Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Karabağ Şikestesi

I. Bilirsin kırık dökük hayatımız bizim, Karabağ şikestesi gibidir. Bir çığlık fışkırır birden, Neşeli ara nağmelerden. Ben, ara nağmeler sürerken Anlıyorum ki, gitmeliyim... Düşsel bir kervanın dev develeri, Evin önünde çökmüş Kapıcıyla lafa dalmış kafilesalar Artık tereddüde mahal mi var? Sevdiklerimin anılarından döktürdüm Kervana armağan bir çan, Melamet hırkasını giyerek eynime, Ne yüreğime ne beynime Ne de ardıma bakmalı, gitmeliyim Kişi ardına bakmadan gitmelidir Orfe'den beri malumdur ki, Geriye bakmak tehlikelidir. 2 Yöntemsiz ve düzensiz bir şekilde, Hüzün damıttım durdum ömrümce Dağınık bir ambarda bulduğum Tozlu, eski bir imbikle -İlk sahibinin Şeyh Galip olduğu söylenirdi- İmbiği ambara bırakıyorum, Ne cevabım var bundan böyle ne sorum Silinirken ülkeler ve ormanlar Birey yokoluşlarının ne önemi var? “Ah şahım” yazılı duvar, Umarım bana da bir yer bağışlar Cemiller silindi, ortada Cemal, Mestler nerede, ortada Elest... Nasıl olsa on...

Kabaran Bir Dalga Gördüğünde Sen

Kabaran bir dalga gördüğünde sen Şiirimi görüyorsun demektir Yükselir göğe, fakat bazen O hafif ve uykulu bir yelpazedir Öyle bir hançerdir ki şiirim Çiçeklenir elde kabzesi Şiirim bir çağlayandır Suyu berrak, kristal gibi O fışkıran bir yeşilliktir Pırıl pırıl; ve alev kızıllığında. Şiirim yaralı bir geyiktir Bir sığınak arayan ormanda Şiirim kardeştir cesarete Yalın, içten ve özlüdür O, kendisinden kılıç yapılan Çelikle aynı örste döğülmüştür. Jose Marti Çeviri : Ataol Behramoğlu

Ey Zaman Kuşu

Hangi yöne uçsan kırık kanatlarınla, bil ki ardındayız biz de o yaralı geyikle. Birkaç kişi, yaprakları sararmış eski kitapların içinden. Her şey ezberimizde lanetlilerin lanetlediği ölümsüz metinlerden. Sızan ışığın alacaaydınlığında, unutulmuş hücrelerin yosunlu duvarlarına hem düşlerimin haziran güneşi yansıyor, hem de dışarda savrulan kar. Cevat Çapan

Gece Sisi Kaplamış Tepelerini Gürcistan'ın

Gece sisi kaplamış tepelerini Gürcistan'ın; Karşımda akıyor Aragva uğultulu. Hem hüzün hem bir hafiflik var içimde; kederliyim, Seninle dopdolu, aydınlık bir keder bu. Seninle, sadece seninle... Hiçbir şey Bozmuyor, tedirgin etmiyor üzgünlüğümü, Ve yürek yeniden tutuşuyor, seviyor yeniden, Sevmemesi olanaksız çünkü. Aleksandr Sergeyeviç Puşkin Çeviri: Ataol Behramoğlu

Biliyorum Gelmeyeceksin

Her gece bu geç vakit Ne işim var sanki sahilde Senin gelmeyeciğini bildiğim halde Umutla, saatlerce beklemek niye Sebebi yıldızları izlemek isteyişim mi Yada arzuluyor olmamdır, hayalinle öpüşmeyi Anılar de, özlemek de ne dersen de Nafile umutlar hüzünle perde, perde El ele gezdiğimiz günler yok artık Bizim sahil hep bildiğin gibi Gökteki martılarda aynı canhıraş çığlıklar Tekneler kadar sağlam bağlı değil artık yüreğim Bir zamanlar adını yazdığım bu kumsallara yüzümde o eski gülüş yok artık Yakamozların eski büyüsü yok Sadece umut var, şimal yıldızım sanki Sislerin ardından göz kırpar İlker Pamukçu

Bu Altı Söz

1) bazen ne bir söz ne bir ses ne de bir başka şey şenlendirir gönlümü 2) pencere, pençesindedir günün pencere, pençesindedir güneşin ah yetmez gücüm! 3) dinle feryat ediyor kalbimde biri … duyuyor musun? 4) başıboş sözcüklerim benim! konuşmayın hep bir ağızdan, tek tek… 5) oradan oraya taşınmaktan yorgun kalbim dinleniyor kendinde 6) ceplerim rengarenk seslerle dolu aç avucunu…! Ketayun Amuzegar Çeviri:M. Bülent Kılıç

Mülkiyet

Biliyorum ki ben, Ruhumdan akıp gelmek isteyen düşünceler dışında, Hiçbir şeye sahip değilim. Biliyorum ki ben, Tatlı bir sevgiyi, küçük bir sevinci tattığım anlar dışında, Hiçbir şeye sahip değilim. Johann Wolfgang von Goethe

Ruhun Ateşli Aşkı

Ruhun ateşli aşkı Ey aşk, hani iyiydin sen; Niçin, beni böyle incittin? İkiye bölünmüş kalbim, Tutuşmuş ateşiyle aşkın. Alev alev yanıyor, nereye sığınsın? Zincirlere vurulmuş kalbim, nereye kaçsın? Eriyip tükeniyor, güneşe tutulmuş balmumu gibi; Yaşıyor, ama ölümle kol kola, çırpınıyor çılgınca. Dualar ediyor, atabilmek için bir iki adım daha, Ne çare ki, bu cehennemlikte yanıp kavrulacak; Vay bana ki, burası benim yerim olacak! Ben de konuşurdum eskiden, artık mühürlü dudaklarım, Ben de görürdüm eskiden, artık kör gözlerim! Sesim kısık, yine de duyuyorsun beni ; Bu uçurumda, ruhum çırılçıplak ve hissiz. Düşerken yükseliyorum, giderken geliyorum; Kaçıyorum kovalarken, elim kolum bağlıyken özgürüm. Ey aşk, neyledin beni? Çılgına dönmüş haykırıyorum: "Senin ateşli gücünü sınamak için, Yakışır mı bana ölüm?" Aşk, aşk, sen bir hiçsin; oysa, dilimden düşmüyor hiç şarkın! Kalbimi derinden yaralayan, senin yaralı elin. Aşk, aşk; seninle kendimi bildim, sana...

Sesin Rengi

Sen, küçük kutu, kaçışıma yardım et! Böylece senin valfların kırılmaz Bir evden ötekine, Gemiden trene Geçişte… Böylece düşmanlar belki benimle konuşurlar. Benim yatağım, acıma yakın. Gecenin son olayı Sabahın ilk olayı Onların zaferi Benim kaygılarım. söz ver bana, aniden, sessizce gitmeye… Bertolt Brecht Çeviri: Borges Defteri

Ağulu Mantar

Yağmur bir adım ötemizde Kabarmış ağulu mantar Sessizliktir ateşin yanındaki kütük Suyun ışık değmiş kabuğu Sen tane tanesin sevgilim Denizim ben batık aşklarla dolu Melih Cevdet Anday