Ana içeriğe atla

Şiire Önem Ver

Batı dillerinde pek çok şey ifade edilemez. Çünkü doğulu yaklaşımda gerçek, temelde, özünde çok farklı bir şeydir. Bazen aynı şeye, doğu ya da batı mantığıyla baktığında, yüzeyde sonuçlarının aynı göründüğünü düşünebilirsin. Ama olmazlar. Eğer biraz daha derine inersen, biraz daha derine kazarsan, çok büyük farklılıklar göreceksin. Sadece sıradan farklılıklar değil, olağanüstü farklılıklar.

Daha geçen gün, büyük Zen ustası Basho'nun ünlü haikularını okuyordum. Batı zihni ya da batı tipi eğitim görmüş bir zihin için çok güzel şiirlere benzemiyor. Artık bütün dünya batı tipi eğitimi alıyor. Doğu ile Batı arasındaki fark, eğitim söz konusu olduğunda ortadan kalkmıştır.

Onu sessizce dinle. Çünkü senin harika şiir dediğin bir şey değil. Ancak derin bir anlamı var ve bu çok daha önemli. İnanılmaz bir şiirselliği var. Ama bunu hissetmek için çok ince olman gerekir. Onu entelektüel olarak anlayamazsın. Ancak sevgiyle anlaşılabilir.

İşte haiku şu:

Dikkatle baktığım zaman

Çitin yanında yeşeren

Bir Nazunya görüyorum!



Şimdi, ortada büyük bir şiirsellik gözükmüyor ama biraz daha sempatik bakalım. Çünkü Basho başka bir dile çevrilmiştir. Kendi dilinde tamamen farklı bir doku ve lezzete sahiptir.

Nazunya sıradan bir çiçektir. Yolların kenarında kendiliğinden büyüyen otsu bir çiçektir. O kadar sıradandır ki, kimse bakmaz bile. O değerli bir gül değildir. Nadir bulunan bir lotus değildir. Bir göl üstünde yüzen, nadir bir lotusun güzelliğini görmek kolaydır. Bir mavi lotusu nasıl göremezsin? Bir an için onun güzelliğine kapılmaya mahkûmsun. Ya da güneş altında rüzgarla dans eden bir gül. Bir an için sana sahip olur. Olağanüstüdür. Ama Nazunya sıradan, adi bir çiçektir. Bakıma ya da bahçıvana ihtiyaç duymaz. Her yerde kendi kendine büyür. Bir Nazunya'ya dikkatle bakmak için bir meditasyoncu gerekir. İnce bir bilinç gerekir. Aksi halde onu kaçırırsın. Görünür bir güzelliği yoktur. Onun güzelliği derindedir. Onun güzelliği sıradandır. Ancak o sıradanlık, olağanüstülüğü barındırır. Nazunya'da bile. Ona kalbinle bakmadığın sürece göremezsin.

Basho'yu ilk okuduğun zaman, “Çitin yanında yeşeren Nazunya'nın şiire konu olacak ne önemi var?” diye düşünürsün.

Basho'nun Japonca şiirindeki son hece olan “Kana” ancak bir ünlem işareti ile çevrilebilmiştir. Çünkü onu çevirmenin başka yolu yoktur. Kana'nın anlamı, “Hayret ettim”dir. Şİmdi, güzellik nereden geliyor? Nazunya'dan mı geliyor? Binlerce insan o çitin yanından yürüyüp geçmiş ve kimse dönüp o çiçeğe bakmamıştır. Basho ise, onun güzelliğinden büyüleniyor ve başka bir dünyaya ışınlanıyor. Ne oldu?

Burada etken Nazunya değil. Yoksa herkes onu fark ederdi. Asıl etken Bosho'nun görüşüdür. Açık kalbidir. Empatik vizyonudur. Meditasyona hazır olmasıdır. Meditasyon, simyadır. Herhangi bir metali altına çevirir. Bu Nazunya'yı Lotus çiçeğine dönüştürür.

Dikkatle baktığım zaman...

Dikkatle kelimesinin anlamı;farkındalıkla, tüm varlıkla, meditasyonla, sevgiyle, duyarlılıkla demektir. Biri umursamadan bakabilir. Ve o zaman bütün olayı kaçırır. Dikkatlice sözcüğü, bütün anlamlarıyla hatırlanmalıdır. Ancak asıl kökeni meditasyondadır. Bir şeyi meditasyonla görmek ne demektir? Zihin olmadan bakmak! Zihinsiz bakmak! Bilincinin üzerinde hiçbir düşünce bulutu olmadan bakmak. Ne gelip geçen bir anı, ne de bir arzu. Hiçbir şey. Tam bir boşlukla.

