Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Zurnanın Zırt Dediği Yer

Bu dünya Sultan Süleyman’a kalmamış; Ama size kalacak . Olur a, Sultan Süleyman bilememiş işini; Ama siz bileceksiniz. Şöyle sizinle beraber üç beş kişi; Öte yanı kör dövüşü. Bir gün yaşamışsınız, ömrünüzde bereket; Akşam olmuş kendiliğinden; Bir konağınız var dayalı döşeli; Kapıda arabanız, oda oda mutluluğunuz; Kadehte kuş sütü var,tabakta minare gölgesi… Biraz da aşk masalı ekleyin bu düzene; Eklediniz mi? Oh, yaşamak ne güzel şeymiş be! Güzeldir tabii… Şimdi bir de bir oda düşünün bakalım; Halı, kilim hak getire, Ekmeğin ,katığın lafı hiç edilmesin, Otu ocağı bir kalem geçin; Beş kişi uzanmış bir sedire, Basıyorlar küfürü; Kime? Ne bileyim ben kime… Bu oda niçin mi yoksul? O beş kişi yoksul da onun için. Bu bayların, bayanların derdi ne mi? Ne olacak: Memleketin derdi. Peki ama, çaresi yok mu bu işin? Ha şöyle, Düşünmeye alışın. Metin Eloğlu

Emek istiyor, sabır istiyor... Hataları düzeltmede ise zarif bir dokunuş umuyor.

Yahya Kemal, bir gün Kadıköy’de bir dost evinde Tanbûrî Cemil Bey’i dinlemiş ve mest olmuş. O günkü izlenimlerini sonradan Cemil Bey’in oğlu Mesud Cemil’e anlatan Yahya Kemal izlenimlerinin sonunda şunu söylüyor: “ O zaman karşımda altından bir kapı açıldı. Memleketime bu kapıdan girdim. ” Gerçekten de öyledir; ruhunuzun aç olduğu, arayışınızın devam ettiği bir zaman, ansızın ya bir musiki eserinin içinde bulursunuz kendinizi ya bir ince davranışın karşısında, ya da şöyle bir fotoğraf karesinde, sizi ‘altın kapı’dan içeri buyur eden: “Eskiler tekin değildir diye gerekmedikçe aynaya bakmazlardı. Öyle ki o gümüş işlemeli oval aynalar duvara ters asılırdı. Aynadaki suretine bakmaya çekinen bu eski zaman adamları fotoğraf makinasının objektifine, o soğuk nesneye nasıl bakabilirler? Elbetteki tedirgin olarak. Çünkü makina onların suretini çıkaracak. Asılları orada dururken bu suret ne işe yarayacak? Yansıyacak suret endişelendirir Tedirginlik bazen had safhaya ulaşır. Fotoğrafı çekil...

Aşk Şiiri

Aşk bir uçurum, a ruhum, dibi olmayan; Yalnız kuşların, meleklerin değil, senin de Kanatlarının olduğuna inandırır ilkönce seni, Sonra, uçmayı öğretir sana; Aşk bir ateştir, a ruhum, suyun içinde yanan; Sevenlerin, balçıktan değil, balmumundan değil, Sudan yaratıldığına inandırır ilkönce seni, Sonra, akmayı öğretir sana; Aşk bir sarhoşluktur, a ruhum, Aklın sultanlığını vadeder iptida sana, Sonra, deliliğin kulu, kölesi yapar seni; Aşk bir muammadır, bir muamma, a ruhum, Künhünü kavramayı öğretir sana, her şeyin, Aşkın kendisinden başka. Cahit Koytak

Olur ya!

Yatıp daldıktan sonra uyku içindeki sayıklama ki yazmadan hatırımda kalan parçaları: Neyzen Tevfik, ne halt ettin yine sen? İşin gücün hokkabazlıkla düzen. Seni sevenlere çok selam bizden, Başucunda duran ben Kur'an idim! Bana yapış, oku kalb-i selimi, İbadettir, zikret Rabb-ı Kerim'i. Ey Azâb-ı Mukaddes'in nedimi, Elindeki kalemde pinhan idim! İlmi, fenni, mantığı, felsefesi Buralarda yoktur ki çıksın sesi! Sırtlarında birer tavuk kafesi Gezdirirken ben yine irfan idim. Feylesof Rıza'nın yediği herze Saman olsun Hugo gibi öküze! Balta lazım beynindeki pürüze, Şekispir'i uyandıran çan idim. Başka söz yok, şu yazdığım şeyleri Bir sanattır desem, cinnet eseri! Tolostoy da bir hiçliğin pederi, Ben varlıkla ona tercüman idim. Hem yerdeyim, hem gökte, hem pusuda, Yıldızlarda, ateşte, tende, suda, temiz bir kalb ile Jan Jak Rusa'da Pek samimi görünen vicdan idim. Akacak kan durmaz imiş damarda, Demek her ne vaki ise hak orda. Kasap, ç...

