Ana içeriğe atla

TRAGEDYALAR IV

EPİSODE

Ya alkol olmasaydı. Bir uzun bardaklarımız vardı. Herkes
birbirinden artardı
Bulanık, bungun artardı
Kuru gök, kuru bir yağmur bırakırdı sesimize
Çok uzaklarda çok düşündüğümüz bir şey solar solar solardı
Meyhaneler biraz olsun solardı
İmgeler ve bütün çözüm yolları. Bardaklar
Bardaklar, o uzun bardaklar, dişi alkoller yani
Çiftleşip bırakırlardı sesimizi
Sirkler ve bütün sirkler, atlıkarıncalar öyle
Çılgınca dönerlerdi sesimizde
Biz bütün görme gücüyle görürdük sesimizi
Renksizdi
Ve nasıl kirliydi ki, her günkü kuşkulardan
Her türlü engellerden, aşklardan ve kurallardan
- Sesimizi duyuyor musunuz. Hayır!
- Sesimizi duyuyor musunuz. Evet!
Yani işte böyle biz
Tek anlamlı iki söz parçası olan.

Biz bir de çok eski zamanlardan kalmış olurduk. Ve bir de
Sert içkiler içerdik - Bu tuhaf akşamları kim çizdi
Öyküsü tanrılardan ve açık denizlerden derlenen
Bu tuhaf akşamları kim çizdi
Güçlü bir soluk tarafından ve hırsla

Ve kirli
Ve büyük bir sirk çadırı gibi, uçsuz bucaksız
Bu tuhaf akşamları kim çizdi
Biz içkiler içerken.

Biz içkiler içerken cam kapılar yeryüzünü keserdi
Düşük organlarıyla kadınları keserdi
Biz içkiler içerken
Kesilince giderdi
Cam kapılar dönerdi, dünyacığımız kanardı
Cam kapılar dönerdi
Gökboyu giderlerdi bir saydamlığı akıtıp
Doğanın gizlerine ve bütün rahimlere
Gökboyu giderlerdi
Tezgâhlar bira çekerdi
Tezgâhlar bira çekerdi, çürük ot oralarda kokardı
Çürük ot, çürük ot..
Oralarda kokardı
Sonra hep eski zamanlardan kalmış olurduk, o tenha
Bahçelerde, tasvirlerde, bir garip kum sarılığında
Olmuş olurduk
Sonra birden çağımıza girerdik. O çılgın
Atlarımız, örtülerimiz alkolden
Anılarımız, içgüdülerimiz
Ve büyük çıplaklığımız alkolden
Alkolse biraz olsun alkolden yaratıldığımız
Tanrımız bilincimiz tanrımız
Çağımıza girerdik.

Çağımıza girerdik, kaygan ve boyutsuz bir anlam biçiminde
Kurumuş bir kan kokusu ağzında
Kemikten bir av borusu tadında
Ağrılı bir hayvanın benekleri üstünde
Çağımıza girerdik
Çağımıza girerdik, çiftleşip bırakırdık çağımızı
Bırakınca giderdik
Bırakınca giderdik. Sonra her şey giderdi. Ve artık
Bir silah patlasa, bir kurşun
Doğayı baştanbaşa kanatan
Bir kurşun olurdu. İçkilere dönerdik.
Çünkü başka ne vardı, alkoller bizi yıkardı
Sığ denizler gibiydi alkol, geçerdi üstümüzden
Ve birden bırakırdı bizi
Biz öyle kalırdık da çakıllamış ve beyaz
Seslerimiz birbirinden artardı.

Çünkü yalnız o vardı, o alkol biçiminde olmak
O sonsuz buruşukluk
O sonsuz buruşukluk: ya alkol olmasaydı
Ya alkol olmasaydı

Ve alkol olmasaydı biz ölümsüz kalırdık
Dayanılmaz acısında bir ölümsüzlüğün
Biz öylece kalırdık
İmgelerin ve bütün çözüm yollarının bir öte dünyasında
Yani bir gerilimde, her şeyin bir kavram olup aktığı kanımızda
Oralarda
Sevişirken kalırdık
Akarsular alkollere girer kalırdı
Balıklar soğuk soğuk devinirdi, kalırdı
İçe ingin gözlerimiz vardı, kalırdı
Bir sessizlik gününün durmadan kutlandığı
Oralarda kalırdı.

Çünkü yalnız o vardı, o alkol biçiminde olmak
O sonsuz buruşukluk
O sonsuz buruşukluk: ya alkol olmasaydı
Ya alkol olmasaydı.

Herkes nerelerden olsa biraz sarkardı
Bir şeyden, bir olaydan, korkunun ilk yerinden
İşkenceler biraz olsun sarkardı
Ve duvar kâğıtları sarkardı ve sinek pislikleri, ampuller
İntihar zabıtları sarkardı
Evraklar, çekmeceler
Telefonlar biraz olsun sarkardı
Ve sesler örtmek için sesleri, sarkardı
Ve eller
Çürükler, sinir uçları
Bir korkunçluk gününün durmadan kutlandığı
Sert duvarlar beyaz beyaz kanardı
Ve polis müdürleri sarkardı kuşkunun ilk yerinden
Belki de bir cümleden: bütün işkencelere rağmen konuşmaz!
Diye harfler öyle öyle sarkardı
Ve cezaevleri sarkardı ve ıslak tabutlukar
Ve kurallar sarkardı, yasalar sonra sarkardı
Bir şeyden, bir olaydan, acının ilk yerinden
Herkes nerelerden olsa biraz sarkardı.