Böyle bir zihinsizlik haliyle baktığın zaman, bir Nazunya bile başka bir dünyaya dönüşür. Cennetin bir lotus çiçeği olur. Artık bu dünyanın bir parçası değildir. Sıradanlığın içinde olağanüstülük bulunmuştur. Ve bu, Buddha'nın yoludur. Sıradanlığın içinde olağanüstülüğü bulmak! Her şeyi o an içinde bulmak! Bütünü, Guatam Buddha'nın ifadesiyle Tathata'da bulmak!

Bosho'nun Haiku'su, bir Tathata şiiridir. Bu Nazunya'ya sevgiyle, kalpten gelen bir duyarlılıkla, perdelenmemiş bilinçle, bir zihinsizlik haliyle baktığın zaman, insan şaşkınlığa uğruyor. Hayrete düşüyor. Büyük bir hayranlık oluşuyor. Bu nasıl mümkün olabilir? Bu bir Nazunya... Ve eğer bir Nazunya mümkünse, her şey mümkündür. Eğer bir Nazunya bu kadar güzel olabilirse, Bosho bir Budha olabilir. Eğer bir Nazunya böyle bir şiirsellik içerebilirse, o zaman her taş bir mücevher olabilir.

Dikkatle baktığım zaman çitin yanında yeşeren bir Nazunya görüyorum!

Kana! Hayret! Şaşkınlığa uğradım! Güzelliğini kelimelere dökemiyorum. Ancak işaret edebiliyorum.

Bir Haiku, sadece ima eder. Sadece dolaylı yoldan işaret eder.

Benzer bir durum, Tennyson'ın ünlü şiirinde görülür. Bu ikisinin karşılaştırılması sana çok yardımcı olacak. Basho sezgiyi temsil eder, Tennyson ise aklı. Basho doğuyu temsil eder, Tennyson ise batıyı. Basho meditasyonu, Tennyson ise zihni. Birbirine benzeyebilirler. Ve bazen Tennyson şiiri, daha şiirsel görülebilir. Çünkü Basho'ya oranla daha doğrudan ve belirgin anlatır.

Çatlamış duvardaki çiçek
Seni o çatlaktan koparıyorum
Burada, elimde, kökün ve her şeyinle tutuyorum
Küçük çiçek, ama eğer seni bir anlayabilsem
Kökünle ve her şeyinle ne olduğunu bilsem.
O zaman Tanrı'yı da ve insanı da bilirim.

Güzel bir şiir. Ama Basho ile kıyaslanamaz. Tennyson'un nerede farklılaştığını görelim.

İlk olarak: Çatlamış duvardaki çiçek. Seni o çatlaktan koparıyorum.

Basho çiçeğe sadece bakıyor, onu koparmıyor. Basho'nunki pasif bir farkındalık. Tennyson ise aktif ve vahşi. Sonuçta eğer bir çiçek seni etkilemişse, onu koparamazsın. Eğer bir çiçek kalbine ulaştıysa onu nasıl koparırsın? Koparmak onu yok etmek, öldürmek demektir. Bu bir cinayettir. Kimse Tennyson’ın şiirini cinayet olarak görmez, ama öyledir. Bu kadar güzel bir şeyi nasıl yok edebilirsin?

Ama zihnin böyle işler. Her zaman yıkıcıdır. Sahip olmak istiyor. Ve sahip olmak sadece yıkımla mümkündür.

Unutma, ne zaman bir şeye ya da bir kişiye sahip olursan, o şeyi ya da kişiyi yok edersin. Bir kadına sahip mi oluyorsun, onun güzelliğini, ruhunu yok ediyorsun. Bir erkeğe mi sahipsin, o artık bir insan değildir. Onu işine yarayan bir nesneye çevirmişsindir.

Basho, dikkatle bakıyor. Sadece bakıyor, yoğunlaşmış bir şekilde incelemiyor; sadece yumuşak, kadınsı bir bakış. Sanki Nazunya’yı incitmekten korkarmış gibi.

Tennyson onu çatlaktan koparıyor ve...

