Ana içeriğe atla

kaybedenler kraliçesi -1/3-

Burda çalışmaya başladığımın ilk günüydü.Masalar yavaş yavaş boşalmaya başlamıştı. Kazananlar yüzlerinde aç gözlü bir gülümseme, kaybedenlerse "yarın mutlaka" diye söylenerek yavaş yavaş kumarhaneyi terketmekteydiler. Mekancı saate baktı, nereseyse dörde geliyordu. "Birazdan gelir" dedi kendi kendine.
-Kim?
-Kaybedenlerin kraliçesi.
-Kaybededenlerin kraliçesi mi?
-Gelince görürsün..
Bir kaç dakika sonra kapı açıldı. Şimdiye kadar gördüğüm en yorgun yüzün sahibiydi gelen. Kadın olduğunu masaya yaklaştığında ancak farkedebilmiştim.Hoyratça kırpılmış saçları ve çelimsiz bir oğlan çocuğunu andıran vücuduyla, ayaklarını sürüyerek masaya ulaştı."Erkelere mahsus" bu mekanda gördüğüm tek kadındı.
-Ama,, Bu bir kadın..
-Şşşşttt.. Sakın müdahale etme..
İçeri girdiği andan itibaren bütün gözler ona mıhlanmış gibiydi. Zar, pul, kağıt ve diğer tüm sesler donmuştu. Masaya oturmasıyla beraber meraklı bakışların sahipleri, bir büyünün esrarına çekilenlerler gibi halka oluşturdu çevresinde.
Gözlerimi yüzünden alamıyordun. Aynı anda bu kadar tezat ifadeleri yüzünde birleştirmeyi nasıl başarabilmişti. Çocuk değildi, kadından eksik, erkekten fazla, öfkeli ama bir okadar merhametli, çaresiz ama bir o kadar muktedir.
Ürperti.. Evet, tek hissettiğim buydu.. Biraz sonra Tanrılar için kurban töreni başlayacak gibiydi.. Neden böyle düşündüğümü bilmiyorum ...
Siyah pelerininin çebinden, kadife bir örtü çıkarıp masaya fırlattı.. Örtü açıldı.. Bir zarın açılmış görüntüsü... 1'den 6' ya kadar sayılar.. Neredeyse parçalanmak üzere olan bu garip örtüye hiç bir anlam verememiştim.
Bir sigara yaktı ..Elleri siyah eldivenin içinde o kadar küçüktü ki.. O an o elleri görebilmek için bir haftalık yevmiyemi feda edebileceğimi düşündüm..
Mekancı güçlükle duyabileceğim şekilde fısıldadı:
-Sadece 3 oyun.Tek başına.. Ve yine kaybedecek...
Ceplerinden beş kırmızı kese çıkardı. Ve her birini özenle yerleştirdi.
1-5-2-3-6 .. Sadece 4 ü boş bıraktı.
Avuçlarının içinde birden beliriveren zara baktı.. Tek bir zar.. Bu nasıl bir oyundu.. Kime karşı oynanıyordu.. Örtüdeki beş sayıya kese bırakılmıış, biri boş.. Hiçbir şey anlamıyordum.
Mekancı ile göz göze geldiler.Sigarasından derin bir nefes çekti.. Zarı kadife örtünün üzerine fırlattı.4....
sessiz kalabalıktan " Ooooooo" sesi yükseldi.
Mekancı örtünün üzerindekileri toparladı..
Tekrar beş kese... 2-6-1-4-3. Bu defa 5 boşta.. Zar tekrar atıldı.. 5...
Örtüdekiler toplandı.. Ve 3. oyun.. Keseler 5-4-2-6-1 e yerleşti.. 3 boşta .. Zar atıldı..3..
