Ana içeriğe atla

LİZİ (Bir bardak suda kurulan hayal)

Toprak olmak için acelen yoktu
Şimdi hayal bile değilsin Lizi

Garip bir masal bu
Ne devler yaşıyor
Ne yüzyıl uyuyan prensesler
Her şey bildiğin gibi
Her şey yaşadığın gibi
Sadece ben başkayım lizi

Kavak ağaçları çevirmeseydi seni
Meyvelerin kurtlanmasaydı
Gölgen beni yakmasaydı
Bu masal yaşanmayacaktı
Bu hayal kurulmayacaktı

Sırrını sokaklara gömmek yakışmaz
Hem sır olacak ne kaldı ki
Taşlan beni biliyorsa
Lambalar da seni biliyor
Senin şahitlerinin gözleri kapalı
Benim şahitlerim ise duymuyor artık

Yine söndürüyorum seni
Kül tablama basarak
Önce külün
Sonra ateşin
Son olarak tütünün
Bir iki duman çırpınışı
Birkaç zerre ateş
Söndün işte
Başka sigaralarımla bir olamazsın
Çare ağlamakta mı lizi
Dumanında yorgunluk
Külünde ölüm
Tütününde doğuş
Ateşinde meydan okuma
Ben de ise bu cesaret!
Bu masal biter mi lizi?

Mezarlar kiraya verilmeye başlandı
Gün doğdu düşüncelerine
Başladın kopmaya
Bol yeminli korodan
Ayrı telden
Ayrı nağmeden çalmaya başladın lizi

Bir ben kaldım
Bir de hançerlerin
Ve kan
Bitmeyen/tükenmeyen
Pıhtılaşma nedir bilmeyen kan
Senin zevkin oldu lizi...

Toprakları çıkarttırdın
Boşalttın bir şehrin mezarlığını
Rutubet/
Kemik/
Ten/
Birleşti kiralık mezarlığında
Üstüne geldi altı şehrin
Göç etti insanlar
"Lizi olmasın! Lizi olmasın!" feryatlarıyla
Görev diye bana
Boş duran mezarlara
Bebekleri defnetmek kaldı
Ne olurdu sanki
Beşikleri yavaş sallasaydın
Düşürmeseydin
Kan görmemiş
Kandan ürkek bebekleri
Bana kalmasaydı bu görev
Sana da lizi olmasın feryatları

Bütün ışıklar sana meydan okur
Kazma çarpan taşın kıvılcımları
Ateş böcekleri
Gece lambam
Şehrin lambaları
Ah
Bir de o
Her gece elveda diyen ışık

Islanmış şekerleri kim seçer?...
Evet lizi
Seçiyorum artık
Ben seçiyorum
Varıyorum tazeliğine
Her şeye rağmen
kan/
bebek/
mezar/
sen...
Bunlar varken
Islanmış şekerleri seçiyorum

Daha anlatayım mı lizi?
Orkidelerin mevsimsiz soluşunu
Manolyaların hüznünü
Kasımpatıların yanmış hevesini
Anlatayım mı lizi?

Benim hammaddem topraksa
Bulutlarınki de göz yaşlarımdır
Ağlasın mı gözlerim
Ağlasın mı?
Konuş!
Konuş artık!. .

Duydum kavak ağaçları bana küsmüş
İstedi vişne ağacı meyvelerini
Kim diyebilir
Dut ağacının intikam almayacağını?. .

O kadar uzağım ki
Yaşayanların dünyasından
Uzatsan elini tutarsan belki
Cesaret et çekinme
Bir gün dönmek var lizi

Bir kurdele sıyrılır saçından
Sessizce
Acımasız
Saçlarının rengini unutarak
Ve başka kurdeleler takılır saçına
Diğer sıyrılanları bilemeden

Artık çürüdü sokaklar
Hava bile başka türlü kokuyor
Yağmur selleri
Onlar bile yatağını değiştirmiş
Aynı sokaktan geçmiyor

Büyüme sevdası sarmasaydı
Seni ve çiçekleri
İhtiyacınız kalmasaydı
Çiçeklerin suya
Senin de bana
Büyümek için
İkiniz de mesut olurdunuz lizi

Bir bardak su için
Neler yazılıyormuş bak!
Elim varmıyor
İstemiyor artık yazmayı
Faş etmeyi duygularını
Ama bu hayal
Bu bir bardak su da kurulan hayal
Bazen okyanusların
Bazen serçe göllerinin
Bazen de işte
Bir bardak suyun
Senden kalan hatıraları
Canlanıyor gözümde
O zaman aşamıyorum
Aşka tutkun gözlerini
Beklemiyor duygularım
Bir bardak suya
Seni anlatıyorum
Seni anlatıyorum lizi

