Güvercin Gerdanlığı

Güvercin Gerdanlığı Sevgiye ve Sevenlere Dair İbn-i Hazm


Güvercin Gerdanlığı[1] 10 ve 11.yy.larda yaşamış, hukuk, hadis, metod, milletler, dinler, tarih, soybilimi, siyaset, ilâhiyat, edebiyat… alanlarında uğraşmış, 400 eser yazmış olan Endülüslü şair, mezhep imamı, filozof, polemikçi ve hukuk bilgini İbn Hazm’ın en önemli eserlerinden biridir. İbn Hazm’ın künyesi Ebû Muhammed, lakabı İbn Hazmdır. Döneminde İbn Hazm ez-Zâhirî olarak ünlenmiştir. 994 yılında Kurtuba sarayında doğan Hazm, 1064 yılında Ment Lisem köyünde vefat etmiştir.

İbn Hazm’ın bu eseri İspanyolca, İngilizce, Almanca, İtalyanca, Rusça, Fransızca, Japonca, Felemenkçe ve Kazakça’ya çevrilmiş; bizde 1979 - 1980 yılları arasında bazı bölümleri Diriliş dergisinde yayınlanmıştır.

Güvercin Gerdanlığı, Klâsik İslâm edebiyatında, boyna geçen ve ölünceye kadar çıkmayan ‘aşk zinciri’ anlamına gelen bir semboldür. Birçok şair tarafından kullanılan bu sembol, Hazm’ın eserinin de adı olmuş ve bu sembolle Hazm, aşkı, aşkın insan üzerindeki etkilerini, kendi deyişiyle arazlarını anlatacağını belli etmiştir.

İbn Hazm’ın Güvercin Gerdanlığı (Tavku’l-hamâme fi’l-ülfe ve’l-ullâf) adlı eseri, Mahmut Kanık’ın çevirisi esas alınarak incelenmiştir. Eser, Kanık tarafından iki bölüm olarak hazırlanmış; birinci bölümde Hazm’ın Güvercin Gerdanlığı eseri verilirken diğer bölümde Endülüs Edebiyatı ve Hazm’ın hayatına dair bilgiler verilmiştir. İnceleme bu iki bölüm esas alınarak yapılacaktır.

Birinci Bölüm: GÜVERCİN GERDANLIĞI

İbn Hazm, Güvercin Gerdanlığı’nı giriş bölümünden hemen sonra, alt bölümlerle birlikte, aşkı otuz başlık altında inceler.

On tanesi: Aşkın kaynakları ve belirtilerini işler.

On iki tanesi: Aşkın arazlarını, iyi-kötü yanlarını işler. Yardımsever dost, birlik, sır saklama, sır söyleme, itaat, muhalefet; sonra herhangi bir şeyi sevip artık başka hiçbir şeyi sevmeyecek âşık, arzuların ılımlaştırılması, sadakat, ihanet, bitkinlik, hastalık ve son olarak ölüm.

Altı tanesi: Aşkla içeriden gelen belâlar ve âfetleri işler. Eleştirmeci, gözetleyici, gizli-kötü haberci, kaçınma, ayrılık ve unutma.

İki tanesi: Günahın çirkinliği, iffete dair güzel sözleri işler.

Teknik ve içerik anlamda esere baktığımızda:

Düzyazı, kısa öyküler, kendisine ve başkalarına ait uzun-kısa şiirler karşımıza çıkar. Düzyazılarda secili üslubu seçen şair, şiirlerin büyük çoğunluğunu kendisine ait şiirlerden seçmiştir. Nazım birimi olarak, beyit ve kıtalar; nazım şekli olarak özellikle kaside; ölçü olarak değişik aruz kalıplarını tercih etmiş, bu çeşitlilik şiirlerini monotonluktan kurtarmış; şiirlerinde bolca söz sanatı kullanarak (benzetme, istiare…) şair yönünün ustalığını ispatlamıştır. Düzyazılarda kendi hayatından, çevresindeki insanlardan kimi de tanık olmasa bile kendisine anlatılan olaylardan örnekler vererek eserini gerçeklikle ilişkilendirmiş, bir nev’i savunduğu tezi bu açıklamalarla kanıtlamıştır. Gerçek hayata ait kısımlarda olayları yaşayan kişilerin isimlerini vermiş, hatta çok cesur sayılabilecek örnekleri ve yaşantıları anlatmaktan çekinmemiştir.

Güvercin Gerdanlığı’nın türüne şudur şeklinde teknik bir sınırlandırma yapılması mümkün değildir. Ne öykü ne kasidedir, ne düzyazı ne de şiirdir. Tüm bunların toplamıdır. Hatta içinde ayet, hadis, dinî bilgi, naaslar, siyasi olaylar, dönemin sosyal, kültürel ve edebi yapısı, soyut bilginin tümevarım yöntemiyle incelenmesi, psikolojik tahliller ve mantıkî önermeler… içerir. Anlatıcı kişi kendisidir ve öznel yargılar eserin birçok yerinde karşımıza çıkar ama bunu destekleyen örnekler, Kuran’dan, Tevrat’tan, Eski Yunan’dan alıntılar, kanıtlar ve içeriklerle.

Eserin yazılış sebebi, Hazm’ın kıramayacağı kadar değer verdiği ve sözünü emir telâkki ettiği bir dostunun kendisinden “aşkı, çeşitli anlamlarını, nedenlerini, a’razlarını, değişikliklerini, onu kuşatan elverişli durumları tasvir eden”(s:34) bir eseri tamamen gerçeğe bağlı kalarak, dıştan bir şey katmadan kaleme almasını istemesidir.

Eserin teknik anlamdaki kusuru ise, kimi yerlerde şairin konu dışına çıkarak konu bütünlüğünü bozmasıdır. Konu dışına çıktığının farkındadır yazar. Şöyle der bu yerlerden birinde: “Gerçi bütünüyle konumuzla ilgili değil; önceki paragrafla şu paragraf ne kitabın ne de bölümün çerçevesine giriyor; fakat yukarda belirttiğimiz koşullara uygun bir biçimde yaklaşıyor, der (s:130) ve misafirliğe gittiğinde kendisine kaba davranan ve kendisini önemsemeyen arkadaşının yaptıklarını anlatır. Başka bir yerde de : “Kuşkusuz bu iki durum, bu bölümün dışına çıkıyor.”(s:203) der.



