Ana içeriğe atla

Kayıtlar

TRAGEDYALAR V

I Odalardan odalara bu kadar çok geçmeler Kapıların hiç bitmeyen açılıp kapanması Kuru kan, ölü asker, ağustosböceği Gibi bir ses, bir yankı Sonra bu yankıyı birden soğutan Kurutup güne koyan bir anlam Aynalardan aynalara kırılan sigara ateşleri Ve alkol. Yani bir alkol yörüngesi. Kocaman Bir gün iskeleti konsolun üstünde Doğanın ve bütün kızgın yaratıkların bağırtısından Yanmış bir gün Ve sınırsız doğurganlığı ağır, kadife perdelerin Bir sarnıç uğultusuyla, kaybolmuş bir anahtarın Kemirilmiş kalıntısıyla.. Ve onlar ceninler gibi orada. Öyle bir rahim çıplaklığına Uzatılmış bir ışıkla buruşmuşlar gibi Çok ağır bir tabutu kaldırıyorlar gibi arada Elleri üzerinde. Ve boşluk yalpalayınca Ve dünya kımıldayınca biraz. Dünya Yanıtsız bir eşya gibi. Sonra? (Sonra o geçitte, aşağıda Bir krizantem soyunup yapraklarından Ağıyor sanki işitilmedik bir güçle Bir gündoğrusu hafifliğiyle, sabahsı, ıslak Ve tedirgin bir yolcu biçiminde. Atışı duyulmaya Başlayan bir yürek...

TRAGEDYALAR IV

EPİSODE Ya alkol olmasaydı. Bir uzun bardaklarımız vardı. Herkes birbirinden artardı Bulanık, bungun artardı Kuru gök, kuru bir yağmur bırakırdı sesimize Çok uzaklarda çok düşündüğümüz bir şey solar solar solardı Meyhaneler biraz olsun solardı İmgeler ve bütün çözüm yolları. Bardaklar Bardaklar, o uzun bardaklar, dişi alkoller yani Çiftleşip bırakırlardı sesimizi Sirkler ve bütün sirkler, atlıkarıncalar öyle Çılgınca dönerlerdi sesimizde Biz bütün görme gücüyle görürdük sesimizi Renksizdi Ve nasıl kirliydi ki, her günkü kuşkulardan Her türlü engellerden, aşklardan ve kurallardan - Sesimizi duyuyor musunuz. Hayır! - Sesimizi duyuyor musunuz. Evet! Yani işte böyle biz Tek anlamlı iki söz parçası olan. Biz bir de çok eski zamanlardan kalmış olurduk. Ve bir de Sert içkiler içerdik - Bu tuhaf akşamları kim çizdi Öyküsü tanrılardan ve açık denizlerden derlenen Bu tuhaf akşamları kim çizdi Güçlü bir soluk tarafından ve hırsla Ve kirli Ve büyük bir sirk çadırı gibi...

TRAGEDYALAR III

EPİSODE Çünkü bu kahverengi akşam saatlerinde Her şeyi en soğuk ölçülere vuruyoruz Bir uzak han kavramına. Hanların Rahmindeki bir yolcuya, bir semendere Ve soğuk bir çağdan geçiyoruz. Çağlardan Başımızda siyahtan bir hale. KORO Birdenbire yapayalnızsanız her yerde Ve bundan korkuyorsanız En küçük şeylerden bile. Örneğin birine saati sorsanız Karşıdan karşıya geçseniz bir caddede Sesinizi alçaltıp dikkatle bakaraktan çevrenize Biriyle bir şeyler konuşsanız Ve her gün kitaplar, dergiler alsanız. Postacı her gün mektup getirse Sözgelimi bir resmi dairede Fazlaca oyalansanız Şöyle bir iki otobüs kaçırsanız üst üste, neden olmasın Kaldı ki, hiçbir şey yapmasanız bile Tuhaftır Sanki herkes kuşkuyla bakacaktır yüzünüze. Ve işte bir lokantaya girdiniz, garsonla çene aldınız Şarapla yiyecek bir şeyler söylediniz, hepsi bu kadar Biraz da güldünüzdü aklınızdan geçen bir şeye Ya gülünç bir olaya, ya önemsiz bir söze Ama az ötede düğmeleriyle oynayan Ve yiyen tır...

TRAGEDYALAR II

KORO Ve umutlar sonsuzdur. Çünkü en büyük yaslar En büyük ölümlerden sonra tutulur. EPİSODE Gelirler bir geminin yolcular listesindeki adlarıyla Tozlu ve incir ağaclarından örülmüş kazaklarıyla Çağlara göre sıralanırsa çok yönlü ve haritasız Yastutmaz bakışlarıyla Bir yürek resminden yapılmış yürekleriyle Böylece, gündüzün en müthiş yerinde, gündüzün Başkalarınca işitilmedik bir yerinde Sanki bir yaz bahçesinde binlerce sarı ampulün Onları sonsuz ve tedirgin dünyaya akıtan biçiminde Öyle. Ve yoğun caddelerde, tekdüze otobüslerde Çok uzun pasajlarda, bir sürü duraklarda, geçitlerde Her türlü otellerde. Yönü pek bilinmeyen Yalnızlığı kurutan birtakım asansörlerde Öyle. Ve öyle çok sesten katı bir sessizliğe geçerkenki Bulanık, kirli Biçiminde bir yaz ayini. Upuzun kokulu tabutunda Bilmeden yer değiştiren bir süryani Solgun balmumu çiçeğinden o hiç anlatılmayana Bakarkenki Kızgın demir yüzlü bir su hayvanından Yansımış kızgın yüzünü bildirerek Kimselerden ...

