Ana içeriğe atla

PEYGAMBERİMİZ ALEYHİSSELAMIN ECELİNİN YAKLAŞMASI VE AHİRET YOLCULUĞUNA HAZIRLANMASI

Peygamberimiz Aleyhisselamın Ecelinin Yaklaşması ve Ahiret Yolculuğuna Hazırlanması  

Hz. Âişe der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam son zamanlarında:
'Allah'ı her türlü noksanlardan uzak tutar, O'na Kendi hamdi ile hamd ederim. Allah'tan yarlıganmamı diler ve O'na tevbe ederim' sözünü çoğaltınca:
'Yâ Rasûlallah! Ben ne diye 'Sübhanallah ve bihamdihi' sözünü çoğalttığını görüyorum? Sen bundan önce hiç böyle yapmazdın?' dedim.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Yüce Rabbim bana ümmetimde bir alâmet göreceğimi haber vermişti ki, o alâmeti gördüğüm zaman, Kendisine çok çok teşbih ve hamdiyle istiğfarda bulunacaktım. İşte o alâmeti gördüm:
'Allah'ın yardımı ve fetih gelince, sen de insanların fevc fevc Allah'ın dinine gireceklerini görünce, hemen Rabbini hamdiyle teşbih et, O'nun yarlıgamasını dile! Şüphe yok ki, O, tevbeleri çok kabul edendir!' [Nasr: 1-3] buyurdu."
...
Nasr sûresi Allah tarafından bir davetçi idi, Resûlullahın dünyaya vedası idi."
"Bugün size dininizi ikmâl..." (Mâide: 3) mealli âyet nazil olduğu zaman Hz. Ömer ağlamış,
"Ne için ağlıyorsun!" diye sorulunca:
"Bu, kemâlden sonra noksan ifade eder! Bu, Peygamber Aleyhisselamın vefat edeceğini anlatıyor gibidir!" demişti.

Peygamberimiz Aleyhisselam bir gün Hz. Fâtıma'ya gizlice:
"Cebrail her yıl Kur'ân'ı benimle bir kere mukabele ederdi. Bu yıl ise, iki kere mukabele etti. Öyle sanıyorum ki, ecelim yaklaşmıştır!" buyurdu.
***
Veda Haccından dönerken, Gadîr-i Humm'daki hutbesinde de:
"Ey insanlar! Haberiniz olsun ki; ben de ancak bir insanım! Çok sürmez, Yüce Rabbimin elçisi bana gelecek, ben de onun davetine icabet edeceğim!" buyurmuştu.

Hz. Abbas, bir gün:
"Vallahi, ben Resûlullah Aleyhisselamın içimizde ne zamana kadar sağ kalacağını öğreneceğim!" dedi ve ona.
"Yâ Rasûlallah! Görüyorum ki; halk seni hem bizzat, hem de ayak tozlarıyla rahatsız ediyorlar! Sen üzerine çıkıp oturacağın birşey, bir taht, halkın tozundan toprağından ve düşmanlardan seni koruyacak bir çardak edinsen, halka oradan konuşma yapsan olmaz mı?" diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Vallahi, çok sürmez, onları çağıracağım.
Onlar benim sırtımdan ridamı çekecekler. Ökçeme basacaklar. Beni onların tozları bürüyecek. Nihayet Allah beni onlardan rahata erdirecektir!" buyurdu.
Hz. Abbas:
"Resûlullahın içimizde pek az kalacağını anladım.
Uyurken, rüyamda arzı semaya iple sımsıkı bağlanıp çekilir gibi görmüş, bunu Resûlullah Aleyhisselama anlatmıştım.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Bu, senin kardeşinin oğlunun vefatıdır!' buyurdu" demiştir.
Abdullah b. Mes'ud da:
"Peygamberimiz ve Sevgilimiz, vefatından bir ay önce bize vefatını haber verdi.
'Yâ Rasûlallah! Senin ecelin ne zaman?' diye sorduk.
'Ecel yaklaşmış; Allah'a, Cennetü'l-Me'vâ'ya, Sidretü'l-Müntehâ'ya, Refîku'l-Alâ'ya, Kandırıcı Doluya, Nasib'e, mutlu ve kutlu yaşantıya dönüş yaklaşmış bulunmaktadır!' buyurdu.
'Yâ Rasûlallah! Seni kim yıkasın?' diye sorduk.
'Ev halkımdan, yakınlık sırasına göre en yakın olanlar!' buyurdu.
'Yâ Rasûlallah! Biz seni neyin içine sarıp kefenleyelim?' diye sorduk.
'İsterseniz, şu elbisemin içine, yahut Mısır bezine veya kumaşına sarınız!' buyurdu.
'Yâ Rasûlallah! Senin üzerine cenaze namazını kim kılsın?' diye sorduk ve ağladık.
Kendisi de ağladı ve:
'Allah size rahmet etsin! Sizi peygamberinizden dolayı hayırla mükâfatlandırsın! Siz, beni yıkadığınız ve kefenlediğiniz zaman şu şeririmin üzerine ve şu evimin içindeki kabrimin kenarına koyunuz!
Sonra, bir müddet benim yanımdan çıkıp gidiniz!
Çünkü, benim üzerime, ilk önce iki dostum, Cebrail ve Mikâil, sonra İsrafil, sonra da yanında melek ordularıyla birlikte ölüm meleği Azrail namaz kılacaktır! Bundan sonra, takım takım giriniz, üzerime namaz kılınız ve salât ü selam getiriniz!
Fakat, överek, bağırıp çağırarak beni rahatsız etmeyiniz!
Üzerime namaz kılmaya önce ev halkımın erkekleri başlasın!
Sonra, onların kadınları kılsın!
Onlardan sonra da sizler kılarsınız!
Ashabımdan burada bulunmayanlara selam söyleyiniz!
Kıyamet gününe kadar şu kavmimden ve dinime, bana tâbi olacak olan kimselere de benden selam söyleyiniz!'
'Yâ Rasûlallah! Seni kabrine kimler koyacak?' diye sorduk.
'Ev halkımla birlikte birçok melekler ki, onlar sizi görürler, fakat siz onları göremezsiniz!' buyurdu."
Vasile b. Eskâ' der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam, yanımıza çıkıp:
'Sanır mısınız ki, ben vefatça sizin sonuncunuzum? Haberiniz olsun ki; ben vefatça sizden önceyimdir! Sizler ardımda birbirinizi öldürür cemaatler halinde beni takip edeceksiniz!" buyurdu.
***
...
Peygamberimiz Aleyhisselam, bir gün Uhud'a gitti, Uhud şehitleri için dua etti.
Sonra, dönüp minbere çıktı.
Ölülere ve dirilere veda eder gibi, buyurdu ki:
"Ben, sizin Kevser havuzuna ilk erişeniniz, karşılayanınız olacağım!
Kevser havuzunun genişliği Eyle ile Cuhfe arasındaki mesafe gibidir.
Sizinle buluşma yerimiz, Havuzdur!
Ben sizin hakkınızda şehadet edeceğim!
Ben şu anda havuzumu görüyorum!
Şu anda bana yerin hazineleri, yerin anahtarları verildi! Vallahi, ben sizin için, benden sonra müşriklere dönersiniz diye korkmam! Fakat, ben sizin için dünyaya kapılır ve onun üzerinde birbirinizi kıskanırsınız, birbirinizi öldürürsünüz ve sizden öncekilerin yok olup gittikleri gibi siz de yok olup gidersiniz diye korkarım!" buyurdu.
***
Hz. Âişe der ki:
"Peygamber Aleyhisselamın hastalığı ağırlaşıp da ağrısı şiddetlendiği zaman, benim evimde bakıl­mak üzere zevcelerinden izin istedi, onlar da izin verdiler.
Bunun üzerine, Peygamber Aleyhisselam bir tarafında Abbas, diğer tarafında da başka biri olduğu halde ayakları yerde sürünerek çıktı. Peygamber Aleyhisselamın benim evimde kalacağını işitince, acele kalkıp evime çekildim.
O sırada bir hizmetçim de bulunmuyordu.
Peygamber Aleyhisselam için, yastığının içi ızhır otundan doldurulmuş bir döşek serdim.
Peygamber Aleyhisselam eve gelip de ağrısı şiddetlendikten sonra:
'Muhtelif yedi kuyu suyundan üzerime, ağız bağları çözülmedik yedi kırba su dökünüz! Böylelikle, vücudumda biraz hafiflik bulup belki halka vasiyette bulunabilirim' buyurdu.
Bunun üzerine, Peygamber Aleyhisselam zevcesi Hafsâ'nın malı olan bir leğen içine oturtuldu.
Sonra, o kırbaların suyunu üzerine dökmeye başladık.
Nihayet:
'Artık yetişir!' diye bize işaret buyurdu."

Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı Safer ayının son gecesinde, Çarşamba günü, Bakiyyu'l-Garkad kabristanına gidip evine döndükten sonra başağrısı ile başlamıştır. Hz. Âişe der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam Bakiyy kabristanından dönünce, beni de başı ağrır bir halde bulmuştu. Ben:
'Vay başım!' diyordum Resûlullah Aleyhisselam:
'Vallahi yâ Âişe! Vay başım, diye ben demeliyim!' buyurdu." Resûlullah Aleyhisselamın başağrısı gittikçe ilerliyordu. Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı onüç gün sürmüştür. 
Hz. Âişe, Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı sırasında kendisine:
"Ey Âişe! Hayber'de tatmış olduğum zehirli etin acısını zaman zaman duyuyorum. Şu anda kalbimin damarının koptuğunu duymaktayım!" dediğini haber vermiştir.
...
Resûlullah Aleyhisselam:
'Evet, öyledir. Hastalığa tutulan hiçbir Müslüman yoktur ki, Allah onun kusur ve günahlarını ağacın yapraklarının döküldüğü gibi dökmesin!' buyurdu" demiştir.
***

Resûlullah Aleyhisselam, hastalandığı ve evinde de Ömerb. Hattab gibi bazı zâtlar bulunduğu sırada:
'Bana kalem ve kağıt getiriniz de, size bir yazı yazayım ki, bundan sonra hiçbir zaman dalâlete düşmeyesiniz, doğru yoldan sapmayasınız!' buyurmuştu.
Ömer b. Hattab:
'Resûlullah Aleyhisselama hastalığı baskın gelmiştir. Yanınızda Kur"ân var! Allah'ın Kitabı bize yeter!' dedi.
Bunun üzerine ev halkı anlaşmazlığa düştüler ve tartışmaya başladılar.
Kadınlardan birisi:
'Resûlullah Aleyhisselama istediğini getiriniz!' dedi.
Ömer b. Hattab:
'Sus! Siz onun sahibelerisiniz!
O hastalandığı zaman gözlerinizi sıkar, yaş çıkarırsınız! Sıhhatli olduğu zaman da boynundan tutarsınız (boğazını sıkarsınız)!' dedi.

Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi Zeyneb de:
'Size bir ahid yazdırmak isteyen Peygamber Aleyhisselamı ne diye dinlemiyorsunuz?' dedi.
Kimisi:
'Resûlullah Aleyhisselam sizin için yazacağını yazsın! Kalem ve kâğıdı kendisine yaklaştırınız! Sizin için bir yazı yazsın da, hiçbir zaman yolunuzu şaşırmayasınız!' diyor, kimisi de:
'Ömer'in dediği yerindedir!' diyordu.
Resûlullah Aleyhisselamın yanında anlaşmazlığı çoğaltıp sözleri birbirlerine karıştırdıkları ve Resûlullah Aleyhisselama baygınlık getirdikleri zaman, Resûlullah Aleyhisselam:
'Yanımdan kalkınız!
Benim yanımda niza olmaz!
Beni kendi halime bırakınız!
Benim şu içinde bulunduğum hal, sizin beni davet ve meşgul ettiğiniz şeylerden hayırlıdır!' buyur­du.

Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ali'ye Yazdırmak İstediği Şeyler

Hz. Ali der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam, ağırlaştığı zaman:
'Ey Ali! Bana bir kürek kemiği getir de, benden sonra ümmetimi doğru yoldan saptırmayacak şeyi onun içine yazayım' buyurdu.
Resûlullah Aleyhisselamın başı kollarımın arasında bulunuyordu.
Gidip gelinceye kadar kendisini kaybetmekten korktuğum için:
'Ben, buyuracaklarını ezberimde tutarım!' dedim.
'Namaz kılmaya, zekat vermeye devam etmenizi, ellerinizdeki kölelerin haklarını gözetmenizi tavsiye ederim!' buyurdu.
'Eşhedü en lâ ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhû ve resûluh' diyerek şehadette bulunmayı da emretti.
'Bu iki gerçeğe şehadette bulunana, Cehennem ateşi haram olur' buyurdu."
***
...
Peygamberimiz Aleyhisselam, vefatından beş gün önce, 8 Rebiülevvel Perşembe günü de:
"Dikkat ediniz! Sizden önceki kimseler, peygamberlerinin ve salih kişilerinin kabirlerini mescidler haline getirirlerdi.
Sizler sakın kabirleri mescid haline getirmeyiniz! Ben sizi böyle şeyden men ederim!
Allah'ın laneti Yahudilerle Hıristiyanlara olsun ki, onlar peygamberlerinin kabirlerini mescid edindiler. Allah peygamberlerinin kabirlerini mescidler edinen kavmi kahretsin! Arap yarımadasında, Arap toprağında iki din bırakılmayacaktır!" buyurdu.
 
Peygamberimiz Aleyhisselamın Müslümanlara Son Hitap ve Tavsiyeleri
...
Peygamberimiz Aleyhisselama haber verdiler.
"Ensarın kadınları erkekleri Mescidde ağlıyorlar!" denildi.
Peygamberimiz Aleyhisselam: "Onlar niçin ağlıyorlar?" diye sordu. "Sen öleceksin diye korkuyor­lar!" dediler. O sırada, Fadl b. Abbas Peygamberimiz Aleyhisselamın yanına girmişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona: "Ey Fadl! Şu sarığı başıma sar!" buyurdu.
Fadl b. Abbas sarığı sarınca, ona: "Tut elimden!" buyurdu. O da, Peygamberimiz Aleyhisselamın elinden tuttu.