Tekniğindeki en güzel kısımlarsa benzetmelerinin orjinalliği ve güzelliğidir ki burada şair yaratılışının heyecanını, güzele olan aşkınlığını, hassasiyetini mübalağa ve teşbihlerin ardından ortaya çıkarttığını gözlemleriz:

“Ayrılığın pek yakın olmasından mı korkuyorsun? Binek hayvanlarının adımlarının hızlanışını görmekten yüreğin mi burkuldu ne?… Ayrılık, üzerimize çökünce, bir ölüm kılavuzudur.”

“O gün kısır bir kadının ilk kez bir çocuk dünyaya getirişi gibi, hep karavana atarken ilk kez hedefi vuran ok gibi oldu.” (s:148)

Mugis Sarayı’ndaki evleri anlattığı bir düzyazıda: “Bir zamanlar erinç dolu yerler iken, şimdi artık tanınmayacak bir hâlde, virân olmuş; bir zamanlar aşk ve ülfet yeriyken, şimdi ıssız çöl olmuş; vaktiyle sıra sıra zarif, güzel görüntülü evler iken şimdi korkunç, ürkütücü harabelere dönmüş; önceleri güvence yerleriyken şimdi uğursuz, şom, engebeli dar yollar ve çukurlara dönmüş. Bir zamanlar oralarda, aslan gibi adamlar, ellerinden bin türlü maharet akan heykel kadar güzel bakireler dolaşırken; şimdi kurtların uluduğu yuvalar, şeytanların bağırdığı alanlar, cinlerin çılgınca eğlendiği aralıklar, gulyabanilerin dolaştığı korkulu yerler, vahşi hayvanların barınakları olmuş… O güzelim salonlar, güzel görüntüleri üzüntü ve kederi dağıtan o güneş gibi parlayan süslü gelin odaları şimdi harabeye dönmüş, tamamen yıkılmış, açık aslan ağzına benziyor… ” (s:149)



Güvercin Gerdanlığı’ndaki Bölümler:



Aşkın Mahiyeti



Önce burada aşk nedir’e cevap verir Hazm: “İnsanlar aşkın mahiyeti hakkında tam anlamıyla anlaşamadılar. Üzerinde kafa yordular ve uzun incelemeler yaptılar. Benim düşünceme göre aşk, ruhların çeşitli yaratıklar arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesidir. Bu birleşme onların en yüksek temel öğelerinden meydana gelir… Beraberlik ve ayrılığın ruhların birleşimi ve ayrışımıyla ilgili olduğunu biliyoruz. Her şekil kesinlikle kendine uygun olan şekli çağırır, onu arar bulur. Her şey misli mislinedir. Birbirine yakınlık duygusal bir iştir ve apaçık etkileri vardır. Aramızda karşıtların birbirini ittiğini, benzerlerin birbirlerini çektiğini, hemcinslerin birbiriyle uyum sağladığını bilmeyen yoktur. Niçin aynı durumlar ruhlar için söz konusu olmasın? Oysa onların âlemi saf ve temiz bir alemdir. Özü ahenkli bir şekilde yüceliğe dayanır ve kendisini oluşturan ilke onu eğilimlere, yaklaşımlara ve uzaklaşımlara, sevgiye ve nefrete yaraşır hale getirir. Yüce Allah şöyle diyor: “Sizi bir candan (Adem’den) yaratan bundan da gönlü kendisine yatıp ısınsın diye eşini yapan O’dur, Allah’tır.” Demek oluyor ki, böylece Allah, Adem’in eşinde bulacağı ısınmanın nedenini Havva’nın kendisinden bir parça olmasında kılmıştır. Eğer aşkın nedeni bedenin biçimsel güzelliği olsaydı, daha az güzel olandan bir şeyler geri tepilmiş olurdu kesinlikle. Öyleyse şu sonuca varıyoruz: Pek çok kimse, iç güzelliğe sahip şeyleri ya da varlıkları yeğliyorlar; çünkü ötekilerden bunların üstün olduğunu ve gönlün bunlardan hiç yüz çevirmeyeceğini biliyorlar. Öte yandan, eğer aşkın nedeni huyların âhenkliliğinde olmuş olsaydı; hiç kimse kendisine hoş görünmenin yollarını aramayan ve kendisiyle uyuşmayan kimseleri sevmezdi. Buradan şu sonuca varıyoruz:

Aşk bizzat ruhta oluşan bir şeydir. Kimi zaman olur ki gerçekten aşkın nedeni dışarıdan bir neden olur. Ama o zaman nedeni yitince, aşk da biter ve yiter. Öyleyse siz herhangi bir nedenden dolayı seviliyorsanız, bu neden ortadan yok olunca, sizden kolaylıkla yüz çevrilecek ve artık sevilmeyeceksiniz.” (s:39/40)

Nedenler yok olunca yok olan sevgi türüne şair, ruhu kucaklayan sevgiyi ve Allah’a olan sevgiyi dahil etmeden açıklamalarına devam ediyor. Yine bu bölümde aşkta benzeşmelerin çokluğunun sevginin sağlamlığı için gerekliliğinden bahseder. Aşkın dış güzelliğe bağlanmasının nedeni ona göre ruhun kendisinin güzel olması ve güzel olan şeye tutulmasıdır. Burada şöyle der:

“…ruh güzel olan her şeye hemen tutulur; güzel ve hoş motiflere karşı bir eğilim gösterir. Güzel bir şey gördüğünde hemencecik ona bağlanır; biçimin ötesinde, kendisiyle uyuşan bir çizgi ayrımsarsa, işte o zaman birleşme meydana gelir. Gerçek aşk da budur zaten. Şayet, görünenin ötesinde kendisiyle uyuşabilen en ufak bir nitelik göremezse, sevgisi bu dış biçimden ileriye geçmez. Sadece bedensel bir arzu olarak kalır. ” (s:43)

Bu bölümde ayet, hadis, fetva, şiir ve öyküler, Hipokrat’tan alıntı, Eflatun’dan bir anekdot, Tevrat’ın birinci bölümünden bir mesel, bir fizyonomi uzmanının başına gelenler… açıklamalarına kanıt olarak karşımıza çıkar.