Burada, elimde, kökünle ve her şeyinle tutuyorum. Küçük çiçek...

O, ayrı duruyor. Gözlemci ve gözlemlenen hiç bir şekilde birleşmiyor, Bu bir aşk ilişkisi değil. Tennyson çiçeğe saldırıyor. Onu köküyle birlikte söküyor ve elinde tutuyor.

Zihin sahip olduğu, kontrol ettiği, tuttuğu zaman rahat eder. Meditasyon bilinci hali, sahip olmakla, tutmakla ilgilenmez. Çünkü bütün bunlar şiddet zihninin birer ürünüdür.

Ve, Tennyson, küçük çiçek diyor. Çiçek küçük olarak kalıyor. Kendisi çok daha üst bir basamakta. O bir erkek, büyük bir enetelektüel, harika bir şair. Hâlâ egosunun içinde. Küçük çiçek!

Basho için ortada bir karşılaştırma sorunu yok. Sanki orada değilmiş gibi kendisi hakkında hiç bir şey söylemiyor. Hiçbir gözlemci yok. Burada güzellik her şeyin ötesine geçiyor. Nazunya çiçeği orada, çitin yanında yeşeriyor. Hayret! Ve Basho, sadece tüm varlığıyla hayrete düşmüş durumda. Güzellik onu eziyor. Çiçeğe sahip olmak yerine, çiçek ona sahip olmuş durumda. Çiçeğin güzelliğine, o anın güzelliğine, tamamen teslim olmuş durumda.

“Küçük çiçek, ama eğer seni bir anlayabilsem“ diyor, Tennyson.


Anlama saplantısı. Takdir yeterli olmuyor. Sevgi yeterli olmuyor. Onu anlamak önemli. Bilginin üretilmesi önemli. O bilgiye ulaşılmadığı sürece Tennyson rahat olamaz. Çiçek bir soru işaretine dönüşmüştür. Tennyson için bir soru işareti. Basho için bir ünlem.

Arada büyük fark var. Soru işareti ve ünlem.

Basho için sevgi yeterlidir. Sevgi, anlayıştır. Bundan daha anlamlı bir şey olabilir mi? Ama Tennyson sevgiden tamamen mahrum. Zihni, orada bilgi açlığı çekiyor.

Seni bir anlayabilsem
Kökünle ve her şeyinle ne olduğunu bilsem…

Zihin mükemmellik saplantısına sahiptir. Hiçbir şey bilinmeyen olarak kalamaz. Hiçbr şey bilinmeyen ve gizemli olarak kalamaz. Köküyle, sapıyla, her şeyiyle anlaşılmalıdır. Zihin her şeyi bilmediği sürece korkar. Çünkü bilgi güç verir. Eğer gizemli bir şey varsa hemen korkarsın. Çünkü gizemli şeyler kontrol edilemez. O gizemli şeyin içinde neyin gizli olduğunu kim bilebilir? Belki düşman! Belki tehlike! Belki güvensizlik! Kim bilir sana neler yapar. O, bir şey yapmadan önce anlaşılmak zorundadır. Her şeyiyle bilinmelidir. Hiçbir şey gizemli olarak kalamaz.

Ama o zaman bütün şiirsellik kayboluyor. Bütün sevgi, bütün gizem, bütün harikalık kayboluyor. Ruh yok oluyor. Şarkı yok oluyor. Coşku yok oluyor. Her şey bilindiği için hiçbir şeyin değeri kalmıyor. Her şey biliniyor. Hiçbir şeyin değeri yok. Her şey biliniyor. O zaman hayatın bir anlamı, önemi yok.

İkilemi görüyor musun? Zihin önce “her şeyi bil” diyor. Ve her şeyi bildikten sonra, zihin dönüp: “zihin dönüp;” Hayatın bir anlamı yok “ diyor.

Anlamı sen yok ettin ve şimdi anlam için aranıyorsun. Zihin, anlamın yıkımıdır çünkü her şeyin bilinmesinde ısrar eder. Üçüncü kategori olan bilinemeyene izin veremez. Bilinemeyen, sonsuza dek bilinemez kalacaktır. Ve o bilinemeyen, hayatın anlamıdır.