Peygamberimiz Aleyhisselam, büyük bir ridayı sarınıp bürünmüş ve başını da boz bir sarık ile bağlamış olduğu halde minbere oturdu; ki bu, Peygamberimiz Aleyhisselamın minbere son otu­ruşu idi.
Peygamberimiz Aleyhisselam bu günden sonra bir daha minbere çıkmadı. Minbere çıkınca, Fadl b. Abbas'a:
"Halka seslen!" buyurdu. Fadl b. Abbas seslenince, Müslümanlar Mescidde toplandılar. Mescid Müslümanlarla doldu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, kelime-i şehadet getirdikten sonra:

"Ey insanlar! Ben size olan nimetinden dolayı O Allah'a hamd ederim ki, Kendisinden başka hiçbir ilah yoktur!" diyerek Allah'a hamd ü seneda bulundu.
Her zaman yaptığı gibi, Uhud günü şehit düşen Müslümanlar için de Allah'tan mağfiret diledi. Sonra: "Ey insanlar! Yakınıma geliniz!" buyurdu. Müslümanlar Peygamberimize doğru geldiler.

"Ey insanlar! Bana haber verildiğine göre sizler, Peygamberinizin vefat edeceğinden korkuyormuşsunuz! Benden önce gönderilip ümmeti içinde temelli kalmış bir peygamber var mıdır ki, ben de içinizde temelli kalayım?! İyi biliniz ki; ben Rabbime kavuşacağım! O'na siz de kavuşacaksınız! İlk Muhacirlere karşı hayırlı olmanızı, onların da aralarında birbirlerine karşı hayırlı olmalarını tavsiye ederim!
Yüce Allah:
'Asra andolsun ki, muhakkak insan kesin bir ziyandadır! Ancak iman edenlerle güzel ve yararlı amellerde bulunanlar, bir de, birbirlerine hakkı tavsiye, sabrı tavsiye edenler böyle değildir' [Asr: 1-3] buyurmuştur.
Muhakkak ki, bütün işler Yüce Allah'ın izniyle cereyan eder. Geç olacak şeyleri acele istemeniz birşey sağlamaz! Çünkü, Yüce Allah hiç kimsenin acele etmesiyle acele etmez!
Allah, Kendisini yenmeye kalkanı yener, mahveder! Aldatmaya kalkanı da zararlı çıkarır!
'Demek, idareyi ve hâkimiyeti ele alırsanız hemen yeryüzünde fesat çıkaracak, akrabalık münase­betlerini bile keseceksiniz, öyle mi?!' [Muhammed: 22]
Hiçbir peygamber, arkasında bir cemaat bırakmadıkça vefat etmemiştir. Ben de, sizin içinizde Ensarı bıraktım.
Allah'tan sakınmanızı ve onlara karşı iyi davranmanızı tavsiye ederim. Bilirsiniz ki, onlar mallarını sizinle bölüştüler! Size darlıkta da, bollukta da iyilik ve yardım ettiler! Onların hakkını tanıyınız!
Çünkü, onlar sizden önce Medine'yi yurt ve iman evi edinmiş ve siz Muhacirlere iyilik etmiş olan kimselerdir. Onlar, meyve ve mahsullerini sizinle bölüşmediler mi? Onlar size yurtlarında yervermediler mi?
Kendileri muhtaç oldukları halde, sizi kendilerine tercih etmediler mi? Ey Muhacirler cemaati! Siz çoğalmış olduğunuz halde sabaha çıktınız! Ensar ise çoğalmamış olarak sabaha çıktılar. Ey Muhacirler cemaati! İyi biliniz ki, Ensar cemaati gitgide azalacaklar, hatta yemek içindeki tuz gibi olacaklar! Sizler ise çoğalacaksınız! Başka insanlar da çoğalacaklar!
Ensara karşı iyi davranmanızı size tavsiye ederim. Çünkü onlar benim sırdaşlarım, sığı­nağım ve barınağım oldular. Onlar, üzerlerine aldıkları yardım vazifesini tamamıyla yerine getir­mişlerdir. Kendilerine ancak mükâfat verilmesi kalmıştır.
Sizden, Muhammed ümmetinden her kim bir iş başına geçer de bir kimseye zarar veya yarar vermeye gücü yetecek hale gelirse, Ensardan iyilik edenlerin iyiliğini kabul, kötülük edenlerin de kötülüğünü affetsin! Onların iyilerine iyilik ediniz! Kötülüklerinden de geçiniz! İyi biliniz ki, ben siz­den önce gidecek, sizi bekleyeceğim! Siz de gelip bana kavuşacaksınız! Dikkat ediniz! Sizinle buluşma yerimiz Havuz başıdır! Yarın benimle buluşmak isteyen, elini ve dilini günahtan çeksin! Ey insanlar! Günah, nimetlerin değiştirilmesine sebeb olur. Halk iyi olduğu zaman, yöneticileri de iyi olur. Halk kötü olduğu zaman, yöneticileri de kötü olur.
Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, ben şu saatte Havuzumun üzerinde duruyor, şu bulunduğum yerden Havuzuma bakıyorumdur!
Şânı yüce olan Allah, bir kulunu dünya ile, dünya zineti ile, istediği dünya nimetleri­ni kendisine vermekle Kendi katındaki nimetler arasında muhayyer kıldı. Bunlardan birisini seçmek­te serbest bıraktı. O kul da ahireti, Allah katında olanı tercih etti, seçti" buyurdu. 

Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz Aleyhisselamın kendisinden bahsettiğini anladı. Cemaat içinde Hz. Ebu Bekir'den başka hiç kimse Peygamberimiz Aleyhisselamın maksadını anlayamadı. 
Hz. Ebu Bekir ağlamaya başladı.
...
Peygamberimiz Aleyhisselam, Ebu Bekir'e bakıp: "Ey Ebu Bekir! Ağlama
Ey insanlar! İnsanlardan; canında, malında, arkadaşlığında bana karşı Ebu Bekir b. Ebu Kuhâfe'den daha fedakâr ve cömert davranan bir kimse yoktur. Eğer, Rabbimden başka, insanlardan dost tutmuş olsaydım, muhakkak ki Ebu Bekir'i dost tutardım! Fakat, İslâm kardeşliği daha üstündür! Haberiniz olsun ki, sahibiniz, Yüce Allah'ın dostudur! (Evlerinizden) şu Mescide açılan kapıları kapatınız! Yalnız Ebu Bekir'in kapısı açık kalsın! Ben Ebu Bekir'in kapısının üzerinde bir ışık, başka kapıların üzerinde ise karanlık görüyo­rum! Nihayet, ben de bir insanım! Aranızdan bazı kimselerin hakları bana geçmiş olabilir! Ben kimin malından ne almışsam, işte malım, o da gelsin alsın! İyi biliniz ki; benim katımda sizin en önde geleniniz, en sevgili olanınız, varsa hakkını benden alan veya hakkını bana helâl eden kişidir ki, Rabbime onun sayesinde helâlleşmiş olarak, gönül hoşluğu ve rahatlığı ile kavuşacağımdır!
Hiç kimse 'Resûlullahın kin ve düşmanlık beslemesinden korkarım!' diyemez! İyi biliniz ki; kin ve düşmanlık beslemek asla benim huyumdan ve halimden değildir! Ben aranızda durup bu sözümü tekrarlamaktan kendimi müstağni göremiyorum!" buyurduktan sonra, sözlerini tekrarladı.

