Ana içeriğe atla

Vadideki Zambak/ Henriette’in Félix’e yazdığı mektup

Şimdi ciddi bir noktaya yani kadınlara karşı nasıl hareket etmeniz gerektiği sorununa geçiyorum. Gideceğiniz salonlarda, yapmacıklar yaparak taşkın hareketlerde bulunmamaya kendiniz için prensip yapınız. Geçen yüzyılda en çok rağbet gören erkeklerden biri de, bir ziyafet, bir balo veya eğlence esnasında sonuna kadar yalnız bir kimseyle, hem de en kenarda, köşede kalmış, ihmal edilmiş olanlardan biriyle ilgilenmeyi adet edinmişti. İşte bu adam, aziz çocuk, devrine hükmeden bir şahsiyet olmuştur. O, muayyen bir zaman sonra, herkesin kendisini hararetle öveceğini akıllıca hesap etmişti. Gençlerin çoğu, ne büyük fırsatı, sosyal hayatın yarısı demek olan ilişkileri kurmak için gereken zamanı kaybetmek suretiyle kaçırıyorlar; hoşa gittiklerinden, onlardan ilgiyi çekmek için yapmaları gereken şey pek azdır; fakat hayatın bu ilkbaharı çabuk geçer, bunu iyi kullanmayı biliniz. Bunun için, sosyete âleminde nüfuzlu olan kadınlarla ahbap olunuz. Nüfuzlu kadınlar ise ihtiyar olanlardır; bunlar size aileler arasındaki yakınlıkları, bütün ailelerin sırlarını ve amaca ulaştıran yolları öğretirler. Size yürekten bağlı kalırlar; şayet sofu değillerse, adam korumak zevki onlar için en büyük ihtirası teşkil etmektedir; bu ihtiyar dostlarınızın size fevkalâde yardımı dokunacak, sizim meziyetlerinizi övecek ve sizi herkesin istediği bir insan haline getireceklerdir. Genç kadınlardan kaçınınız! Bunu size en küçük bir şahsi menfaate kapılarak söylediğimi sanmayınız. Elli yaşındaki kadın sizin için her şeyi yapar, yirmi yaşındaki ise hiç; zira sizden bütün hayatınızı feda etmenizi ister, oysa öteki sadece bir dakika ile kanar. Genç kadınlarla alay ediniz, onların her söylediklerini şaka sayınız, çünkü ciddi bir düşünce onların kafasında yer alamaz. Genç kadınlar, dostum, egoisttirler, basittirler, gerçek birer dost olamazlar, kendilerinden başka hiç kimseyeyi sevmezler, aşk sahasında herhangi bir başarı için sizi feda edebilirler. Esasen genç kadınların hepsi sizden bağlılık isteyeceklerdir, oysa durumunuz başkalarının size bağlılık göstermesini gerektirecek, bunlar birbiriyle bağdaşmayan iki istektir. Bunlardan hiç biri menfaatlerinizin neyi gerektirdiğini anlamayacaktır, hepsi kendisini düşünecek, sizi değil, hepsi size sevgileriyle yaptıkları iyilikten çok gururları yüzünden zarar vereceklerdir; zerre kadar vidan azabı duymadan vaktinizi harcayacaklar, muvaffak olmanıza engel olacaklar, kısaca gayet kibarca sizi mahvedeceklerdir. Şaye şikâyet edecek olursanız, içlerinden en budalası bile bir tek eldivenin bütün bir dünyaya bedel olduğunu, kendisine hizmet etmek kadar şerefli hiç bir şey olmadığını söyleyecektir. Hepsi de sizi mutlu yaptıklarını söyleyecekler ve size yükselebileceğiniz en parlak mevkileri unutturacaklardır; onların mutlulukları değişen cinstendir, sizin erişeceğiniz ikbal ise gerçek olmalıdır. Heveslerini tatmin etmek, duydukları geçici bir arzuyu yeryüzünde başlayan ve cennette devam etmesi gereken bir aşka çevirmek için nasıl sinsi bir hünerle dolaplar çevirdiklerini bilmelisiniz. Sizi terk ettikleri gün, size ‘seviyorum’ kelimesinin aşklarını mazur gösterdiği gibi, ‘artık sevmiyorum’ sözcüklerinin de ayrılışı teyit ettiğini söyleyeceklerdir ve aşkın içten geldiğini, elde olmadan doğduğunu bildireceklerdir. Saçma bir nazariye, azizim! Bana inanınız, gerçek aşk ebedîdir, sonsuzdur, özünü hiç bir zaman kaybetmez; daima aynı güçte ve aynı sâfiyettedir, taşkınlıkları yoktur; saçları beyazlansa bile, kalbi daima gençtir. Hepsi de komedi oynayan genç kadınların hiç birinde bunların hiç biri yoktur; içlerinden biri belki felâketlere uğradığını sizin ilginizi çekecektir ve kadınların en yumuşağı, ne insaflısı olarak görünecektir; fakat, yavaş yavaş sizin için