Aşkın mahiyetine ait dikkat çekici tespiti ise aşkın kişi üzerindeki değişimini dile getirmesidir. Bu kısmı daha sonra ayrıntılı olarak ele almak için kısa keser:

“…aşk göz açtırmayan bir derttir. Bu derdin ilâcı, acısıyla orantılı olmasıdır. Bu öyle bir hastalıktır ki, hasta zevk alır. Öyle bir acıdır ki dert sahibi arzu eder. Bu derde kim uğrarsa artık iyileşmek istemez. Acı çeken ise, bu acıdan kurtulmayı dilemez. Aşk insana, vaktiyle iğrendiği şeyleri süslü püslü gösterir. Kendisine zor gibi gözüken şeyleri kolay gösterir. Doğuştan olan huyları ve doğal eğilimleri değiştirecek kadar ileri gider.”(s:45)



Aşkın Belirtileri



Aşkın belirtilerini maddelersek şunlarla karşılaşırız:

1. Sevgiliyi derinden derine seyre dalmak.
2. Sevdiği nesneden başkasına söyleyemeyecek şeylere sahip olmak.
Bu kısımda aşkın belirtilerini açar şair: Sevgilinin sözünü can kulağıyla dinlemek, ileri sürdüğü şeylerden dolayı hayret etmek, bütünüyle saçma sapan konuşsa, yalan söylese bile ona hak vermek, haksız olduğu anlarda dahi onu doğrulamak, büyük haksızlıklar karşısında bile ona tanıklık etmek, ne yaparsa yapsın, ne ederse etsin bütünüyle onu izlemek, sevgilinin bulunduğu yere gitmekte ivedilik etmek, onunla oturmanın yollarını aramak, ona yakın olmaya çalışmak, onu bırakmasını gerektiren her türlü uğraşıdan kurtulmaya çalışmak…

3. O zamana kadar başkalarına vermekten kaçındığı malının tümünü bir anda dağıtmaya başlamak.
4. Sevgiliyle dar yerde buluşmadan haz duymak, geniş ve açık yerde buluşmadan canı sıkılmak.
5. Önemsiz nedenlerden dolayı birbirinden kaçmak, konuşmalarında bilerek ve isteyerek zıtlaşmak. (Bunun sebebini şair, birinin öteki hakkında neler düşündüğünü öğrenmeye çalışma olarak belirtmiştir.)
6. Sevdiğinin adını kendi kendine tekrarlamaktan hoşlanmak.
7. İştahla yemek yerken sevgilisinin hatırına gelmesiyle iştahtan kesilmek, yemek yiyememek.
8. Yalnızlığı sevmek, inzivaya çekilmenin yollarını aramak, zayıflamak.
9. Uykusuzluk çekmek.
10. Sevgiliyle karşılaşmayı umduğu bir anda beklenmedik engel çıkmasından korkmak ve iki sevgilinin birbirine karşı yakınmaları sonucu ortaya çıkan durumun yarattığı kaygıyı yaşamak.
11. Sevgili kendisinden yüz çevirdiğinde büyük bir sıkıntı yaşamak.
12. Sevgilinin ailesine, yakınlarına ve çevresine bazen kendi ailesinden fazla ilgi ve yakınlık duymak.
13. Gözyaşı dökmek.
14. Sevgiliye olan ilgi; önemli-önemsiz hiçbir şeyi gözden kaçırmamak, onun bütün hareketlerini izlemek.


Düşünde Sevenler



Bu bölüm şairin aşkın nedenlerini bahsettiği bölümdür. Bu nedenlerden en şaşılacak olanı sevgiliyi rüyada görerek âşık olmaktır.



Basit Bir Tasvir Üzerine Âşık Olanlar



Bu kısım da âşık olmanın tuhaf usûlleri arasında sayılır. Çünkü kişi burada sevdiği nesneyi görmeden, basit bir anlatım, mektup ya da aracı kişiyle âşık olur. Şair şöyle der bu durumu açarak:

“…zihni görmediği bir varlığın tutkusuyla meşgul olan bir kişi, düşünceleriyle baş başa kaldığında, kafasında hayâlinden doğan bir biçimi ve gönlünde beliren bir nesneyi canlandıracaktır. Düşüncelerinden başka bir şey tasarlayamaz. Hayali durmadan oraya yönelir. Şayet bir gün gerçekten sevdiği nesneyi görecek olursa, o zaman iki durum ortaya çıkabilir: aşkı ya artar, çoğalır ya da büsbütün yok olur.” (s:57)



Bir Bakışta Âşık Olanlar



Çoğu kez aşk kalbe sade bir bakış üzerine yerleşir diyen şair bunun iki görünümde oluştuğunu söyler. Biri -ki çoğunlukla olan budur- sevgilinin kim olduğunu, adının ne olduğunu, nerede oturduğunu bilmeden âşık olmadır; diğeri kişinin adını sanını, soyunu sopunu ve nerde oturduğunu bilerek âşık olmadır.

Ancak tek bakışla âşık olmak şaire göre kıt sabırlılığın kanıtıdır; bu durum o kişinin çabuk unutulacağının habercisi, sevgide kararsızlığın ve oynaklığın belirtisidir. Çünkü “büyüme, gelişme ne kadar hızlı ise yok oluş, bitiş de o kadar çabuk”(s:61) olacaktır. Şair bir sonraki bölümde bu tarz aşka inanamadığını ve bunun bedensel arzularla karıştığını düşündüğünü; ancak cinsel arzunun ötesine geçilir ve manevi bir birleşme meydana gelirse bunun aşk olarak değerlendirilebileceğini söyler.



Uzun Görüşmeler Sonucu Sevenler



Şairin en çok desteklediği ve kendi içinde olduğu durumun da bu olduğunu belirttiği aşk hâlidir. Bu sevgi; uzun konuşmalar, sık sık görüşmeler ve zamanla elde edilen sıcak ilgiden sonra gerçekleşen bir sevgidir. Zorlukla elde edildiği için elden çıkması da kolay olmayacaktır.