Geçerim

Geçen gençlik günlerine yanmıyan Yok gibidir, bense bakar geçerim. Yoku vara, varı hiçe gömerek Her solukta bir gam yakar geçerim. Durulmadı gitti belirsiz başım, Kardaşımdan başka herkes kardaşım. Kader, zaman, kader, hicrân yoldaşım, Dertli ırmak oldum, akar geçerim. Devrin siyâseti pek saçma sapan, Pişirdiği pazarlıklar çok yavan, Matbu’atın ocağında kaynayan Kazanlara bir kulp takar geçerim. Araştırdım hakiykat notlarında, Yok bir ma’na dehrin vur tutlarında, Şi’rimdeki duygu bulutlarında Bir şimşeğim, hicrân çakar geçerim. Göz kapamam hiç bir Tûr’un nûruna, Perde açtım İsrâfil’in sûruna, Kalbimdeki yanan aşkın uğruna Cehennemi yakar yıkar geçerim. Anladın mı beni yakan o piri ? Neyle meyle bak ne yaptı fakîri Ebedleri kucaklıyan esiri Ma’na gibi deler, çıkar geçerim. Bulamazsın cevherimi bir kânda, Gömülüyüm bir mukaddes nihânda, Gönlümdeki ışığımla bir anda Yüz bin Leylâ sever bıkar geçerim. Neyzen gibi serserinin fakîyr’in Mihrâbıyım iç...

Ajitasyon

Ortalıkta bir metafor mu dolaşıyor acaba? Hayalet Paşa kaybolmuş Sözlerin hiyerarşisinde uygun adım hislerle Eskiden her şey kolaydı, Oysa şimdi yağmur yağınca berraklaşıyor sloganlar. Bir insanı kazı, altından ne çıkar? Yumruğun her türle sıkılışı, el sıkışma ve sıkılan birisi. Oysa yumruk açılınca el olur. Sen hangi çizgidensen, o çizgi elinde yazılıdır. Alın, buz gibidir, ölüler soğur. Buza yazı yazılmaz. Ordan kan sızar ve kurur. Karda yürürsen iz bırakırsın. Kartoponun içinde taş vardır. O taş alnı deler ve böylece insan göçer O taşın adı, göç taşı. Kar erir. Toprağa karışır. . . . Seyhan Erözçelik

Gül ve Kiraz

Güller sürüyorum dudaklarıma. Kiraz dudaklarını öpüyorum. O kadar öpüyorum ki... Kiraz dudakların vişne oluyor. Ama dudakların, hâlâ dudak tadında. (Çok şükür) Seyhan Erözçelik

Kyteros’da Hiza

Yanağından öpüyordum tam, dudağı sürçtü, ağır ağır gıcırdıyordu bocurgat Kaf’ımızı çizdik renk aralarına, tebessümü çocuklaştı göğsümdeki lotusu ısırdığında… Mekân karıştı ve deniz bulandı. Dili ağzımda, ufukta yangın, anılar çatışıyorlardı birbirleriyle, uzun, çok uzun bir günde hizaya girdi yanan bakışlar. Şimdi ufuk kadar ulaşılmaz… … ışıklar saçıyor bir jukebox! Derken ayrıntılardan usanıldı, gerçeğe döndük ter içinde. Seyhan Erözçelik

Ner’de… ağaç ner’de, babam ner’de

SÖZCÜKLERLE AŞIRI MEŞGUL BİR ŞAİR: SEYHAN ERÖZÇELİK Türk şiirinde kuşak meselesi çok konuşuldu, tartışıldı. Cumhuriyet dönemi boyunca gelişen Türk şiirini değerlendirmede kullanılan “on’lu sistem”in eleştirisi de çokça yapıldı. Dönemlerin, yazılan şiirin üzerinde doğrudan ya da dolaylı etkilerinin olabileceği doğru olsa da, şiiri dönem odaklı konumlandırmanın yanlışlığı büyük oranda kabul görmüş durumda. Bu genel kabule katılarak, Türk şiirinde iki dönemin çok daha dikkatli, özenli ele alınması gerektiğini söylemek isterim. Çünkü ister sosyal-politik nedenlerle olsun, isterse buna eklenebilecek başka nedenlerle olsun, bu iki dönem Türk şiirinin çıtasını yükseltmiştir. 20, 30, 40, 60 ve 70’lerde yazmış/etkili olmuş şairler içerisinde ancak bilinen birkaç isim sayılabilirken, 1955’ten itibaren oluşmaya başlayan İkinci Yeni ve ivmesini 1980 sonrası alan, bugün “80 Kuşağı” olarak nitelendirilen şairler kuşağı içerisinde önem atfedebileceğimiz birçok ismi anabiliriz. İkinci Yeni İçerisi...

Ses-Gölge

elimdeki doğuştan kâse –bildim– bir şey beklemeye değildi. AŞKtı mekâna sığmazdı kâseyi attım AŞKın şavkıdığı dünyayı istedim bir bile değildim, hiç oldum ne utanç kaldı ne korku ne bağ AŞKı istedim öyle yürekten istedim, yürek eridi kaygan biçimlere tutuldum biçim kaygım en kırık yanımdı AŞKı sesten olmuş bir gölgeye yükledim ten ayrı ve uzak durdu hayat koşum takımları düzgün gündelik talika ten alındı götürüldü dışarıdan baktım o kendini yaşadı ben AŞK diye ses-gölgeyle kaldım. Gülten Akın