Ana içeriğe atla

Layya - bir

bir

karanlıklarda
çok az kalmışsa zaman
aşk için konuşmaya
kaybolup gitmişse canan
ve vakit yoksa ağlamaya

onun aranan bakışlarından
şiirlere can damarıma kan
gibi bir alev dolanmıyorsa
ben bu karanlıklarda
susmaya dayanamam


ırmak olmuş bakışlar akıyor akıyor
böyle duramam
aşk yarılmak üzere bir gökyüzüdür şimdi
ki varolmak adına
kanıyor kanıyor
artık susamam

ilk sezgi ilk rüya ilk kelimeler
ben tutkunu oldum hıçkırıkların
konuşan ve susan o inlemeler
akar denizine tüm çığlıkların
gül ay ilk sevgiler ve bilmemeler


fakülte önünde bir rüzgar esse
ne faytonlar geçer ne çocukluğum
çırpınan halimi bilmiyor kimse
yanağımda deniz ayağımda kum
boğuldum boğuldum artık gülümse

gülümse gülümse gülden yumuşak
bir deniz gözlerin uçsuz bucaksız
olsa da ufukta kanlı bir şafak
gel anla bu aşkı mavi gözlü kız
gülümse gülümse ateşten sıcak

ürperir tüm dünya ağlar çocuklar
aşk yanar dayanmaz yakar baharı
sendedir mevsimler rüzgâr sonbahar
altın saçlarında renklerin sırrı
ürperir göz kırpar beyaz bulutlar

lambalar sönüyor yağmur yağacak
artık bir kelebek intihar eder
söyleyin layyaya neler olacak
yüzümü yalayan mesut kediler
lambalar söndükçe artıyor sağnak

atma çiçekleri küller üstüne
dağlarda bir nevruz olup ağlama
çocuklar oynuyor bak döne döne
inceden bir sızı düşmüş yarama
atma çiçekleri seller üstüne

yağmur çağırıyor o toprak damlar
yağmur çağırıyor o müthiş mavi
gölgeyle savaşan çirkin adamlar
öpüyor durmadan bir küçük devi
yağmur çağırıyor buğulu camlar

ben bu şehre artık veda edemem
açmışsa gül olup göğsünde ölüm
bu aşkı bu halle sana diyemem
yürüyen dehşeti ben öldürürüm
sen aşkın annesi sen çılgın matem

bir dünya uzuyor boş odalarda
sönmüşse yıldızlar ne arıyorum
çığlıklar canverir gece ardarda
sana ben sislerden yalvarıyorum
ben yeryüzünde ben sevdalarda

kül edip bırakma yanan başımı
bir hal gelir sonra ben yaşayamam
gel bir ses boğmadan şu genç yaşımı
tükenir sözcükler süreler tamam
bir resim eylersin ağlayışımı

sönüyor gözlerim boş odalarda
yalnızım boşluğu yumrukluyorum
aşk ve ten bir yalan aşka dalar da
sonra ölür diye çok korkuyorum
gezginler koşuyor tüm adalarda

sessizdir yeryüzü ve koşar cinler
dünyanın cebinde bir delikanlı
ses verir geceye ve şehri dinler
uyur gencecik kız gözleri kanlı
etsek de biz aşka nice yeminler

ey görkemli kusmuk üniversitem
kara kitaplara damlıyor kanlar
sevda perde perde bir yüce matem
biz bir evren gizi bizi kim anlar
layyada çığlıklar ve bende sitem

ıslakmış gözleri sevmişim diye
nazlanır kahkaha atarmış sonra
bir bulut etseydim ona hediye
göklere karışır yatarmış sonra
tutarmış saçını ibrişim diye

tutarmış ırmağı ve gözyaşımı
onun düşlerinde olup bitenler
getirse yağmurdan arkadaşımı
karışır yağmura karanlık tenler
yeryüzü dizinden atar başımı

tenimde ceylanlar bir yarış gece
gözleri gözleri layyanın deniz
geçiyor ruhumdan eşsiz bilmece
ağlamak ki uçsuz bucaksız bir iz
giriyor trenler son dönemece

dünya tren tren akar yollardan
bir adam savrulup gurbet oluyor
anneler bakıyor tüm balkonlardan
ve annem eriyip hasret oluyor
layya dönüp dönüp bakar yollardan