Bu kısımda dinî kitaplardan edindiği şu bilgiyi vererek aşkla bir kişiye derinden bağlanan insan karakterini açıklar:

“Azîz ve Celîl Allah ruha, Hz. Adem henüz balçık iken, Adem’in cesedi içerisine girmesini buyurdu. Ama ruh bundan ürktü, tedirgin oldu, yıkıldı âdeta. O zaman Allah ona, ‘Oraya zorla gir ve oradan zorlukla çık!’dedi… Bu türden insanlar gördüm. Kendilerinde bir tutkunun olduğunu hissedince, ya da herhangi bir dış güzelliğe eğilim gösterdiklerinde edindikleri zevke göre böyle bir tutkunun doğabileceğini sezince, hemen tüm ilişkilerini kesiyorlar. Hissettikleri duygunun daha fazla büyümemesi için artık sık sık görüşmekten kaçınıyorlar. Çünkü kendilerine egemen olamayacaklarından ve kaçınılmaz bir durumun içine düşeceklerinden korkuyorlar. Bu açıkça kanıtlıyor ki aşk, böyle karakteri olan kişilerin gönlüne çıkmamacasına girer, oraya yapışır kalır. Benzeri kişiler birbirine tutulduklarında, ne pahasına olursa olsun ona sonsuza değin bağlı kalırlar.” (s: 62)



Birini Sevdikten Sonra, Artık Asla Başka Birini Sevmeyenler



Bir kişiyi sevdikten sonra, unutma, ayrılık, ilgilerin kesilmesi veya farklı bir nedenden dolayı ilişkisi bitse de kaybolmuş sevgilisinin özlemiyle yaşayan, ölene değin bu hâli sürdüren insanlardır. Hatta bu hâl, diğer ilişkilerinde de etkili olur ve kadın olsun erkek olsun, herkesi sevgilisindeki o beğendiği özellikle yargılamaya kadar ilerler. Kısa boylu birini seven bir tanıdığının uzun boyluları güzel saymaması; genişçe ağızlı bir kıza tutulan birinin ağzı küçük olan kadınları çirkin bulması; küçüklüğünde sarışın bir kızı seven kendisinin sarışınları sevmesi… gibi.



Sözle İma Etme



Biriyle dostluk kurmanın ya da birbirini sevenlerin duygularını ifâde etmek için kullanacakları ilk yöntem ima etmektir. İma; şiir söyleme, benzetme ve istiareler yapma, dizenin anlamını esnetme, bilmece sorarak ya da nükteler yaparak gerçekleştirilir. Sözle imanın diğer çeşidi de -ancak sevgi ortaya çıktıktan sonra, sevgililer arasında- diğerlerinin anlayamayacağı, farklı anlamlar çıkarabileceği sadece sevgililerin gerçek anlamları bilebileceği imalardır.



Göz İşaretleri



Göz işaretleri de imadır ve ancak sevgililer arasındaki karşılıklı anlayış ve onaylayış belirginleştikten sonra gerçekleşir. Göz işaretleri birçok sonuca neden olabilirler. Bunlar: Ayrılık ya da birleşme, sözleşme ya da birbirlerine diş bileme, bencilleşme ya da cömertleşme, emir ya da yasaklama, güldürme ya da ağlatma, soru ya da cevap… ancak göz işaretleri sevgililer arasında anlam taşıdığı için işaretler kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Şair birkaç bakışı tanımlamış. Bunlardan birkaçı: Kaşları çatmak, yasaklama; uzun uzun bakmak, acı çekmek ve umutsuzluk; göz kapağını indirmek, o işi onaylamak…

Bu kısımda gözün algılama gücü, göz-ayna ilişkisi, göz-duyma ve koklama duyularının karşılaştırması da yapılmış, burada ünlü fizyonomi bilgini Pelemon(tez) ve Ebu İshak en-Nazm’ın öğrencisi Salih’in görüşleri(anti-tez) dile getirilerek kendi düşüncelerini açıklamıştır.



Mektuplaşma



Sevgililer tek sevgide karar kılınca mektuplaşmaya başlarlar ama mektuplaşma pek çok yıkıma da neden olabilir; yıkım, skandal gibi.

Bu mektupların en güzeli nükteli olandır ve mektubun sevgiliye varması ve okunması, âşık için büyük bir zevktir hele de mektubuna cevap gelirse bu, sevgiliyle buluşma gibi bir neşe kaynağıdır.



Aracı



Sevgililer arasında güven oluştuktan sonra aracı gönderme işi başlar ve alıcı sevginin yaşaması ya da ölmesi, âşıkların onurunu koruması ya da şereflerini iki paralık etmesi gibi bir duruma neden olabileceğinden dikkatle seçilmelidir. Bu yüzden aracı, bu işte ehil, kurnaz, işi tam olarak yerine getirecek düzeyde kabiliyetli, sır saklayan, ölçülü, ağzı sıkı, sadık, ahde vefalı, alçakgönüllü, güzel sözlü… olmalıdır. Aynı zamanda aracı, dikkat çekmeyecek ve saygınlığı olan yüksek düzeyde biri olmalıdır. Genellikle bu görev; kadın doktorlar, kan alıcılar, bohçacılar, tellâllar, berberler, ölümlerde ağlayan kadınlar, şarkıcılar, falcılar, öğrenciler, hizmetçiler, örgücüler, dokumacılar… kısaca işi gereği insanlara kolayca yaklaşabilecek insanlara verilir.



Sır Saklama



Sır saklama, ağzı sıkı olma âşığın özelliklerinden biridir. Aşkını açık etmemeye, onu dile dökmemeye çalışsa da âşık hareketlerinden ve gözlerinden onu açık eder. Ağzı sıkı olmanın nedeni toplum gözünde küçük görülmemek ve işsiz güçsüz, eli boş dolaşanlardan biri olarak görülmemek içindir. Oysa şair, bu hareketi doğru bulmaz ve kişinin haramlardan kaçındığı ve bilerek büyük bir günah işlemediği sürece aşka kendini kaptırmasının doğal olduğunu söyler. Sır saklama sadece bu durumda ortaya çıkmaz, bazen nedeni âşığın sevgiliyi koruması, onu güç durumlardan kurtarmasıdır. O zaman bu sır, yiğitlik ve aşkına bağlılık simgesidir. Bazen de aşırı hayâ sır saklama nedenidir. Bir başka durumsa, sevgilisi kendisinden uzaklaşan âşığın bunu saklamasıdır.



Sır Söyleme



Sırların söylendiği durumlar da vardır. Bunlar:

1. Sırrını açığa vuranın kendisini âşıklık süsü vermek ve kendisini öyle kabul ettirmek istemesidir. Bu kabul edilemez bir aldatmaca ve çirkin bir küstahlıktır. Âşık, sahte bir âşıktır.
2. Aşkın açığa vurulması, çoğu kez aşkın hayâya galebe çalması, aşkını ilan etme gereksinimidir. Bu noktada ağırbaşlılık yok olur ve insan kendisine hâkim olamaz. Bu aşkın son kertesidir. Ancak skandallara neden olma, değerden düşme ve insanların diline düşme sonucu vardır.
3. Âşık sevgilisinin kendini aldattığı inancına vardığında, kendisinden bıkıp usandığını ya da kendisine karşı bir soğukluk duyduğunu anladığında sırrını açıklar ki bu, öç almadır ve büyük bir utanmazlık, en kaba rezillik, en kötü akılsızlık, şuursuzluktur.
4. Sır, bazen herkese yayılan bir konuşma ya da dedikodu yüzünden de açığa çıkabilir. Bu durum da aslında âşığın işini kolaylaştırır ve onun içten içe sevinmesine neden olur.


