Ana içeriğe atla

Şairlik alınyazısıdır, kaçamazsın.

-Neden şiir?

Tembel işi olduğu için. Çünkü yazarsın beş satır, on satır, en fazla onbeş satır. Temize çekersin, bir daha temize çekersin, bir daha temize çekersin, son şeklini alıncaya kadar. Yaz-boz tahtası gibi üzerinde uğraşırsın, son şeklini aldığı zaman "oh" dersin. Düz yazı yazsan beş-on kere temize çekilir mi onbeş sayfa, çekilmez! Sonra esin derler, esin geliş şekli şiir halinde oluyor. Düzyazı olarak yazsam o şiirdeki güzellik olmuyor. Zaten, yazdığım şeyin kendimce beğenilmesi, en önemlisi budur. Yoksa atarım çöpe. Bir de şunu söyleyebilirim. İnsanın başına türlü türlü şanssızlıklar gelebilir, etki altında kalır. Bu etkiden kurtulmanın çaresi şair için ne olabilir? Oturur bir şiir yazarsın, şiir biter, bakarsın hafiflemişsin. Ondan sonra oh,r ahat uyursun. Sabah uyanırsın o yazdığın şiiri büyük bir merakla okursun, bir de bakarsın ki şiire benzemiyor, kaldırır atarsın. Önemli olan onu yazmaktır. Deşarj olursun. Bu da şiirin tedavi işlevidir.

-Neden mahlas?

Ben yazmaya başladığımda,onsekiz yaşlarındaydım. Gazeteye verince kendi ismimle verseydim, evdekiler "Ne boş şeylerle uğraşıyorsun" diye kafa ütüleyeceklerdi, ondan kendimi kurtarmak için Zahrad diye bir isim uydurdum. Gün geldi, kendi ismim unutuldu, Zahrad tanındı.

-Sizin şiiriniz üzerine yazanlar, konuşanlar hep bir iyimserlikten bahsediyorlar. Bunun, ölüm fikrine çok yakın yaşamış olmanızla bir ilgisi var mı? Babanızın verem olmasından dolayı sizin de verem olacağınız korkusunun hayatınızdaki yeriyle mi ilgili bu?

Gayet tabii. İlk gençlik yıllarımda, veremin kalıtımla babadan geçtiğine inanılırdı. Etrafımdakiler "Zavallı çocuk, genç ölmeye mahkûm" diye düşünürlerdi ve acırlardı. Ben bunu hissederdim. Kendi karakterimin yoğrulmasında bu duyguların da rolü olmuştur. Bu bana hem hüzün vermiştir hem de buna karşı bir reaksiyon göstermek durumunda kaldım. O reaksiyon da bir hoşgörü olarak ortaya çıktı ve zamanla bu iyimserlik şiirimde esas bir öğe oldu. Hatta biliyorsun Ermenice yazıyorum ve Ermeniler nezdinde çok önemli yazarlar kendi makalelerinde şiirimi ele almışlardır. Bunların en meşhurlarından biri olan Hrant Matevosyan'ın (Ermeni Yazarlar Birliği'nin başkanıydı, Yerevan'dan) bir sözü var; diyor ki "Zahrad ilk olarak Ermeni şiirine gülümsemeyi getirdi." Bu demek oluyor ki, o zamana kadar Ermeni şiirinde gülümseme diye bir hafiflik yokmuş.

-Son seksen yıl dışında İstanbul hep Ermeni edebiyatının kalbinin attığı bir yer oldu. Siz de bu mirası taşıyanlardansınız. Sizin şiir yazmaya başladığınız yıllarda nasıl bir ortam vardı?

Ben şairin müstakil olmasından yanayım. Ancak, dönemin estetik anlayışına karşı kürek çekmenin faydası yok. Benim ilk yazıya başladığım yıllardaki on-onbeş şiirim klasik tarzda yazılmıştır. O şekilde yazmakta da ustaydım. Sonra o formu bıraktığımda bunu beceremediğimden değil, günün modasına uymak için bu şekilde yazmaya başladım. Moda deyince, etek kısa olur, uzun olur, saç yandan mı ayrılır, ortadan mı ayrılır gibi bir moda anlayışından bahsetmiyorum. Edebiyata bakış açısından, estetik bakımdan diyorum. Klasik olan şeyler vardır elbette, ama ben çoğunlukla yeni olana bakıyorum. Türkiye'de Orhan Veli'yle gelen Garip Akımı filizlenmişti ve kabul görmüştü. Melih Cevdet, Oktay Rifat gibi yazarlar...O zaman henüz Nâzım Hikmet'i okuyamazdık. Sonra belli oldu ki, o da bu estetiğin, bu yolun yolcusu. Şimdi Nâzım'ı serbestçe okuyoruz ve ne kadar büyük bir şair olduğunu anlayabiliyoruz.

