Ana içeriğe atla

ebruli ve sen gittin

Yıllarca çile çeken bir dervişin Fakr'a açlığı,
senelerini dört tarafı taş soğuklar arasında geçiren mahkûmun özgürlüğe hasreti,
ömrü vatansız geçen gurbetçinin sılaya özlemi gibi sana aç,
sana hasret,
sana özlemle dolu iken
gittin Ebruli.

Sana; Kâbe'nin örtüsüne tutunup:
Cennetine al beni diye ağlayanlar gibi yalvarmış
sevgi alınıp sevgi verilen cennetinde
bana da yer vermeni istemiştim sadece.
Her tarafı sarkıtlarla dolmuş bedenimi güneş sıcaklığı koynuna alıp eritmeni beklerken,
ansızın kayboldun ufuklardan toplayıp ışığını.

Keskin bir bıçak gibi gittin.
Savaş sonrası oğullarını kaybeden anaların acı feryatlarını bırakıp secdelerime
ağır bir zemheri gibi gittin.
Ah keşke gitmeyi bilemeyeydin de gidemeyeydin...

Ey kapısı benden önce hiçbir beşer için açılmamış mavi renkli cennetim!
Ey Naim Cenneti'nin güzelliğinin zekâtıyla yaratıldığı Sevgili, nerdesin?

Hangi gökyüzüne bakıp hangi hatıraları tutuyorsun aklında?
Hangi kayan yıldızın kanatlarına bağladın dalgalı saçlarının gün görmemiş yanını?
Hangi şarkılar ‘beni söyle' diye diline sığınıyor,
yalvarıyor kalbine?

'Bırakmam' demiştin hâlbuki inanmıştım sana.
Çünkü aşk iman etmekti,
iman etmiştim sadakatine...
Heyhat,
yeni doğmuş fidanım,
duramadın köklü çınarlar gibi bulunduğun toprakta.
Bir ateş parlaması,
bir deprem titremesi,
bir rüzgâr inlemesi gibi esip gittin dünyamdan,
'Gülü susuz beni aşksız bıraktın' Ebruli...

Ben bu gün köklerimi koparıp gövdemden,
bir şehir gibi peşinden sürüklenirken,
sen buzdan bakışlarınla paletler sürüyorsun üstüme.
Ben;
'izin ver ikimizi de içine alacak bir cennet var edeyim,
kudretimin nelere kadir olduğunu göstereyim diye yalvarırken kapında,
sen tenezzül etmiyor,
görmüyorsun halimi.

Ben,
sana yakın olmak için gölgelerinle sürünürken ardından gizlice,
sen güneşli havları tercih ediyor mahrum bırakıyorsun kendinden bilerek.
Arsız bir derviş gibi diz çökmüşüm kristal mabedine kaçma.
Dökmüşüm içimde biriken günahlarımı secdeye.
Tövbelerimle yıkamışım günahkâr yanlarımı.
Hiç çekinmeden;
'Ben O'nun günahıyım' deyip çıkarıp elbisemi çırılçıplak gök kubbeye asmışım.

Bak, safran kanatlı kuşların gümüş gagalarında taşınıyor masumluğum ebruli.
Ben modern çağın ihtiraslarında değil
Medine ezanlarının kutsal kollarında büyüttüm bu eşsiz sevdamızı.
Yedi uyurların kalplerine gizledim sevmelerimizi,
bu yüzden uyanamadılar rüyadan.
Yakub'un sevdasına,
Yusuf'un kovasına
Züleyha'nın rüyasına sakladım öpüşlerimizi.
Sevgimizi sürmeseydim Havva'nın çehresine,
ne Âdem yasak meyveden yer,
nede kurtlar toplanıp Yusuf'un Yakup'una giderdi.


Zannetme yorulurum Sevgili...
Zannetme 'Sa'y etmekten kaçınırım ben seni.
Bu kaç yüz bininci kez dönüşüm etrafında bir bilsen.
Bir bilsen bu kaçıncı çaresizliğim Safa ile Merve'nin arasında koşarken yaşadığım...
Ayaklarım şerha şerha yarıldı,
tuz döküldü kanayan yaralarımın kapı aralığına.
Islak saçlarının dalgalı yanlarını dökerek temizledim yaramı.
Gönlümün İsmail'ini yerlere çarpıp zemzemlerle yıkadım acılarımı Ebruli.

Bir Mekke yalnızlığı yaşıyor şimdi yüreğim.
Yetmiş değil, yetmiş bin taş attım içimin putlarına.
Yeter artık, devrilecek şeytanım kalmadı Ebruli!
Harem sınırları içerisinde kestiğim bu kaçıncı kurbanım bir bilsen?
Bu kaçıncı adağımı göklere ısmarladım.
Kanımı değil Ebruli,
gözyaşlarımı akıttım yedi deniz içime, kurban ettim nefsimi isteklerine.
Yalın ayak baş açık senden başka her şeye örttüm kendimi,
haram kıldım sevgili.

