Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Çileci

YÜRÜYÜŞ  96 Ama birdenbire iç parçalayan bir çığlık içimde: "Yardım et!" Kim bağırdı?  97 Toparla gücünü ve kulak ver; insanın yüreğinin tamamı bir çığlıktır. Dokun ki döşünün üzerine onu duyabilesin; birisi çekişmekte ve bağırmakta içinde senin.  98 Ödevindir; her an, gece gündüz, sevinçte ve üzüntüde gündelik gereksinimin içerisinden bu Çığlık'ı ayırdedesin, güdüsel ya da kısıtlayarak ayırdedesin, nasıl uygun düşüyorsa kendi doğana öyle, gülerek ya da ağlayarak, etkinlik ya da düşünceler içerisinde, tehlike içerisinde ve bağırmakta olanın kim olduğunu duyumsamanın savaşımını veresin; ve bizim hep birlikte nasıl ordu düzenine geçebileceğimizin ve onu nasıl kurtarabileceğimizin.  99 İçerisinden en büyük sevincimizin, bir kimse bağırmakta içimizde: "Acı çekiyorum! Senin sevincinden sıyrılmak istiyorum! Darlanıyorum!" 100 İçerisinden en büyük umutsuzluğumuzun, bir kimse bağırmakta içimizde: "Umutsuzluğa düşmem! Güreşirim! Kafanın üstüne kancalayıp kendimi kın...

Şiirlerimde dünyadan olduğu gibi bir kesit alıyorum. Sanki bir çiçeğin fotoğrafını çeker gibi

Pek çok klasik şiir vezne ve musikiye bağlıdır. Ama benim şiirim, kolayca bir görüntü yaratırlar, bu nedenle şiirlerim bir dilden başka bir dile çok kolay çevrilirler ve bir şey kaybetmezler. Benim şiirlerim sınırsızdır. Ben şiiri görüyorum, okumuyorum. Şiirlerimde dünyadan olduğu gibi bir kesit alıyorum. Sanki bir çiçeğin fotoğrafını çeker gibi Abbas Kiyarüstemi

Günün aydınlığında

Günün aydınlığında Kimsenin aklına gelmiyor Ateşböceği Abbas Kiyarüstemi

Pusuda Bir Kurt

29. Senin yokluğunda Kendi kendimle Konuşuyorum ve anlaşıyoruz onunla Her konuda Kolayca 31. Sen yokken Seninle Konuşuyorum Sen varken Kendimle 32. Yalnızlığıma Daha çok pay istiyorum Senden Abbas Kiyarüstemi Pusuda Bir Kurt Simurg Art Yayınları

Hüküm Giymiş Bir Kitap İçin Yazıt

Dertsiz okuyucu, çoban kadar rahat, Az’la yetinen, açık yürekli insan, İçkiye düşkün ve hüzün kokan, Bu kederli kitabı fırlat, at. Kendi söz sanatını kapmadınsa Şeytan’dan, o kurnaz ihtiyardan, At! bir şey anlayamazsın ondan, Ya da inanırsın isterik olduğuma. Ama, büyüye kaptırmadan kendini, Gözün varsa uçuruma dalmayı bilen, Oku beni, öğrenmek için sevmeyi beni, Her şeye meraklı Ruh, acı çeken, Ve gideceksin arayarak cennetini, Acı bana!... Yoksa, lanetlerim seni! Charles Baudelaire

Her insan bir eşek sabrıyla sırtına yüklenmiş olanı taşır, çünkü yükünden birazcık daha güçlü olan eşek, mutlu bir eşektir.

109 Bonadea, İmpkralya; Mutluluk ve Denge Sistemleri Eğer İmpkralya’da politikadan hiçbir şey anlamayan, anlamak da istemeyen tek bir kişi var idiyse, o da Bonadea’ydı; fakat buna rağ­men onunla kurtarılmamış uluslar arasında bir ilişki bulunuyordu: Bonadea (Diotima ile karıştırılmamalıdır; Bonadea, iyi tanrıça, tapınağı kaderin oyunları sonucu türlü taşkınlıkların sahnesine dö­nüşmüş olan bekâret tanrıçası, bir mahkeme başkanının veya onun gibi birinin eşi, ne ona yeterince layık ne de ona ihtiyaç duyan bir adamın talihsiz sevgilisi ) bir sisteme sahipti, İmpkralya’nın politi­ kasının ise hiçbir sistemi yoktu. Bonadea’nın sistemi, o güne kadar ikili bir hayattan meydana gelmişti. Yükselme tutkusunu yüksek düzeyde diye nitelendiren bir aile çevresinde tatmin etmekteydi ve toplum içerisindeki ilişkilerinde de çok kültürlü ve saygın bir hanımefendi sayılmanın ayrıcalığını yaşıyordu; buna karşılık tininin karşı karşıya bulunduğu belli baştan çıkartmalara, çok hassas bir yapının kurbanı ol...

Bunalıyorum çocuk, büyük bir ızdırap içinde bunalıyorum... Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi perişanlık içinde. Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz.