gözler ıslak gözler ceylan ak gözler
turnalar yağmura kapanır şimdi
akıyor akıyor bir ırmak gözler
çarpar da ruhuma utanır şimdi
ölünce toprağa akacak gözler

zakkum çiçekleri kurşuna dönmüş
titriyor arzuyla kızın elleri
kalbimde içiçe çöller bölünmüş
bir rüzgâr tutuyor bütün selleri
rüyalar karanlık lambalar sönmüs

evinin içinde ruhum dolaşır
yağmur hafif hafif vurur camlara
her güzel kalbinde bir hançer taşır
ve bir aşk yerleşir loş akşamlara
ruhunun içinde ruhum dolaşır

artık ölüm benim içime konmuş
umut etmem artık öleceğimi
kar yağar dizlerim yatağım donmuş
bilmezdim ürperip güleceğimi
neylersin yüreğim güle dokunmuş

can gülüm hülyalar ve seni sevmek
ve söyliyememek ağlatır beni
konuşma dillerin alevlenecek
kar dolu bir göğe al yatır beni
kar altında aşklar karınca böcek

ışıktan da aydın kaçak bakışın
önüne kendimi koysam duramam
beni bir renk yakar kumral sarışın
güneşin sırrını böyle bulamam
ışıktan kapısı sonsuz bir kışın

ve suskun aşkların gözbebekleri
içiçe gölgeler tanrı ve kadın
öpüyor bir kara sevdalı yeri
ben yalan bir varlık sen bir rüyaydın
uçurdun ruhunda kelebekleri

merhamet pınarı dağda bir peri
bir masal içinde unutulmuştur
ben seni sevdiğim o günden beri
kalbim mahkum gibi ve tutulmuştur
kalbine ki kalbin sevgi mahşeri

gönüle işkence bir azap taşı
bir mendil bırakıp ve gidiyorsun
sigara ve küller aşk haritası
bırak boş hedefe katiller vursun
karanlık karanlık bir aşk hatası

şehir bunalıyor intihar kadar
gözlerin yok gibi dönmüş kurbana
kim kime ve nasıl canını adar
dilin mi tutuldu kalk anlat bana
ruhunda ruhumu uçuran rüzgar

anlasana gece kara dert kara
bembeyaz bir kader ve sessiz günah
kalbimi açtım ben sert rüzgarlara
yenik isyanlara parça parça ah
anlasana gece yara aşk yara

koşup peşinden ben nefes nefese
yıllar yılı seni arayacağım
kavuşsam sonunda büyük hevese
sevinçten diz çöküp ağlayacağım
el edip sırrımı soran herkese

düş gördüm sen yoktun çok uzaklarda
yusuf ile kenan görünüyordu
bir çocuğun gözü ak bayraklarda
durmadan züleyha ölmez diyordu
sen kendi göğünde ben sokaklarda

boynu bükük bükük açıyor şafak
günler zor geçiyor viranelerde
ben daha ölmeden şu evrene bak
yakma ellerini al perdelerde
herkes pişman herkes deli olacak

şafaklara vurur körpe çağrılar
çoğalır sancısı dudaklarımın
bir sırrı yakar bu yolunan saçlar
inler arasında parmaklarımın
şafaklara vurur sessiz ağrılar

gecelerde mini kediler uyur
sessiz sessiz ağlar küçük bebekler
layya bu şiiri dünyaya duyur
yine de sırrımı bilmeyecekler
bir sofra kur göğe aşkını doyur

o güzel kalbini nasıl vururum
sürgünden sürgüne atsa da beni
layya seni anar anar dururum
gemiler arzuyla açar yelkeni
korkular çağırır hain gururum

bir gemi yelkeni kanlara açar
ben sürgün anları anıp ağlarım
kurtlar gezer dağda kuzular kaçar
kalbimi elime alıp dağlarım
ne gökler alçalır ne kuşlar uçar

içimde bir hiç var inanmadığım
savaştan savaşa gelirmiş veba
bir neşe içinde ben bir çığlığım
dost kardeş sevgili anne ve baba
ne kaldı dünyada tanımadığım

bir mavi ışığın elleri değmiş
dışımda içimde hep çizgi çizgi
ve layyam başını önüne eğmiş
tutturmuş kendince bir garip ezgi
rüyası göklerden düşen bir çığmış

mahzun boş ellerim ah gülüm layya
gözlerim gerçek mi yeşil gözlerim
bir daha dönmedi bülbülüm layya
ondandır yanıyor karda dizlerim
yanıyor her yerim ah gülüm layya