İtaat



Sevenin sevgilisine boyun eğmesidir itaat. Karakterini, şahsiyetini sevgilisinin karakterine zorla bağlar ve karakterlerinde değişime neden olur. Hırçın, söz anlamaz, dikkafalı, inatçı, gururlu… kişilerin huylarının yumuşatır, kibirlilerin alçakgönüllü olmalarına yol açar. Âşık, sevgilinin eziyetlerine, sitemlerine, işkencelerine katlanır. Bunlar âşığın onurunu kırmaz, bu boyun eğiştir.

Kendi yaşadığı bir öyküyü anlatır burada:

Kayravanlı Ebû Abdullah Muhammed b. Küleyb çenesi düşük birisiydi; çeşitli konularda sorular sormaya çok meraklıydı. O zamanlar ben Kurtuba’da oturuyordum. Çeşitli konularda sohbet ediyorduk; aşktan söz ederken bana, “Eğer sevdiğim kişi benimle karşılaşmaktan iğreniyor ve benden kaçıyorsa, ne yapmalıyım ?” diye sordu. Ben de şöyle dedim: “Seninle karşılaşmaktan tiksinirse bile, sevgilinle karşılaşmayı deneyerek gönlünü yatıştırıp sevindirmeye zorlamalısın kendini.”

”Ben aynısını düşünmüyorum.”dedi, “tam tersine onun aşkını kendi aşkıma, onun arzusunu kendi arzuma tercih ederim. Kendim için, öleceğimi bilsem bile, sabrederim, sabredeceğim de.”

“Bense” dedim, “ancak kendi nefsim için severim onu ve sevgilinin suretinden canımın hoşlanması için, haz alması için severim. Ben kendi mantığıma uyarım; kendi ilkelerime göre davranırım…”

“İşte” dedi, “tam bir mantık zulmü. Ölümden daha güçlü olan şey bize ölümü göze aldıran şeydir; candan daha kıymetli olan, canın kendisi için feda edildiği şeydir.”

“Eğer canını feda ettiysen, onu istediğinden dolayı değil, fakat gerektiği için.” dedim. “Eğer başka türlü yapabilseydin, onu feda etmezdin. Kendi isteğinle sevgilinle karşılaşmaktan kaçındığını kabul edecek olursak o zaman kınanacak biri olursun; çünkü canına haksızlık etmiş ve bizzat kendi elinle onu öldürmüş olursun ?” O zaman bana şöyle dedi:

”Sen kıyasçı bir adamsın dedi. Aşkta kıyasa yer yoktur.”

”Bu durumda âşığın başı büyük bir derttedir” dedim.

”Aşktan daha büyük dert var mı ki ?” dedi. (s:88-89)



Bu kısımda sadece itaat’in ne olduğu değil, Hazm’ın kişiliği de yansır cümleleri ardından. Derece derece ispatını güçlendiren, soru-cevap yoluyla karşısındakine görüşünü ispat eden, mantığı güçlü, aşka dair hâllerde bile düşüncenin, sorgulamanın, analizin satırlarından sızdığı bir felsefeci olarak karşımıza çıkar. Öyle güçlü bir analizcidir ki eleştirel bakışının ardındaki neden budur. Olay ve olguları akıl süzgecinden geçirir, onları daha önceki bilgileriyle ve tecrübeleriyle analiz eder ve ardından bir senteze ulaşır ve bunu sonuna kadar savunur Hazm.



Muhâlefet



Âşığın kafasına göre hareket edip, sevgiliye istediği her şeyi yaptırması ve sevgili kızsa, sinirlense bile kendi arzularını yerine getirmesi, üzüntü, tasa ve kaygılardan uzaklaşmasıdır.



Eleştirmeci



Aşkın engellerinden biridir ve çeşitli şekillerde görülebilir. Bunları sıralarsak:

1. Samimi dosttur; isteklendiren, sakındıran, nefsi frenleyen kişidir.
2. Âşığı durmadan azarlayan ve kınayanlar.


Yardımsever Dost



Aşkta en çok arzu edilebilecek şeylerden biri, kişinin her şeyi onunla paylaştığı dosttur ki bu dostun özelliklerinden birkaçı şunlardır: Samimi, hoş sözlü, itibarlı, konuşması dokunaklı, keskin zekalı, bilgili, az muhalefet eden, yardımsever, sabırlı, ahlâkı övülen, güzel huylu, kin tutmayan, cömert, sır tutan, güvenilir, ihânet etmeyen, olgun, vefalı, inancı sağlam, dostunun acılarını dindiren…

Dost âşığın dertlerini dindiren olmak zorundadır çünkü “…acılar kalpte birikip düğümlenince, kalbi sıkıştırır. Eğer birine diliyle bir şeyler söyleyip acılarını dindirmezse, pek fazla gecikmez üzüntüden mahvolur, umutsuzluktan ölür gider.”. Bu noktada yardımseverlikte en ileri olanlar şaire göre, kadınlardır. Sır saklamada kadınlar erkeklerden daha üstündürler. Hele de yaşlılar, gençlerden daha titizdir bu noktada, şefkatlidirler, çünkü gençlerde görülebilecek kıskançlık onlarda olmaz.



Gözetleyici



Aşkın afetlerinden biridir. Gözetleyiciler de eleştiriciler gibi çeşit çeşittir:

1. Kasıtsız olarak âşığın sevgiliyle birlikte olduğu anlarda orada bulunanlardır, sevgilileri tedirgin etseler de tez ortadan kaybolurlar.
2. Âşıkların meselesinden kuşkulanıp bundan emin olmak için âşıkların her hareketini gözetleyen kişilerdir ki, tehlikeli tiplerdir.
3. Yalnızca sevgiliyi gözetleyenler ki bunların da gönüllerine girilirse çok iyi destekçi olurlar ve aşkın bekçiliğini yaparlar.
4. Vaktiyle başından aşk macerası geçiren ve zarar uğrayan gözetçiler. Bunlar da sevgiliyi korumak adına daha büyük sorunlara neden olurlar.