Bunun üzerine, bir adam ayağa kalktı: "Senden bir isteyici istekte bulununca, sen ona üç dirhem vermemi emretmiştin, ben de vermiştim" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam: "Doğru söylüyorsundur! Ey Fadl b. Abbas! Buna üç dirhem ver!" buyurdu.

"Ey Allah'ım! Ben ancak bir insanım! Müslümanlardan hangi kişiye ağır bir söz söylemiş, veya bir kamçı vurmuş, veya lanet etmişsem, Sen bunu onun hakkında temizliğe, ecre ve rahmete ermesine vesile kıl! Allah'ım! Ben hangi mü'mine ağır bir söz söylemişsem, Sen o sözümü Kıyamet gününde o mü'min için Sana yakınlığa vesile kıl!" diye dua etti.

Sonra da: "Ey insanlar! Kimin üzerine geçmiş bir hak varsa, o, onu hemen ödesin, dünyada rüsvay olurum demesin! İyi biliniz ki; dünya rusvaylığı ahiret rusvaylığmdan hafiftir" buyurdu.

Bunun üzerine, bir adam ayağa kalktı ve: 'Yâ Rasûlallah! Ben Allah yolunda savaş ganimetine hıyanet etmiş, üzerime üç dirhem geçirmiştim!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona: "Sen bu hıyaneti ne için yaptin?" diye sordu.
Adam: "Ona ihtiyacım vardı" dedi. Peygamberimiz Aleyhisselam "Ey Fadl b. Abbas! Bu kişiden Beytü'l-mâl (hazine) hesabına üç dirhem teslim al!" buyurdu.

Peygamberimiz Aleyhisselam: "Ey insanlar! Nefsinden korkan varsa, ayağa kalksın da, kendisi için dua edeyim!" buyurdu. Bunun üzerine, bir adam ayağa kalktı: "Yâ Rasûlallah! Ben çok pintiyim, korkağım, çok da uykucuyum! Allah'a dua et de, benden pintiliği, korkaklığı ve uykuculuğu girersin!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam ona dua etti. Sonra, bir adam ayağa kalktı ve: "Yâ Rasûlallah! Ben çok yalancıyım! Çirkin sözlü, çirkin işliyim! Hem de uykucuyum!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam: "Ey Allah'ım! Ona doğru sözlülük ve iman olgunluğu nasip et! Uyumak istedikçe, kendisinden uykuyu gider!" diye dua etti.

Daha sonra, bir adam ayağa kalktı ve: "Vallahi yâ Rasûlallah! Ben de çok yalancıyım! Hem de münafıkım! Benim işlemediğim hiçbir kötülük yoktur!" dedi.
Hz. Ömer, ona: "Be adam! Kendini rezil ve rüsvay ettin!" dedi. Peygamberimiz Aleyhisselam: "Ey İbn Hattab! Dünya rusvaylığı ahiret rusvaylığından hafiftir!" buyurdu ve adam için de: "Ey Allah'ım! Ona doğru sözlülük ve iman olgunluğu nasip et! Kendisinin kötü işlerini hayra çevir!" diyerek dua etti.
 
Peygamberimiz Aleyhisselamın Evinde Kıldırdığı En Son Namaz

Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı sırasında kıldırdığı en son namaz, akşamı namazı idi.
Hz. Abbas'ın zevcesi Ümmü'l Fadl binti Haris:
"Resûlullah Aleyhisselam, elbisesini giyinmiş olduğu halde Ve'l-Mürselât suresini okuyarak evinde akşam namazı kıldırdı. Bundan sonra, ahiret âlemine alınıncaya kadar bir daha namaz kıldırmadı. Resûlullah Aleyhisselamdan akşam namazında okurken dinlediğim, Ve'l-Mürselât suresi idi" demiştir.
 
Peygamberimiz Aleyhisselamın Bazı Sahabilerini Yanına Çağırışı

Hz. Aişe'nin bildirdiğine göre; Peygamberimiz Aleyhisselam hastalığı sırasında: "Bana Ali'yi çağırınız!" buyurdu. Hz. Âişe:
"Sana Ebu Bekir'i de çağıralım mı?" diye sordu. Peygamberimiz Aleyhisselam: "Onu da çağırınız!" buyurdu. Hz. Hafsâ:
"Yâ Rasûlallah! Ömer'i de çağıralım mı?" diye sordu. Peygamberimiz Aleyhisselam: "Onu da çağırınız!" buyurdu.
Çağırılanlar toplandıkları zaman, Peygamberimiz Aleyhisselam başını kaldırıp baktı. Hz. Ali'yi göre­meyince, sustu. Hz. Ömer: "Resûlullah Aleyhisselamın başından kalkınız, dağılınız!" dedi.
 
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hz. Ebu Bekir'i Namaz Kıldırmaya Memur Edişi