Her defasında sessiz kalabalık mucizenin gerçekleşmesine hayret edercesine " Ooooo" diyordu..
Mekancı örtüdekiler topladı.. Yüzünde sevinç yada üzüntü belirtisi bir ifade aradım. Yoktu.. Ve içeri girdiği gibi ayaklarını sürükleyerek çıkıp gitti.
Bu oyun günlerce sürdü.. Günlerce geldi ve her defasında cebindeki beşerden toplam onbeş keseyi bıraktı ve gitti.
Kimdi ,ne yapmaya çalışıyodu bunları öğrenmek arzusu ile çıldırıyordum..
O gace de sabaha karşı geldi ve kaybetti.. Peşi sıra çıktım .. Olanca sessizliğimle onu takip ediyordum.. Bu esrarı çözmekle memur edilmiş gibi hissediyordum kendimi.. 4 katlı köhne apratmanın kapısından içeri süzüldü, ben de peşinden.. Işıkları bile yakmadan ilerliyordu.. Merdivenleri karanlıkta çıkabilme ustalığını edinmişti.. 3.katta bir daire kapısı, sessizce açıldı.. Kapıyı arkasından açık bırakması garipti..Öylece kaldım.. Kanımı donduran bir ses ile adeta emretti:
-Gir..
Yakalanmış bir hırsız gibi huzursuz olmuştum..
-Farkettin demek. diyebildim
-Biliyordum.
-Kimsin sen?
-... Merak ettiğin bu mu?
-Bu ve bir de...
-Kimim ben.. Hiç kimse.. yada herkes.. Bilmem.. Farkeder mi..
-Peki şu oynadığın oyun..
Gözlerinde korkunç bir öfke ile döndü..
-Oyun mu.. Ben oyun oynamam.. Hem de hiç.. Kumar...
-Kime karşı?
-Kendime..
-5 sayı dolu sadece biri boş.. Neden hepsine oynamıyorsun.
Alaycı bir ifade ile, isteksizce cevapladı..
-Kaybetme ihtimalini sıfırlarsan kumar olmaz ki..
-Peki ya keselerin içindekiler.. Onlar ne?
- Anlar.. Anılar.. Dün.. Bugün.. Gelecek..
-Peki bu kadar kaybetmekten korkmuyor musun..
Hiç birşey anlayamamama hayret bile etmeden baktı yüzüme..
-Korkmak mı.. Kaybetmekten mi.. Kaybetmekten korkan bir kumarbaz gördün mü sen...
Bu gece boyunca son konuştuğumuz cümle oldu..
Birden bütün ışıklar söndü.. Alkolün mü yoksa başka birşeyin mi etkisiyle bilinmez kendimden geçmişim. Belli belirsiz hatırladığım tek şey yatakta dönüştüğü şeyin şimdiye kadar görmediğim ve hissetmediğim bir şey olduğuydu..Bilmediğim bir tad, garip bir ürperti.. Bu sevişmek değildi.. Sevişmek böyle birşey değildi.. Bunun adı neydi.. Bütün bunların anlamı neydi? Kimdi? Yoksa aklım bana garip oyunlarından birini mi oynuyordu.. Bu hal kaç saat yada gün sürdü bilmiyorum. Kendime geldiğimde, devasa bir yatağın içindeydim.. Siyah pelerini ile gitmek üzere hazırlanmıştı.. Yataktan doğrulup ardından seslendim:
-Nereye?
Döndü .. Yüzünü son görüşümdü...
-Kaybetmeye...
Bir daha mekana gelmedi.. Bir daha o köhne apartman dairesine de gelmedi..
O gece rüya mıydı ,gerçek mi asla bilinmedi.

