Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Fred derlerdi ona

Fred derlerdi ona. Barın son taburesi onundu ve her zaman açılıştan kapanışa kadar oradaydı. Benden daha çok oradaydı ve bu hafife alınacak bir şey değildir. Kimseyle konuşmazdı. Taburesinde oturup fıçı bira içerdi. barın öbür ucuna doğru dümdüz bakardı ama kimseye değil. Ve bir şey daha ; Arada sırada yerinden kalkıp müzik dolabına gider ve her seferinde aynı 45’liği çalardı; "Bonapart’ın Geri Çekilişi" Sabahtan akşama kadar çalardı o plağı. onun parçası olduğuna şüphe yoktu. Hiç bıkmazdı o parçadan. Ve içtiği biralardan kafası iyi olduğunda kalkıp Bonapart’ın Geri Çekilişi’ni üst üste 6-7 kez çalardı. Kim olduğunu, geçimini nasıl sağladığını bilen yoktu, tek bildikleri barın karşısındaki pansiyonda kaldığı ve her sabah bar açıldığında ilk müşteri olduğuydu. Barmen Clyde’a şikayet ettim; "Kardeşim anamızı ağlatıyor bu plakla. Bütün plaklar bir süre sonra yenileriyle değişiyor ama Bonapart’ın Geri Çekilişi hep var. Ne anlama geliyor bu?" "Onun ş...

Entel

kadın havaya sprey sıkan uzun bir hortum misali durmadan yazı yazıyor, ve durmadan kavga ediyor; söyleyebileceğim gerçekten farklı hiçbir şey olmadığından söylemekten vazgeçiyorum; sonunda- üzerinde etki yaratmaya çalışmıyorum gibi bir şey deyip söylene söylene çıkıp gidiyor. ama biliyorum ki geri dönecek hep dönerler. ve akşam 5'te kapıyı çalıyordu. açtım kapıyı beni istemiyorsan uzun kalmam, dedi. eyvallah, dedim, banyo yapmam lazım. evlilik gibi bir şey: her şeyi hiç olmamış gibi kabulleniyorsun. Etki Ve Tepki En iyilerimizin sonu genellikle kendi ellerinden olur sırf uzaklaşmak için, ve geride kalanlar birinin onlardan uzaklaşmayı neden isteyebileceğini bir türlü tam olarak anlayamazlar. Charles Bukowski

Artık sevişmek istemediğiniz bir kadınla aynı yatakta olmak

Gerçekten korkunç şeylerden biri de; her gece her gece artık sevişmek istemediğiniz bir kadınla aynı yatakta olmak. Yaşlanırlar, artık güzel bir görünümleri de yoktur. Horlamaya bile başlamışlardır, ruhlarını kaybetmişlerdir. Bazen yatakta dönersiniz ayağınız onunkine dokunur. tanrım ne kadar feci! Gece orada, dışarıdadır bilirsiniz perdelerin ötesinde her ikinizi de tabutun içinde birleştirmektedir. Sabahları tuvalete giderken koridorda karşılaşırsınız, konuşursunuz, tuhaf birkaç söz edersiniz; yumurtalar kızarır, motorlar ısınır. Karşı karşıya 2 yabancı oturmakta, ha babam ağızlara kızarmış ekmek tıkıştırmakta, somurtkan kafalar yanmakta, mideyi kahveyle doldurmaktadırlar. Amerika’nın on milyon yerinde durum aynıdır. Bayatlamış yaşamlar askıya alınmışlar, gidebilecekleri hiçbir yer yok. Arabaya binip işe gidersiniz. Orada da bir sürü yabancı, çoğu birilerinin karısı veya kocası. İşin giyotininden kurtulabilenler; flört etmekte , espriler yapmakta, çimdik atmakta, bazen bi...

İnsanlara gelince; artık hayatta olmayan ölümsüzlerde buldum ne bulduysam-kitaplarda.

Zehirlenmiş gibi hissediyorum kendimi bu akşam. Üstüme işenmiş gibi; iliklerime kadar yorgunum. Tamamen yaştan kaynaklanmıyor ama payı olabilir. Kitle, benim için zor olan İnsanlık, o kitle sonunda kazanıyor galiba. Sorun herşeyin onlar için yinelenen bir gösteri olmasında sanırım. Tazelik yok içlerinde. Mucizenin kırıntısı yok. Kendilerini öğütüp duruyorlar, üstelik üstüme. Farklı bir insan görsem devam etmek için güç bulacağım kendimde. Ama öyle bayat, öyle kasvetliler ki. Heyecan yok. Gözler, kulaklar, bacaklar, sesler var ama...hiç. içten içe pıhtılaşıyor, kendilerini yaşadıklarına inandırıyorlar. Gençken daha iyiydi; arayış içindeydim. Geceleri sokakları dolaşırdım...kaynaşırdım, dövüşürdüm, arardım..Hiçbirşey bulamadım. Kadınlara gelince; her kadın bir ümitti ama çok sürmedi. Durumu hayli çabuk kavrayıp rüyalarımın kadınını aramaktan vazgeçtim; kabus gibi olmayan bir kadın kabulümdü. İnsanlara gelince; artık hayatta olmayan ölümsüzlerde buldum ne bulduysam-kitaplarda. Klasik müzi...

