Ana içeriğe atla

Teresa'ya

Döner neden hatıralarım benim,
Üzgün anıları yitik sevincin,
Çoğaltmak için endişemi, can çekişmemi benim
Şu metruk, yaralı kalpten?
Of! O sevinç saatlerimden benim
Bir sızlanış kaldı kalbime yalnız, inanın,
O ağıt ki gizler gözler acıyı,
Sel basmada ruhu, bunlar kırgınlığın gözyaşları!



Cıvıldayıp duruyordu tatlı bülbüller
Güneş, sevincimi benim, aydınlatıyordu
Fısıldaşıyordu çiçekler arasında meltemler,
O orman yavaş yavaş yanıt veriyordu,
Aşklarını mırıldanıyordu çeşmeler
Yanılsamalar ki yoran, ruhumu!
Ah! Nasıl tınlıyordu kulaklarımda, ne narin
Gürültüsü, kargaşası o dünyanın

Savaş gemisi gibi, yaşamım daha sonra
İlk kez ayrılırmış gibi limandan
Ve zarif suların soluğuyla
Açar bayrağını kibirlice bir zaman,
Ve bırakırken denizi, ayaklarında
Över zaferini kısık sesli şarkılarla, yelkenli
giderken,
Bir dalga, bir dalga daha, ardarda gümbürdeyerek
Gelgeç dalgaları çiğneyerek bölerek.

Ah! Denizinde dünyanın, ateşli arzu içinde
Kaçıyordum aşktan; güneşini sabahın
Taşıyordum parlak alnım üzerinde,
Ve saf ruhu, kibirli lafının
Aşk, verimli bir çeşme gibi, onun içinde
Ki serinliklerin arasında, ağaçlıkların,
Fışkırıyordu suyu bol ırmağı daha sonra
Yanılsamaların ve sayıklamaların, bunun yanında.

Ve seviyordum hepsini: bir his, soylu
Yükseliyordu ruhum, ve hissediyordum
Göğsümde, bir kıpırtıyı, gizli,
Cömert, büyük işlere yöneliyordum.
Özgürlük, ölümsüz nefesli,
Tutuşturdu aziz tanrıça, ruhumu benim,
Sürdürdüm görmeyi saf inancımda
Dünyaya şan düşlerini ve macera.



Bir tatlı şarkı, bir ses var, gizli,
Ki ruh, yalnız inzivadayken anlar,
Bir aziz his o ve gizemli
Ki balçıktan can çıkarır:
Avare ve yalnız şarkı, değil şehirli
Ki ruhu tarif olunmaz aşk yakar,
Ardısıra bir göçmen imgenin, uçup giderek
Kutsal yanılgısından onun, yürek.




Ben, sürgün edilmiş, bir yabancı sahilde,
Gözlerimle izliyordum kendimden geçmişçesine
Korkusuz gemiyi ki gümüşsü çizgide
Uçuyordu vatanımın benim, iskelesine:
Ben, güneş Batı'da baygınlık geçirdiğinde,
Gölgeli ağaçlıkta yalnıza ve yitik böylesine,
Ahenkli söyleyişini düşünüyordu bir kadının,
İşitiş, rüzgar iç çekerken.



Kadın ki, görünür aşk, hayalinde, kadın
Kadın ki hiç bir şey söylemez akla,
Düşü, zarif bir yumuşaklığın,
Yankı ki ziyafet çeken, kulaklarımıza:
Cömert ve saf alevi aşkın,
Tatlı zevki keyfin, ala.
Ki süsleyen enfes hayali,
Saklar yürek endişeyi, zevk ki.



Ah Teresa! Ah ısdırap! Gözyaşlarım benim,
Of! Nereye saklandın, denizlere dökülmediğin?
Nedendir, daha iyi günlerdeymiş gibi, neden bilmem
Kederlerimi teselli etmemektesin?
Ah! O günler ki can çekişmesini bilmezdim
Binlerce acıyla parçalanan bir kalbin
Of! Parçalanan, ve ağlamayan artık öyle,
Merhamet et şimdi, bitsin bu çektiğim işkence!



Kim düşlemezdi asla, Teresa'm benim, de bana,
Ki sonsuz kaynağı oluyordu ağıdın
Böyle masumane aşk, böyle tantana,
Böyle güzellikler, bu denlisi taşkınlığın?
Kim varıvermeyi bir gün düşlemezdi asla
Nerede kayıptır büyüsü arş'ın,
Ve düşmededir at gözlüklerimiz,
Ne kadar zevke yol açar öfkelerimiz?

Şimdi bile, seni görüyormuşum gibi, Teresa,
Havai, bir yaldızlı kelebek sanki
Arzunun enfes rüyasında,
Zarif bir gül filizi üzerinde, vakitsiz gibi,
Fırtınalı bir aşkın, zırvalama,
En safı, mesutça ve en meleksi,
Ve en tatlı sesini duyuyorum, ve içime
Çekiyorum hoş kokulu soluğunu, nefesinde.

