Ana içeriğe atla

Divân-ı Pertev

Ya’kûb-ı gamem Yûsuf-ı gül-pîrehenüm yok
 Hüzn ile figân itmege beytü’l-hazenüm yok

Etrâfumı hâr-ı gam alup kendümi sandum
Bir şâhçeyem tâze açılmış semenüm yok

İtdürsem olur fâhte-i zârı ferâmûş
Reşk-âver-i serv-i çemen ol nârvenüm yok

Bîhûde ne feryâd ideyüm hâruñ elinden
Bu bâgda bir gonçe-gül-i nesterenüm yok

Tâ olmayıcak Pertev o nev-rüste hat-âver
Destümde rehâya çeh-i gamdan resenüm yok

***

Bu teéessüfler nedür yanuñda cânânuñ mı yok
Beytü’l-ahzânuñda ey dil mâh-ı Ken’ân’uñ mı yok

Ol kadar der-mânde-i derd-i firâk olduñ mı vâh
Kûy-ı yâra varmaga bî-çâre dermânuñ mı yok

Terk-i sûziş eyleyüp olduñ mı bilmem gûşe-gîr
Yohsa ey pervâne bir şem’-i fürûzânuñ mı yok

Ey felek bu ra’d u berkuñla figânuñ aslı ne
Mihr ile tevéem togar bir mâh-ı tâbânuñ mı yok

Mevsim-i evvel-bahâruñ da hazân itdüñ göñül
Sâyesi memdûd bir serv-i hırâmânuñ mı yok

Bî-mürüvvet bî-hakîkat bî-fütüvvetsin katı
Sevdigüm nâzükligüñ mi yohsa ‘irfânuñ mı yok

Kâfir olsa hâlüme rahm eyleyüp insâf ider
Merhamet mi yok dilüñde yohsa îmânuñ mı yok

Aglasañ ser-sebz olur Pertev gülistân-ı cemâl
Girye-i dîdeñde feyz-i ebr-i bârânuñ mı yok

***

Şol dil-berüñ ki yârine mihr ü vefâsı yok
Gılmân-ı cennet olsa da bi’llâh safâsı yok

İklîm-i ‘aşk ahâlîsi zâr u zebûn olur
Zannum bu gûnedür ki hoş âb u hevâsı yok

Bulmaz mı kadri dil-beri ‘indinde i’tibâr
Bir ‘âşıkuñ ki vuslata dâéir recâsı yok

Âşûb-ı dehr olursa da hüsn ile n’eyleyem
Yıllar geçer de ‘âşıka bir merhabâsı yok

Gerçi bu şûh tâ o kadar pek güzel degül
Ancak şuracıgı dahi var kim fidâsı yok

Pertev ziyâde cevri çekildi hat-âverüñ
‘Uşşâk-ı zâra kim didi çendân cefâsı yok

***

Nukl ister ise va’de-i bûs-ı dehen olsun
Peymâne viren lîk o peymân-şiken olsun

Gel gel benüm ey Yûsuf-ı gül-pîrehenüm gel
Beytü’l-hazen-i sîne-i mahzûn şen olsun

Ey mihr-i meh-ârâ dilerem Bârî Hudâ’dan
Şem’-i ruhuña mâh-ı münevver legen olsun

Nev-hîz iken ol kâküle kim dir idi böyle
Her târ-ı füsûnkârı şiken-der-şiken olsun

Sen nâz ile der-hwâb yaturken gice şâhum
Pertev saña bir şem’-i mülemma’ beden olsun

***

Cânâ yoluñda sâye veş üftâde bende ben
Cân u serin viren de benem dil viren de ben

Tîz-âb-ı cism-i zerdüm olur mı sirişküm âh
Cân gibi mahv olaydum o sîmîn-tende ben

Ya’kûb veş firâk ile giryân iken göñül
İrdüm visâl-i Yûsuf’a beytü’l-hazende ben

Mahsûr-ı hwâb olmaya tâ fitne-i nigâh
Basdum figân ü nâleyi burc-ı bedende ben

Cû gibi cüst-cû iderem eşk-i çeşm ile
Ol serv-i nâzı görmege tarf-ı çemende ben

Sîr-âb gördi hâli lebüñde göñül didi
Leb-teşne kaldum âh ki çâh-ı zekanda ben

Vasluñla nâ-murâdı be-kâm itmecik gibi
Bir böyle va’de belledüm ‘ömrüm geçende ben

Gülzâr-ı rûy-ı yârdaki hâli görmedüm
Sünbülde gülde lâlede berg-i semende ben

Ben bendelikle almadum ey mâh Pertev’i
Sen sen olınca pâdişehüm işte bende ben

***

Hâller var ki ruhuñ berg-i semen-sâsında
Saklıdur kâkülinüñ çîn-i Hoten-sâsında

Beñzemez hâl-i zenahdânuña ‘aynî ile sîb
Bir siyâh olmagile cây-ı zekansâsında

Min-vecih la’lüñ içün nâle-i rengînteri var
Tûtînüñ sükker içün nutk-ı sühansâsında

Hep senüñ hüzn-i firâkuñ ile mahzûnlardur
Hâne-i ‘âşıkınuñ beyt-i hazensâsında

Nakş-ı yâra sene-i ‘âlem-i ervâh yazar
Pertev’üñ dâg-ı dil-i nakd-ı kühensâsında

***

Tâ ki ol dil-ber-i şen düşdi göñülden göñüle
Sâye-i beyt-i hazen düşdi göñülden göñüle

Tûp olup başladı cenge rukebâ vü ‘uşşâk
Gülle-i burc u beden düşdi göñülden göñüle