şaşkın şaşkın düşen kara bakma sen
uzanır göklerin kaderi bize
dönüşsüz yollarda gidip bekleşen
verirler söylenmez haberi bize
ruhunu bırakıp böyle çıkma sen

gölgesi dünyanın nerelerdedir
geceden geceye dönermiş geri
aşktan mı hülyama serilen sedir
döner durur aşkla göğün dipleri
ve uzaklar döne döne delirtir

ey dudaklarımda zamanın pası
çıldırma belası gibi aramak
kana boyanan bir gelin yazması
ağıtlar içinde ölüme durmak
ölümler ölümler hiçliğin yası

cennet ve cehennem ve gülüm suna
incecik ruhumun şarkısı ağır
yer ve gök yer ve gök dönmüş efsuna
bin kapı ardından bir melek çağır
ve çağır cinleri aşk uykusuna

çağır gelsin hayat sonra intikam
sevdalar düşümün salıncağında
aşklar yarım yarım garip bir akşam
kederden bir nehir varlık dağında
gelsin gözyaşlarım gelsin ihtişam

dışarda insanlar vahşi ve yamyam
ve aşklar değişmiş aşklar kudurmuş
içerde bu garip bu yalnız babam
bir geyik postunda kıyama durmuş
belki sevmem daha belki uyanmam

onlar ki dünyanın gariplikleri
bu yoksul dünyada ben onlardanım
onlar ki sevdanın son iplikleri
bir rüya uğrunda yananlardanım
yanmak ki dünyanın delilikleri

ufukta bir şehir ve gülüm layya
elleri elleri asılı göğe
sırtımda bir hançer bir ölüm layya
gel çıkar dönmeden kanlı çiçeğe
bak kendini boğan bir gölum layya

istanbul ve bursa arası yollar
gözlerin yolları aşıyor gibi
ve ölüm aşkına açılan kollar
kolların içinde yaşıyor gibi
kalbimle kalbinin yarası yollar

ezmeden ezmeden kaldırımları
bu şehrin kalbini diri isterim
bir kurşun çağırır tüm rüyaları
ben o an en güzel yeri isterim
denizi masmavi kuşları sarı

nisan yağmurları ne zaman gelir
kurak aşkımıza bir pınar gibi
bizi anneler ve çocuklar bilir
ne zaman görünür denizin dibi
denizi ne zaman bırakır nehir

gözlerini layya yukarı çevir
birşey sallanıyor uçsuz bucaksız
umutlar devrilir aşklar devrilir
yaz biter mevsim kış ağaç yapraksız
beyaz pencereden karanlık gelir

delilik ve cinnet içinde suna
toprağa bir tohum bırakıyorum
ağıtlar düşüyor dudaklarına
ben uzanıp göğe gül takıyorum
yakacak günüm yok artık yarına

ölümün alnından öpmek için mi
bu telaş bu koşu boş anonslara
ve hülya kurmayı bilmek için mi
sinema bileti son seanslara
hayatı hayata bölmek için mi

gökler ki yerlerde arar yıldızı
gündüzden de ışık gece tüm yollar
ey şehrin kaybolmuş efsane kızı
gökler seni anar sabaha kadar
gökler ki ruhunda sarar yıldızı

dondurma yiyen kız hani dondurman
dindirir mi artık ızdırabını
boşuna düşleri hep hayra yorman
rüzgârlar dolanır arar rabbini
bir eşarp bir yıldız ateş ve orman

küskün bir hatıra bir alkış layya
ben ki şehir şehir arar dururum
toprağa karışan yakarış layya
seni şiir şiir arar bulurum
titriyor istanbul bu son kış layya

karanlık yalnızlık içre karanlık
bakışın geceme damlarken benim
sonra kalabalık sonra ıssızlık
ruhunda ruhumu ararken benim
kara kara akan deli yalnızlık

bir gelin rüyası ateşten duvak
içinde aklıma sen geliyorsun
az sonra geceden resmin çıkacak
yaptığım resimde hıçkırıyorsun
sende bir deniz var beni boğacak

