3. Cemre

Hüzün eskisi eflatun bir akşam süzülürken gökyüzünden,
ne zaman gittiğini bile farketmeden….
gelivereceksin.
Bir bir dökülecek takvimden yapraklar.
Sensiz geçen seneler tek kalemde silinecek yalnızlık defterimden.
Sanki hiç gitmemiş gibi sarılacaksın bana.
Ben hiç gitmemişsin gibi kucaklayacağım seni.
Ayakkabılarını fırlatacaksın bir köşeye,
çantan kapı ağzında öylece kalakalacak.
Mantonu çıkarırken havadan sudan konuşacaksın.
Havanın soğukluğunu, dolmuşların kalabalığını,
topuklu ayakkabının kadınlar için bir işkence olduğunu ve zavallı ayaklarının
kara yazısını.
Çocuksu bir heyecanla anlatacaksın,
vapurda nasıl simit attığını ve nasıl çılgınca kapıştığını martıların.
Içtiğin sahlepi, burnuna kaçan tarçını.
Ayrı ayrı …
bir çırpıda…
Sırtına bir yastık alıp uzanacaksın ,
bahçede ki manolyayı seyreden cam önündeki koltuğa.

- Işte.

diyeceksin.

- Işte beni buraya bağlayan şey bu . Koltuğun, manolyalar ve sen….

Saat 6 ‘yı,
yüreğim seni vuracak.
Radyoda bilmediğimiz makamda şarkılar çalacak.
Ayak ucuna oturacağım.
Her akşam ki gibi küçücük ayaklarını dizlerime koyacaksın.
Okşanmaya hasret bir kedi yavrusu gibi gözlerini kapatıp mırıldanacaksın .
Küçücük ayaklarını ovacağım.
Sobanın üstünde bir ıslık tuturacak porselen çaydanlık.
Ve aşk demlenecek buharıyla.
Ben gizlice seni seyredeceğim.
- Yanıma uzan.Özledim
diyeceksin.
Daracık kanepede yanyana uzanacağız.
Saçlarının kokusundan başım dönecek.
Akşamın vurduğu saçlarında ışıklar oynaşacak.
Ve pervaneler görse terkedip bilmem kaçıncı kez tavaf ettikleri ışığı ,
saçlarında dönecek.
Ateş böcekleri çakacak gözbebeklerinde.
Gözlerindeki ateş böcekleri , gözbebeklerimi tutuşturacak.
Tanırım bu yangın arifelerini.
Bilirim gözbebeklerinde başlar bu yangınlar,
ardından bedenlerimize sıçrar kıvılcımlar
ve
savrulur avuçlarımızdan külrengi sevişmeler.
Öylece uzanacağız yanyana
Zamansız mekansız.
yıkılacak duvarlar önce, silinecek peşi sıra ruhumuzdaki tüm izler.
Vapurlar bilmediğimiz makamlarda çalacak düdüklerini,
bir yakadan diğer yakaya.
Kızkulesi aşkını anlatacak içli içli ,
Salacak’da bir adam kadehini kaldıracak batan güne karşı,küfrederek bir fahişeye.
Bir kuş ölüsü kıyıya vuracak, bir kuş çıkacak yumurtadan.
Galata kulesi daracık sokaklarda aşkları deşifre edecek ardı arkası kesilmeyen öykülerle.
Trenler kalkalacak istasyonlardan, trenler varacak istasyonlara.
Bir uyuşturucu gibi dağılacak gece şehrin damarlarına.
Biz kaldığımız yerden başlayarak sevişeceğiz.
Sobanın titrek ışığında gölgelenecek çıplak tenin.
Teninde gümüş rengi yakamozlar fısıldaşacak.
Bedenin bilmediğin makamda şarkılar söyleyecek.
Ilk cemre dudaklarımdan dudaklarına düşecek.
Dudaklarında taptaze arzular filizlenecek.
Ikinci cemre avuçlarına düşecek avuçlarımdan.
Titreyecek ürpererek tüm bedenin.
Avuçlarım yanacak teninden ve avuçlarım teninle ferahlayacak.
Dokunduğum her yerde manolyalar açacak.
Ben manolyaları koklayacağım teninden.
Bir deniz gibi çırpınacak ruhunda aşk.
Ruhumdaki deniz, ruhundaki denize karışacak.
Çılgın med-cezirlerle dalgalanacağız.
Med-cezirlerle dağılacağız.
Gel-git zamanları.
Med- cezirler,
Med-cezir zamanları.
Ardarda ,

soluksuz.

Çığlık çığlığa

En derinlerdeki dehlizlere kadar uzanacak deniz .
Dalga, dalga..
Korkusuzca kış ortasında tomurcuklanacaksın.
Bitecek yüzyıllık sessizlik.

- Kadınım diyeceğim,

ve üçüncü cemre düşecek en derinlere…..

Zeynep Didem