Bütün büyük değerler; güzellik, sevgi, Tanrı, dua; önemli olan her şey, üçüncü kategori olan bilinemeyene aittir. Bilinemeyen, Tanrının bir başka ismidir. Gizemli ve mucizevinin bir başka adıdır. Onsuz kalbinde bir merak uyanamaz. Ve meraksız bir kalp kalp değildir. İçinde merak olmadığı zamanlar, çok değerli bir şey kaybediyorsun. O zaman, gözlerin tozla doludur. Berraklığını yitirirler. O zaman kuş ötmeye devam eder ama sen etkilenmezsin. Kalbin heyecanlanmaz çünkü açıklamasını biliyorsundur.

Ağaçlar yeşildir. Ancak yeşillik seni bir dansçıya, bir şarkıcıya dönüştürmez. Varlığında bir şiiri tetiklemez. Çünkü açıklamasını biliyorsundur. Ağaçları yeşil yapan kolorofildir. O yüzden ortada şiir kalmaz. Açıklama orada olduğu zaman, şiir kaybolur. Bütün açıklamalar birer araçtır, amaç değil.

Eğer bilinemeyene güvenmiyorsan, bir gülün güzel olduğunu nasıl söylersin? Güzellik nerede? Gülün kimyasal bir parçası değil. Gülü istediğin kadar analiz et, içinde bir güzellik bulamazsın. Eğer bilinemeyene inanmıyorsan, bir insana otopsi yapabilirsin ama ruh bulamazsın. Tanrıyı arayabilirsin ve onu hiçbir yerde bulamazsın. Çünkü o her yerdedir. Zihin onu ısklayacaktır. Çünkü zihin, onun bir nesne olmasını ister ve Tanrı bir nesne değildir.

Tanrı bir titreyiştir. Eğer varoluşun sessiz sesi ile uyum içindeysen, tek elin alkışıyla uyum içindeysen, o zaman Hintli mistiklerin, ana hat dediği şey ile uyum içindesin. Varlığın müziğiyle. Eğer gizemlerle uyum içindeysen, o zaman Tanrının varolduğunu bilirsin. Hepsi bu! O zaman Tanrı, varoluşla aynı anlama gelir.

Ama bu şeyler anlaşılamaz. Bu şeyler bilgiye indirgenemez. Ve bu noktada Tennyson, can alıcı noktayı kaçırıyor. Ne diyordu?

Küçük çiçek, ama eğer seni bir anlayabilsem
Kökünle ve her şeyinle ne olduğunu bilsem.
O zaman Tanrı'yı da ve insanı da bilirim.


Ama hepsi bu kadar. Ama ve eğer!

Basho Tanrının ve insanın, o ünlem içinde olduğunu biliyor. Kana! “Şakınım. Hayretler içindeyim. Çitin yanında Nazunya yeşeriyor!“

Belki dolunayda, belki sabah gün doğarken, Basho’nun yol kenarında sanki nefesi kesilmiş gibi, kımıldamadan durduğunu görüyorum. Bir Nazunya! Ne kadar da güzel! Bütün geçmiş yok olmuştur. Bütün gelecek kaybolmuştur. Aklında hiçbir soru işareti yoktur. Sadece saf bir hayret. Basho, bir çocuk olmuştur. Bir çocuğun masum gözleriyle, Nazunya’ya sevgiyle bakmaktadır. Ve o sevgi, o duyarlılık içinde, tamamen farklı bir anlayış vardır. Entelektüel ya da analitik değil. Tennyson bütün olguyu akla taşıyarak güzelliğini yok ediyor.

Tennyson, batıyı temsil ediyor. Basho ise doğuyu. Tennyson, erkek zihni temsil ediyor. Basho ise kadın zihni. Tennyson, zihni temsil ediyor. Basho zihinsizliği.

Osho- Sezgi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Beşinci Mevsim

Fırtınalı bir günün sonunda bir dal istedi kadın, tutunmak için dostane Bir mum yaktı adamın biri, elini uzattı beyaz bir gül geldi karşılığında Böylece bir muhabbet başladı gözlerde aylarca devam etti bu dostluk sessizce Bir mum daha yaktı adam yüreğini açacaktı kadına ellerini avuçlarına alıp korkusuzca bakacaktı kadının gözlerine ve birlikte yaslanacaklardı geceye Gözlerinde aşk koynunda ihtirasla düşler! Dedi kısaca Geldim dedi kadın ama yer bulamadım kendime Korkuyla geriledi adam ya bir daha gelmezse, ya onu hepten kaybedersem diye geçirdi aklından bir kez daha erteledi düşlerini her seferinde olduğu gibi Dört mevsim yaşadı kadın çelişkiler içinde son mevsimin son gününde, aklı yenik düştü yüreğine beyaz bir gül ile misafir oldu adamın düşlerine sana geldim götür beni gözlerindeki karanlığın ötesine Dalgındı, fark etmedi adam bozulmasını istemediği bir rüyanın içindeyi kendince Utandı kadın çok utandı çırılçıplak hissetti kendini o an söndürdü mumu beyninde hoşça kal. Dedi adama ...