aşk nedir aşk nedir diye sorana
bir mahşer içinde yalnızlık dedim
sevda ateş gibi girince kana
uğuldayan şehre ıssızlık dedim
yıkadım andımı geldim kapına

gökyüzü uzakta değilse seni
fırat köPage Rankingüsüne götüreceğim
bulmak için gelen kara treni
her gece bir türkü bekleyeceğim
tanrıdan esinti yağmurdan ninni

bir gelin rüyası bir yalın duvak
içinde aklıma sen geliyorsun
sende bir deniz var beni boğacak
bir gülüşün kalmış bir düş olmuşsun
herşey çığlık çığlık herşey yalnayak

kapılar kapanmış hıçkırıyorsun
ve maviyi geri istiyor kuşlar
aydınlık aydınlık ama sen yoksun
bir resim yanıyor sonra susuşlar
söyleyin öyleyse beni kim vursun...

Sıtkı Caney


Bu blogdaki popüler yayınlar

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

Unutulmuş bir iyi insan: Rasih GÜRAN

Rasih Güran… Değerli araştırmacı Emin Karaca’nın Nazım Hikmet’in Aşkları adlı kitabını okurken dikkatimi çeken bu ismi arama motoruna yazmakla başladı her şey. Aşina olduğum bir isimdi ama nereden olduğunu çıkaramıyordum. Kitabın öyle hazin bir yerinde karşılaşmıştım ki Rasih Güran’la, ismini görmemle onun adına üzülmem bir olmuştu. Zira Nazım-Piraye ayrılığında payına çok ağır bir yük düşmüştü: ayrılık mektubunu Piraye Hanım’a iletme görevi. İsmini aratınca üzüntüme minnet duygusu da eklendi. Zira, önemli kitapların çevirmeniydi Güran ve bunların arasında severek okuduklarım, okumayı planladıklarım vardı: John Reed’den Dünyayı Sarsan On Gün, Steinbeck’ten Gazap Üzümleri ve Bitmeyen Kavga, Faulkner’ın Ses ve Öfke’si, Deutscher’in üç ciltlik Troçki biyografisi… Rasih Güran ismine aşinalığım da muhtemelen çevirmenliğinden ileri geliyordu. Çevirilerini yayımlamaya devam eden yayınevlerinin ona layık gördüğü iki satırlık baştan savma biyografilerde doğum ve ölüm yılları bile net değildi ....

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK: SON BEŞ YIL SÖYLE(N)DİKLERİM 1 (2026-2021)

MAYIS 2026 Dedim: “Haydi gül, neşelen biraz! Onda tutuklu kalırsan şimdi Bütün bir ömür hüzne gark olacaksın * Bırak, zaman ne dilerse onu yapsın Kaderin hükmüne karşı gönlün rahat olsun * Görüyorum ki aramızdaki bağı koparmaktır niyeti Ondandır veda bakışlarını kınından çekti, ah nasıl da keskindi * Ayrılık acısı bülbüle şakımayı öğretince acıların tuzağına takılmış kalmış Geceleyin gökyüzünde yolunu kaybetmiş Yeryüzü de ona bir hayli dar gelmiş Ağacının ıssız dallarında silkindikçe Aşka gelip ağlamaktan güler Bürünüp abasına yüzü kapalı İhtiyârâne yola koyulur yorgun adımlarla Tüneyince sırtı kamburlaşır * çünkü okşayış kalıcıdır,  çünkü kaybolup gitmez, sizin, ey şefkatliler,  örttüğünüz yer; çünkü altında o saf  daimiliği hissedersiniz. Ve ebediyet beklersiniz âdeta  kucaklayıştan. * Kuseyyir uzağı göremeyen , olayların sonunun nereye varacağını düşünemeyen bir insandır.  Her söylenene inanan, insanların şakalarına bile ciddice cev...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

おしまいにするはずだった恋なのにしりきれとんぼにしっぽがはえる

「寒いね」と話しかければ「寒いね」と答える人のいるあたたかさ (『サラダ記念日』) Soğuk, değil mi? Diye  Seslenince,  ‘Soğuk (Ben de üşüdüm.)!’  diye  Cevap veren bir insanın olmasının  Verdiği sıcaklık.  Machi Tawara Çeviri: Ayşe Nur Tekme 