Üryan

Bu blogdaki popüler yayınlar

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

BENİ HİCRĀN İLE DİL-ḪASTE VÜ ZĀR U GİRYĀN

I Beni hicrān ile dil-ḫaste vü zār u giryān Bıraġıp gitdi o bı ̇̄-raḥm u mürüvvet el-ān Āteş-i ḳahr ediyor cism-i niżārım sūzān Lebime geldi mülākāt ümı di ile cān ̇̄ Bir ṭarafdan elem-i cism ü ża‘ı ̇̄f ü ḥayrān Bir ṭarafdan da hücūm etmede ża‘f-ı hicrān DÎVÂN  Bāri yā Rab ten-i efsürdemi bı ̇̄-cān eyle Beni ḫāk eyle raḳı bānımı ̇̄ ḫandān eyle II Aġla eydı de hemān ġayrı ne kārıñ vardır ̇̄ Giryeden ġayrı bu ‘ālemde ne vārıñ vardır Aġla kim elde hemān nāle vü zārıñ vardır Aġla aġla ki o zālim gibi yāriñ vardır Mest ol ḫūn-ı ciger iç ki ḫumārıñ vardır Ṣanma bı ̇̄-çāre seniñ yār u ararıñ vardır Künc-i ḥasretde enı si̇̄ ñ kederiñdir ancaḳ Saña hem-derd olan eşk-i teriñdir ancaḳ III Düşdügüm dem reh-i hicrāna perı şān gezerim ̇̄ Kendi kendimden o demden beri yoḳdur ḫaberim Bend edeli ser-i gı sūsuna tār ̇̄-ı naẓarım Ejder-i aşḳ urup pāreledi tā cigerim Ṣanma ḳandır bu gözümden dökülen eşk-i terim Dı deden geldi derūnumdaki zehr ̇̄-i kederim Hānmān-ı dilimi yaḳdı ḫarāb etdi firāḳ...

HAKLI OLMANIN KORKUNÇLUĞU

çarenin de insanı dermansız bıraktığı anlar vardır  delilerin yazları giydiği o serin palto gibi  peruktan, örtünmek icat eden bir general gibi mesela çarparak  kapısını gittiğim evlerin vahşetine benzemiyor  terk edilmek.  Üstelik bu saatte çıbanlar  "karşında kekelemeden konuşmak gibi" kudretli bir isteği anlamıyor  keşke diyorum  zalime dönüşüyor bütün kelimeler haklı olmak ne kadar korkunç  ağrıyan sırtlarıyla daktilo kadınlar takılıyor aklıma  evden çıkarken bir öğune yetmeyecek bıraktığım para.  gramofon avratlar telaşla söylerken şarkıları gülsem, karşımda gülmeyecek kimse yok çünkü ben ardından üzülecek değil  unutulacak adam olarak yaratılımış bir aşiretin  uzak şehirlerdeki başı dik şubesiyim  içim, karla karışık bir gece ki ne karanlık, ne sabah  başımda çok satacak bir endişenin müşterileri  gözlerimi kapatıp bağırıyorum  beni öldürenler bir adım öne çıksın! diye  duvardaki tablo susuyo...

DİVAN ŞİİRİNDE ÖLÜM KARŞISINDA ÂŞIKLARIN İSTEKLERİ

Divan şiirinin temel mazmun çerçevesini âşık-maşuk arasındaki ilişki şekillendirir. Şiirlerde en fazla işlenen konuların başında, sevgili ve ona ait güzellik unsurlarıyla bunlara karşı âşıkların yaklaşımı gelmektedir. Divan şiirinde âşık, daima şairin kendisidir. Bu yüzden her şey sonuçta aşk ile ilgili görülür. Onun aşkı, mücerret güzelliğe duyulan bir aşktır. Âşığın gıdası üzüntüdür. Sevgiliden daima lütuf bekler. Sevgilisiyle asla bir araya gelemez. Onunla olan beraberliği daima hayalîdir. Âşık sevgilisinden beklediği ilgiyi görmek şöyle dursun, ondan daima işkence ve eziyet görür . Bu durum karşısında bile sıkıntılara tahammül etmesini bilen, hâline şükreden âşığın sevgilisine karşı olan aşkı daha da artar. Hatta sevgilinin sahip olduğu güzellik karşısında canını, ona verecek kadar cömerttir. Ancak o, bir türlü sevgiliden beklediği ilgiyi göremez. Sevgiliden daima ayrı kalır. Bu da âşık için bir ölümdür. Bu nedenle hayat ile ölüm arasında bir bocalayış içindedir. Ölüm, insanoğlun...

