Ana içeriğe atla

Kayıtlar

aşık olunabilecek bir erkeğin özellikleri

1980 başlarında bir yaz akşamı, Füsun Akatlı, Nimet Tuna ve Tomris Uyar, o dönemin gözde uğrağı Şadırvan’da buluşmuş, denizin tadını çıkarıyorlar. Konu bir ara aşka, sonra aşksızlığa, en sonunda da “aşık olunabilecek bir erkeğin özellikleri”ne geliyor ve bir oyuna dönüşüyor. Nesnel davranmakta kararlı olduklarından masalarına gelen Edip Cansever ve Turgut Uyar’ın da görüşlerini alıyorlar. (Sonraları Ferit Edgü, Mürşit Balabanlılar, Aydın Emeç gibi “güvenilir” erkek dostlara da başvurulacak.) Böyle önemli bir konunun koşul sıralamasında ilk maddeyi fiziksel görünüşün ya da zekanın değil giyimin tutması oldukça tuhaf ama ne yapalım? 1- Adam, (o dönemin gözde terliği) Tokyo giymeyecek. Belki de böylelikle onun evde pijamayla dolaşmaması güvenceye alınıyor. Şort yasak değilmiş. Yatarken çorap giymesinmiş. 2- Ama kes giyip jogginge çıkması, pazar günlerini doğa budalalığıyla geçirmesi -sizi de yürüyüşe zorluyorsa- yasak. 3- Pamuklu, keten, yün gibi doğal elyaf g...

Dostlar

Fethi Naci'ye Geldin mi, iyi Yollarından yürüyüşler sızdıran sonbahar Bir tenhalığı eskisinden çok sezmeyi Bakımsız bahçeler mi olur, büyük ahşap boş odaları mı olur Ne olur Ey bana sevmeme gücü veren güzellik Eski bir kadını eski bir park kanepesinde bırakan sonbahar Aldatılmış bir yüzü yağmur oluklarında O yüz ki bir denizin tekrar tekrar bittiği Gece yarısı kokularında Yosunlu bir kıyıda ancak Dilinde çakılların ve derinliğin en son tadı İşte Bir vakit daha geçti, şimdi ne yapsak Ne yapsak, bir vakit geldi ve geçti Ey bana sevmeme gücü veren güzellik Sonbahar Sen mi kaldın bir Yok birşey yapacak. Bin dokuz yüz yetmiş bir yazı, ey unutulmayan yaz Bıraktığın gibi mi kalsak Bir çiçek milyon kere katılaştı eridi Açtı dağıldı Yaşamadı hiç belki Bir ışık olsun yakmadı Tuzlu ve ıslak bir ışık Tankerler geçti kıyılardan gene Suyu zonklataraktan Gül koktu saçlarında taşıdikları benzin Senin saçlarında Alnın üstünden kuzular inen bir tepe gibi eğildi Boyn...

Sincabın Sakladığı Sözcükler

yalnızca şiirin ayaklarıyla bulabilirim evin yolunu tek gerçek şiirsel duygu derin hüzündür onun içinde tomurcuklanır gülümseme gözyaşı olur damlar kahkaha sağduyu dedikleri yakıp yıkıyor her şeyi bir gün dönüp arkama baktım hiçbir şey yoktu görünürde tarihin yüreğidir eyleme geçen düşüncedir şiir ışık ile gölgeden ses ile sessizlikten doğmuş yaratıklardır şiirler gecenin imleridir sözcükler gölgeleridirler düşüncenin kağıttan bir kışlada kötülükten de kötüsü korkaklığın aldığı ürpertici öçtür kötülüğün kurbanlarından heyecanın acımasızlığı değil acının öfkeli yüreğidir karşıt yıldızlar gibi bizi alevlendiren boş sokaklardaki kimsesiz güzellikte dünya ile çakışması gerekmez sanatın ama dünyadan kaynaklanması gerekir yalın ve güzel bir şey söylemek isterdim nesnelerin ışığı kestiği yerde oluşan gölgeler üstüne otların nasıl büyüdüğünü rüzgarın nasıl estiğini bildiğim yerlerde oturuyorum en çok her şey yapılmış değildir daha ama olan her şe...

Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum

OKTAY RİFAT Bir “Misafir olmayan deniz”li. * Herkes gibi bir çocuk. Çöl manzaralarını, balıkları (balıkların gözlerini kırpmadan uyuduklarını daha o zamandan biliyordur), otları, dağ keçilerini, bisikletli kızları sevdi. Koca yazlarda evlerinin önünde oynadı. Kelebekler, midye­ler, bilyalar topladı . Sakallı bir çocukken çığrından çıkmış ne kadar kuş varsa bir solukta hepsine öykünürdü. Bir Simyacı. Eli bir ağaca değse, ağaç birden en çok ağaç. Adı Ephesos’un su kemerlerinde bulundu. Sevdiklerinin elyazılarında seslerini duydu. Avukat iken suçlara Homeros’da, Hammer’de, Bedrettin’de gerekçeler aradı. ** Şiirlerini dilin yerçekimine karşı yazdı. İmge onda bu yüzden onun adına konuşur. Şiirin korkunç çocuğu. Sözcüklere bir pul meraklısı titizliğiyle eğildi. (Hepimizden önce dilin sınırlarının dünyanın sınırları olduğunu buldu.) Böylece dünyayı evi gibi kullanmaya başladı. Üç güzel adamdan biri. Bir Prens. Yatağı bilinç altında hep serili durur. Uzun boylu, ...

Kırlarda çiçekler bensiz açacak

Erdem Bayazıt: -Onu (Cahit Zarifoğlu) kaybetmeden birkaç gün önce, hastaneden çıkarken bana asla unutamayacağım bir şey söylemişti. O da şuydu: ''Kırlarda çiçekler bensiz açacak.''

Bitmemiş Şiirler VIII

Vapur gürültüsüz ayrılır limandan Cümle hatıralar beraberimdedir. Feriköy'de bir tramvay durağı, Bir kış günü pastacıda, unutulmaz Bir sandal gezintisi ki; Sarıyer'de Fotoğrafları hala iç cebimdedir... Ömrümüz böyle olmamalıydı, Elagözlüm Bir vakitsiz meyve dilemeliydik Tanrı'dan Uzun hasretlerin arifesinde Ellerim böğrümde kalmamalıydı. Şimdi akşam olur, sular buruşur Bir yastığa baş koyarım güvertede. Hnagi dilden olursa, bir şarkı isterim İçimde kırık dökük besteler dolaşır. Kalbim avucumdadır artık, Bir sahilden sesler gelir, kaybolur Uzun uzun nefes alır sular Uzun uzun ağlamak isterim. Gözlerimde bir yağmurlu gün başlar; Vakit ikindidir Eyüp sırtlarında Bulutlar vardır, pembeden, beyazdan Mevsim sonbahardır sessiz ve taze. Nemli otlar, çekirgeler, solgun yüzün. Bir gülüş, bir mahzun bukle saçlarında Bir eski çiçeği andırırsın yazdan. Ve bir şarkı başlar kahvelerin birinde Bizi ömrümüzden alır götürür, Bir şarkı, faslı hicazdan. Vapurlar...

Bitmemiş Şiirler VII

Kapalıçarşıda, bir kuyumcu dükkânında Sol eline bir yüzük takmıştım. Senin entarin basmaydı. Benim elbisem pamuklu Yüzüklerimiz sekiz ayardı… Çocuklar gibi gülmüştük, hatırlarsın Kapalıçarşı, Mahmutpaşa, satıcılar Bir hafiflik içinde elele, yaya. Bir sabah vaktiydi, güzel ve taze Mevsim bahardı… Sonra saçların, omuzların Elâgözlüm - Sana Elâgözlüm diyeceğim ömrümce Koyu da olsa rengi gözlerinin. Bir kırmızı kordelâ, bir bulut, bir gül Sen gittin hatıralar perişan etti beni, Gel, eski günlerin içinden, rüzgârlarla, Gel, Kurumuş kirpiklerime bir yağmur gibi dökül… Turgut Uyar