Nasıl sevilir toprak adayları
Nasıl sevilir bilirsin.
Gül sever gibi
Lizi sever gibi
Ya da
Bahçıvanı gül sever gibi
Sevilir bilirsin
Yedinci katın balkonunda sevgilim
Ulaşmak o kadar zor
Onsuz olmak imkansız
Seviyorum lizi
Lizi seviyorum
Diken seviyorum
Kamelya seviyorum
O balkona ulaşmak için
Seni dahi hala seviyorum

Bilsem reddettiğini kumaşların
Hissetsem her şeyin bittiğini seninle
Anlasam bu aşkın çıkmazlarını
Yakalayabilsem ulaşmanın anını
İsyan edeceğim
Yırtacağım eski albümleri
Hatıra defteri isimli notları
Seni hatırlatan şiirleri
Saklandığın evi
Yıkacağım lizi
Bunu göreceksin lizi
Bileceksin lizi
Sevmelisin(mi) lizi

Lizi ölüm
Lizi ayrılık
Lizi nefret
Lizi kitap
Lizi toprak
Lizi gül
Lizi bir abide
Lizi penceredir, aydır
Lizi bazen hüzündür, derttir
Lizi sigara dumanı
İzmarittir kül tablasında
Aykırılıktır da
Her şeyden önce destandır

Fırtına dindi lizi
İzin çıktı ayrılığa
Lamba döşendi sokağa
İstersen artık git
Zindanıma güneş doğdu

M. Hanifi İspirli

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

AŞIRI DÜŞÜNMEK

Aşırı düşünme (overthinking) günümüzde çoğumuzun muzdarip olduğu, bizi adeta bir bataklık gibi içine çeken, enerjimizi tüketen ve içsel huzurumuzu bozan, işlevsel olmayan bir eylemdir. Araştırmalarında özellikle kadınların aşırı düşünmeye erkeklerden daha yatkın olduğunu bulan Susan Nolen-Hoeksema “Aşırı Düşünen Kadınlar” adlı kitabında, yıllarca yaptığı bu araştırmalara dayanarak kadınlar özelinde bu eylemi derinlemesine incelemekte ve çözüm yolları sunmaktadır.  1.BÖLÜM: BİR SALGINA DÖNÜŞEN AŞIRI DÜŞÜNME EYLEMİ Aşırı düşünme çoğu zaman bize bir fayda sağlamayan, aksine olumsuz duygu ve düşüncelerin altında ezildiğimiz bir haldir. Bu düşünüp durma hali, problem çözme becerimizi ve motivasyonumuzu olumsuz etkilediği gibi ilişkilerimizin ve ruhsal sağlığımızın bozulmasında da rol oynar. Nitekim kadınların depresyon ve kaygı gibi problemleri yaşama olasılığı erkeklere göre iki kat fazladır ve aşırı düşünme eğiliminin bu durumun nedenlerinden biri olarak gösterilmesi mümkündür. Yaza...

Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası

Sahife-i Seccâdiye'den' Yirminci Dua Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. İmanımı, imanın en olgun derecelerine ulaştır. Yakinimi, yakinin en faziletli mertebelerine eriştir. Niyetimi, niyetlerin en iyisine; amelimi, amellerin en güzeline yükselt. Allahım! Lütfunla niyetimi kâmil ve halis eyle. Kesin inancımı sabit kıl, kudretinle benden sadır olan kötülükleri islah eyle. Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. Gönlümün meşgul olmasına neden olan önemli işlerime sen kâfi ol. Beni, yarın sorguya çekeceğin işlerle vazifelendir. Zamanımı, beni yapmam için yarattığın şeylerle geçirmemi sağla. Beni senden başkasına muhtaç eyleme. Bana rızkını genişlet. Beni zenginlerin malına mülküne, makamına ve haşmetine özlemle bakanlardan eyleme. Beni aziz eyle. Beni kibre giriftar eyleme. Kendi kulluğunda bana boyun eğdir. İbadetimi kendini beğenmişlik yüzünden heder eyleme. Benim elimle insanları hayra yönelt. Salih ameller...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi

sana her geldiğimde ölüm hissiyle kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi geri veriyorsun hayata beni saçlarımdan ve gözlerimden öperek ayrılığın oğulusun sen ağacın toprakta gördüğüsün seni ben ufalayamam sen ben dağıtamam ben sana hiç kıyamam seni toprak çürütsün ağacın toprakta gördüğüysem bilirim dal ile toprak arasını da Mehmet Can Doğan