Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Beş yılda geçse daha dün bırakmış gibi özleyeceksin.

İlk gün kolaydı ikinci gün biraz zor Üçüncü gün daha zor ikinciden Günden güne daha zor: Öylesine zordu ki yedinci gün dayanılmayacakmış gibi neredeyse Şimdiyse özlemini çekerim yedinci günün Erich Fried Şimdi hangi yollardan Siliniyor izleri Çağ dışı bir çağrıyı Sigara içer gibi İçine çekerek. Behçet Necatigil ölülerin bakışları misali kıpırtısız bakışlarla bir sigara dumanına dalabilir insan Furuğ Ferruhzad yalnızlık bir barda unutulan sigara paketi gibidir fark edildiği yerde sahiplenilir ve hiçbir yalnızlık unutulduğu yerde bulunamaz insan, unuttuklarını arar mı..? Pelin Onay Yanıma yaklaşıp kibrit istediğinizde ıssız bir adaya düşen yalnız adamın dumanı görülsün diye yaktığı ateşiydi sizlere uzattığım Ve siz her seferinizde sigaranızı yaktınız ama açıktan geçen gemiler gibi yanınıza beni almadan gittiniz! .. Sunay Akın yaşam belki, iki sevişme arası rehavetinde yakılan bir sigaradır, Furuğ Ferruhzad Bazen babamla gideriz, çok uzağ...

Yüzlerce Savaş Uçağı Dolaşıyor Gözlerinde

yüzlerce savaş uçağı dolaşıyor gözlerinde yüzlerce kere sığınaklara almıyorsun eski günlerimizi dünya yörüngesinden çıkıp yalınayak gezegenlerin arasında koşuyor göğsüne bir kuyruklu yıldız saplanıyor dünyanın göğsüme “senden sonra geçecek ilk gün” saplanıyor uzun boylu, esmer bir şarkı taşınıyor yan odaya sen gidince kartondan ellerle tokalaşıyorum artık, yırtılıyor parmaklar mesela, eğer, belki seni unutursam atlı karıncanın lunaparktan kovulması gibi gözlerin çiğnenmemiş karlar gibi Ayşe Sevim

Eşyadan yana zengin, zamandan yana fakir...

Zaman yoksulluğu, mal zenginliğini alır götürür. Bir turistin gözü mutlu bir manzaraya takılır. Sade giyimli bir adam kumsalı yalayan dalgalardan kurtulup kenara çekilmiş bir balıkçı teknesinde uyuklamaktadır. Fotoğraf makinesinin flaşı patlar ve balıkçı uyanır. Turist balıkçıya bir sigara uzatır ve sohbete koyulur. "Hava bu kadar güzel, balık da bol iken sen neden çıkıp daha fazla balık tutacağına burada yatıyorsun?" Balıkçı: "Çünkü bu sabah yeteri kadar tuttum." der. Turist: "Ama bir düşünsene günde üç dört kez daha çıksan eve üç dört kat daha fazla balık götürürsün. O zaman ne olur biliyor musun?" Balıkçı "hayır" anlamında başını sallar. "Daha bir yıl dolmadan kendine bir motor alırsın" der turist. " İki yıl sonra da ikincisini alırsın. Üç yıl sonra da bir iki tane filikan olur. Düşünsene! Bir gün kendine bir imalathane yapabilirsin. Hatta balık sürülerinin izini sürmek ve filikalarını takip etmek için, bir helikopter bi...

İki Mehtap Arasında

Her aşk bulunduğu kalbin şeklini alır. Toprak kokusu değince o rüyaya Aşk çözülür... geriye menekşeler kalır. Solmuş menekşeler: derinliğin tarihi. Yenik kavimlerin tarihi. Sevmek ateştir diye seslenir biri. Yalnız o mu? Kavuşmak ateş Kalbini bıraktığın sular ateş Şarkılar ateştir: “iki mehtap arasında kaldı gönül.” İki güneş İki gökyüzü arasında. Bir buluta karşı iki güneş durduğunda Her ölüm kendi gövdesinin şeklini alır. Kemal Sayar

Tarihe geçmek

Tarihe geçmek önemli bir mesele ise bunun müsbet ya da menfî bir namı olmalıdır. İstanbul'un şehir tarihine cami yapan; çeşme, imaret, mektep, han, yapanlar geçmiş; hayır dua ile anılmışlardır. "Yeni" ve "modern" kelimelerinin sihrine kapılarak tarihî acımadan yokedenler -şimdi, şimdi- hayırla anılmıyor. Gökkafes'i oraya konduranlar da hayırla anılmayacak. Maslak gökdelenler ile vücut buluyor, bu mekânın İstanbul ile bir ilgisi yok, varsın olsun. Ama Şehzadebaşı'na bir gökdelen yapmaya kalkarsanız yer yerinden oynar. Çünkü nefsî İstanbul dediğimiz yer, asıl İstanbul "sur içinde kalan" bölgedir. Bu bölgenin tarihî kimliğini tahrip etmeden dönüştürülmesi çok önemli bir eylemdir. Boğaz'ı, Üsküdar'ı ve Eyüpsultan'ı da buna katabiliriz. Yılların ihmalini bir yerde durdurmak, son dakikada galibiyet golünü atmaktır. Sevinçle haber aldığımıza göre -gazeteler yazdı- Süleymaniye, Ayvansaray, Yedikule, Zeyrek, Cankurtaran, Kumkapı, Gedikpa...

İçime oturan

Şafakla gitmene diyeceğim yok. İçime oturan, gece yarısı ayrılman. Ki Tsurayuki

Döşeğimde uykusuz yatarken

Dağ başındaki evimde, güz saltanatını sürerken, saatlerin en yalnızı. Döşeğimde uykusuz yatarken, yürek dağlayan bir geyik çığlığı. Mibu Tadamine

Yürüyüp gittiğin yola bakakalmışım

Gözlerimde bulutlar, yürüyüp gittiğin yola bakakalmışım; ansızın Ay doğmasın mı! İzumi Şikibu

Akşam karanlığı inince

Akşam karanlığı inince, kaldırıp kapının mandalını sessizce beklemeye başlarım, düşlere dalıp gittiğim zaman beni kollarına alan kadını. Otomo Yakamoçi