Ana içeriğe atla

Gözlüklü Hamdi’nin Notları

1.

zehirli karanfiller büyüttüm
dargınlığımın saksılarında
biberli kokuları vardı
yazın bir akşam hazırlığına benzer
kayalık bir deniz kenarında

kanlı bir karanlıktı gördüğüm
ben mi çok geniştim dünya mı çok dardı
nasıl yaprak yaprak açılıyordu
vahşi bir bitki gibi içimde keder
ağaçlar sonbahara azalıyorlardı.

2.

dağlar hayvan uykularında uzaktan
rüzgâr seviyor ağaçları
hangi tutkudur bu döner pervanelerle
ağır mumların derviş aydınlığında
gözlerinde yıldız bulmacaları
bir sap yasemin ağzında
ne düşünmektesin
tesbihinden karanlık toprağa akan
ışıltılı tanelerle

ışık filizlerinin sürdüğü kesin
en yoğun kuytularında gecenin
yalnızlığında büyük bir kalabalık kımıldanıyor
elma tek görünse de
dalından koptuğu an
yere düştüğünde bin

dağlar hayvan uykularında uzaktan
gece bakır bir ayla tamamlanıyor
tılsımlı bir uykuda incesaz çalıyor
sakallı birtakım osmanlı bestekârların
boşluklarda gezdirdiği şarkılar
yorgun argın
ince bir hicazkâr
telâşlı şataraban
ve bazı nihaventler ki sabaha karşı
sihirli lâmbalar gibi yanıyor

ne sonu belli ne başı
hangi tutkudur bu döner pervanelerle
ağır mumların derviş aydınlığında
kimbilir ne zaman nerede başlamış
kimbilir kimlerle
buğday demeden ekmek
ağaç demeden orman
sehpalara yükselmek
ve sabah karanlığında

3.

güneşi topladım
yaprak yansımalarından
gözlük camlarında biriktirip
gecemi aydınlatmak için

kıvılcımlı karanfil kokuyordu

4.

omuzlarında kar mavisi sislerin ağırlığı
solgun kavaklar
sonbaharın büyük hüznünü saklar
içimde bir su yalnızlığı
bir su yalnızlığı

dağılıyor birden
şehre elektrik tellerinden
kan gibi yüksek gerilimli akım
içimde bir su yalnızlığı
bir su yalnızlığı

ne kadar ölüme ilerlese yaşım
işe bak
o kadar çocukluğuma yakınım
ellerime kırlangıç yağıyor.

5.

ağır yaşantıların çınarlarıdır ki onlar
duman duman
görkemli batıların ufkunda bulunurlar
bakınca uzaktan
çınarlar mıdır bulutlar mı seçemezsin
gizemli yapraklarıyla başlayıp çünkü
yağmurun perdesi ardında kaybolurlar

içimde bir türkü
tutuklandığım günkü

kuşlar boşaltır koruları
cıvıltılarını kıvılcım sürüleri gibi
ardlarında sürükleyerek
nilüferler gülümser
rüya beyazlıklarıyla
göğüs geçirerek

içimde bir türkü
tutuklandığım günkü

kasım’da sevilen kızlar
nedense tedirgin ve nazlıdırlar
belki yaprakların yansımasından
bir hayli kırmızıdırlar
gümüşlü bir pus dağıtır kirpiklerini
damlalar uzar parmak uçlarından
rüzgârda savrulur söyledikleri
ölüm yalnızıdırlar

içimde bir türkü
tutuklandığım günkü

ıssızlığın kalınlığı çökertir sazlıkları
önlenemez çünkü
sırma gibi parıldar yalnız arasıra
görünmez kazların ıslıkları

6.

o kadar hızlı düşer ki martı
asılı kalır beyazlığı
havada

gözlediği balığı tutamasa da
açlığıyla çarpışır
suda

7.