KORO

Ellerin ve bütün eylemlerin biraz olsun sarktığı
Sizi yok saymaya geldiklerinin anlamıyla
Şimdi bir anlama geldiğigiller çağı.


EPİSODE

Ya alkol olmasaydı. Bir uzun bardaklarımız vardı. Herkes
           birbirinden artardı
Bulanık, bungun artardı
Kuru gök, kuru bir yağmur bırakırdı sesimize
Çok uzaklarda çok düşündüğümüz bir şey solar solar solardı.


Edip Cansever

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası

Sahife-i Seccâdiye'den' Yirminci Dua Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. İmanımı, imanın en olgun derecelerine ulaştır. Yakinimi, yakinin en faziletli mertebelerine eriştir. Niyetimi, niyetlerin en iyisine; amelimi, amellerin en güzeline yükselt. Allahım! Lütfunla niyetimi kâmil ve halis eyle. Kesin inancımı sabit kıl, kudretinle benden sadır olan kötülükleri islah eyle. Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. Gönlümün meşgul olmasına neden olan önemli işlerime sen kâfi ol. Beni, yarın sorguya çekeceğin işlerle vazifelendir. Zamanımı, beni yapmam için yarattığın şeylerle geçirmemi sağla. Beni senden başkasına muhtaç eyleme. Bana rızkını genişlet. Beni zenginlerin malına mülküne, makamına ve haşmetine özlemle bakanlardan eyleme. Beni aziz eyle. Beni kibre giriftar eyleme. Kendi kulluğunda bana boyun eğdir. İbadetimi kendini beğenmişlik yüzünden heder eyleme. Benim elimle insanları hayra yönelt. Salih ameller...

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

Çalab'ım bir şâr yaratmış iki cihan ârasınde

Çalab'ım bir şâr yaratmış iki cihan ârasınde; Bakıcak di'dar görünür, o şâr'ın kenâresinde. Nâgihan ol şâr'a vardım, anı ben yapılur gördüm; Ben dahi bile yapıldım, taş u toprak âresinde. Şâkirdleri taş yonarlar yonup üstada sunarlar; Allah'ın adın anarlar, ol taşın her pâresinde. Şehirden oklar atılır, gelir canlara batılır; Ârifler cânı satılır, o şâr'ın bâzâresinde. Şâr dediğikleri gönüldür, ne alşidir ne cahildir; Âşıklar cânı sebildir, ol şârın kanâresinde. Bu sözü Ârifl'er anlar, câhiller bilmeyip tanlar; Hacı Bayram kendi banlar, ol şâr'ın menâresinde. Hacı Bayram-ı Veli

Bir sürgün yeridir şiir…

Yok senin kendi hayatın. Benim ölümümdür sadece senin hayatın. Ne yaşarsın ne de ölürsün bu yüzden… Hiçbir kadın tutmaz seni göğsüne. Hiçbir kadın paylaşmaz seninle gecenin tutkusunu… Yok hiçbir çocuğun yanına gelip: Seni seviyorum diyecek… * İyi bir dost ol, Ey ölüm!… * Teşekkür ederim sana, ey hayat. İnanma bana eğer dönersem ya da dönmezsem. Ne yaşıyordum ne de ölüydüm. * Yoruldun mu benden, dost? Neden terk ettin beni? * Hiçbir şey kalıcı değildir sonsuza dek. Doğmanın zamanı var Ölmenin zamanı, Konuşmanın zamanı var Susmanın zamanı… * “Ben ve Kadınım, sonsuza dek” Böyle başlar aşk. Fakat bitirir kendini sıkıntılı bir elveda ile “Ben ve O kadın” * Gel dostça ve içten olalım: Benim hayatım senin, tümüyle yaşandığında. Karşılığında, bırak seyredeyim yıldızları. * Söyle ne söylemek istiyorsan: “Bir anlamdan diğerine yükselirim. Akışkandır hayat, damıtırım onu…” * Kuşatmada birer aralıktır hayat… * Gördüm ölülerin ne hatırladıklarını ve ne unuttuklarını… * Biz ayrılmadık. Ama asla karş...

GÖREN SANIR Kİ SAFĀDAN SEMĀ'-I RĀH EDERİM

MÜSEDDES I 'Aceb mi baht-ı siyahım-çün āh u' vāh ederim  Anıñ şikayetini yāre dād-hāh ederim  Hücum-ı hasreti gör bense gah gah ederim  Gehi ġarik-i tahayyür gehi şināh ederim "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" II Benim firākıñ ile dil-şikest olan 'āşık  Hāyal-i hüsnün ile büt-perest olan 'aşıķ Mişāl-i secde düşüp hāke pest olan 'aşıķ  Fenā-yı aşk ile bi-pā vü dest olan 'aşıķ "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rah ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" III Firāz-ı 'arşa çıkar āh vāhımız her şeb  Nedir bu 'alem-i firķatde çekdigim yā Rab Bu muydu hilķatimizden bizim 'aceb matleb  Göñül gezer ser-i kūyunda muzțarib kāleb  "Gören şanır ki şafādan semā'-ı rāh ederim  Döner döner baķarım kūy-ı yāre āh ederim" IV Firāķı canıma geçdi o şūh-ı gül-bedenin  Figānım ile pür oldu derūnu meykedeniñ Ķarārı kalmadı hayfā dil-i elem-zedeniñ  Ne özge çillesi var [hecr...