Kİ AZRAİLE BĀRİ EYLE FERMĀN BU ARADAN BİZİ GELSÜN ÇIĶARSUN

Ķuluŋ işi güci dāǿim ķuśūrdur Senüŋ ismüŋ ile şānuŋ ġafūrdur Baġışla śuçumuzı luŧfuŋ ile Daħı ķurtar Ǿaźābdan fażluŋ ile Ǿİnāyet ķıl bize sensin teālā Ħalāś eyle belādan yüce Mevlā Żaįf ü dil-şikeste ħasteyem ben Naĥįf ü beste vü dem-besteyem ben Dükendi gözlerümden yaş ile ķan Gözüme uyħu gelmez oldı bir ān Dün ü gün zārilıķla dirüm Allāh Giçüpdür ömrimüz āh ile her gāh Bilüm bükildi kaddüm nūn oldı Gözüm giryān ü baġrum ħūn oldı Bilürsin yā İlāhį sen firāķum Dil ile şerĥ olınmaz iştiyāķum Nedür bilmem ki bu derdüŋ Ǿilācı Ki hįç yoķdur cihānda bundan acı Cihāna ķopısar bir gün ķıyāmet Bizüm başumıza her gün ķıyāmet Adūnun cevri žulmi cāna giçdi Daħı ķahrı vü zehri ĥadden aşdı Ne cevr itdi cihānda baŋa düşmen Ħuśūśā kim bilürsin saŋa düşmen Benüm ĥālüm saŋa rūşen degül mi Benüm seyrānuma il şen degül mi Disem ġayrılara ĥālüm ĥikāyet Ki ķorķaram idem senden şikāyet MuǾįn ismüŋ bize dāfiǾ degül mi Ġażabdan raĥmetüŋ vāsiǾ degül mi Eger derdimüze olmazsa dermān Ki Azrāile bāri eyle fermān ...

GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM

MÜSEDDES I 'Aceb mi baht-ı siyahım-çün āh u' vāh ederim  Anıñ şikayetini yāre dād-hāh ederim  Hücum-ı hasreti gör bense gah gah ederim  Gehi ġarik-i tahayyür gehi şināh ederim "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" II Benim firākıñ ile dil-şikest olan 'āşık  Hāyal-i hüsnün ile büt-perest olan 'aşıķ Mişāl-i secde düşüp hāke pest olan 'aşıķ  Fenā-yı aşk ile bi-pā vü dest olan 'aşıķ "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rah ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" III Firāz-ı 'arşa çıkar āh vāhımız her şeb  Nedir bu 'alem-i firķatde çekdigim yā Rab Bu muydu hilķatimizden bizim 'aceb matleb  Göñül gezer ser-i kūyunda muzțarib kāleb  "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" IV Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin  Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ  Ne özge çillesi var [hecr...

AÑLADIM CEVRİÑE PĀYĀN U NİHĀYET YOḲDUR

I Añladım cevriñe pāyān u nihāyet yoḳdur  Bende de ẕerre ḳadar ṣabra liyāḳat yoḳdur II Kıldıġın gün nigehiñ āfet-i dı n ü ̇̄ ı mān ̇̄ Kākülüñ eyledi kālā-yı şuʻūrum tālān  Ḥālime ṣoñra cihān ḫalḳını etdiñ ḫandān Ne o fitne ne bu bı ̇̄-gāne teġafül el-ān Bu tecāhüllere hep şimdi nedir bā’is̠olan Bir gün ġarażıñ ḳatlim ise ḳıl fermān Niçe bir ‘āşık-ı nā-çāra bu kec-ṭavr u edā Merḥamet ḳanda be-hey ḫusrev-i iḳlı ṁ̄ -i cefā III Ġam-ı ‘aşḳıñla beni ‘āleme rüsvā etdiñ ‘Aḳl u nāmūsumu temkı nimi yaġma etdiñ ̇̄ Aşḳ nāmında bir āşüfteye hem-pā etdiñ Reh-i kūyuñ şaşırıp bādiye-peymā etdiñ Sūziş-i cānı dönüp nār-ı tecallā etdiñ  Ṣubḥ-ı vaṣlı şeb-i hicrānda ı mā etdiñ ̇̄ “Len-terānı ”̇̄yle edip ṣoñra yine ‘atf-ı ḫitāb  Eylediñ ‘āşıḳı biñ nāz ile zār u bı ̇̄-tāb IV Öyle mest-i elem oldum ki şu‘ūrum yoḳdur  Neylesem ẕerre ḳadar şevḳ ü sürūrum yoḳdur Zülf-i dildār hevāsıyle ḫużūrum yoḳdur Baña luṭf eyle deyü ḳudret-i zūrum yoḳdur Gerçi icrā-yı şikāyetde ḳuṣūrum yoḳdur ...