Peygamberimiz Aleyhisselamın vefatıyla sonuçlanan hastalığı sırasında namaz vakti gelmiş, ezan da okunmuş bulunuyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"İnsanlar namazı kıldılar mı?" diye sordu.
"Hayır yâ Rasûlallah! Seni bekliyorlar!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, tekrar:
"Öyleyse, benim için leğene su koyunuz!" buyurdu.
Leğene su koydular, gusledip yıkandı. Ayağa kalkmaya davranırken bayıldı.
Sonra ayıldı ve yine:
"İnsanlar namazı kıldılar mı?" diye sordu.
"Hayır yâ Rasûlallah! Seni bekliyorlar!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam, yine:
"Benim için leğene su koyunuz!" buyurdu.
Oturup gusletti. Sonra ayağa kalkmaya davranınca yine bayıldı.
Sonra ayıldı.
Yine:
"İnsanlar namazı kıldılar mı?" diye sordu.
"Hayır yâ Rasûlallah! Seni bekliyorlar!" dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Benim için leğene su koyunuz!" buyurdu, tekrar oturup guslettikten sonra kalkmaya davrandı, yine bayıldı, sonra ayıldı.
Ayılınca:
"İnsanlar namazı kıldılar mı?" diye sordu.
"Hayır yâ Rasûlallah! Seni bekliyorlar!" dediler.
O sırada Müslümanlar Mescidde Peygamberimiz Aleyhisselamı yatsı namazına bekleyip duruyor­lardı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, namaz kıldırmaya kendisinde takat bulamayınca:
"Ebu Bekir'e söyleyiniz de, insanlara namazı kıldırsın!" buyurdu.
Hz. Âişe:
"Yâ Rasûlallah! Ebu Bekir yufka yürekli, zayıf, ince sesli, Kur'ân okurken çok ağlayan bir zât­tır! Ağlamaktan, sesini işittiremez! Senin makamına durup da insanlara namaz kıldırmaya dayanamaz!
Ömer'e emret de, insanlara namazı o kıldırsın!" buyurdu.
Hz. Âişe, Hz. Hafsâ'ya:
"Sen de Resûlullaha:
'Ebu Bekir senin makamında durursa, ağlamaktan, kıraatim insanlara işittiremez! Ömer'e emret de, insanlara namazı o kıldırsın!' de!" dedi.
Hz. Hafsâ da Peygamberimiz Aleyhisselama böyle söyleyince, Peygamberimiz Aleyhisselam ona:
"Sus! Muhakkak ki, sizler de Yusuf (Aleyhisselam)ın sahibeleri takımından kadınlar gibisinizdir. Ebu Bekir'e söyleyiniz diyorum! Namazı insanlara o kıldırsın!" buyurdu.
Hz. Hafsâ'nın Hz. Âişe'ye canı sıkıldı ve:
"Zaten senden bana hayır gelecek değildi ya!" dedi.
Hastalığın baygınlığı geçince, Peygamberimiz Aleyhisselam Hz. Âişe'ye:
"İnsanlara namazı kıldırması için Ebu Bekir'e söyledin mi?" diye sordu.
Hz. Âişe:
"Yâ Rasûlallah! Ebu Bekir hem yufka yürekli, hem de insanlara sesini işittiremeyecek derecede ince, zayıf sesli bir adamdır! Ömer'e emir buyursaydınız ya!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Muhakkak ki, sizler de Yusuf (Aleyhisselam)ın sahibeleri takımından kadınlar gibisinizdir!
Ebu Bekir'e söyleyiniz, insanlara namazı o kıldırsın!" buyurdu.
...
Peygamberimiz Aleyhisselam, namazı kıldırması için Hz. Ebu Bekir'e adam gönderdi.
Adam:
"Resûlullah Aleyhisselam insanlara namazı kıldırmanı sana emretti!" dedi.
Hz. Ebu Bekir:
"Ey Ömer! İnsanlara namazı sen kıldır!" dedi.
Hz. Ömer:
"Buna sen daha lâyıksın!" dedi.
Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir Peygamberimiz Aleyhisselamın mihrabına geçti. Geçince, kendisini ağlama tuttu. Ağlaya ağlaya mihrabdan ayrıldı.
Arkasındaki cemaat de Peygamberimiz Aleyhisselamı önlerinde bulamadıkları için ağlaştılar.
Hz. Ebu Bekir'in durumunu Peygamberimiz Aleyhisselama haber vermek ve cemaate namazı kimin kıldıracağını öğrenmek üzere müezzini gönderdiler.
O sırada Peygamberimiz Aleyhisselam baygın bir halde bulunuyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın zevcesi Hz. Hafsâ:
"Resûlullah Aleyhisselam ayılıncaya kadar Ömer'e söyleyiniz de, namazı kıldırsın!" dedi.
Abdullah b. Zem'a gidip cemaat arasında Hz. Ebu Bekir'i göremeyince, Hz. Ömer'e:
"Kalk ey Ömer! İnsanlara namazı kıldır!" dedi.
Hz. Ömer cemaate namazı kıldırmaya durdu.
Peygamberimiz Aleyhisselam ayılıp Hz. Ömer'in namaz tekbirlerini işitince:
"Tekbirinin sesini işittiğim kimdir? Ömer'in sesi değil mi bu?" diye sordu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın zevceleri:
"Evet yâ Rasûlallah! Ömer b. Hattab'ın sesidir!
Müezzin gelip Ebu Bekir'in ağlamak yüzünden mihrabdan ayrıldığını ve cemaate namazı kıldırması için Peygamber Aleyhisselamın birisine emir buyurmasını istediklerini söylediler.
Hafsâ da, 'Ömer'e söyleyiniz de insanlara namazı kıldırsın!' dedi," dediler.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Muhakkak ki, sizler de Yusuf Aleyhisselamın sahibeleri takımından kadınlar gibisinizdir!
Ebu Bekir nerede?
İşin böyle olmasına ne Allah, ne de Müslümanlar razı olur!
İşin böyle olmasına ne Allah, ne de Müslümanlar razı olur!
Hayır! Hayır! Hayır!
İbn Ebi Kuhâfe nerede? İbn Ebi Kuhâfe nerede?
İnsanlara namazı İbn Ebi Kuhâfe kıldıracaktır!
Ebu Bekir'e söyleyiniz! İnsanlara namazı kıldırsın!
Peygamberin vekil bırakmadığına insanlar itaat eder mi hiç?!" buyurdu.
Hz. Hafsâ:
"Yâ Rasûlallah! Hasta olunca mihraba ne için Ebu Bekir'i geçirdin?" diye sorunca, Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Onu mihraba ben geçirmiş değilim, fakat Allah geçirmiştir!" buyurdu...
 
Mescidde Namaz Kılan Cemaati Son Defa Seyredişi

Peygamberimiz Aleyhisselam, Pazartesi günü sabah namazında Hz. Aişe'nin kapısının perdesini açıp Mesciddeki cemaate baktı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın üzerinde nakışlı bir elbise vardı. Cemaat, Hz. Ebu Bekir'in arkasında saf olmuşlardı.
Peygamberimiz Aleyhisselamın yüzü mushaf gibi bembeyazdı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Müslümanların saflarını görünce, gülümsedi.
Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz Aleyhisselamın cemaate namaz kıldırmak istediğini sanarak, ökçesinin üzerinde geriledi.
Cemaat de, Peygamberimiz Aleyhisselama sevinmelerinden dolayı, az kalsın namazdan çıkacak­lardı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, onlara:
"Olduğunuz yerde durunuz! Namazınızı tamamlayınız!" diye eliyle işaret buyurdu.
"Ey insanlar! Muhakkak ki, Müslümanın göreceği veya ona gösterilecek salih, sadık rüyadan başka, peygamberliğin gönüllere sevinç verecek müjdecilerinden hiçbir şey kalmamıştır. Haberiniz olsun ki; ben rükû ve secde halinde Kur'ân okumaktan nehyolundum.
Rükûda Yüce Rabbi tazim ediniz!
Secdede ise dua etmeye çalışınız!
Çünkü, secde halinde duanızını kabul olunması umulur!" buyurdu.
Perdeyi indirdi.
Bundan sonra, Peygamberimiz Aleyhisselamın yüzünü bir daha göremediler.
...
Peygamberimiz Aleyhisselamın vefat ettiği günde, Hz. Aişe'nin yanında altı veya yedi dinar (altın lira) bulunuyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselam onları fakirlere dağıtmasını Hz.Âişe'ye emretmişti.
Hz. Âişe ise, Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığıyla oyalandığı için, onları daha fakirlere dağıtamamıştı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, Hz. Âişe'ye:
"Altı yedi dinarı ne yaptın? Fakirlere dağıttın mı?" diye sordu.
Hz. Âişe:
"Hayır! Vallahi, senin hastalığın beni meşgul etti, oyaladı!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam onları isteyip getirtti, avucuna aldı ve:
"Allah'ın Peygamberi Muhammed, bunları fakirlere dağıtmadığı, yanında bulundurduğu halde Rabbine kavuşacağını sanır değildir!" buyurdu.
Onların hepsini Ensar fakirlerinden beş ev halkına bölüştürdükten sonra:
"İşte şimdi rahatladım!" buyurdu ve uyudu.
 ...
Hz. Ali Peygamberimiz Aleyhisselamın yanından çıkınca, halk:
"Ey Ebu'l-Hasan! Resûlullah Aleyhisselam bu gece nasıl sabahladı?" diye sordular.
Hz. Ali:
"Allah'a hamd olsun! Hastalığından iyileşti!" dedi.
Hz. Abbas, Hz. Ali'nin elinden tuttu ve:
"Ey Ali! Vallahi, sen üç gün sonra abdü'l-asâ (=emirkulu, başkasına tâbi) olacaksın. Allah'a yemin ederim ki; ben Abdulmuttalib oğullarının yüzlerinde ölümü görüp anladığım gibi, Resûlullah Aleyhisselamın yüzünde de ölümü gördüm, anladım!
Gel de, Resûlullah Aleyhisselama gidelim. Eğer bu iş bizde ise, onu öğrenmiş oluruz!
Eğer bizden başkasında olacaksa, bizi insanlara tavsiye etmesini kendisinden isteyelim!" dedi.
Hz. Ali:
"Vallahi, ben bunu yapmam! Vallahi, Resûlullah Aleyhisselam bizi bundan men edecek olursa, artık Resûlullah Aleyhisselamdan sonra hiç kimse bunu bize vermez! Vallahi, ben bunu Resûlullah Aleyhisselama hiçbir zaman sormam!" dedi.
 