Bitmemiş Şiirler VI

insan bir kere sever severse, ister yedisinde, ister yetmişinde olsun… . . . . . . . benim ömrüm hep dumanlar içinde geçti bir rüzgâr bulup da serinliyemedim, oh diyemedim.. o küçük meyhanede sabah, akşam —manastır meyhanesi’nde, bir şehirde üç masa, bir radyo, bir de ben meyhaneci tabak silerdi, köfte yapardı kırmızı turplar eski günlere karışır, içer içer ağlardım… küçük gözleri ile bir kız bakardı takvimden kadehimi kaldırırdım gülüşüne. vefalıydı, iyi kalpliydi, güzeldi sarhoş olurduk beraberce… seni o kıza benzetirdim elagözlüm o gülümsiyen, içen kıza, takvimdeki… onun saçları yeşil, yanakları aldı. kızın hemen yanından, ağaçlı bir yol uzanırdı, bir patika sonra, sonra bir gök, mavi bir deniz yemyeşil bir dudak geçerdi içimden upuzun seslerle bir gül açardı bilirdim, uzaklarda… bunlar hep geçmiş elagözlüm, geçmiş. ağlaştıklarımız, kavgalarımız şimdi sarmaşıklar gibi kollarımız. sen kadınsın, en tatlı çağında, ben en sevdalı yaşında erkek. bırak b...

Bitmemiş Şiirler V

Nereye gitsem, nereye baksam Sevdalı sevdalıdır gözlerim. Anlarlar diye herkeslerden, Bakışlarımı gizlerim. Ağaçlar, dağlar, çehreler Yemyeşil gözlerimde yaz, kış. Bir şarkı etrafta inceden ince Yıldızlar pırıl pırıl donanmış. Dost yüzlü saat kulesi, meydan Sisler içinde bir köprü uzanmış. Mendilin düşmüş vermişim, Eğilmişim, güzel dizlerinden Bir parmak yukarsını görmüşüm. Bencileyin dertlilere Elâgözlüm, Lokman da deva bulamazmış. Seni saçların, aziz vücudun Hatıralarınla, berrak ve nemli Taşıyamıyacak dizlerin... Titrek kollarımı beline Bir hoyrat kemer gibi bağlamışım. Yakanda bir çiçek terütaze Bir küçük faytonda, göz göze, diz dize O sevimli kır otelinde yaz günü, Hancı, halden bilir, babacan hancılardan. Basma perdeli bir oda vermiş bize. Bir toz kalkmış yollardan, yoncalardan, Göğsünden, saçlarından bir güzel kadın kokusu. Bir şişe yıllanmış şarabın başında, Bana ömrünce sürecek bir sevdayı Mahmur bir gülüşünle vermişin. Bileklerinden, parmak uçl...

Bitmemiş Şiirler IV

Şöyle bir içten öpmeni senin, Bin tane cennete değişmem... Varsın yatağımız ipek olmasın, Güzel vücudun danteller içinde değilmiş, Ne çıkar... O bütün tatlı saatlerinde gecenin Güneş perdelere gelene kadar, Kollarında bulutlarda gibiyim, Mehtap saçağımızdaki buzlarda Odamıza bir soğuk aydınlık dolmuş. Gözlerin gözlerimde, Boynumda sımsıcak kolların, Gündüzki yorgunluğum kaybolmuş. Seni her an minnetle yad ederim Sen şimdi şarkılarla evimizdesin, Sahibem, efendim, elagözlüm Gözlerinden öperim.. Boydan boya bekçi düdükleri sokaklarda Gecemiz huzur içinde ela gözlüm. Öpüşlerin öpüşlerin ardarda... Hem sevgi hem şefkat dolu ellerin Ne olur yine böyle yarında Binlerce şükrediyorum hayata geldiğime kollarında.. Bir başka lezzet var hayatta ela gözlüm, Öteki alemleri bilmek istemem. Şöyle bir içten öpmeni senin, Binlerce cennete değişmem. Turgut Uyar