Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Şaşırdım Kaldım İşte

Sözde, senden kaçıyorum dolu dizgin atlarla.. Bazen sessiz sedasız ipekten kanatlarla.. Ama sen hep bin yıllık bilenmiş inatlarla.. Karşıma çıkıyorsun en serin imbatlarla.. Adını yazıyorsun bulduğun fırsatlarla.. Yüreğimin başına noktalarla.. Hatlarla.. Başbaşa kalıyorum sonunda heyhatlarla.. Sözde, senden kaçıyorum doludizgin atlarla. Ne olur bir gün beni kapında olsun dinle.. Öldür bendeki beni.. ..Sonra dirilt kendinle! Çarpsan karasevdayı en azından yüzbinle.. Nasıl bağlandığımı anlarsın kemendinle.. Kaç defa çıkıp gittim buralardan yeminle.. Ama her defasında geri döndüm SENİNLE.. Hangi düğüm çözülür.. Nazla.. Sitemle.. Kinle.. Ne olur bir gün beni, kapında olsun dinle.. Şaşırdım kaldım işte, bilmem ki n'emsin..? Bazen kızkardeşimsin.. Bazen öpöz annemsin.. Sultanımsın susunca, konuşunca kölemsin.. Eksilmeyen çilemsin.. Orada ufuk çizgim, burda yanım yöremsin.. Beni ruh gibi saran sonsuzluk dairemsin.. Çâresizim.. Çâremsin.. Şaşırdım kaldım işt...

Şarkılar

Ağladığını istemem ben ölürsem. Beni en sevdiğin halimle hatırla. Uzak bir yerde çalıştığımı düşün, Hayatta olduğuma inan, Bir gün gelir kendiliğinden Geçer bütün üzüntün. Her yeni gelen günü Yeni bir ümitle beklemeli. Her yeni gün, Yeni havalarla gelir. Gece, yağan yağmurla uyursun, Sabah, bir de bakarsın odan güneşli. Her gelen vapuru, treni Yeni bir ümitle beklemeli. Her gelen vapur, tren Yeni insanlarla gelir. Ben esmerdim güzelim, Bu sefer bir sarışını seversin. Aşk yaşayanlar içindir… Necati Cumalı

Aşkın En Güzel Yönü

Aşkın en güzel yönü Belli bir başı vardır belli bir sonu Sakınır bitkiler gibi büyütürüz Açtığını görürüz derken solduğunu Dere tepe düz sürdüğümüz tımarlı atlarımız Varır uzun bir kışa girer salar tüyünü. Aşk iki nokta arası en kısa çizgi Ovalarmız tepelerimiz ıssız Ayrı basınçlarla karşılaşırız Erir yalnızlık yıllarını aysbergleri Karşılıklı akıntılarımızın uğultusudur Havlarımızda dönen dolanan ezgi. Hep iki nokta arası hep çizgi içeri Ten ısısıyla sıcak yataklarımız Çıplak gövdelerimizn uyumu teri Uçurduğumuz gökler baş dönmeleri Hiç yoktan darılmalar barışmalarımız Her sefer siler baştan boyarız yedi rengi. Hep çizgi içeri bir uçta sen bir uçta ben -Yaman bir sahra telefoncusu gibidir- Uzar o aşk çizgisi aramızda tel çeker Bulur seni beni bilinmez nasıl nereden Örümcekli kentler kalabalıklar içinden Her köşede yanyana burun buruna getirir Çizgiyi geçtik mi geçtik, sen yalnız ben yalnız Ondan öte ne dargın ne barışık İki aşk ölüsüyüz salt iki tanıdık ...

İthaf

Küçüğüm, sen şimdi onsekizindesin Güzelliğin gün günden dillere destan Hatıramda herbiri seninle canlanan İzmir'in günlerinde gecelerindesin Sönmüş yanardağlar, kaleler eteğinde Yüzyıllardır uyuyan şu bizim İzmir O âşık kadınları, levent erkekleri nerde? Sahiden yaşayıp göçtüler mi kimbilir? Balkonlara, yalılara dalar düşünürüm O günler uzaklaşan yelkenlerin peşi sıra Akan bulutlar gibi geçmiş: ne iz, ne hâtıra! Sır şimdi bunca güzel hayat, güzel ölüm! Sır şimdi gözyaşları, saadet dilekleri Bize gelen yüzyılların hikâyesi sır Eski İzmir diye ne varsa şunun bunun bildiği Yaşlıların kırık dökük anlattığıdır Aşkı şehirler yaratır, şehirler yaşatır Ben gönlümce yaşadım, gönlümce sevdim Bilirim saadetim, yalnızlığım bundandır Seni bulduğum, kaybettiğim günden bilirim. Aşklarının tarihi bir şehrin tarihidir diyorum Gün gelir aşklariyle anılır şehirler anılırsa Niyetim sevdalı sözler etmek de olmasa İzmir için ne yazarsam sana adıyorum! Necati Cumalı

