan

Seviyordum Sizi

Seviyordum sizi ve bu aşk belki İçimde sönmedi bütünüyle. Fakat üzmesin sizi artık bu sevgi İstemem üzülmenizi hiçbir şeyle. Sessizce, umutsuzca seviyordum sizi. Bazen çekingenlik, bazen kıskançlıkla üzgün. Bu öyle içten, öyle candan bir sevgiydi ki Dilerim bir başkasınca da böyle sevilin. A.S.Puşkin

Örtü

İnsan işte; geriye dönük düşününce hayal kırıklıkları geliyor aklına. Acımaya başlıyor canı, nasıl olur diye sormadan edemiyor kendine. Kötü bir şey bu hafıza; eliyor eliyor, canını yakan sözleri saklıyor, sonra bir gece ansızın bir örtü yapıyor üstüne. Azize Su

Güvercin Gerdanlığı

Güvercin Gerdanlığı Sevgiye ve Sevenlere Dair İbn-i Hazm Güvercin Gerdanlığı[1] 10 ve 11.yy.larda yaşamış, hukuk, hadis, metod, milletler, dinler, tarih, soybilimi, siyaset, ilâhiyat, edebiyat… alanlarında uğraşmış, 400 eser yazmış olan Endülüslü şair, mezhep imamı, filozof, polemikçi ve hukuk bilgini İbn Hazm’ın en önemli eserlerinden biridir. İbn Hazm’ın künyesi Ebû Muhammed, lakabı İbn Hazmdır. Döneminde İbn Hazm ez-Zâhirî olarak ünlenmiştir. 994 yılında Kurtuba sarayında doğan Hazm, 1064 yılında Ment Lisem köyünde vefat etmiştir. İbn Hazm’ın bu eseri İspanyolca, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Rusça, Fransızca, Japonca, Felemenkçe ve Kazakça’ya çevrilmiş; bizde 1979 - 1980 yılları arasında bazı bölümleri Diriliş dergisinde yayınlanmıştır. Güvercin Gerdanlığı, Klâsik İslâm edebiyatında, boyna geçen ve ölünceye kadar çıkmayan ‘aşk zinciri’ anlamına gelen bir semboldür. Birçok şair tarafından kullanılan bu sembol, Hazm’ın eserinin de adı olmuş ve bu sembolle Hazm, aşkı, aşkın in...