O füsûnkâr ideli her-kese tevcîh-i nigâh
Nâvek-i ceyş-i fiten düşdi göñülden göñüle

Tolaşup zülfi karâr itmeyerek dillerde
Niçe biñ çîn ü şiken düşdi göñülden göñüle

Rûy-ı dil göstererek ‘âşık-ı âvârelere
O gül-i zîb-i çemen düşdi göñülden göñüle

Pertev-i mihr-i cemâli o meh-i tâbânuñ
Çâr-deh-sâle iken düşdi göñülden göñüle

***

Eş’âruma bir zülfi perîşân sebeb oldı
Güftâruma bâ’is dahi ol gonçe-leb oldı

Mest itse ‘aceb mi dili nezzâre-i hüsni
Meşşâta-i ruhsâresi bintü’l-’ineb oldı

Gül-han gibi ‘aşkuñ ile âteşlere düşdüm
Âh-ı ciger-i şu’le-feşânum leheb oldı

Ben gûşe-nişîn-i gam iken geldi hayâlüñ
Beytü’l-hazenüm sûrgeh-i pür-tarab oldı

Vasfın yaza yaza o şeh-i mülk-i cemâlüñ
Mecmû’a-i Pertev ne ‘aceb müntehab oldı

Muvakkit-zâde Muhammed Pertev

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası

Sahife-i Seccâdiye'den' Yirminci Dua Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. İmanımı, imanın en olgun derecelerine ulaştır. Yakinimi, yakinin en faziletli mertebelerine eriştir. Niyetimi, niyetlerin en iyisine; amelimi, amellerin en güzeline yükselt. Allahım! Lütfunla niyetimi kâmil ve halis eyle. Kesin inancımı sabit kıl, kudretinle benden sadır olan kötülükleri islah eyle. Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. Gönlümün meşgul olmasına neden olan önemli işlerime sen kâfi ol. Beni, yarın sorguya çekeceğin işlerle vazifelendir. Zamanımı, beni yapmam için yarattığın şeylerle geçirmemi sağla. Beni senden başkasına muhtaç eyleme. Bana rızkını genişlet. Beni zenginlerin malına mülküne, makamına ve haşmetine özlemle bakanlardan eyleme. Beni aziz eyle. Beni kibre giriftar eyleme. Kendi kulluğunda bana boyun eğdir. İbadetimi kendini beğenmişlik yüzünden heder eyleme. Benim elimle insanları hayra yönelt. Salih ameller...

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

Francesco Petrarca UZAKTA OLSA DA, UYKUDA AVUTURDU BENİ

249 Qual paura o quando mi torna a mente Nasıl korku duyarım anımsadığımda o günü, kederli ve kaygılı bıraktığım kadınımı ve yüreğimi onunla! Gene de başka şey yok böyle arzuyla düşündüğüm ve böyle sık. Yeniden görürüm onu kibirsizce dururken güzel kadınlar arasında, bir gül gibi daha değersiz çiçekler arasında, ne neşeli, ne üzgün, çekinen, ama başka dert duymayan biri gibi. Bir yana bırakımıştı her zamanki süslerini, incilerini, taçlarını ve neşeli giysisini, ve gülüşünü, şarkısını ve tatlı zarif sözlerini. Böyle bıraktım hayatımı orada kuşku içinde; şimdi kederli alametler, düşler ve kara düşünceler saldırıyor üzerime, ne olur Allahım yalan olsun hepsi! 250 Solea lontana in sonno consolarme Uzakta olsa da, uykuda avuturdu beni o tatlı melek görünüşüyle kadınım, şimdi korkutup üzüyor beni, ne elemden, ne korkudan sakınabiliyorum kendimi; çünkü sık sık çehresinde görür gibiyim gerçek merhamete karışmış ağır elemi, ve işitir gibiyim şeyleri...

GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM

MÜSEDDES I 'Aceb mi baht-ı siyahım-çün āh u' vāh ederim  Anıñ şikayetini yāre dād-hāh ederim  Hücum-ı hasreti gör bense gah gah ederim  Gehi ġarik-i tahayyür gehi şināh ederim "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" II Benim firākıñ ile dil-şikest olan 'āşık  Hāyal-i hüsnün ile büt-perest olan 'aşıķ Mişāl-i secde düşüp hāke pest olan 'aşıķ  Fenā-yı aşk ile bi-pā vü dest olan 'aşıķ "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rah ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" III Firāz-ı 'arşa çıkar āh vāhımız her şeb  Nedir bu 'alem-i firķatde çekdigim yā Rab Bu muydu hilķatimizden bizim 'aceb matleb  Göñül gezer ser-i kūyunda muzțarib kāleb  "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" IV Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin  Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ  Ne özge çillesi var [hecr...

Çalab'ım bir şâr yaratmış iki cihan ârasınde

Çalab'ım bir şâr yaratmış iki cihan ârasınde; Bakıcak di'dar görünür, o şâr'ın kenâresinde. Nâgihan ol şâr'a vardım, anı ben yapılur gördüm; Ben dahi bile yapıldım, taş u toprak âresinde. Şâkirdleri taş yonarlar yonup üstada sunarlar; Allah'ın adın anarlar, ol taşın her pâresinde. Şehirden oklar atılır, gelir canlara batılır; Ârifler cânı satılır, o şâr'ın bâzâresinde. Şâr dediğikleri gönüldür, ne alşidir ne cahildir; Âşıklar cânı sebildir, ol şârın kanâresinde. Bu sözü Ârifl'er anlar, câhiller bilmeyip tanlar; Hacı Bayram kendi banlar, ol şâr'ın menâresinde. Hacı Bayram-ı Veli