Son

İçimden hep iyilik geliyor Yaşadığımız dünyayı seviyorum Kin tutmak benim harcım değil Çektiğim bütün sıkıntıları unuttum Parasız pulsuzum ne çıkar Gelecek güzel günlere inanıyorum Gelecek güzel günlere Sonunda galip geleceğine eminim İyiliğin, zekânın ve cesaretin İmanım var zaferine Aşkın, adaletin ve hürriyetin Yetiştiğim halkın içinde Bütün şiirini duydum Çalışmanın ve sefaletin Kulak verin işe gidenlerin türkülerine Yorgun argın dönüşlerini seyredin. Şairleri peygamberleri düşünüyorum Yaşamak o kadar tatlı ki Daimî bir sevgi içinde Galip sesini işitiyorum hakkın Asırlarca zulme ve işkenceye Gelecek güzel günlere inanıyorum İmanım var bereketine toprağın Ve makinenin kudretine Parasızım pulsuzum ne çıkar Huzuru içindeyim rahata kavuşanların Hayatının son senelerinde. Necati Cumalı

Balkon

Sana geldiğim yağmurlu günleri hatırlar misin? Pencerene açılan yol dönemecini. Aralar mısın hatırama öyle her akşam Ilık gülüşlerinin gölgesiyle yüklü perdelerini. Bulutlar terkederdi şehri daima Akşamları gemiler terkederdi. Bir balkonun kalırdı sanırım Kaybolan gölgelere aşina. Vapur iskelesinde buluştuğumuz bir akşam O akşam, erkenden ayrıldık ve sonra Hâlâ hafızamızda devam ediyordu Unutulmuş hayatı maviliklerin Hâlâ hatırımdadır odama son gelişin, Ve gitmeden önce Saçlarını tarayışın hâlâ aynada... Benim küçük öksüzüm, genç dulum Ben senin hem baban, hem kocanım. Erken tenhalaşan karanlık arka sokaklarda Bütün servetin gibi ellerini Avuçlarıma bıraktığın geceler Sana küçük bir evden sözetmeliydim... Uzun bir aşktan sonra tekrar Bütün beni sevenleri hatırlıyorum O şehirde bütün tanıdıklarım ve sen Sen beni severdin Sen iyiydin, güzeldin! Necati Cumalı

Eski Nisan

Canımın yongası, sevdiğim, Bir kaç gün çaldık ilkbahardan Geçtik yıllardır özlediğim Erguvan ışıklı kıyılardan Aşkı sessizlik tanımlar Gençken tersini düşünürdüm Akşamla dönerken geriye dalgalar Yalnızlığı çırılçıplak gördüm Durduktu önünde Ege Denizi'nin Gözleri mayıs bulanığı, Kuytuluğunda eski evlerin Dolaştıktı Ayvalığı Eski nisan, her şey gibi, Kalbim de, rüzgar da eski, Çırpınıp duruyor havada Yitik anıların kelebeği 1983 (Eski Nisan) Ataol Behramoğlu

Maria Missakian

yüksekkaldırım’da bir akşam maria missakian’ı düşündüm eğer kendimi bıraksam yağmur olabilirdim yağardım kasım’da bir çınar olurdum yaprak yaprak dökülürdüm kalbimi sıkı tutmasam döküp saçıp boşaltsam içimde yükselen şiiri kaldırımlara döküp harcasam gözleri balıkçıl gözleri dudaklarında tutup rüzgarı maria missakian adında biri gelse göğsüne kapansam gece gölgesine sokulsam gökyüzünde bulutlar büyüseler yağmuru dinlesem anlatsam şimşekler kırılıp dökülseler bizi sokaklarda bıraksalar leylekler üşüyüp gitseler dönüp arkalarına bakmadan yine akşam oldu attilâ ilhan üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı belki paris’te maria missakian avuçlarında bir çarmıh acısı gizlice bir sefalet gecesi çocuğunu boğarmış gibi boğup paris’i sana kaçmayı tasarlar her akşam Attila İlhan

Hasret

Sevgimi unutmak için seyrederim bir tabloyu, bir mermeri, Ki ne kadar dalsa ruhum yeniden döner geriye: Okurum düşüne düşüne okuduğun şiirleri, Senin düşüncen geçerken üzerlerinde bir sıcaklık kalmıştır diye Fazıl Hüsnü Dağlarca

Men tā senün yanunda dahî hasretem sanā!

Bir kâsedür alav dolu gönlüm yanā yanā Men tā senün yanunda dahî hasretem sanā! Yaşlar dökende söndüremez âteşîmi sû: Sunsan elünle kaanumu içsem kanā kanā! Râbia Hâtun (İsmail Hami Danişmend) İsmail Hami Danişmend’in güçlü bir yönü de şairliğidir. Şiirlerini bazan gerçek adıyla, bazan da Muhtî veya Râbia Hatun mahlaslarıyla yazmıştır. Bu şiirlerde derin romantik bir aşk duygusu hâkimdir. Âzerî ağzına yakın bir söyleyişle kaleme alınan bu şiirler yıllarca elden ele dolaşarak değişik kesimlerden okuyucuların hayranlığını kazanmıştır. Râbia Hatun mahlasıyla yazdığı şiirlerinden bir kısmı 1947 yılı ilkbaharından itibaren Aile mecmuasında yayımlanınca İstanbul basınında bir tartışma başlatılmış, Râbia Hatun’un tarihî ve edebî şahsiyeti, devri ve şiir dilinin eskilik derecesi üzerinde çeşitli görüşler ileri sürülmüştür. Özellikle Haziran 1948’den itibaren Hürriyet gazetesindeki yazılarıyla konunun üzerine giden Nihad Sâmi Banarlı, Râbia Hatun adlı bir şaire aitmiş gibi gösterilen...