Jurnalci



Aşkın afetlerinden biridir ve iki tipi vardır: Birincisi, sevgililer arasında bozuşma olmasını isteyen; ikincisi ise, sevgililer arasında kopukluk oluşturup, sevgiliyi ele geçirmeyi amaçlayandır. Jurnalciler asılsız yalanlarla arayı bozmaya çalışırlar. Aşıkların sırlarını etrafa yaydığını, âşığın birden fazla sevgilisi olduğunu, sevenin sevgisinin gerçek olmadığını… etrafa yayarlar. Bu bölümde yazar nasihat verir: “Kiminle istersen arkadaş ol, ama şu üç kişiden sakın: Aptal, çünkü faydalı olayım derken sana zarar verir; kararsız, senin uzun ve sağlam dostluğun nedeniyle kendisine tam güvendiğin anda, seni ortada bırakır; ve yalancı, çünkü, senin aklının ucundan bile geçmeyecek bir tarzda, senin aleyhinde bulunacak, sana kıyacaktır; oysa sen ona en ufak güvensizlik belirtisi göstermezsin.” (s:99)

Yazar, bu kısmın ardından yalan hakkında detaylı bilgi verir, gene bu bölümü ayet, hadis, nakil, öykü ve şiirlerle destekler. Bir şiirinde şunu der:

“Serabı görünce matarasındaki suyu yere döken kişi gibi olma; böylece bomboş ve uçsuz bucaksız çölde başına belâ açarsın.” (s:102)



Kavuşma



Aşkın görünümlerinden biri olan kavuşma, büyük bir zevk, çok tatlı bir dönem, şafaktan doğan mutluluk, diriliş, yüce bir varoluş, sürekli sevinç hâli, Allah’ın büyük bir bağışıdır. Dünyanın hiçbir tadı, kavuşmanın bıraktığı etkiyi veremez. Özellikle de kavuşma uzun sürmüş ve zor gerçekleşmişse. Bu kısımdaki şiirler gerçekten göz alıcıdır.

“Kaç kez pervâne gibi aşk ateşinin çevresinde dönüp dolaştım; öyle ki sonunda o küçük kelebek gibi o ateşin içine düştüm.” (s:113)



Kaçınma



Aşkın afetlerinden biridir ve bunun da türleri vardır. İlki, bir gözetleyicinin varlığından dolayı çekinmedir. İkincisi, nazlanmadan ötürü ortaya çıkan kaçınmadır. Üçüncüsü, âşığın herhangi bir suçundan meydana gelen kaçınmadır. Eğer kınama ve kaçınma yan yana gelirse ve ciddiyse, bu, ayrılma bahanesi ve kopukluk belirtisidir. Dördüncüsü, jurnalciler nedeniyle ortaya çıkan kaçınmadır. Beşincisi, usanmadan doğan bezginlik ve bıkkınlıktan ötürü ortaya çıkan kaçınmadır. Bu kısımda ayrıca, sevmede hızlı olan, fakat sevdiklerine ve nefret ettiklerine tahammül etmeye sabırsız insanlardan bahseder. Bu tarz insanlardan uzak durmalı ve gönlü o insanla oyalamamalıdır. Altıncısı, âşığın ortaya çıkardığı kaçınmadır. Âşık sevgilisinde bir soğukluk sezer ve onun yanından hiç ayrılmayan can sıkıcı birini görürse köşeye çekilir, kalbi kırılır ve ondan kaçınır. Son olarak da, kinden dolayı meydana gelen kaçınma. Başa geldiğinde sevdiğinin sevdiği şeylere yönelerek, onun hoşlanacağı şeyleri yaparak durum düzeltilmelidir. Ancak, bunun değerini bilmeyecek biriyse, karşılık beklememelidir. Çünkü sizin güzel davranışlarınız onun gözüne çirkin gelecektir. Bu durumda da en iyisi o kişiyi unutmaya çalışmaktır.

Kasidesinde kaçınmanın yol açtığı ayrılık için şöyle der:

“Bu saat sana veda etme saati mi, bu saat kıyamet saati mi?

Bu gece senden ayrılışımın gecesi mi, bu gece diriliş gecesi mi?” (s:126)



Vefa



İnsanın aslının temiz, soyunun iyi olduğunu gösteren bir delil, güzel huy ve erdemli davranışlardan biridir. İnsandan insana değişen bir niteliktir. İnsanın niteliği için:

“İnsanın ne olduğunu ancak edimleri öğretir bize; gözümüzle, hakkında başka bilgiler araştırmamıza gerek kalmaz… Hiç zakkum ağacının üzüm verdiği ya da bal arılarının kovanlarına, acı balözü biriktirdikleri görülmüş müdür?” (s:128) şiirini söyler.

Vefa, bağlılık demektir ve bunun birinci derecesi, insanın önce kendisine bağlı olana içten bağlı olmasıdır. Bundan ancak soyu kötü, ahlâkı bozuk ve hayırdan yoksun olan kişiler uzaktır. İkinci derecesi, size hainlik edene vefakâr olmaktır. Ama bu sevgili için değil, âşık için söz konusudur. Hainliğe aynıyla karşılık vermek ayıp değilse de vefalı olmanın değeri daha yüksektir. Çünkü vefa, güçlülerin, dayanıklıların, emin akıllıların, güzel ahlâklıların, temiz niyetli kişilerin dayanabileceği bir durumdur. Vefanın en yüksek aşaması, elden geldiğince dostluk bağını koparmamaya çalışmaktır. Eğer umutsuzluk belirmiş, hınç ağır basmışsa, o kişiden kurtulmak gerekir. Hıncın giderilmesi için, geçmişin anısı anımsanmalı, geçmişe hayıflanmamalı, olup biteni ve zamanın dolduğunu unutmamak gerekir.

“Gizlenmesi gereken bir sırrı gizlemek o kadar önemli değil; asıl önemli olan birinin açığa vurduğunu gizlemektir.” der şiiriyle.

Vefanın üçüncü derecesi, tüm umutlar yittiğinde, sevgili ölse ya da dünyadan beklenmedik bir felâketle göçse bile vefakâr olmaktır.

Unutmamalıdır, vefa âşığın zorunluluğudur, sevgili âşığı reddetmekte ya da kabul etmekte özgürdür. Reddedildiği hâlde sevgili için uğraşmaya devam etmenin vefayla ilgisi yoktur.