soğuk denizlerin buzlu aydınlığı
yalnızca başıboş rüzgârların dolaştığı
ve hayalet gemilerin – ki tayfaları ölmüştür
buz dağları arasından
bir balık gibi sessiz görünür
belki arada yelkenlerin ıslığı
bir de albatroslar

buz denizlerinin soğuk aydınlığından
son zıpkınlı avcıların akıllarında kalan
yaşlı balinaların bir görünüp bir kaybolarak
yağdırdıkları yorgun yağmurlar
-ki gümüş fıskıyeleri gibi parlak

hayatın bir bakıma öncesizliği ve sonrasızlığı
bir bakıma üstüste bilmem kaç sonbahar

8.

uzak kıyıların ıssızlığında göz alırlar
görmüş geçirmiş incelikleriyle
gizlice kederli
gümüşten balıkçıllar
zarif iğneler gibi
kuş yürekleri daralmış
insan tedirginlikleriyle
belki yakınlaşan kasırgadan haberli
belki yaşlanmışlar
artık uçamıyorlar
gökyüzü onlara yasaklanmış

bu yelkenli gemiler midir
gün batışını karartan
yoksa bulutlar mı parça parça
bunlar hangi dumanlar
hangi gönül pusları
hangi hüzünlerin çilentileridir
bin yıllık bir kahır görüntüsü verir
dokunduğu an
denize
kuşa
ağaca

görebilsem ah
köpüklü sevinçleriyle görebilsem yunusları
ne kadar uysal
nasıl ağırbaşlıdırlar
umut çiftçileridir ki bıkıp usanmadan
sürerler karanlık okyanusları
akşam ve sabah

gözlüğümü takar takmaz o kumsal
troçkiy’in büyükada’da yalınayak dolaştığı
sönmüş bir yanardağ gibi üzgün
bir elinde balık oltası
ötekinde tabancası var
çünkü devrimden sürgün

9.

telekleri bütün cam tozu
bakışları camekân
bulut tüylerinden bir baykuştur gece
sağ omzuma tünemiş
dağınık ve kocaman

karanlık ilk bakışta belâlı görünse de
ortalığa egemen ve adamakıllı geniş
içinde bir yerinde
bir ışık çekirdeği büyüyor gizliden
diyalektiğin aydınlık ormanlarını içeren

Attila İlhan

Bu blogdaki popüler yayınlar

“Yaşlı kişinin kalbi iki şey üzere gençtir. Uzun yaşama sevgisi ve mal çoğaltma sevgisi.”

Arasıra düşmüyor değil aklıma Yabancı kadınların sıcaklığı Ama Allah bilir ya ne saklıyayım Yanında ihtiyarlamak istiyorum Turgut Uyar Ey hüzünlü ruhum,ihtiyar budala Charles Baudelaire – Neydi ayrılık delikanlı? – Hiç. Benden kaçması ihtiyar bir atlının. Süreyya Berfe Bitti aşk dolu günlerim, artık aklımı Alamaz eskisi gibi başımdan Kızların, evli kadınların, dulların çekiciliği, Terk etmeliyim o hayatı eskiden yaşadığım, İki kafanın uyuşabileceğine inanan o saf umudum geçti, Geçti aşırı şarap kullanmalarım, Yaşlı bir beyefendiye yakışacak bir günah için Sanırım para tutkusunu arkadaş edinmeliyim. Lord Byron Modern toplum düzeni, delileri, sakatları olduğu kadar yaşlıları da görünmez kıldı. Ayak altında dolanmamaları, hayatın akışında bir sekteye yol açmamaları icap eden, bu sebeple de mümkünse buharlaşan, silikleşen unsurlara dönüştüler: Bir yük, bir ayak bağı, yavaşlatan bir kaygı unsuru. Ahmet Murat Yaşlı bir adamdan duymuştum: Bir bildiği yok k...