Peygamberimiz Aleyhisselamın Hastalığının Şiddetlenişi

Hz. Aişe der ki:
"Ağrının, hiç kimseye Resûlullah Aleyhisselama olduğu kadar ağır olduğunu görmedim!
Ölümün Resûlullah Aleyhisselama olan şiddetinden sonra, ölümü şiddetli bulunan mü'mine imren­mekten de geri kalmadım.
Hiçbir zaman hiçbir kimse için de şiddetli ölümü sevimsiz bulmadım!"
Resûlullah Aleyhisselamın yanında kadeh içinde su bulunduruluyor, Resûlullah Aleyhisselam suyun içine elini sokup suyu yüzüne sürüyor, sonra da:
"Ey Allah'ım! Ölümün akılları gideren acı ve sıkıntılarına karşı bana yardım et!" diyerek dua ediyor,
"Yanıma yaklaşsana ey Cebrail!" buyuruyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı bir ara büsbütün şiddetlenince, zevcesi Hz. Ümmü Seleme feryad etmişti.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Sus! Kâfirden başkası feryad etmez!" buyurdu.

Yine Hz. Âişe der ki:
"Resûlullah Aleyhisselam, hastalandığı zaman, Muavvizeteyn (Felak ve Nâs) sûrelerini okuyup bedenine üfler ve vücudunu eliyle mesheder, sığardı.
Resûlullah Aleyhisselamın hastalığı şiddetlendiği zaman ben de ona Muavvizeteyn sûrelerini oku­maya ve elinin bereketini umarak kendi eliyle kendisine meshetmeye başladım.
Cebrail'in Resûlullah Aleyhisselama hastalığında okumuş olduğu istiâze duasını da:
'Ey insanların Rabbi! Şu hastalığı gider! Şifa ancak Senin elindedir!
Senden başka şifa verici yoktur!
Sen öyle bir şifa ver ki, hiçbir hastalık bırakmasın!' diyerek okudum.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Üzerimden elini kaldır! Bu okuman bana yarar vermez! Ben müddetimi bekliyorum!' buyurdu.
Peygamber Aleyhisselam, bundan önce ne zaman hastalansa, Allahtan sıhhat ve afiyet dilerdi.
Fakat, vefatıyla neticelenen hastalığa tutulduğu zaman şifa için hiç dua etmedi ve:
'Ey nefs! Sana ne oldu ki, her sığınılacak yere sığınıyor, herşeyden medet umuyorsun?!' diyerek nefsini kınadı."

Yine Hz.Âişe der ki:
"Resûlullah Aleyhisselamın yanında oturuyordum.
Resûlullah Aleyhisselam Fâtıma'yı çağırttı.
Fâtıma yürüyerek geldi. Onun yürüyüşü Resûlullah Aleyhisselamın yürüyüşünü andırdı.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Merhaba. Hoşgeldin kızım!' buyurduktan ve onu sağına veya soluna oturttuktan sonra, kendisine gizlice birşey söyledi. Fâtıma ağladı.
Sonra ona gizlice birşey daha söyledi. Bu defa Fâtıma güldü.
Ben, bu günkü gibi, gülmenin ağlamaya, sevinmenin üzülmeye bu derece yakın olduğunu görmemiştim!
Fâtıma'ya, bu ağlamasının ve gülmesinin sebebini sordum.
'Tutulduğu hastalığı neticesinde vefat edeceğini haber verdi. Buna ağladım. Sonra, ev halkının ken­disine ilk kavuşup katılanın ben olacağımı haber verince de güldüm!' dedi."

...
Abbas:
'Ali içeri girmek için izin istiyor!' dedi.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Girsin!' buyurdu.
Ali, Hasan ve Hüseyin'le birlikte, Abbas:
'Yâ Rasûlallah! Bunlar senin evlatlarındır!' dedi.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Ey amca! Onlar senin de evlatlarındır!' buyurdu.
Abbas:
'Ben onları severim!' dedi.
Resûlullah Aleyhisselam:
'Senin onları sevdiğin gibi, Allah da seni sevsin!' buyurdu."
 
Peygamberimiz Aleyhisselamın Son Defa Misvak Kullanışı

Hz. Aişe der ki:
"Allah'ın bana ihsan ettiği nimetlerden birisi, Resûlullah Aleyhisselamın benim evimde, benim günümde ve başı benim göğsümde olduğu halde vefat etmesidir!
Bir de, hamd olsun ki, onun dünyada bulunduğu günlerin son gününde, ahiret gününün başında, benim tükürüğümle onun tükürüğünü birarada birleştirmesidir!
Resûlullah Aleyhisselamın başını göğsüme yasladığım sırada kardeşim Abdurrahman elinde bir misvakla eve girmişti.
Resûlullah Aleyhisselam ona ve elindekine baktı.
Misvakı istediğini anladım.
'Yâ Rasûlallah! Bu misvakı senin için alıp sana vermemi arzu eder misin?' diye sordum.
Başıyla 'Evet!' diye işaret buyurdu.
Ben de misvakı yumuşatıp kendisine verdim.
Resûlullah Aleyhisselamın hiçbirzaman misvakla dişlerini bu derece şiddetli, bu kadar güzel oğuşturduğunu görmemiş gibiyim.
Sonra misvakı bıraktı, misvak elinden düştü."
 