İhanet



Vefa nasıl iyi niyetin, soylu davranışın göstergesiyse, ihanet de tam tersi kınanacak ve tiksinilecek bir sıfattır. Daha çok sevgililerde görülür. İhanet edene karşılık ihanet kınanmaz, onunki ihanet sayılmaz. Sevgiliye ait sırları söylemek de ihanet kabul edilir.



Ayrılık



Her birleşen bir gün ayrılır, her yaklaşan bir gün uzaklaşır. Bu, Allah’ın kanunlarından biridir. Öyle büyük bir felakettir ki, kardeşi ölümdür. Çeşitleri vardır: İlki geçici ayrılıktır, sevgilinin dönüşüyle âşığın derdi biter. İkincisi, âşığın sevgilisini görmeyi yasaklayanın neden olduğu ayrılıktır. Üçüncüsü, dedikoducuların dedikodusundan kaçınmak amacıyla sevgilinin istediği ayrılıktır. Dördüncüsü, birtakım nedenlerden dolayı sevenin kendiliğinden sürüklendiği ayrılıktır. Beşincisi, yolculuğun veya evlerin uzak olmasının neden olduğu ayrılıktır.

Bu bölümde vedalaşmadan da bahsedilir. İki türlüdür: Birincisi, sadece bakışlarla ve göz işaretleriyle vedalaşılır. İkincisinde ise kucaklaşma ve birbirine sarılma mümkündür.

Altıncısı, iki sevgili arasında meydana gelen darılmalardan ötürü ayrılmadır ve en elem verici olanıdır ayrılığın. Son ayrılık ise, ölümden kaynaklanan ayrılıktır ki bu, tam anlamıyla ayrılıktır. Buradan sonra yazar kaçınma ile ayrılığı karşılaştırır ve bu kısımda birbirinden güzel benzetme ve betimlemelerle konuyu detaylıca işler.



Kanaat



Âşığın aşkına yakalanışı ve aşkın etkisinde kalışı oranında kanaatin dereceleri ortaya çıkar. İlki, ziyarettir. İkincisi, sevgilinin eşyalarıyla sevinme ve ona razı olmadır. Üçüncüsü, sevgiliyi düşte görmek ya da hayâlinin selamıyla yetinmektir. Dördüncüsü, sevgilinin yaşadığı yeri izleme ya da uzaktaysa yaşadığı yerden gelen biriyle karşılaşmak da kanaattir. Şairlerin kanaat anlayışı ise, niyetlerini şiirleriyle dile dökmektir. Bu, dil üstünlüğüne dayandığı için ve çoğunlukla şairler dillerinin güzelliğini ispatlamak için şiirlerini uzatırlar ki, bu, doğru değildir. Burada kendi şiirlerini över, onlardan daha güzelini söylemek imkânsızdır, diyerek şiirlerindeki kavrayışın doruk noktasına ulaştığını ispatlamak için örnek verir ve şiirini açıklar. Altıncısı, kıskançlığın dahi ortadan kalktığı ve sevgiliyi başkalarıyla paylaşmaya rıza gösteren kanaattir ve kanaatin en çirkinidir.



Vücuddan Düşme



Bir ayrılık ya da bir nedenden dolayı aşkını gizli tutmak zorunda kalan âşık hastalığa tutulur ve yatağa düşer. Âşık eriyip tükenir, rengi sararır, aklı başından gider, zihni karışır. Aşk saplantı hâline gelirse, melankolik mizaç baskın çıkarsa, bu artık aşk değil, akıl bozukluğudur. Tek tedavi, sevgiliye kavuşmaktır.



Teselli



Her sevginin sonu ya ölümdür ya da yerine konabilecek bir tesellidir. Teselli iki türlüdür: Doğal teselli (umut) ve yapmacık teselli (sabır gösterme). Sabır göstermekle unutmak aynı şey değildir. Unutma, insanın yaratılışı, ilgisi, kabul ve reddi, aşkın kalp üzerindeki etkisinin azlığı ve çokluğu ile ilgilidir. Bıkkınlık, değişiklik isteği, başka biri için ilgisini koparma(ihanet), sevgilisini unutma ayıplanacak durumlardır. Burada üçü sevenden kaynaklanan, bıkkınlık, değişiklik isteme duygusu ve hayâ; dördü ise sevgiliden kaynaklanan, sürekli kaçınma, nefret, cefa ve ihanettir. Sekizinci ise Allah’tan gelen ölüm, ayrılık ya da sürekli ayrılığın nedeni olan umutsuzluktur.



Ölüm



Aşk insanı inceltir, onu duygusallaştırır, acıma üste çıkar ve bu, ölüme neden olur. Özellikle ölüm, kavuşulması imkânsız aşklarda karşımıza çıkar. Ölüm, sevgiliye kavuşmak için bir yoldur.



Günahın Çirkinliği



Allah insana iki karşıt mizaç vermiştir, biri iyilik önerir sadece iyi ve güzele yöneltir; diğeri sadece şehevi duyguları ister ve insanı yıkıma sürükler. Bu iki duygu sürekli olarak birbiriyle çarpışır, eğer akıl nefsi yenerse, ona üstün gelirse insan ayakta kalır, Allah’ın nuruyla aydınlanır; nefs akla egemen olursa, ileri görüşlülük, uzak görürlülük ölür, iyi ile kötü arasındaki fark ayırt edilemez. İnsan tehlikeli durumlara, derin uçurumlara, gayya kuyularına düşer, yok olur. İnsan diline, midesine ve cinsel organına dikkat etmelidir. Birbirlerinin yanında kadın ve erkekler davranışlarını değiştirir, ziynetlerini göstermeye çalışır, lüzumsuz söz ve hareketler yapar. Bu yüzden gözler harama bakmaktan korunmalıdır. Şeytana uyan çoğu nefis, zühd ve takva giysisini çıkarıp çapkın olmuş, dizginleri İblis’e bırakmıştır. Bu kısımda takvayı, emirlere uymayı, günahlardan sakınmayı uzun uzun nasihatlerle anlatır yazar.



İffet



Aşkta gözetilmesi gereken en önemli şey iffettir. Cinsel eğilimlerde kendini tutma, günahları bırakma ve fuhuştan sakınma, Allah’a asi olmama, O’nun emir ve yasaklarına uymadır iffet. İnsan nefsini frenlemeli, helal yoldan ayrılmamalı, bunun için aşkı bahane etmemelidir.





