Ana içeriğe atla

Kayıtlar

hüzün

yaptığımız ve yapmayı sürdürdüğümüz işlere, düşündüklerimize, hissettiklerimize asla inanmadan ne kadar çok şey yaşadığımıza dair bir tartışmayı içeren doktora tezimi nihayet dün sunabildim; bazı dostlarım sayesinde kabul edildi; böylece, teknik anlamda bazı düzeltmeler kalmakla birlikte daha bir aranızda olabilecek bir haldeyim... bir tez jürisi hikayesi anlatmayacağım elbette, ama tek söyleyebileceğim şeyi söylemeden edemeyeceğim: sevinç yerine bir "bakiye" duyguyla karşı karşıya kaldım... beş altı yıldır uğraştığım ve şu anda benim için "çok özel" üç kişinin sayesinde tamamlanmış olduğuna kani olduğum bir çalışma sürecinden geriye sadece biraz "hüzün" kaldı... olayı odtü'deki mahfuz bir lojmanda günbatımına karşı absolut vodka, havyar, hıyar turşusu, caz, rus, amerikan, alman ve barış gücü askeri ceket ve pantalonları, rebetika ve kazaska eşliğinde kutlamaya çalıştık --ama yine geriye hüzün kaldı... her yeni gün geriye kalan günlerin sorgulanmasıdır...

Yürek

Yalnızın yüreği, İçerisinde sevgilisi. Dışarısında kimsesi. İlhan Şevket Aykut “Gözümün retinası yırtıldı, biri iki görüyorum. Eyvallah ben gidiyorum” İlhan Şevket İlhan Şevket’in hayatını birkaç kelimeyle anlatmaya çalışırsak bunlardan ilki çocukluğumuzun vazgeçilmez oyunu “saklambaç” olurdu. Bu oyunu öyle iyi oynar ki İlhan Şevket, bulunmayı istemediği sürece hakkında bir yazı bulmak bile imkânsız olur. Bulunduğunda ise mutlaka size katacakları, öğretecekleri vardır bu şahsına münhasır sürgün muallimin. Ozan 1907’de dönemin Osmanlı toprağı olan Bingazi’de (Libya) “Mehmet Şevket” adıyla dünyaya gelir. Henüz üniversite öğrencisiyken "Senin bu fikirlerin yüzünden ben emekli maaşımdan olacağım,” diyen babası Recep Bey kıdemli yüzbaşıdır. İşte bunun içindir ki İlhan Şevket'in hayatı boyunca sahip olduğu disiplinli yapıyı kimden kazandığının cevabını bulurken hiç zorlanmayız. Babasıyla arasında bu konuşma geçtikten sonra evi terk ederek annesi, kız kardeşi ...

Kirazların tadından vaz mı geçmek istiyorsunuz?

Size başımdan geçen bir olayı anlatacağım. Henüz yeni evlenmiştim. Başımızda bir sürü bela vardı. Öylesine bıkkındım ki her şeyi sonlandırmaya karar verdim. Bir sabah şafak sökmeden, yanıma bir ip alıp arabama atladım. Kendimi öldürmeyi kafama koymuştum. Dut ağaçlarıyla dolu bir bahçeye vardım. Orada durdum hava hala karanlıktı. İpi bir ağaca doğru fırlattım ama tutturamadım. Bir kere iki kere denedim ama kâr ettiremedim. Ardından ağaca çıktım ve ipi sımsıkı düğümledim. Sonra elimin altında yumuşak bir şeyler hissettim dutlar! Lezzetli, tatlı dutlar. Birini yedim taze ve suluydu. Ardından bir ikincisini ve üçüncüsünü… Birdenbire güneşin dağların ardından yükseldiğinin farkına vardım. Ama ne güneş!  Ne manzara! Ne bahçeydi ama! Birdenbire okula giden çocukların seslerini duydum. Bana bakmak için durdular. Ağacı sallamamı istediler. Dutlar dallarından yere döküldü. Çocuklar yerken kendimi çok mutlu hissettim. Eve götürmek için biraz dut topladım. Karım hala uyuyordu. Uyandığı zam...