Ah benim yarım kalan sevdam ah! Benim eksik çığlığım, kalp kırığım, yaman ayrılığım ah.

Sen yokken, ben sensizliğe ıslık çaldım her gece.
Her gece, ‘ihtiyacım varken',
cennet bakışlarının örtülerini uyku tutmayan bebeklerin ağlamalarına sardım ben.
Tebessümlerinden beslenirken bu kalbim,
ben gözlerinin kahve renkli mevsimlerini örttüm üşüyen kelebeklerin kanatları üstüne.
Çaresiz bir annenin duaya kalkan elleri gibi açıp ellerimi,
gözlerinden martı gülüşleri biriktirdim heybeme.
Tebessümünün tarif edilemeyen renklerini döktüm gökkuşağının grileşmiş rengine.
Tüm kirli yanlarımı senin adınla yıkayıp
gözlerinin uçurumlarına astım korkmadan.
Yalnızlığıma değil kimsesizliğime,
sensizliğe türkü yaktım ebruli.
'Sen dedim sustum,
'Ebruli dedim sustum...
içime kuyular dolusu cam kırığı döktüler,
getiremedim gerisini ah!

Adını yanarak anmak demek,
yokluğuna duman duman tütmek demektir.
Soylu bir başladırış demektir hayata.
Aşk için yapılan tüm felsefi tanımlamaları
isminin dört harfine bağlayıp sallandırmak demektir.
Unutmak demektir her şeyi.
Bilememek bildiklerini,
anlayamamak anladıklarını,
hissetiklerini söyleyememek demektir.
Yeryüzünün kendi içine kıvrılıp bir Mevlevi gibi ekseninde dönmesi,
dört harfin dışındaki tüm harflerin ölmesi,
çiçeklerin utanıp solup sönmesi demektir.

Ey kırk yıllık nasır bağlamış yüreğimin
kanayan yaralarına
merhemler çalan
Meryem yürekli
ak güvercinim!

Ey kalbimi alarak
uzak ülkelerin yasaklı kentlerinde
yüzyıllık uykulara yatan nazlı gelinim,
her şey sen oldun şimdi.

Kim gülerse gülsün artık,
tebessümlerinde sana bir yol buluyor,
her bakışın arka sokağında senden işaretler yakalıyorum.
Masum bebeklerin içli tebessümlerine saklanmışsın yar.
Sen, düğün akşamlarında duyguları ıslanmış bir gelinin masum dudaklarında gizlisin.
Ona ilk defa dokunacak delikanlının özleminde saklısın.
Aşk ırmaklarında yıkanıp çıkmış gibi Firdevs kokar ellerinin renkleri.
Gülüşün, güneşlerle, yoğrulmuş kar denizlerinde savrulmuş gibi beyaz bir fırtına gibidir.
Uzak diyarlarda kervanlar yol bulur gülüşünün ışığında ebruli.
Her sabah beyaz kanatlı kuşlar gözbebeklerinden parıltılar soluyup çığlık çığlığa gökyüzüne uçarlar.

Konuşman,
sadece cümleleri dans ettirir gibi kullanman değildir.
Sen konuşunca
harfler birbiriyle öpüşür kelimeler birbiriyle sevişirdi Ebruli.
Sen konuşunca,
İsmail'in ayaklarına yürüyen yağmurlar,
gözbebeklerinin uçurumlarından üstüme dökülürdü ah.

Ezberledim seni sevgili. Hem de nasıl?

Hatmettim bakışının içinde yatan çocuk gülüşlerinin tüm surelerini.
Sayfa sayfa belleğime kazıdım kadife ellerinin süt kokan yanlarını.
Her santimetre kareni tertip ve kıraate uygun okudum.
Nereden okumaya başlamamı istersen iste,
okurum şimdi seni ben.
Bende, hangi sayfayı çevirirsen çevir sen çıkarsın karşına.
Hangi noktayı kaldırsan kaldır gülüşünü görürsün ardında.

Sen gittin...

Ve ben derin ve soğuk bir kuyu boşluğu,
sensizliği yaşadım her gece.
Senin olmadığın bir âlemde cenneti yaşamaktansa
olduğun bir yerde Cehennem'i yaşamayı daha çok sevdim Ebruli!

Yazdıklarımın seni tanımlıyor olamaması seni üzmesin sakın,
incitmesin kalbini.
Biliyorum, sana yazılan her cümle eksik,
seni şekillendiren her boya renksiz,
seni büyütmeye çalışan her dua yetersiz,
seni tavaf eden her beşer içtensiz, kısık bir yakarış Ebruli.

Bekle az kaldı,

Aşk ki beni dünyanın en zengin fakiri yaptı.
Seni O'nun istediği gibi anlatmama az kaldı.
Az kaldı eşsiz güzelliklerini varlığın maverasına çizmeme çok az kaldı Ebruli.

Az kaldı, ey yitik sevdam Ebrulim.



Nail Varal

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...