İkinci Bölüm: ENDÜLÜS EDEBİYATI ve İBN HAZM

Bu bölümde Endülüs Edebiyatı başlığı altında; Endülüs edebiyatının kuruluşu, şiiri, şiir tarzı ve şairleri hakkında bilgi verilmiştir. İbn Hazm ve Edebi Kişiliği başlığı altında da ailesi, doğumu, hayatı, edebi kişiliği, aşk anlayışı ve aşkları, eserleri, dönemin siyasal hareketleri ve dönemin bilimsel ve düşünsel hareketleri verilmiştir.

Endülüs edebiyatındaki (9.yy. - 14.yy.) şairler şunlardır: İbn Abdi Rabbih, İbn Hanî el-Endülüsî, İbn Hamdis, İbn Zeydun, İbn Kuzman, İbn Hazm, İbn Hafâce el-Endülüsî, Ebû ishâk İbrahim İbn Sehl, Ebû Hayyân el-Ceylânî, Lisânüddin bin el-Hatib

Endülüs edebiyatında Klâsik şiir tarzı, muvaşşaha, zecel kullanılmıştır. Muvaşşaha ve zecel, Kastilya halk şiirindeki villancico denilen türü doğurmuş, yeni yıl ilahi ve türkülerinde de kullanılmıştır.

İbn Hazm, 994 yılında Kurtuba sarayında doğmuştur. Ergenlik çağına kadar bu sarayda kalan Hazm, iyi bir eğitim görmüş, siyasi nedenlerden dolayı Kurtuba’yı terk edip Elmeriye’ye gitmiş, burada kaldığı dört yılın ardından Emeviler’e olan yakınlığı yüzünden hapse atılmış, birkaç ay sonra da sürgüne gönderilmiştir. Hasan el-Kasra’dan sonra Valensiya’ya gitmiş, burada IV. Abdurrahman’ın hizmetine girmiş, 1018′de siyasi mücadelelerin ardından yeniden hapse düşmüş, bir süre sonra hapisten çıkarılmıştır. Altı sene sonra Kurtuba’ya dönmüş, 1023-1024′te yedi haftalık süren bir vezirlik yapmış, tekrar hapse düşmüştür. 1027′de Şatibe’ye giden Hazm, Tavku’l Hamâme’sini burada yazmış, kendisini ilme vererek tamamen siyasetten uzaklaşmıştır. Hukuk ve ilâhiyatla uğraşan Hazm, Zâhirî ekolünün üstadı olmuş, mizacı ve bilginlere karşı koyma arzusu birçok düşman kazanmasına neden olmuş, kaleminin keskinliği onun, “Haccac’ın kılıcı, İbn Hazm’ın dili” sözü ile şöhret bulmasına neden olmuştur. Zahiriyye mezhebinin yayılması ve açıklanması için eserler kaleme almış; hukuk, hadis, metod, milletler, dinler, tarih, soybilimi, edebiyat alanlarında seksen bin yapraklı dört yüz cilt eser vermiştir. Düşmanlarının çok olması, eserlerinin gözlerinin önünde yakılmasına neden olmuş ama o, bundan yılmamış ve şunları söylemiştir:

“Kağıtları yaksanız bile, onların içeriklerini yakamayacaksınız; çünkü onlar benim kalbimdedir.

Ayaklarım nereye yönelse, onlar da benimle gelir; benimle biner, benimle iner, benimle kabre girer.” (s:257)

Şiirlerini bir divanda toplamış, genellikle kaside şeklinde yazmıştır. Şiirlerinde, tezat, benzetme, istiare, ima vb. tüm sanatları ustalıkla kullanmıştır. Secili üslûbu dikkati çeken yönüdür. Doğaçlama şiir söyleyebilen Hazm, imge ve çarpıcı tasavvurlarla coşkun bir şiir anlayışına sahiptir. Şiirlerinde derin bilgisi göze çarpar ve özellikle Kuran ve hadisler onun şiirlerinin temel aldığı iki kaynak olarak karşımıza çıkarlar.

Hazm, sevgide üç mertebeden bahsetmiş; bunu Tabiî sevgi (avamın sevgisi, bedenî sevgi), Rûhânî sevgi (sevilenin rızasını gözeten, sevilene benzemeyi esas alan sevgi), İlâhî sevgi (Allah’ın kullarına, kulların da Allah’a olan sevgisi) olarak tasnif etmiştir.

İbn Hazm, 1064 yılında Ment Lisem köyünde, ailesinin kır evinde 16 Ağustos’ta vefat etmiştir

Eserlerinden bazıları şunlardır:

Kitabü’l-fasl fi’l-milel ve ve’l-avhâi ve’n-nihâl(İslam hakkında mütâlaalar); Kitabü’l-ahlâk ve’s-siyer fî müdâvâti’n-nüfus(ahlâk); Risâle fî fadli’l-Endülüs(Endülüs edebiyatı); Kitabü’l-muhalla fi’l fıkh (Zâhiri meshebine göre fıkh bilgileri); Et-Takrîb fî hudûdi’l-kelâm(kelâm ve mantık)…



Güvercin Gerdanlığı sadece aşka bakışı değil (mecazi-hakikî) dönemini sosyal, kültürel, siyasî ve edebî yönlerden yansıtması, kadın erkek ilişkileri hakkında bilgi vermesi, farklı dalları bir araya getirmesi, Endülüs’ün geçmişle dönemindeki hayatla kurduğu ilişkiyi yansıtması açısından da önemli bir eserdir. Türk edebiyatının ilk yazılı İslâmî ürünlerinin verildiği dönemde, Hazm’ın çok yönlü bu eseri, medeniyet kültürü oluşturmuş bir dönemin ispatı anlamına da gelmektedir. Bu dönemde, sadece Hazm’ın dört yüz eseri olması bile, bunu açıkça göstermektedir. Dönemin siyasî karışıklıklarına, yönetim kavgalarına rağmen, bilim ve edebiyatın kesintisiz devam ettiği 10. ve 11.yy. Endülüs’ünü her yönden tanımak ve aşka ve kadın’a bakışını; Hazm’ın heyecanlı, polemikçi, mantığı esas alan, sanata düşkün, eleştirel… yanlarını da öğrenebilmek için Güvercin Gerdanlığı mutlaka okunması gereken bir eserdir.



[1] Güvercin gerdanlığı, İbn Hazm, çev: Mahmut Kanık, İnsan Yayınları, İstanbul, 17.baskı,2011.