Zümra Zülal Çalış

Hastane önünde incir ağacı (annem ağacı) Doktor bulamadı bana ilacı (annem ilacı) Doktor bulamadı bana ilacı (annem ilacı) Baştabip geliyor zehirden acı (annem oy acı) Garip kaldım yüreğime dert oldu annem dert oldu) Ellerin vatanı bana yurt oldu annem yurt oldu) Mezarımı kazın bayıra düze (annem oy düze) Yönünü çevirin sıladan yüze (annem oy yüze) Yönünü çevirin sıladan yüze (annem oy yüze) Benden selam edin sevdiğinize, (sevdiğinize) Başına koysun karalar bağlasın (annem bağlasın) Gurbet elde kaldım diye ağlasın (annem ağlasın) Zümra Zülal Çalış Sakarya'nın Adapazarı ilçesinde doğum sırasında beyin felci geçirdiği için Serebral Palsili (beyin felci) olarak dünyaya gelen 12 yaşındaki Zümra Zülal Çalış, yaşadığı birçok zorluğa rağmen müzik tutkusuyla hayata tutunuyor. Korucuk Mahallesi'nde yaşayan Osman ve Yasemin Çalış (41) çifti, mutlu giden evliliklerini çocukla taçlandırmak istedi. Sabırla çocuklarını kucaklarına alacakları günü be...

Yalnızca Çocuk Kitapları Okumak

Yalnızca çocuk kitapları okumak, Yalnızca çocuksu düşüncelere kapılmak, Yetişkinlere özgü ne varsa uzaklaşmak, Sonra tüm acılarından yeniden doğmak. Ölesiye yoruldum ben bu hayattan, Hiçbir nimeti kabulüm değil gayrı, Ama hâlâ seviyorum şu dünyayı, Başka bir dünyam yok, belki ondan. Şimdi uzak bir bahçede kendi kendime Basit, ahşap bir salıncakta sallandığımı, O yüksek kayınları, o orman karanlığını Puslu hatıralar içinden seçiyorum yine. Osip Mandelstam Çeviri:  newalaqasaba

Otoportre

Bilgisayar, kalem ve daktilo arasında geçiyor günümün yarısı. Bir gün yarım yüzyıl olacak bu. Yabancı şehirlerde yaşıyorum ve yabancı insanlarla bana yabancı konular hakkında konuşuyorum bazen. Çok müzik dinliyorum: Bach, Mahler, Chopin, Şostakoviç. Gücü, zaafı ve acıyı buluyorum müzikte, üç şey. Dördüncüsünün adı yok bende. Şairleri okuyorum, yaşayan ve ölü şairleri; azmi, inancı ve gururu öğreniyorum onlardan. Büyük filozofları anlamaya çalışıyorum –çoğu zaman küçücük bir parçasını anlıyorum o değerli düşüncelerinin ama. Uzun yürüyüşler yapmayı seviyorum Paris sokaklarında; kıskançlığın, öfkenin ya da arzunun harekete geçirdiği diğer insanlara bakmayı; elden ele geçen ve yavaş yavaş o yuvarlak formlarını kaybeden (ve imparatorlarının yüzü silinen) bozuklukları gözlemeyi. Yanımda ağaçlar büyüyor, hiçbir şey söylemeden o umarsız yeşil mükemmelliklerinden başka. Siyah kuşlar yürüyor tarlalarda, bir şey bekliyorlar daha, İspanyol dulları gibi sabırla. Artık genç değil...

biri gül yakmış olmalı ocakta

biri gül yakmış olmalı ocakta sanki genişlemiş gibi dam İlhami Çiçek Bu Hüznün Mesnevisi Ketebe Yayınları