İnsanlıktan kaçmayan imam!

En son nefret söylemi kurbanı olan Beylikdüzü’nde kafasının arkasından tek kurşunla öldürülen trans arkadaşımızı duyduğumda şöyle bir geriye gittim... Seks işçiliği yaptığım 90’lı yıllarda bir trans cinayeti serisi başlamıştı. Travestiler bazen tornavida ile öldürülüyordu, bazen kurşunla, bazen de polisten kaçarken araba çarpıyordu. Arabalar yardım etmek için duruyordu, trans olduğunu görünce tekrar üstünden geçiyorlardı. Tabii ki aileleri tarafından reddedilen transeksüel bireylerin cenazelerinde de kimse sahiplenmiyor ve almaya gelmiyorlardı. Biz morga gidiyorduk. Bazen yalvarıyorduk, bazen durumumuzu anlatıyorduk. “Ailesi reddetmiş, kimse gelip cenazesini almayacak. Aynı soyadından kimse gelip imza atmayacak bu çok net” diyorduk. Bazı morg görevlileri pozitif ayrımcılık yapıyordu. Cenazeyi biz alıyorduk. Bazen ailelerin de sahip çıktığı oluyordu. Cenazelere hep katılıyorduk. Kimi zaman da belediye gömüyordu. Yine Kulaksız Mezarlığı’nda belediyenin gömeceği bir cenazeye katılmıştık. ...

Ben hergeleyi görmüşümdür

BENDEN DE BİR KALİNİKHTA SANA BALIKÇI 23 Kasım 1906’da Adapazarı’nda dünyaya geldi. İstanbul'da 11 Mayıs 1954’te sirozdan yaşamını yitirdi. İlköğrenimini Adapazarı Rehber-i Terakki Mektebi'nde yaptı. İki yıl Adapazarı İdadisi'nde öğrenim gördü. Kurtuluş Savaşı'ndan sonra ailesi İstanbul'a yerleşince İstanbul Sultanisi'ne girdi. Onuncu sınıfta bir öğretmene yapılan şaka yüzünden sınıfı dağıtılınca Bursa Erkek Lisesi’ne geçti, 1928'de mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde bir süre eğitim gördü. 1931 yılında ekonomi öğrenimi için gittiği İsviçre'den kısa süre sonra ayrılıp Fransa'nın Grenoble kentine geçti ve orada üç sene yaşadı. Sonraki yıllarda, Grenoble Üniversitesi'ne de devam ettiği şehirde, aslında başıboş gezerek edebî şahsiyetini bulmaya çalıştığını açıkladı. Modern Türk hikâyeciliğinin öncülerinden olan Sait Faik, getirdiği yeniliklerle “kökü kendisinde olan” bir yazar olarak kabul edilir. Klasik öykü tekniğini y...

Gelecek Yıl İlkbahar Yokmuş

Yüzünü bir kedi tırmalayacak ona deli deme sakın Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Raylarda kırmızı şarap şişeleri patlamışçasına Bu gece yağmur yağacak ona dur deme sakın Su yaramazdır, toprağın yorgunluğundan ne anlayacak İçini sürüklediğin bu korkunç mermi yuvasında En büyük dansa kalkmaya hazır ağır dallarınla Ninnilerle değil, vedalarla uyut kendini Dışarıdaki cemre sana düşmez uyma hayata Bu gece herkesin hafızası silinecek itinayla Buna kader deme sakın Zaten üç beş kişiyiz gürültümüz tuhaflığımızdan Sevişsek içkiler bitiyor sandık Ağlaşsak hüzünler harfiyen sıradan Hangimiz hainiz hangimiz hırpalandık Hangimiz kuvvetli yalnızlıklarıyla böyle olağan Sonra trenin önüne bir oğlan atlayacak Zayıf, uzun bacaklı, çetrefil, kendine kahraman Bu gece kökler yeryüzüne yürüyecek neden deme sakın Acı arsızdır, bedenin direncinden ne anlayacak küçük iskender