Veda Şiirleri Bercestem

Uzun yıllardan sonra  Sana bir daha rastlarsam Seni nasıl selamlamalıyım  Susarak mı, ağlayarak mı? Lord Byron “Vedalaşmaların ilmini yaptım ben,” Sürgünlerin uzmanlığını. Bir vapur nasıl kalkar bir limandan. Tren nasıl acı acı öter, öğrendim. Cevat Çapan Büyük istasyonlardaki büyük vedalar için Trenler uzun bekler güzel bir gelenektir Büyük istasyona benziyor artık bu ev Tren bir yolcu daha edinecek demektir Abdülkadir Budak Son Tren sessizce perondan ayrılırken, Baş öne eğilir hafiften, Umuda veda, Köksal Özyürek O mavi gözlü bir devdi. Minnacık bir kadın sevdi. Mini minnacıktı kadın. Rahata acıktı kadın yoruldu devin büyük yolunda. Ve elveda! deyip mavi gözlü deve, girdi zengin bir cücenin kolunda bahçesinde ebruliiii hanımeli açan eve. Nazım Hikmet Elveda gençlikte geçen günüme Ezirâil el atıyor canıma Yanarım gençlikte, o zamanıma Acı tatlı günler hep hayâl oldu Nerde gençlikteki geçen çağlarım Sustu bülbül gazel döktü bağlarım Her gün hatırlarım her gün ağlarım Veysel ağ...

İnsanın sabır kuvvetini zayıflatan geçmiş ve gelecek zorlukları gereğinden fazla düşünmek, onu güçsüz zavallı ve ümitsiz kılar.

 Cenâb-ı Hakkın insana verdiği sabır kuvvetini evham (gerçek dışı düşünceler) yolunda dağıtmazsa, her musibete karşı kâfi gelebilir. Fakat vehmin (asılsız düşüncelerin) tahakkümüyle (baskısıyla) ve insanın gafletiyle ve fâni hayatı bâki tevehhüm etmesiyle (sanmasıyla), sabır kuvvetini mazi [geçmiş) ve müstakbele (geleceğe) dağıtıp, halihazırdaki musibete karşı sabrı kâfi gelmez, şekvâya (şikâyete) başlar.“ (Lem’alar, 2. Lem’a, 4 Nükte) Asıl sorun, baştaki dertlerin büyüklüğü değil, sabrın o dertlere yetmiyor olmasıdır. İnsan sabır kuvvetini gereksiz işlere dağıtmış, şimdi ihtiyacı olan sabrı geçmişe ve geleceğe pay etmiştir. Ordusunun yarısını sağ cepheye, diğer yarısını sol cepheye göndermiş ve düşman karşısında yapayalnız kalmış bir kumandan gibi, daha savaş başlamadan yenilmiştir. Kaderindeki musibetlere tahammül edebileceği güç ona verilmişken, bu gücü israf edip, dayanıksız bir biçimde musibetlerin karşısına çıkmıştır. Çekilen en ağır acıların, yaşanılan vakte düşen miktarı, t...

Şiir/lerde Çocukluğumuz

Annesi gül koklasa, ağzı gül kokan çocuk; Ağaç içinde ağaç geliştiren tomurcuk… Necip Fazıl Bando gelse de, gelmese de çocuklar gelecek yanıma, meraklıdır ölülere çocuklar. Nazım Hikmet çünkü Zeynep diye bir kız çocuk “canavarın zamanı yoktur” demişti yıllarca araştırdım bulamadım aslını belki de haklıydı, kimbilir Turgut Uyar Gözlerim çocukluk fotoğraflarında mı kaldı Murathan Mungan “Dostça gülümsedi. Bu gülümseme sanki bana değil de çocukluğuma gitmiş gibiydi.” Romain Gary özlüyorum pişirdiği ekmeği kahvesini dokunuşunu çocukluğum büyüyor içimde günden güne. göz kulak oluyorum kendime ölürsem çünkü utanırım annemin gözyaşlarından Mahmut Derviş başını cama dayayan çocuk hoşçakal ben burada kalıyorum güneşin altında anteni çıkar radyonu aç düşlerini unutma Ahmet Güntan kocadım, geri ver çocukluğumu anne eşlik edebileyim diye küçük serçelere …dönüş yolunda senin bekleyiş yuvana. Mahmut Derviş Çocukluklardı bilincimin iskeleti ...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