Ve bakıyorum o gözlere, çalmış olanlara
Göklerden maviyi, ve gül boyası
Kar üzerinde, gıpta eden onlara
Mayıs'ın berrak şafağından olanları;
Ve geçen o tatlı zamanlarda
Ah ne kısa! Sanki gözyaşı
Ardından, teklifsizlik saatleri ve hoşluklar,
Kendini bırakma, ve aşk, ve okşamalar.



Ve varırlar sonunda… Ah! Kim, acımasızca,
Of! Kurutur saflığının çiçeğini?
Geldin sen, bir duru ırmak zamanında,
En saf iffet çeşmesi;
Koyu renkli selden sonra,
Kırılarak kayalar arasında, otlar yabani,
Ve sonunda, göletinde kirli suların
Tutulmuş, pis kokunun ortasında, balçığın.

Nasıl indin yukarıdan, yeryüzüne,
Aydınlık sabahın yıldızı?
Işıktan melek, kim attı seni gökten yere
Bu zorluklarla dolu dünyaya, nefret uyandırıcı?
Sarmalıyordu alnını beyaz örtüsü, öyle,
Peri kızının, ve dalgalarda parıltılı,
Işınlar döküyordu debdeben, dünyaya
Başka bir gök vaad ediyordu gök sana.

Ama, of, meleksi kadın, düşmüş
Ya da kadın, o kadın, iğrenç çamur ve,
Güzel varlık, ağlamak için doğmuş,
Ya da yaşamak için dünyada bir makineymişçesine:
Evet, kayıp cennette, onu, İblis
Sarıyordu ta derinden, ateşiyle
İlk kadın, ve of! O ateş, sonra
Mirası oldu çocuklarına.

Fışkırıyor gökte, aşkın çeşmesi
Ki akıyor bolluk vermeye, evrende,
Ve toprakta tertemiz akıverişi
Kıyıları çiçeklidir süslüce;
Ama of! Kaçınız: Kalp ki ateşli
Çabalıyor berrak sudan içmeye,
Akıyor sonsuz acıyla, gözyaşları
Zehirliyor cehennemlikler, akıntısını.



Yılları of! Hayalin, geçtiler;
Giyinilmiş tüm umutlar,
Beyaz düşler dahil, götürüldüler,
Ve belirsiz bir gelecek takındılar:
Aşk gülleri, birden, soluverdiler,
O çiçekler de diken oldular,
Ve böyle arzudan ve böyle düşsü görkemden geriye,
Bir mezar kaldı yalnızca, hatıra bir de.



Ve sen, mutlu, ki buldun ölümde
Bir gölge, yolda iken soluklanmaya,
Kendini kaybetmeye gittiğinde sefilce
Ve ağlamaktı yazgın, bir şey değil başkaca;
Alnına amansız talih, oyuverdiğinde
Yazgısını lanetlilerin, bir anda…
Mutlu! Ölüm alarak seni, göklere
Ve bir kez daha meleğim, döneceksin cennete.




Kıt; fırtına anıları yönünden,
Çorak kalp, hayalsiz,
Zarif çiçeğini güzelliğinin
Solduruyor acıdan, poyraz:
Yalnız ve alçalmış, ve talihsiz deyin,
Soldurdu kalbin, tutkularını, yalnız,
Oğulların, of! Utanıyorlar senden, onlar,
Ve annelerini ismine dek reddediyorlar.



Ah, acımasız! Çok acımasız!… Of, ben, bu arada
Yüreğimin ta içinde bir koyu sızı,
Siliyorum gözkapaklarımdan ağıdı, o anda
Ve gösteriyorum dünyaya bir zorunlu saygı:
Saklıyorum sıkıntımı utançla,
Aşağılıyorum gülüşümle kendi acımı,
Söküp almakla oyalanıyorum göğsümden
Parça parça kalbimi, tamamen.

Eğlenelim, evet; o billur küre
Dönüyor yıkanarak ışıkta: hayat güzeldir!
Kim yetişir ki durdurmaya dönüşünü öyle
Güzel dünyanın ki hoş eden, davetlileri, şöyle bir?
Parlıyor ışıldayan gök, bahar geldiğinde
Kırlar, çiçekli mevsimde boyvermededir:
Dönsün tebessüme, acım ki derin
Bir ceset daha olsun, önemli mi dünya için!


José de Espronceda
(1808-1842)
Çeviren: Ulaş Başar Gezgin




Bu blogdaki popüler yayınlar

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

SUSMA SANATI

tek başına ve bu kadar acıyla taşıyamayacağın kadar ağır  ve dağınık geliyorsa sana  içine aldığın dünya ve yükünü paylaşsın diye  ararken içinde birilerini,  ikiz benliklerinden hiçbiri  dönüp bakmıyorsa yüzüne, önce üç gün, sonra üç ay,  sonra belki üç sene  Tanrıdan başka  kimseyle konuşmamayı dene, ne insanlarla, ne meleklerle,  ne kitaplarla paylaş derdini,  ne de kendi içindeki kalabalıkla... bir de bunu dene, bakalım,  bir de bunu dene  ve O'nun kayrasını bekle! Cahit Koytak