Peygamberimiz Aleyhisselamın Ümmetine Son Tavsiyeleri

Peygamberimiz Aleyhisselamın en son uyarısı:
"Kadınlarınız ve ellerinizdeki köleleriniz hakkında Allahtan korkunuz!" buyruğu idi.
...
Rebiülevvel ayının onikinci veya onüçüncü Pazartesi günü, kaba kuşluk vakti, -güneş zevale (batıya kaymaya) doğru yaklaşıyorken- Peygamberimiz Aleyhisselam son dakikalarını yaşıyordu.
Peygamberimiz Aleyhisselamın başı Hz. Âişe'nin göğsüne yaslı bulunuyor ve Hz. Âişe:
"Ey insanların Rabbi! Hastalığı gider, kaldır!
Gerçek tabib Sensin! Gerçek şifa verici Sensin!" diyerek şifa diliyor. Peygamberimiz Aleyhisselam ise:
"Hayır! Ben Allahtan Refik-i A'lâ zümresine katılmayı;  Cebrail, Mikâil ve İsrafil ile birlikte olmayı dilerim!
Ey Allah'ım! Beni yarlığa! Beni Refik-i A'lâ zümresine kavuştur!
Ey Allah'ım! Beni yarlığa! Bana rahmetini ihsan et! Beni Refik-i A'lâ zümresine kavuştur!" diyerek duaya devam ediyordu.
Hz. Âişe derki:
"Resûlullah Aleyhisselamdan, sıhhatte iken, birçok defalar
'Hiçbir peygamber yoktur ki, ruhu, Cennetteki durağını görmedikçe alınmaz!
Sonra, durağına gitmesi arzusuna bırakılır!' buyurmuştu.
Kendisi, hastalanıp ruhu alınmakzamanı gelince, başı benim dizimde bulunduğu halde, üzerine bir baygınlık geldi. Ayılınca, gözü açılıp evin tavanına doğru dikildi ve:
'Allah'ım! Refik-i A'lâ zümresine kat!' dedi.
Ben o zaman:
'Resûlullah bizi tercih etmiyor!' dedim.
Anladım ki; Resûlullahın bu temennisi, vaktiyle sıhhatli zamanında bize söyleyip durduğu bir haberin kendisinde gerçekleşmesidir!
...
Peygamberimiz Aleyhisselamın hastalığı ağırlaşınca Hz. Fâtıma, Peygamberimiz Aleyhisselamı bağrına basıp:
"Vay babamın çektiği ıztıraba!" diyerek ağlamaya başlamıştı.
Peygamberimiz Aleyhisselam, ona:
"Bugünden sonra, babanın üzerinde hiç ızdırap kalmayacak.
Ey kızım!
Sakın ağlama!
Ben öldüğüm zaman İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn!' de!" buyurdu.

Peygamberimiz Aleyhisselam, tutulduğu hastalığın baygınlığından ayıldığı zaman, Ali İmran süresinin:
"Muhammed bir resûlden başka birşey değildir. Ondan önce de resûller gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse ökçenizin üzerinden gerisin geriye mi döneceksiniz? Kim böyle iki ökçesinin üzerinde ardına dönerse, elbette ki Allah'a hiçbir şeyle zarar vermiş olmaz! Allah, şükür ve sebat edenlere mükâfat verecektir!" âyetini okudu.

Cebrail Aleyhisselamın Peygamberimiz Aleyhisselamı Ziyareti

Cebrail Aleyhisselam, Peygamberimiz Aleyhisselamın eceline üç gün kaldığı ilk günde gelip:
"Ey Ahmed! Yüce Allah sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden daha iyi bildiği halde, sana 'Kendini nasıl buluyorsun?' diye soruyor" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Cebrail! Kendimi baygın bir halde buluyorum!
Ey Cebrail! Kendimi sıkıntılı bir halde buluyorum!" buyurdu.

İkinci gün, Cebrail Aleyhisselam tekrar inip:
"Ey Ahmed! Yüce Allah sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden daha iyi bildiği halde, sana 'Kendini nasıl buluyorsun?' diye soruyor" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Cebrail! Kendimi baygın bir halde buluyorum!
Ey Cebrail! Kendimi sıkıntılı bir halde buluyorum!" buyurdu.

Üçüncü gün (Pazartesi günü) olunca, Cebrail Aleyhisselam indi.
Cebrail Aleyhisselamın yanında ölüm meleği (Azrail) de inmişti.
Cebrail Aleyhisselam:
"Ey Ahmed! Yüce Allah sana ikram olarak beni gönderdi. Sana soracağı şeyi senden daha iyi bildiği halde, sana 'Kendini nasıl buluyorsun?' diye soruyor" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey Cebrail! Kendimi baygın bir halde buluyorum!
Ey Cebrail! Kendimi sıkıntılı bir halde buluyorum!" buyurdu.
Bundan sonra ölüm meleği (Azrail) içeri girmek üzere izin istedi.
Cebrail Aleyhisselam:
"Ey Ahmed! Bu ölüm meleği senin yanına girmek için izin istiyor!
Halbuki, o, senden önce hiçbir Âdem oğlunun yanına girmek için izin istememiştir!
Senden sonra da hiçbir Âdem oğlunun yanına girmek için izin istemeyecektir!
Kendisine izin ver!" dedi.
Ölüm meleği içeri girip Peygamberimiz Aleyhisselamın önünde durdu ve:
"Yâ Rasûlallah! Yâ Ahmed! Yüce Allah beni sana gönderdi ve senin her emrine itaat etmemi de bana emretti!
Sen istersen ruhunu alacağım!
İstersen, ruhunu sana bırakacağım!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Ey ölüm meleği! Sen böyle yapacak mısın?" diye sordu.
Ölüm meleği:
"Ben bu hususta emredeceğin herşeyde sana itaatle emrolundum!" dedi.
Cebrail Aleyhisselam:
"Ey Ahmed! Yüce Allah seni özlüyor!" dedi.
Peygamberimiz Aleyhisselam:
"Allah katında olan, daha hayırlı ve daha devamlıdır!
Ey ölüm meleği! Haydi, emrolunduğun şeyi yerine getir!
Ruhumu, canımı al!" buyurdu.
Peygamberimiz Aleyhisselam, yanındaki su kabına iki elini batirıp ıslak ellerini yüzüne sürdü ve:
"Lâ ilahe illallah! Ölümün de, akılları başlardan gideren ıztırap ve şiddetleri var!" buyurduktan sonra, elini kaldırdı, gözlerini evin tavanına dikti ve:
"Ey Allah'ım! Refik-i A'lâya!" diye diye mübarek ruhunu teslim etti. Eli yanına, yanındaki suyun içine düştü.

Allâhümme salli alâ nebiyyinâ ve seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihi ve sellim!