vazgeçilmez bir varlık haline geldikten sonra artık tedricî surette size hâkim olacak ve istediklerini yerine getirecektir; siz diplomat olmak, gitmek, gelmek, insanları, menfaatlerini, memleketlerini tanımak ve incelemek mi istiyorsunuz? Hayır, olamaz, ya Paris’te, yahut da onun çiftliğinde kalmak zorundasınız, zira sizin boynunuzda bir yular geçirerek istediği yere sürükleyecektir; hem siz ne kadar bağlılık gösterirseniz, o oranda nankörlük edecektir. Genç kadınlardan başka birisi de belki sizin her dediğinizi yapmak, itaat etmek suretiyle ilginizi çekecek, sizin cariyeniz olacak, sizi dünyanın öbür ucuna kadar romantik bir şekilde izleyecek, sizi elden kaçırmamak için kendisini tehlikeye atacak ve boynunuza bağlanmış bir taş halini alacaktır. Fakat boynunuzdaki bu taş yüzünden günün birinde boğulacaksınız, o ise suyun üstünde kalacaktır. Kadınların en az kurnaz olanlarının bile tuzakları vardır; en budalası bile erkekte kuşku uyandırmak suretiyle galip gelebilir; en az tehlikeli olan ise, sizi nedenini bilmeden sevecek; yine nedensiz terkedecek, fakat bir gün sırf gösteriş ve gurura kapılarak sizi alacak olan bir âşiftedir. Ama, bu genç kadınların hepsinin bugün veya ileride size fenalığı dokunacaktır. Sosyete âlemine atılan insanların gururunu okşayan birtakım zevkler içinde yaşayan her genç kadın, ahlâkı yarı yarıya bozulmuş ve sizin de ahlâkınızı bozacak bir kadındır. Ruhunda daima yaşayacağınız kadını bulacağınız yer bu sosyete âlemi değildir! Ah! Sizi sevecek olan o kadın yalnız yaşayan bir insan olacaktır; sizin bakışlarınız onun için en büyük mutluluğu teşkil edecek, sizin sözlerinizden ilham alarak yaşayacaktır. Öyleyse bu kadın sizin için dünyaya bedel olsun, zira siz onun için her şeyi olacaksınız; onu çok seviniz, onu üzmeyiniz, onun karşısına hasımlar çıkarmayınız, kıskançlığını tahrik etmeyiniz. Sevilmek, sevdiğiniz kimsenin bizi anlaması, aziz çocuk, en büyük mutluluktur; sizin bu mutluluğu tatmanızı dilerim, fakat bu yüzden ruhunuzda açan çiçeği soldurmayınız, sevginizi teslim edeceğiniz kalpten iyice emin olunuz. Bu kadın hiç bir zaman kendisine ait olmayacak hiç bir zaman kendi kendisini düşünmeyecek, fakat sizi düşünecek, size ait olacaktır; sizin hiç bir şeyinize göz koymayacak, hiç bir zaman kendi özel çıkarlarına bağlı olmayacak ve sizin aklınızdan bile geçmeyen bir tehlikeyi, kendisini tehlikeye atmak pahasına da, şikâyet etmeksizin ıstırap çekecek, yapmacıklar yapmayacak, aksine kendisinde hoşunuza giden taraflara karşı bir çeşit saygı gösterecektir. Böyle bir aşka, daha büyük bir aşkla karşılık veriniz. Sizi seven bu zavallı kadının mahrum olduğu şeye, yanı karşılıklı bir aşka rastlayacak olursanız, bu aşkın derecesi ne olursa olsun, sizin ilham ettiğiniz sevgi ile burkulan ve sonuna hiç bir zaman varamayacağınız bir kalbin bir vadide sizin için bir ana kalbi gibi çarptığını düşününüz. Evet, sizi, derecesini hiç bir zaman anlayamayacağınız bir sevgiyle seviyorum; bu sevginin tatmin olunabilmesi için, sizin bu parlak zekânızı bu uğurda feda etmeniz gerekir; bu takdirde benim bağlılığımın nereye kadar varabileceğini tahmin edemezsiniz. Hepsi az çok yapma, alaycı, kendini beğenmiş, hopça kadınlarla, teyzem gibi, sizi alçakça ithamlar karşı koruyacak, sizin söylemeyeceğiniz şeyleri sizin adınıza söyleyecek yaşlı ve azametli dullarla ahbap olmanızı gizli bir düşünceyle mi tavsiye ediyorum? Nihayet, taparcasına sevginizi gelecekte karşınıza çıkacak olan temiz yürekli meleğe saklamanızı emretmek suretiyle cömert davranmıyor muyum? Eğer, “asaletin gerektirdiği birtakım görevler vardır” sözlerini ilk yaptığım tavsiyelerin çoğunu bildiriyorsa, “bütün kadınlara yardım ediniz, fakat bunlardan yalnız birisini seviniz” mertçe sözleri de kadınlarla kuracağınız ilişkiler üzerinde düşüncelerimi kapsamaktadır.

