Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sahip

                    Dost Çiyayi'nin anısına. Selin getirdiği ağaçlardım. herkesin karşısında el bağlayan cuma ağlağı. Geldim işte kovgun ve ürkek. Seni suya saydığım o toz harfin serinliği de yok.. Gideceğin ummanı da ben içtim de geldim uzak bir ihtimalle yine de kapma hiç yüz çevirmedin... Çocuk aklım... ikna yüzüm... beni yaban edecek sözü nerden buldum da seni ne çok hırpaladım. Mahcubum! Nasıl bir aczin içinde kaldığımı gör! ve anla! ma.. Hasarlı bir tebessümle gelsem de fayda yok sarsak bir cefayla dolaştığım bu veda gününde. Sonunda senin de anladığın bir şey oldu. ham bir ağızla kaldığımı görmek.. ' Bana vefa gösterme! Gücenmenin saatiyle ihmal et! Benim de nasibim olsun o mahrum.. şer bilen Yakub sevinsin.. Mayalı dilim bana mesafelerin masum toprağında diz çökert! Ki haz edeyim hırpani bir itirafla - bu latin pişkinliğimdir diyeyim işte bu son sünnet... Metin Kaygalak

Sözcük Mesafesi Sıfır

kalbim acının altında eksi iki derece yoğun kar yağışı gibi bir şeyiz ikimiz de durmadan devam eden tipi şeklinde aralıksız kalbim acının altında eksi iki derece şehrin göğsüne kadar ulaştı kar kalınlığı sözcük mesafesi sıfır ! kapanan köy yolları gibiyiz sonunda işte kim bilir kaç çocuğu öldürdük biz bu soğuktan, kaç karanfili kaç serçeyi kaç evsizi... bu beyaz bu saf afet yüzünden kardan! kalbim acının altında eksi iki derece karda sevişmek gibi bir şeyiz ikimiz de soluklarımızın bile çatlayarak soğuktan incecik kanadığı bu aşk burada donar diyorum donar buzlanma nedeniyle anıların ben kayıp düşerim teninden düşerim yalnızlıklar içinden bir yalnızlığa daha senın bütün öpüşlerine kardeş... Nur Saka

Şiirden Anladığım

Bilinmeyenlerin Renkten, kokudan, biçimden, ışıktan, kütleden ve Coşkudan, hüzünden, sevinçten, acıdan ibaret olanların Ya da öyle varsayılanların karşısında bilim adamı olmayı yeğlemem. Şimdilik yazıyorum, yarın? Bilmiyorum. Atamız Sokrates, anarnız Vislaya Şimborşka öyle dediler: Bil - mi - ya - rum. Ben onların hala cahil bir öğrencisiyim.    Şiirsel olanla şiir arasında bir fark yoktur.    Hatta çok küçük bir fark da yoktur.    Gözle görülür, elle tutulur koca bir uçurum vardır. Akıl ile duyguyu, özgürlük ile doğayı karşı karşıya getirirsek şiir ezilir, kesik süte benzer. Hala yazıyorum. Demek ki anadilimi tam anlamıyla                                      öğrenememişim.    Jean Genet yazdıklarından ötürü mahkum olmuş.    Fransızcayı en iyi kullanan yazarlardan biri olan Genet:   "Fransızcayı    iyi okuyup yazabilseydim mahku...

Japon

Kırmızı Japon harfleri geçti ağzından. Emaye göğsüme düşüp ses çıkarttı. Fısıltılar... Durdu ve bekledi. Şeffaf bayrak, yukarıdan aşağı inen bir ferman gibi ayırdı ikimizi. Geldiğimiz uzak yoldan tahriş olmuştu : ayaklarımız, ellerimiz. Bir haiku kadar yavaş ve çabuk... Beni öpmedi. Ilgım Veryeri