TRAGEDYALAR 1

KORO Çünkü bir bir yıkılmakta açsanız radyoları Sokaklar, köpekler, tanrının bütün eşyaları. EPİSODE Biter elimizdeki şey, biter her şey Kalırız, kan gibiyiz, donarız bir tanrısalda Seslerle ve kırık tırnaklarla Ve donar çılgınlığımız: gemilerde hiçbir kaptan yok Yok, çünkü denizler kocaman, ölüler büyük Bir soğuk ay soğuk ve tenha Duyulur. Yalnızlık mevsim olur "Ki çiçekler kendilerini toplar orada" Ve zamanlar boğuşur, sırasız, biri bir ötekinden kalınlaşır Düşer çay saatleri, anılar kalır Sızar ölüler burdan bembeyaz masalara Kahvelerde bilardolar hem solar Silinir ve güneş gözlükleri takılır bir daha Yazılar durur, telefonlar susar, son pullar yapıştırılır Bir şeyler eksik kalır usul ve bakar. KORO Biz ki bir güz artığı, erkeğiz hem de kadınız Doldurulmuş bir geyiğiz, korkarız, açıklanırız. EPİSODE Ve kalır yılgınlığımız: gök bırakılmaktan doğan bir yaratıktır İçer içkisini, geriler Bardağında bir ölü; hem ölümsüz hem ölü Onca bir alışılma...

Farkında mısın?

hikayenin başından sonuna doğru bakarsak ben haklıyım hikayenin sonundan başına doğru bakarsak sen haklısın ama birileri hikayenin kalbinde duran insafla ikimizin de yüzüne bakarsa işte o an aynı evi soyarken yanlışlıkla birbirlerini bıçaklamış iki hırsız kadar şaşkınız farkında mısın? Jan Ender Can

Harnupun Bağrındaki Çivi

Seni en çok Güver uçurumundan bakarken aradım Uçurum bir milyon yıllık Yüzonbeş metre derinlik Sevgimiz yedi yıllık Ama Güver’den çok daha derin Sonra birden Tutacakmışsın gibi elimden Bakarken uçuruma Uzattım elimi sana Şu kadar bin kilometreden Ve tuttum Güver’in uğuldayan çığlığını Yüzonbeş metreden Duydum senin sesini İki saat ayrımı olan o uzak yerden Sevişmenin doruğundan düşer gibi boşluğa Bir bilinmeyen kuşun çığlığı Yuvarlandı dudaklarından uçuruma Uçurumun kıyısında bir harnup ağacı Uçurum bir milyon yaşında Harnup yüz Yedi yıllık sevgimiz Harnupun dallarında çiçek açmış adak çaputları Yaz kış çiçeklerini dökmüyor harnup Gövdesine kalın bir çivi çakmışlar Bencileyin acılar çeken harnup Sakız sakız kanını akıtmış yarasından Adak çiçekleri renk renk dallarında Güver uçurumu bir milyon yıllık Harnup yüz yaşında Çivi on yıl önce çakılmış Sevgimiz daha yedi yıllık Benim tek niyetin sensin Bu çiviyi çekip çı...

Kavminden ayrıldığı için kalbinde onun kederler var de

kim bana kalbimin menzilini soracaksa sorsun artık Didem Madak Yani her soluk alıp verişimizde bizim Bir mekik gibi kalbin Bir mekiği gibi kalbim İşleyip durdu bu yitikliği yeniden. Edip Cansever Kalbimde bir şeyler var, ışıktan bir meşelik tek, tan atarken uyku gibi! Öyle dur duraksız kaldım ki canım ister Koşayım vadinin taaa sonuna, dağın taaa ucuna Uzaklarda beni çağıran bir ses var! Sohrab Sepehri -İlkbahar düşü- Ah..Kaçamak bir şarkı kalbimden gelen. Aoki Getto kalbindeki bütün arzu bütün nefret söğüde emanet Basho ‘aşkı dövmek lazım kalbe terbiyesizlik ettiğinde! ..’ Küçük İskender dünyaya selam durarak yürüdüm her adımda yutkundukça kalbi acıyan bir ben kaldım Kemal Varol ah! kalbim kir tuttukça kin döktüm tanrım öldür! Kemal Varol kirpiklerimde pusu, kalbimde mushaf, avuçlarımda eylül kırılmış bir güz ayazı kime dönerim.. Kemal Varol Hayat affet! Kalbim hoş gör beni Çünkü artık mümkün değil aşk Çünkü artık mümkün ...