Ermeni şiirine gelince... Bizde de bir-iki gönüllü genç şair, yeni bir akımın öncüsü oldular. Bunlardan biri Garbis Cancikyan'dı diğeri de Haygazun Kalustyan'dı. Bunlarla hemfikir başka şairler de vardı. Cancikyan ile Kalustyan gayet samimi arkadaştılar. 1943'te Balkıs adlı bir kitapçık yayımladılar. İlk başta Cancikyan manifestoyu andıran bir yazı yazmıştı. Yeni şiiri belirledi o yazı. Orhan Veli'nin koyduğu prensiplerdi aşağı yukarı bunlar.  Şairanelikten kaçıyordu. Lüzumsuz kelimelerden kaçınıyordu. Vezin ve kafiyeyi unutmuştu. Ben de o şekilde yazmaya heveslendim. İlk başta bu yazdıklarımın şiir olmadığını,bunları yazanların da neredeyse deli olduğunu iddia eden bir kitleyle karşılaştım (İstanbul'daki Ermeniler). Yine de İstanbul'daki Ermeni yazarlardan ve bilhassa otorite olarak görülen yazarlardan kabul gördü şiirlerim. Bunlar beni devam etmeye yüreklendirdi.

-Siz Ermenice yazarak tüm dünyadaki Ermenilere ulaşabiliyorsunuz. Filipinler'den Amerika'ya dünyanın pek çok yerinde şiirlerinizle tanınıyorsunuz ama kendi yaşadığınız ülkede çok daha az biliniyorsunuz...

Şairin az kişi tarafından okunur bir dilde yazması o şair için büyük bir bahtsızlıktır. Şair kendi ana dilinde yazmalı. Hatta derler ki kendi dua ettiği dilde yazmalı, başka şansım yok. Onun için biz Ermeni şairleri kendimizi tanıtmak için iyi çevirmenlere ihtiyacımız var. Benim şiirlerim parça parça yirmi iki dile çevrilmiştir. Bunları çevirenlerin bir kısmı Ermeniceden çevirmişler, bir kısmı da ikinci bir dilden yani Rusçadan ya da İngilizceden başka dile çevirmişlerdir. İngilizceye çevrilmiş iki kitabım var. Can Yücel de İngilizcesi üzerinden çevirdi bir şiirimi, Türkçeyi onun kadar iyi kullanan az gördüm.

-Tıp fakültesini bıraktıktan sonra çeşitli işlerde çalıştınız, kemer imalatı, kravat ticareti, musluk ve zincir imalatı gibi farklı işlerle uğraştınız. Şairlik ise hep bunların yanı sıra devam eden bir uğraşı oldu...

Şairlik alınyazısıdır, kaçamazsın. Bazen işten kaçar ve kendimi şiire kaptırırdım. Böyle işten çalınan zamanlarda yazdığım şiirler çoğunlukla başarılı olurdu. Onu yapmasaydım, şiiri çoktan bırakmış olurdum. Yirmi seneye yakın bir zamandır emekliyim. Şiir de olmasaydı, hayatımın hiçbir anlamı kalmayacaktı. Bilakis zamanla şiirlerim daha fazla sevildi ve tanındı. Ben de daha fazla sevildim ve daha fazla tanındım.

-Yücel Kayıran, Birikim dergisinde yayımlanan bir makalesinde şiirinizde modern ulus-devlet tarihinin yer almadığını, bu anlamda tarih dışı olduğunu söylüyor. Doğru mu bu? Sizin şiirinizde Türkiye tarihi yok mu?

Tamamen angaje mi olmam gerekiyor? Yollarımız kesişmez.

-Burası sonuçta yaşadığınız ülke, niye kesişmez?

Niye kesişsin? Bir beklentim olmadığı için kesişmez.

-O halde Kayıran'ın söylediği doğru...

Bu enteresan bir konu, düşüneyim... Ben kendi yolumda gidiyorum...

-Siz neredeyse Cumhuriyet ile yaşıtsınız. Cumhuriyet tarihinin tanığısınız. Yaşadığınız ülkenin tarihinin size etkisi olmadı mı?