M. Asım Köksal
İslam Tarihi

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Yaşamak / Cahit Zarifoğlu

İSTANBUL 1968 . Neden diye sormayın hemen. -Onu ben kendi kendime de açıklayabilmiş değilim henüz. Kişinin ihtiyaç duyunca aramasının binlerce çeşidi olmalı. Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak, arayacağımız yer bellidir. Bakınırız ve onun işaretlerini tanımakta güçlük çekmeyiz. Az sonra karşımızdadır o, merhamet bile olsa. Hemen fiyatını sorar bazılarımız, ama bazılarımızca da hayat pazarlık etmeye değmez . Söylenen ücreti her zaman açık duran cüzdanlarından çıkarır, -bütün dikkatleri ellerindeki YENİ'nin üzerinde olduğu için-dalgınlıkla karşılarındakilere teslim ederler. / Kandırılanlar aldanmamaya çalışanlar olmalı. Bırakın ihtiyacınız olanı fazla kazanarak karşılasınlar - Bir kravat alırken sevinin ve deyin ki "aradığımı biliyorum" Bu ona erişmenizin garantisi değildir ama, sıkıntımızın kaynağını bilmemiz bakımından tahammülümüzü artırır. A ma o bir düşünce belirmemişse kötü şekilde kaynağın açığındayız. "Sıkıntımın nedenini bilmiyorum" demekteyiz....

EBU’L- ATÂHİYE ŞİİRİ

Ümit iplerimi kopardım senden. İndirdim yükümü bineğimin üstünden.   Ey dünya! Senden elde ettiğim bir şey için kalmaktan ve onun benim için baki kalmasından umudumu kestim. Umutsuzluğun soğukluğunu bağrımda hissettim ve artık konup göçmekten de kurtuldum, rahata erdim. *** Uzun ayrılığın, özlemin zayıflattığı hüzünlü ve özlem içindeki kalbin sahibi,   Evimin kadınına özlemim arttı.  Acaba bizim kavuşmamız mümkün mü?  Gerdanlık ve kolyelilerden (kadınlardan) benim nasibim odur. Onunla yetindim. Allah tez elden beni seninle bir araya getirsin, beni bağlarımdan çözsün. *** Bana kabalık yapan kimse yüzünden mi kaba davrandın?  Onun için mi benden başkasıyla ilgilendin?  Bana sürekli destek verdin, onun için ben bütün istek ve arzuları görüyorum.  Sonunda zaman benim aleyhime değişince, sen de zamanla birlikte döndün. *** Seni defnedip sonra mezarının toprağını ellerimden silkelemek üzüntü olarak yeter…  Sağlığında benim için baz...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Okuntu

Mevsimlerden denizi, inceliklerden en çok geçmişi özlediniz. Sevgiyi kavramanın ağırlığı başlayınca bizim gibi kaçmadınız. Belki biraz ağladınız; bir gözyaşı izi boyunca kanadınız. Akşamlar ve parklar arasında dünyaya en çok siz yaraştınız. Şimdi sizi çok özlemişiz. Bir akşam bize gelirseniz, geniş koltuklarda otururuz; susarız. Adnan Azar

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK MART 2026 - NİSAN 2023

Kapılarını yıllardır çalmadığım Eski dost evleri gibi Eski şiirlerim Kitaplarda Bekler beni… Girip dinlendiğim olur İçlerinde Bir kahve içimi Çıkıp giderim sonra Buruk bir hüzün Bırakıp geride… Ataol Behramoğlu MART 2026 Kimin nasıl bir anısı haline geleceğimizi hiçbirimiz bilmeyiz. * Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur. * Bunlar ihtimal hiç okunmayacaktır, Günahkâr ölülerin Fatihaları gibi. * Bir defa ne yazık ki kimse birbirini okumuyor. Okuyanlar eski şiiri okumuyor. Şiir, eski yaygınlığını yitirmiştir.  * Yeni bir kente gideceğim burdan. Ne uğurlayan olacak beni, Ne orda karşılayan güvermiş bir sevinçle. * Sadece bir fotoğraf bütün bunları görmemize izin verir. Uzun uzun bakmamıza. Düşünmemize. Kendimizi görmemize. Tanıdığımız insanları görmemize. Kendi çocuklarımızı görmemize. Başka bir yerde, başka birinin hayatını hayal etmemize. * ŞUBAT 2026 elbette seviyorum Seni,  seviyor olmalıyım yani,  ama yaşlandım, unutuyorum,  karıştırıyorum sık sık  Senin...

BLOGDA GEÇMİŞE YOLCULUK MART 2023 - MART 2022

" Ağlamaya başladı; ama hep yakında olan Tanrı, Beyazlara bürünmüş, babası kılığında ortaya çıktı." William Blake  MART 2023 Bir insana öldürücü bir söz ediyoruz ve doğal olarak o anda ona öldürücü bir söz ettiğimizin farkına varmıyoruz. * Depreme maruz kalan kardeşlerimizin gönülleri naz makamıdır. Onların gönülleri Rabbe karşı kırık, develete karşı buruk, hatta biraz da öfkeli olabilir. * Sözleri vefasız bir karakter hakkında olan Arya'ya benim adımı uyarladığı için Dostoyevski'ye darılmış gibi yaptım. Ona ayran gönüllü olmadığımı, eğer onu bir kere sevmişsem bunun bir ömür süreceğini belirttim. -Bunu göreceğiz sevgili Anna, dedi gülerek... * İşte buna imar şebekesi denir. Hiçbir parti de bundan vareste değildir. Açık açık konuşalım. En çabuk uzlaşılan yerler imar komisyonlarıdır. Hiç orada hır gür olmaz. İnşaat Türkiye'de yağma ve talan kaynağıdır. * Yer sarsıldıkça sarsılsın ki süresiz “Buna ne oluyor?” desin insan, çaresiz * göz ardı edilmemesi gerekir gizli...

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Yaşamak

Neden diye sormayın hemen. Onu ben kendi kendime de açıklayabilmiş değilim henüz. Kişinin ihtiyaç duyunca aramasının binlerce çeşidi olmalı. Aradığımızın ne olduğunu biliyorsak, arayacağımız yer bellidir. Bakınırız ve onun işaretlerini tanımakta güçlük çekmeyiz. Sıkıntı kollarını göğsümde kavuşturmuş. Soluk alırken, genişleyip daralan kaburgalarım, zamanın boşuna ve nedensiz geçtiğini biliyor. Çoktandır yabancı bir cismin kalbime sürtünmekte olduğunu biliyorum. Yine de biri çıksa, nasılsın dese alışkanlıkla iyiyim diyeceğim. Kederli olduğumda söylenemez zaten. Buna sebepte yok çünkü. Ne taze bir ölüye sahibim, ne felâket geçirenlerim var. Dedim ya oturuyorum öylece. İyi ki etrafımda kalbimi tanıyanlar yok. Hiç beklemiyordum, birden kadın bana çevirdi bakışını. Tanrım ne büyük bir merak içindeydi bu bakış. Durmadan sormaktaydı. Hayattan ne beklediğimi sormaktaydı...Günü birlik yaşama içinde elde edilebilen sayısız imkanlar kaçırmıştı. Bu durumda ona bakmak zordu. Huzurs...

Hüzün Şiirleri

                                                                                                          -Yaşayamadıklarıma Eyvallah!                                                                                                          -Yaşadıklarıma Elhamdülillah!                                                         ...