Vadideki Zambak, Honoré de Balzac

Bu blogdaki popüler yayınlar

İnsanlıktan kaçmayan imam!

En son nefret söylemi kurbanı olan Beylikdüzü’nde kafasının arkasından tek kurşunla öldürülen trans arkadaşımızı duyduğumda şöyle bir geriye gittim... Seks işçiliği yaptığım 90’lı yıllarda bir trans cinayeti serisi başlamıştı. Travestiler bazen tornavida ile öldürülüyordu, bazen kurşunla, bazen de polisten kaçarken araba çarpıyordu. Arabalar yardım etmek için duruyordu, trans olduğunu görünce tekrar üstünden geçiyorlardı. Tabii ki aileleri tarafından reddedilen transeksüel bireylerin cenazelerinde de kimse sahiplenmiyor ve almaya gelmiyorlardı. Biz morga gidiyorduk. Bazen yalvarıyorduk, bazen durumumuzu anlatıyorduk. “Ailesi reddetmiş, kimse gelip cenazesini almayacak. Aynı soyadından kimse gelip imza atmayacak bu çok net” diyorduk. Bazı morg görevlileri pozitif ayrımcılık yapıyordu. Cenazeyi biz alıyorduk. Bazen ailelerin de sahip çıktığı oluyordu. Cenazelere hep katılıyorduk. Kimi zaman da belediye gömüyordu. Yine Kulaksız Mezarlığı’nda belediyenin gömeceği bir cenazeye katılmıştık. ...

Beşinci Mevsim

Fırtınalı bir günün sonunda bir dal istedi kadın, tutunmak için dostane Bir mum yaktı adamın biri, elini uzattı beyaz bir gül geldi karşılığında Böylece bir muhabbet başladı gözlerde aylarca devam etti bu dostluk sessizce Bir mum daha yaktı adam yüreğini açacaktı kadına ellerini avuçlarına alıp korkusuzca bakacaktı kadının gözlerine ve birlikte yaslanacaklardı geceye Gözlerinde aşk koynunda ihtirasla düşler! Dedi kısaca Geldim dedi kadın ama yer bulamadım kendime Korkuyla geriledi adam ya bir daha gelmezse, ya onu hepten kaybedersem diye geçirdi aklından bir kez daha erteledi düşlerini her seferinde olduğu gibi Dört mevsim yaşadı kadın çelişkiler içinde son mevsimin son gününde, aklı yenik düştü yüreğine beyaz bir gül ile misafir oldu adamın düşlerine sana geldim götür beni gözlerindeki karanlığın ötesine Dalgındı, fark etmedi adam bozulmasını istemediği bir rüyanın içindeyi kendince Utandı kadın çok utandı çırılçıplak hissetti kendini o an söndürdü mumu beyninde hoşça kal. Dedi adama ...

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok

Bir dil-rübâya düşdü gönül mübtelâsı çok ‘Aşkun safâsı yok değül ammâ cefâsı çok Şehr-i cemâl o gamze vü ebrû vü hâl ile Hakkâ ne cây-ı dil-keş olur dil-rübâsı çok Bin câna virmeye n’ola bir bûsesini yâr Az olıcak metâ’ olur anın bahâsı çok Hiçbir belâ mı var ki gönül anı bilmeye Seyyâh-ı bî-karârın olur âşinâsı çok Zülf-i siyâh-ı yârda var sad-hezâr çîn El çek tolaşmadan ana Yahyâ hatâsı çok Şeyhülislam Yahya Efendi

Ben hergeleyi görmüşümdür

BENDEN DE BİR KALİNİKHTA SANA BALIKÇI 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954’te sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928'de mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. 1931 yılında ekonomi öğrenimi için gittiği İsviçre'den kısa süre sonra ayrılıp Fransa'nın Grenoble kentine geçti ve orada üç sene yaşadı. Sonraki yıllarda, Grenoble Üniversitesi'ne de devam ettiği şehirde, aslında başıboş gezerek edebî şahsiyetini bulmaya çalıştığını açıkladı. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini y...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Gelecek Yıl İlkbahar Yokmuş