Keşke

"Keşke bir gemide olsak" dedi. "Nereye gittiğimizi bilmeden denizin sonsuz maviliğinde kaybolsak. Başbaşa.." "Peki gemiyi kim kullanacak? Ne yiyip ne içeceğiz? Bu geminin mazotu hiç mi bitmeyecek?" gibi mantık dışı sorularla kafasını kurcalamak istemedim. Gemiye binmekten pek hoşlandığım söylenemezdi, ama gemiye binmemeyi seviyorum da diyemezdim. Bir süre kelime aradım. Sonra 'keşke' dedim. Çok sevdim keşkeyi, Yalan söylemiş olmazsın keşke dediğinde. Söylememiş de olmazsın. Hatta bir şey söylemiş bile olmazsın. Ama söylemişsindir de bir taraftan. Baştan savar bir temenniyle ağır başlı bir istek arasında nazlı nazlı salınan sihirli bir sözcük gibiydi keşke. "Sikeyim gemisini, gel şurada birer oralet içip hiç konuşmadan gelip geçen insanlara bakalım" dedim sonra. Demez olaydım. Benimle hayal kurulmazmış. O an karar verdim, artık keşkeden başka laf etmeyecektim. "Ben gidiyorum" dedi. "Keşke" dedim. Kalsaydı yine keşke diy...

Gangster

Şiir yazdım bunca senedir, Ne buldum ? Eşkiyalık edeceğim bundan sonra. Haberi olsun yol kesenlerin: İş yok artık kendilerine Dağ başlarında. Mademki ekmeklerini alıyorum Ellerinden, Buyursunlar onlar da benim yerime. Münhal var edebiyat âleminde. Orhan Veli

Galata Köprüsü

Dikilir köprü üzerine, Keyifle seyrederim hepinizi. Kiminiz kürek çeker, suya suya; Kiminiz midye çıkarır dubalardan; Kiminiz dümen tutar mavnalarda; Kiminiz çımacıdır halat basında; Kiminiz kustur, uçar, şairane; Kiminiz balıktır, pırıl pırıl; Kiminiz vapur, kiminiz şamandıra; Kiminiz bulut, havalarda; Kiminiz çatanadır, kırdığı gibi bacayı, Şıp diye geçer Köprünün altından; Kiminiz düdüktür, öter; Kiminiz dumandır, tüter; Ama hepiniz, hepiniz... Hepiniz geçim derdinde. Bir ben miyim keyif ehli içinizde? Bakmayın, gün olur, ben de Bir şiir söylerim belki sizlere dair; Elime üç beş kuruş geçer; Karnım doyar benim de. Orhan Veli

Veda

Ne ay ışığı yürüyeceğim, Ne sessizlik aşk boyunca.  İçimde çırpınan dalganın var ettiği kıyıda  Gömdüm onu  Aşkla. Bejan Matur

Her Kadın Kendi Ağacını Tanır

Sana geldiğimde Kanatlarını,  Siyah taşlarla örülmüş  O ıssız şehrin üzerinde açacak,  Bulduğum bir ağacın dallarına tüneyecek  Ve acıyla bağıracaktım.  Her kadın kendi ağacını tanır.  Uçtum o gece.  Karanlığın girmeye korktuğu şehri geçtim.  Gölge olmayınca ruh yalnızdı. Uludum. Bejan Matur

Beyaz Meselâ

İnsan duvarları olmayan tapınakta Bir gece uyusa Sanıyor ki kederi azalacak. Ama yetmiyor Bezler bağlıyor Bulduğu her ağaca. Hikayeler anlatıyor İnanıyor aşkın hep olacağına. Oysa aşk biter Dinginliği başlar göllerin. Bekleyiş, Sonsuz mavi bir göz olur Camdan ve gittikçe uzayan. Acı verir bazan renkler Beyaz mesela Kuş gibidir insan beyaz bir yatakta Ölümü gibi çocukların Soluğu kesik Suda dolaşan. Bir kaya mezarında ağlayan adam Ölülerini suya ve göğe gömüp, Gelir acısıyla avunmaya. Dua ve kuş gibidir zaman Bir şey olur bulutlara, Bir ağırlık Bir koyuluk taşırlar uzaktan. Tuhaf yitik hayatların Seslerini doldururlar kovuklara. Bir şey olur Sarnıçtaki sularda Unutulmuş anahtar parlayınca Yağmurumuz der biri Sarnıçlarımızda gizli Acımız avuçlarımızda. Bejan Matur