Malatyalı Aşhan Ananın Oğluna Mektubu

Çağam İrecep; Gadan alır, gözünü yerim. Biz seni çoh ösgedik, sen bizi heder ettin. Bu mektupta sana çoh sözüm var bizim pegin bitişiğindeki pegin sahabısı hozzik Şaben papur yolunda ganereye giderken tomofile çarpmış, yere debelenmiş, arnının çatına daş girmiş. Oğlu heyirsiz Mahmıt loynan eve getirmiş, mabeyine döşek serip Şabeni uzatmışlar. Duz çevirdiler, gurşun tökdürdüler, hah ölür dedi ama dert bile yapışmadı Şabene. Evveli gün aminle bi godafa mişmiş dutup Şabeni sormaya gettik. Şaben yerde debelenirken sakkosu yırtılmış, gopçaları tökülmüştü. Sakkosunu yudum gopçalarını tikdim, cıncılı gibi ettim... Şabenin canı marhuta,pıtpıt, isot gızartması istiymiş, yapdım, yedirdim ama hora geçdiğini de zannetmiyim... İrecep geçen hafta pohlu cegetten vurdum, gavur hamamına geddim. Hamam havletti, şendik yohdu, bi gözel yundum, arındım. Eve geldim canım bi şovra istedi. Bi şovra vuram dedim, kevgürü bulamadım. sonra hatırladım, takadaydı... Çağam boynumdan bi hap bozdurdum, gardaşın ...

Genelde dar gelirli kesim satın alıyor.

Türkiye’nin son yıllardaki en büyük sorunu -belirgin bir şekilde telaffuz edilmese de- ekonomik kriz. Dile getirmekten kaçınılan bu kriz, hemen her sektörü derinden etkiledi, etkiliyor. Can Yayınları’nın sahibi Can Öz ise kitap pazarında tam aksi bir durumun yaşandığını söylüyor. “En çok, dar gelirliler kitap satın alıyor” diyen Öz, Diken’e, okurun Türkiye’nin sorunlarından uzaklaşarak huzuru nasıl aradığını anlattı… ‘Kitap okuru Türkiye ile dertli olmaktan bıktı’ Türkiye’de ‘sessiz’ bir ekonomik kriz yaşanıyor. Enflasyon ve işsizlik rakamlarında dünyayla kıyaslandığında rekorlar kırılıyor. Kişi başına gelir her geçen gün düşüyor. Halk yoksullaşırken, bu arada kitapçılar da sessiz sedasız kapanıyor. Siz ise kitap pazarının büyüdüğünü söylüyorsunuz. Bu nasıl mümkün oluyor? Mümkün oluyor çünkü yayıncılar krizin çocuklarıdır. Dolayısıyla biz kriz olmasa da, krizdeymişiz gibi yaşarız. Niye? Türkiye’de ekonomik kriz olduğunda, bunun olacağını önceden hisseden, daralma yaşayan ve krizden son...

Türkiye’de yayıncılık: Her şeye rağmen

Çevirisinden basımına, dağıtımından tanıtımına, davasından dijital dönüşümüne; yayıncılık sektörünün sorunlarına detaylı bir bakış. Yayıncılık, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hiçbir zaman kolay olmadı. Üstelik Türkiye’nin kendine has sorunları; davaları, sancıları, dağıtımı, ekonomisi, teknolojiyi kullanma biçimi ve ‘bakış açısı’ var. Tüm bunlar bir araya gelince, son durumun fotoğrafını çekmenin şart olduğuna karar verdik. Sektörün önemli isimleri; Can Yayınları Genel Müdürü Can Öz, Sel Yayıncılık Kurucusu İrfan Sancı, Ağaçkakan Yayınları Yayın Yönetmeni Metin Solmaz, Danışman-Eğitmen Sevengül Sönmez, Yazım Kılavuzu Kurucusu Şeniz Baş ve SimplePUB Kurucusu Bora Ekmekci bize bugünün yayıncılığını anlatıyor: Can Öz: Zorluk diye sayabileceğim şeyler artık bu işin parçaları Can Yayınları, Türkiye’nin en popüler ve güçlü yayınevlerinden biri. Babası Erdal Öz’den aldığı mirası başarılı bir şekilde sürdüren Can Öz, yaşadığı sorunları şöyle anlatıyor: “En zoru, babamdan devraldığım bu işi ...