Yüzünü bir kedi tırmalayacak ona deli deme sakın Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına Bu gece yağmur yağacak ona dur deme sakın Su yaramazdır, toprağın yorgunluğundan ne anlayacak İçini sürüklediğin bu korkunç mermi yuvasında En büyük dansa kalkmaya hazır ağır dallarınla Ninnilerle değil, vedalarla uyut kendini Dışarıdaki cemre sana düşmez uyma hayata Bu gece herkesin hafızası silinecek itinayla Buna kader deme sakın Zaten üç beş kişiyiz gürültümüz tuhaflığımızdan Sevişsek içkiler bitiyor sandık Ağlaşsak hüzünler harfiyen sıradan Hangimiz hainiz hangimiz hırpalandık Hangimiz kuvvetli yalnızlıklarıyla böyle olağan Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Bu gece kökler yeryüzüne yürüyecek neden deme sakın Acı arsızdır, bedenin direncinden ne anlayacak küçük iskender

Erteleme

Öbür gün, evet, yalnızca öbür gün... Yarın öbür günü düşünmeye başlayacağım, Belki her şey olup bitecek; ama bugün değil... Hayır, bugün değil; bugün yapamam. Öznel nesnelliğimin şaşırtıcı inadı, Gerçek yaşamımın uykusu, araya girmesi, Sezinlemesi, bitimsiz bezginlik- Bütün dünyam bir tramvaya yetişme çabası- Öyle bir ruh o... Yalnızca öbür gün... Bugün hazırlanmak istiyorum... Hazırlanmak istiyorum kendi yarınım için, öbür günü düşünmek için... Sonucu belirleyecek olan bu. Halihazırda planlarım var, ama hayır, bugün planlama yok... Yarın plan yapma günüdür. Yarın dünyayı fethetmeye masama oturacağım; Ama ancak öbür gün fethedeceğim dünyayı... Ağladığımı hissediyorum, Apansız ağladığımı hissediyorum, derinden içime doğru... Bugün ne olup bittiğini bilmeyin, bu bir giz, söyleyemem. Yalnızca öbür gün... Çocukken her hafta Pazar günü sirki beni eğlendirirdi. Bugün bütün eğlencem çocukluğumdaki tüm hafta süren Pazar günü sirki... Öbür gün, bambaşka biri olacağım, Yaşamım zaferle taçlanaca...

Bence Malumdur

dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür sen elini bulutların içinde gezdirirsin bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler içini kurtlar kemirir bence malumdur buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün senin ateşler içinde olduğun bence malumdur ellerin muhakkak çocuk elleridir hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün onlar neden daima okul türküleridir süleymancıktan bahseder kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan ve karınca yuvalarından bahseder ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi bence malumdur elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler sokakların üstüne bulutlar gelirler bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir bir yıldız bir yıldızın ardınca gider yıldızların kayboldukları yer bence malumdur  karanlıkta bir şeyler kopar dağılır...

Aşk gibidir şiir

Aşk gibidir şiir de: Söyleriz, söyleriz, çok şeyler söyledik gibi gelir bize, bir de bakarız ki bir şey söyleyememişiz, hep çevre de dolaşmış da öze değememişiz. Nurullah Ataç

MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI

Bir padişah rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Sabah olunca bunu yorumlatmak üzere müneccimbaşını çağırtmış. Rüyayı dikkatle dinleyen müneccimbaşı üzülerek " Sultanım, bu rüya bütün sevdiklerinizin ölümünü göreceğinize işarettir ." demiş. Bu uğursuz yoruma öfkelenen padişah, müneccimbaşını görevinden azletmiş. Bunun üzerine huzura müneccimbaşının yardımcısı getirilmiş. Padişah, ona da aynı rüyayı anlatmış ve " Peki, sen ne diyorsun bu işe ?" diye sormuş. Genç yardımcı ise -biraz da çekinerek- " Efendim, bu rüya sizin, bütün sevdiklerinizden daha uzun yaşayacağınızı müjdelemektedir ." diye cevap vermiş ve yaptığı bu yorum sebebiyle ödüllendirilmiş. Kıssadaki her iki yorum da aslında aynı anlama gelmektedir. Ancak kelime seçimi ve üslup, sonucu tamamer değiştirmiştir: İlk yorum karamsarlık doğururken ikincisi umut ve güzellik aşılamıştır. Hayattaki olayların çoğu böyle iki türlü de yorumlanmaya müsait olarak kapımızı çalar. Kötüye de iyiye de yor...