Ağır bir geceye doğru ilerleyen ağır bir gün

Ağır bir geceye doğru ilerleyen ağır bir gün. Ne yaparsan yap herşey olduğu gibi kalıyor. Kediler uyukluyor , köpekler havlamıyor. Ağır bir geceye doğru ilerleyen ağır bir gün. Ölen bir şey bile yok. Su borularından akan su sesi bile duyulmuyor. Duvarlar öylece duruyor , kapılar açılmıyor. Ağır bir geceye doğru ilerleyen ağır bir gün. Yağmur dindi, bir siren sesi bile yok. Kol saatinin pili bitmiş Charles Bukowski , Çakmağının gazı tükenmiş. Bir bekleyiş daha ağır bir geceye doğru ilerleyen ağır bir günde. Yarın asla gelmeyecek gibi Ve geldiğinde aynı lanet şey olacak.. Charles Bukowski

Tamam Yavrum Meteliğimiz Yok Ama Yağmurumuz Var

sera etkisi deyin ne derseniz deyin eskisi gibi yağmıyor işte yağmur. özellikle büyük kriz zamanındaki yağmurlar geliyor aklıma. kuruş para yoktu ama bolbol yağmur vardı. öyle bir gece veya bir gün değil, 7 gün ve 7 gece YAĞARDI ve Los Angeles'in yağmur ızgaraları bu kadar çok yağmuru emebilecek şekilde yapılmamıştı ve yağmur KALIN ve KARARLI ve DÜZENLİ yağardı ve damlaların çatılara çarpışını oradan da oluk oluk toprağa akışını DUYARDINIZ ve DOLU, büyük BUZDAN KAYALAR patlayan oraya buraya saçılan havada uçuşan; ve yağmur kısaca DURMAZDI ve bütün çatılar akardı - evin her tarafına tencereler, kapkacaklar serilir TIP TIP sesleri bütün eve yayılırdı; ve kaplar boşaltılır, boşaltılır ve tekrar boşaltılırdı. kaldırımların üstünden geçerdi yağmur, bahçelerin içinden; ve merdivenleri tırmanıp evlere girerdi. el bezleri vardı, banyo havluları, ve yağmur genelde tuvaletlerden girerdi: köpüre köpüre, kahverengi, küçük girdaplarla ve külüstür arabalar...

şimdi biliyorum ki kazanamayız

hayır kazanamayız mümkün değil kazanamayacağımıza karar verdim bi an için kazanabileceğimizi sanmıştık ama sadece bi an için şimdi biliyorum ki kazanamayız hareketsiz dursak da kazanamayız koşsak da doğru davransak kazanamayız hata yapsak kazanamayız başka biri kazanacak o yüzden başka biri orada ve biz de buradayız... Charles Bukowski

Sert Erkekler Şiir Yazar

Sean Penn'in gözünden Charles Bukowski Interview, Eylül 1987. Editörün notu: Time dergisi Charles Bukowski'yi "Amerikan ayak takımının mümtaz şairi," olarak nitelendirdi. Ancak şair gerçek hayran kitlesini Avrupa'da bulmuş. Bukowski bugün dünyanın en çok okunan şairlerinden biri. Kitapları sadece Almanya'da iki milyonun üzerinde satmış. Bugün 66 yaşında olan Bukowski'nin 32 şiir kitabı, 5 öykü derlemesi ve 4 romanı var. En iyi bilinen eserleri Ekmek Arası, Kadınlar, Sıcak Su Müziği, Ölüler Böyle Sever, Postane, Sıradan Delilik Öyküleri ve Bana Aşkını Getir. İlk senaryosundan yapılan film Barsineği sonbaharda tüm ülkede gösterime girecek. Başrollerinde Mickey Rourke ve Faye Dunaway'in oynadığı, yönetmenliğini Barbet Schroeder'in yaptığı film Bukowski'nin gençlik döneminden birkaç günü kapsıyor. Barsineği'nin iki esas karakteri Henry ve Wanda Amerikan toplumunun yakasına yapışan mumyalanmış yaşam tarzından kaçmaya çalışan iki kişidir,...

Köyünü Bırakanın Ağıdı

Gördüm Bilirim Gülümser cefayla ölenler Yüktür cesetleri cellatlarına Ve sevdiklerinden uzak Mezarsız gömülenler Gözleri yarı örtük Güneşle dönerler Kır lalelerine Vay bana! Sevdiklerim mezarsız Mezarlarım ıssızdır! Bilirim Süsüdür saçı kadının Uzatılır Sevdaya, duvağa ve kefene Örtmez aklı Kestim örgülerimi gömdüm Bahçeme Duvağımın ve sevdamın Kalsın izi Kefenim kimbilir nerde Değer toprağa Ah! Sesim bana düşman Uykum yabandır Sennur Sezer

Biz Olmadan

Bir sabah Uyandık ki Her taraf kar kar Uyuyorduk hepimiz Ah Nasıl yağar Hiçbirimiz olmadan Cahit Zarifoğlu