6 Mart 1930 günü halkın tezahüratları arasında ikametine ayrılan eve geldik. Sofrada buluşmak üzere refakatinde bulunanlardan ayrıldı ve beni yanına alarak yatak odasına girdi. Bir koltuğa oturdu ve eliyle işaret ederek, beni de oturttu. Yorgun, düşünceli ve sinirli görünüyordu, bir sigara yaktı ve konuşmaya başladı: “ Bunalıyorum çocuk, büyük bir ızdırap içinde bunalıyorum. Görüyorsun ya her gittiğimiz yerde durmadan dert ve şikayet dinliyoruz. Her taraf derin bir yokluk, maddi, manevi perişanlık içinde. Ferahlatıcı pek az şeye rastlıyoruz. Maalesef, memleketin gerçek durumu bu işte. Bunda bizim günahımız yoktur. Uzun yıllar, hatta asırlarca dünyanın gidişinden habersiz, bir takım şuursuz yöneticilerin elinde kalan bu cennet memleket, düşe düşe şu acınacak hale düşmüş. Memurlarımız henüz istenilen seviyede ve kalitede değil; çoğu görgüsüz, kifayetsiz ve şaşkın. Büyük istidatlara sahip olan değerli halkımız ise, kendisine mukaddes akideler (inanlar) şeklinde telkin edilen bir sürü ba...

Denizin Getirdikleri

I İstedi ki memleketin her tarafı bağ olsun Tez büyüsün tepeleri yüce yüce dağ olsun  Âşık Talibî Coşkun 1948 yılında On beş gün yattım uyudum Sırtüstü yattım uyudum Gemlik körfezinde. Dağların ortasında, ayağımın dibinde Çocuk gibiydi oynaşan nazlı sular, Unuttuk, sevmesini çoktan unuttuk Severse çocuklar sever. Belki de beni değil Dalgalar özgürlüğü seviyordu, Dağlardan tarlalardan Gürleyip akmak istiyordu. Ama bu dağlar bizim dağlarımız Ayrısı gayrısı yok denizle, Yabancımız değil bağlar bahçeler Zeytin ağaçlarımız. O ağaçlar ki şimdi soluk yeşil Sonra kömür gözlü kızlara benzer, O ağaçlar ki anamız gibi Durmadan emzirirler. Gelin yaklaşın dalgalar yanıma Bıktım insanlardan, kentlerden bıktım! Sayın ki bir gemiciyim, gemim batmış, Yüze yüze kıyıya çıktım! Deniz utangaç bir kadın gibi sokuldu yanıma Öptüm okşadım mavi saçlarını, Tuttum, ince damarlı bileklerinden, günlerce tuttum, Yüzümde gezdirdim avuçlarını. Sen biricik kadınımsın mavi deniz Bir başka oluyorum her koynuna girdi...

Yolculuk

Gideceksin buralardan gün gelecek, Yavaş yavaş kaybolacak bindiğin tren, Eriyen karlar gibi içinden Bütün sıkıntıların akıp gidecek. Bağdaş kuracaksın bir tahta sıranın üstüne Yolculara merhaba diyerek Ardın sıra kaçan kırları seyrederek Coğrafya derslerini hatırlayacaksın yine Adını bilmediğin nehirlerden geçerek. Bir dikili ağacın bile yok yeryüzünde Ama bir memleketin var sevilecek! Eriyen karlar gibi içinden Bütün sıkıntıların akıp gidecek Ağlamayacak kimse ardından, gülmeyecek! Cahit Külebi

‘‘Birkaç aylık ömrümün kaldığını şimdi öğrendim. Söylemek istediklerim şunlar:

Gençliğimde yakında öleceğimi bilseydim, hayatımın nasıl değişeceğini sık sık merak ederdim . Morbid, belki ama takıntılı değil. Sadece merak. İnsan sonun geldiğini bilerek nasıl yaşar? Aileme ve arkadaşlarma nasıl söylerdim? Depresyona girer miydim? Ahiret var mı? Ölüme nasıl hazırlanırsın? Kübler-Ross'un yas evrelerinde bir üniversite dersi aldım ve felsefe dersleri için Deistler, Darwinistler ve ahiret hakkında makaleler yazdım. Bazen bir tarafa, bazen diğerine katılıyorum. Piskoposluk olarak yetiştirildim ama pek iyi biri olmadığım ortaya çıktı. Roma Katoliklerinin, Yahudilerin ve ateistlerin aksine, biz Piskoposlular çitleri çevirmede çok iyiyiz. Tüm bakış açılarını benimsiyoruz ve sonuç olarak Üniteryenler kadar kafamız karıştı. Birkaç yıl önce Harvard'da diploma almak için yazılı bir seminere katıldım. Her hafta bir kompozisyon yazmamız ve her bir sınıf arkadaşına göndermemiz gerekiyordu, böylece her kompozisyon sınıfta sadece profesör tarafından değil, aynı zamanda prof...