Yok demeyeceğim ama var da demeyeceğim. Anlatabildim mi?

-Hayır anlamadım.

Şiirlerimde bir etki pek göremezsin. Kişisel olarak etkilenirim ama şiirlerim etkilenmemiştir.

-Nasıl açıklıyorsunuz bunu?

İnsan şiir yazarken her hissettiğini kâğıda dökmez. İnsanda bir kontrol vardır. Bilhassa sanat eseri ortaya çıkaran biri için o kontrol şarttır. Ben şiirin sırf edebiyat ürünü olarak değil, bir sanat eseri olarak ele alınması taraftarıyım. Ve sanat eserinde de ufak aksaklıklar bütünü bozar. O kontrol sayesinde şiire bir nutuk kuruluğu vermemeye çalıştım. Bazı şeyleri benzetmeyle geçiştiririm. Şairin görevi muhakkak ki dünyayı güzelliklerle donatmaktır.

Şair dediğin kendi duygularını anlatmaz ancak yazar. Kendi duygularını hemen kaleme almaz, bekler. Olgunlaşmasını ve bir düşünceye evrilmesini bekler. Benimsemesini bilir. Ve benimsediğini sırası geldiğinde anlatmasını bekler veya hiç anlatmaz.

-O halde sizin şairiniz, pek de yaşadıklarını yansıtmayan daha çok yaşadıkları üzerine uzun uzun düşünen ama az yazan biri midir?

Öyledir. Laf ustasıdır.

-Şiirinizi okuyan yabancı okurlar, sizin şiirlerinizde yaşadığınız yere ve kimliğe ilişkin kimi etkiler görüyorlar...

Şiiri benim anladığım gibi, iyidir diye düşündüğüm şekilde yazıyorum; onun analizini yapmak okuyanlara düşer. Demek ki onlar benim şiirlerimde kimliğimi buluyor, ne olduğumu şiirlerimden anlıyorlar. Bunların galiba hepsi psikolog, felsefeci... Psikanaliz yapar gibi inceliyorlar kimbilir! Ben neysem oyum, arzu ettiğim gibi yazıyorum.

-Zahrad'ın yaşadığı yerin, yani İstanbul'un kendisi için önemi ne?

İstanbul'da doğmuşum. İstanbul'dan başka yerde de yaşamak istemiyorum. Ben İstanbul çocuğuyum. Derin bağlarla bağlıyım İstanbul'a. İstanbul'un bana verdikleri çoktur.

-Ne verdi?

Hayatı vermiştir bir kere.

-Nasıl bir hayat?

Tatlı bir hayat. Diyeceksin ki hiç sıkıntı yaşamadınız mı; sıkıntıları karşılayacak kadar terbiye edilmiş bir ruh halim vardı.

-Bu terbiyeyi neye borçlusunuz?

Kendi felseme borçluyum.

-Nedir o?

Ben kaçmaya bakıyorum, sen daha soruyorsun... Felsefemi şiirlerimde bariz olarak görebilirsiniz... Tamam mı?

-Peki. Ermenice edebiyatın bundan sonrasını nasıl görüyorsunuz?

Önümüzdeki dönem umutsuzluk dönemi. Biz kendi tarzımızı kendimiz yarattık ve yepyeni bir akımın öncüleri olduk. Ama Ermeniceye karşı ilgi çok azaldı. Ermenice yazanlar da yavaş yavaş kayboluyor. Aynı şey İstanbul Ermenileri için de geçerli.

-Türkiyeli şairler ne kadar farkına vardı İstanbul'daki Ermeni şiirinin?

Türkiye'de şairler pıtrak gibi. Yüzlerce. Onların arasında herhangi birinin Ermeni şiirine dikkatini çevirmesi zor. Benim hakkımda aşağı yukarı on, on beş tane eleştiri çıktı Türkçe. Bazıları gayet iltifatkar. "Zahrad'ın şiirleri okunmaz, içilir" diyor Pakize Barışta. Ankara Üniversitesi'nde okuyan bir öğrenci geldi "Garip Akımının iki temsilcisi: Orhan Veli ve Zareh Yaldızcıyan" başlıklı bir tez hazırladı ve kabul edildi.

-Türkiyeli okur, İstanbul'da bir Ermeni şiiri olduğunun farkında mı?

Hayır değil.

Kaynak: nabukednazar

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...