KÜÇÜK TRAGEDYALAR

Kızım Zeynep için. “Kilimanjaro 6500 metre yükseklikte karlı bir dağdır... Tepeye yakın bir yerde kurumuş ve donmuş bir pars iskeleti vardır. Bu kadar yüksek yerde pars ne arıyormuş kimse akıl erdiremiyor.” ERNEST HEMİNGWAY "Kilimanjaro'nun Karları" ÖNDEYİŞ Bedenim üşür, yüreğim sızlar. Ah kavaklar, kavaklar! Beni hoyrat bir makasla Eski bir fotoğraftan oydular. Orda kaldı yanağımın yarısı, Kendini boşlukla tamamlar. Omuzumda bir kesik el, Ki hâlâ durmadan kanar Ah kavaklar, kavaklar! Acı düştü peşime ardımdan ıslık çalar. Bir çakal uluması kulaklarımda, Çocukluğumun hasat gecelerinden kalma Göçtüğümüz tarlada, yıldızlı gök altında Yorganı başıma çekerdim korkuyla. Ben çok küçük tanıştım, kervan kıran acıyla. — Bilici hadi söyle beni bekleyen ne? Suya bak, aleve sor, göçebe rüzgârı dinle. Yeni bir kente gideceğim burdan. Ne uğurlayan olacak beni, Ne orda karşılayan güvermiş bir sevinçle. — Su bulanık, duman alevi boğuyor. Rüzgâr suskun bu g...

Cahit Zarifoğlu Şiirleri Bercestem

açık açık çağırır aşkını burda mı daha mı uzakta bütün bir geceye dayar alnını * Anılar defterinde gül yaprağı Gibi unutuldum kurudum * Eyvah hüzün bu Eyvah hüzün yine * Şunu da yaz bedeli olsun  Sabırla titreyerek öyle yalın  Ve kimsesiz olmadan oturacağız  Kıyısında ayrılığın  * Bir miktar da elbette ağlamak istersin Saçın kararmış yakından neşeli insanlar geçmiştir Haydi toprağa çök de ağla Ve bre Başının üstüne uykular çağıran adam * Yazdıkların şiir değilse kalsın Cennetse sevdan çık dışarı * Üzgün melal içre ve âşık   Yürüdüğüm deniz sahillerindeyim  * Ve elbet Gözlerin sularımdan çekilince ürkek bir ceylanla anlaşırım yüzünün çok yakını olan bir limana dilinin ve ağzının verdiği baş dönmesine bahçeni tutan tavşanlara sığınırım * Anlıyorum kaçmaya zaman yok Şafak birden doğrulacak * bir adam bir kadın var içimde iyice anladım  bana bunu sess...

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...

Tapu Sicil Muhafızı

“Benim şiirim tüfeğidir kavgamın” Diye kükreyerek, Zehir zemberek Bir şiire başlamanın özlemiyle öleceğim; Ama neyleyim ki ellerim, Yedek subay eğitimi dışında Görmedi tüfek. Benim şiirim ne tüfektir... Ne kelebek. Ne de hâyal ülkesinin nârin bir kızıdır; O, gözlüklü ve siyah kolluklu Bir tapu sicil muhafızıdır ki, Eski günler ve anıların Tapularını saklar. Şimdi gel ey Muhafız Bey, lütfen Cenuptan karanlık çocukluk, Şimalden ilkokul başlangıcı, Şarkından Feriköy mezarlığı, Garbından İkinci Dünya Savaşı İle muhat arsanın, Tapusunu ver. O arsa ki 1943 yıllarının Anılarıyla dopdoludur, Bir anı müteahhidi alıp 1979 anılarından Kat karşılığı bina dikecek. Hüsrev Hatemi