Bence Malumdur

dikenin kalbime battığı bir sonbahar günüdür sen elini bulutların içinde gezdirirsin bulutlar senin gözlerinin üstünde yürürler içini kurtlar kemirir bence malumdur buğulanmış camların arkasında masmavi yüzün senin ateşler içinde olduğun bence malumdur ellerin muhakkak çocuk elleridir hep kimsenin bilmediği türküler düşünürsün onlar neden daima okul türküleridir süleymancıktan bahseder kara toprakta açık yeşil bir yıldız gibi akıp giden süleymancıktan ve karınca yuvalarından bahseder ışıksız kömürsüz karınca yuvalarından gökyüzünde kızıl bir hilalin kaydığını görürsün sen ansızın gökyüzünde görünürsün gözlerinin rengi bence malumdur elinde değildir akşam serinliğinde üşüsün eylül'den itibaren geceler hazindir uzundur sokaklar yorulur uykuya varıp gelirler sokakların üstüne bulutlar gelirler bulutların üstüne yıldızların gözleri gelir bir yıldız bir yıldızın ardınca gider yıldızların kayboldukları yer bence malumdur  karanlıkta bir şeyler kopar dağılır...

Aşk gibidir şiir

Aşk gibidir şiir de: Söyleriz, söyleriz, çok şeyler söyledik gibi gelir bize, bir de bakarız ki bir şey söyleyememişiz, hep çevre de dolaşmış da öze değememişiz. Nurullah Ataç

MUTLULUĞUN TABİRLE İNŞASI

Bir padişah rüyasında bütün dişlerinin döküldüğünü görmüş. Sabah olunca bunu yorumlatmak üzere müneccimbaşını çağırtmış. Rüyayı dikkatle dinleyen müneccimbaşı üzülerek " Sultanım, bu rüya bütün sevdiklerinizin ölümünü göreceğinize işarettir ." demiş. Bu uğursuz yoruma öfkelenen padişah, müneccimbaşını görevinden azletmiş. Bunun üzerine huzura müneccimbaşının yardımcısı getirilmiş. Padişah, ona da aynı rüyayı anlatmış ve " Peki, sen ne diyorsun bu işe ?" diye sormuş. Genç yardımcı ise -biraz da çekinerek- " Efendim, bu rüya sizin, bütün sevdiklerinizden daha uzun yaşayacağınızı müjdelemektedir ." diye cevap vermiş ve yaptığı bu yorum sebebiyle ödüllendirilmiş. Kıssadaki her iki yorum da aslında aynı anlama gelmektedir. Ancak kelime seçimi ve üslup, sonucu tamamer değiştirmiştir: İlk yorum karamsarlık doğururken ikincisi umut ve güzellik aşılamıştır. Hayattaki olayların çoğu böyle iki türlü de yorumlanmaya müsait olarak kapımızı çalar. Kötüye de iyiye de yor...

Erteleme

Öbür gün, evet, yalnızca öbür gün... Yarın öbür günü düşünmeye başlayacağım, Belki her şey olup bitecek; ama bugün değil... Hayır, bugün değil; bugün yapamam. Öznel nesnelliğimin şaşırtıcı inadı, Gerçek yaşamımın uykusu, araya girmesi, Sezinlemesi, bitimsiz bezginlik- Bütün dünyam bir tramvaya yetişme çabası- Öyle bir ruh o... Yalnızca öbür gün... Bugün hazırlanmak istiyorum... Hazırlanmak istiyorum kendi yarınım için, öbür günü düşünmek için... Sonucu belirleyecek olan bu. Halihazırda planlarım var, ama hayır, bugün planlama yok... Yarın plan yapma günüdür. Yarın dünyayı fethetmeye masama oturacağım; Ama ancak öbür gün fethedeceğim dünyayı... Ağladığımı hissediyorum, Apansız ağladığımı hissediyorum, derinden içime doğru... Bugün ne olup bittiğini bilmeyin, bu bir giz, söyleyemem. Yalnızca öbür gün... Çocukken her hafta Pazar günü sirki beni eğlendirirdi. Bugün bütün eğlencem çocukluğumdaki tüm hafta süren Pazar günü sirki... Öbür gün, bambaşka biri olacağım, Yaşamım zaferle taçlanaca...