KENDİ İÇİNE DÖNENLERE

Sonra üzerime bir tat geldi, hâlimi kabul geldi, hafriyatla ilgilenmez oldum. Çok da umursamaz oldum. Bu hayatı beğenir oldum, bu hayatın kendisi bana olabilecek hayatların en mânalısı geldi. Şule Gürbüz Kendini, herkesten ve her şeyden nasıl soyutladığını görüyorum. Tüm dost meclislerinden, arkadaş buluşmalarından, hafta sonu gezmelerinden kaçmak istediğinin farkındayım. Birçok ortamda nezaketen bulunuyorsun ya da iş icabı. Zihninde o anlarda dolanan tek şey, bir an önce eve gitme isteği oluyor. O ortamlarda konuşulan şeylerin artık dikkatini çekmediğini fark ettin. Sahi, bu ne zaman başlamıştı? O boş, gereksiz, dedikodudan öteye gitmeyen cümlelerden ne zaman sıkılmıştın ilk? Sanırım yaşadığın o ilk sahici sarsıntıdan sonra. İnsan, başına gelen o sahici yıkımlardan sonra, dünyada neyin gerçek neyin sahte olduğunu anlıyor ve yaşamını buna göre kurguluyor. Kendisine yük olan, zamanını ve hayatını bereketlendirmeyen beyhude insanlardan ve eylemlerden uzaklaşmaya başlayıp kendi hakikatini...

EĞER MAKSÛD ESERSE MISRA-I BERCESTE KÂFÎDİR

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi artık dokunmasalar da ağlıyorum Çıt yok bellekte gün gelir anılar da değiştirir sözcükleri Pencereden göründüğü kadarmış hayat Bir başka kalpteki yerin kadardı hayat. oyundan çıkarılmış bir çocuk İyi demlenmemiş bir çay gibi kaldım hayat: çocukluktaki oyunları unutma süreci Az yanımda kal çocukluğum bu gece sen beni çocuk say allahım… Artık bana çocuk sevinci verilsin! babam ne zaman gelecek diyen çocuk Babamın yüzü gözümün önüne geliyor. Bir gün de annenin/seni emzirirkenki/yüzünü gör düşünde " Oğullar, dünya hayatının süsüdür ..." Var mı sarılmaktan daha öte bir yakınlık? kolların hafızası en doğruyu hatırlar küsecek kadar sevmeli insan birini Soruyorsun: Zarifoğlu bana dargın mısın Amellerin Allâh’a en sevgili olanı ise, bir müslümanın kalbine sürûr vermen (teselli etmen)dir. Gördüğüm her kul için dostum dedim.   Bir LamElif gibi yalnızız kitabın ortasında Bir şair gördüm, konuşurken bir zambağa “siz” diyordu. karşılaşalım derim yeni başt...

Soneler

I Sevgilim bak, geçip gidiyor zaman; Aşındırarak bütün güzel duyguları. Bir yarım umuttur elimizde kalan, Göğüslemek için karanlık yarınları. Ağzımda ağzının silinmez ılık tadı, Damağımda kösnüyle gezinirken; Yüreğimde yılkı, aklımda ölüm vardı, Dışarda rüzgar acıyla inilderken. Unutulmuyor ne tuhaf dünya işleri, Seninle bir döşekte sevişirken bile. Düşünüyorum hüzünlü genç anneleri, Çarşılarda, pazarda ellerinde file. Bu kekre dünyada yazık geçit yok aşka; Bir şey yok paylaşacak acıdan başka. II Nasıl bir acıdır bu bir düşün; Yüreğimin yumruk kadar çaresizliği, Sığlığı alışılmış bir günün, Gecenin karanlık belirsizliği. Yarın, yarın ve yine yarın; Hep bugün olan aynı yarınlar. Düş kırıklığı gibi kötü gelen zarın, Varımı yoğumu elimden alırlar. Ve ben dönüp yine sana gelirim; Elimde somun, gözlerimde mıh. İşte bugün de kaybettim derim, Aklımda dimdik duran bir çarmıh. Güler yüzle karşılama beni sakın; Güzel sonuma bırak ölümüm yakın. III Bu uydu çağında çaresizliği gördüm, Sinekler kon...

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...