Ana içeriğe atla

Pervin İtisami: İran Şiir Semasının Pervin’i

Pervin İtisami: İran Şiir Semasının Pervin’i

Pervin 1906 yılında Tebriz’de doğdu. Babasının adı Yusuf’tur. Pervin’in babası İtisamu’l-Mulk lakabıyla tanınan döneminin önemli yazar ve ediplerindendir.
Pervin ailesiyle beraber çocuk yaşta Tahran’a gelir ve burada yaşamaya başlar.
Pervin çocuk yaşlarda babasının yanında Fars ve Arap edebiyatıyla tanışır ve evlerine gelip giden babasının dostları olan o zamanın tanınmış edipleri ve yazarlarından her gün yeni şeyler öğrenir.
Pervin ilköğretim eğitimi sonrası 1924 yılında Tahran’da Amerikan Kız Kolejini başarıyla tamamlar. Pervin mezun olduğu okulda iki yıl İngilizce öğretmenliği de yapar. O babasıyla yurtiçi ve yurtdışı gezilerine katılır, bu gezileriyle önemli deneyim kazanır ve gözlemlerde bulunur.
Pervin döneminin gerçekleri görerek Şah’ın tekliflerini geri çevirir ve onun hizmetinde bulunmak istemez.
1934 yılında Pervin, İran’ın Kirmanşah kenti polis müdürü olan amcasının oğluyla evlenir ve Kirmanşah’a taşınır. Kirmanşah’ta kaldığı ve edebiyattan uzak geçirdiği günler sonrası bu evliliği dört ay sonra boşanmayla sonuçlanır. Pervin evliliğinin son bulmasından hiçbir zaman şikâyetçi olmamıştır. Hayatının sonuna kadar bu konuda hiç konuşmamıştır.
1936 yılında babasının yardımıyla Pervin ilk şiir divanını yayınlar. İran edebiyat dünyası bu şiir divanını büyük beğeniyle karşılar. Pervin bu yıllarda Tahran’da Maarif Bakanlığı kütüphanesinde çalışmaya devam etmektedir.
Pervin edebiyat ve ilimle haşır-neşir bir aile içinde büyümüş ve özellikle babasının Pervin’in yetişmesinde önemli rolü olmuştur.
İtisamu’l-Mulk Fars ve Arap edebiyatını iyi bilen bir şahıstır. Kendisinin yazdığı “قلاید الادب فی شرح اطواق الذهب” adlı Arapça Mahmud b. Ömer Zemahşeri’nin ahlak ve öğretilerinin şerhini içeren risalesi Mısır’da ders kitabı olarak okutulmuştur.
Pervin’in babası döneminde Fars edebiyatı düzyazı, nesrinin değişmesinde de önemli rol oynamış güçlü bir ediptir.
Pervin babasının yanında daha küçük yaşlarda Fars ve Arap edebiyatını öğrenmeye başlamış ve on beş yaşına geldiğinde Fars edebiyatının büyük şairlerinin şiir divanlarını çok iyi öğrenmişti. Pervin Hafız-ı Şirazi, Sadi, Nasır Husrev, Firdevsi, Menuçehri, Ferruhi gibi klasik Fars şiiri şairlerinin eserlerini çok iyi mütalaa etmiştir.
Pervin’in babasının dostları arasında dönemin büyük yazarları ve şairleri vardır ve Pervin’in evinde edebiyat dünyası akıp gitmektedir. Abbas İkbal Aştiyani, Meliku’ş-Şuara Behar, Nasrullah Tagevi, Said Nefisi gibi dönemin önemli şahsiyetleri Pervin’in babasının evinde toplanırlar ve Pervin de küçük yaşına rağmen bu edebiyat meclislerinde bulunurdu. Pervin bu meclislerde şiirlerini okur ve babasının dostları tarafından şiirleri çok beğenilirdi.
Oyuncakları Fars edebiyatının büyük yazarları ve şairlerinin eserleri ve oyunları babasının kendisine verdiği klasik şiirlerin vezinlerini bulma, bu vezinleri değiştirerek şiiri başka bir vezinde yazma veya aynı vezinde kendisine ait bir şiir yazmaya çalışmak olan Pervin’in on iki yaşında yazdığı bir şiiri de şöyledir:


اي مُرغک خُرد ، ز آشيانه Ey küçük kuş! Yuvadan                      
پرواز کن و پريدن آموز Uç ve uçmayı öğren                             
تا کي حرکات کودکانه؟Ne zamana kadar çocukça yaşamak         
در باغ و چمن چميدن آموزBağ, bahçe, bostanda gezmeyi öğren 
رام تو نمي شود زمانهZaman sana ayak uydurmaz                     
رام از چه شدي ؟ رميدن آموزNiye evcilleştin ki koşmayı öğren 
منديش که دام هست يا نه Düşünme tuzak var mı yok mu?          
بر مردم چشم ، ديدن آموزHalkın gözüyle bakmayı öğren            
شو روز به فکر آب و دانهGündüz su ve yem peşinde                  
هنگام شب آرميدن آموزGeceleri uyumayı öğren                        


Pervin’in edebiyat dünyasına girdiği dönem Osmanlı devletinde yenileşme hareketleri, Tanzimat ve meşrutiyet sürecinin bütün İslam dünyasını da derinden etkilediği bir dönemdir. Osmanlı gibi İran’da da değişen siyasi ve sosyal durum dil ve edebiyata yansımıştır. Osmanlı yenileşme hareketlerinin etkisinde daha sonra cumhuriyet deneyiminin ışığında kanunun üstünlüğü, hak ve adalet düşüncelerini savunan İranlı aydın ve yazarların ortaya çıktığı böyle bir siyasi-sosyal ve edebi ortamda Pervin edebiyat dünyasına girmiştir.

Pervin ve Edebiyatı, Şiiri ve Özellikleri:

Pervin’in babası Yusuf İtisami’nin dostları arasında İran’ın o dönem tanınmış Melikuşşuara Behar, Abbas İkbal Aitiyani, Said Nefisi, Nasrullah Tegevi gibi çehreler bulunmaktaydı. Pervin böyle edebi ve ilmi bir muhitte büyüdü.
Babasının her birinin İran’ın tanınmış simaları olan dostlarının bulunduğu meclislerde Pervin şiir okur ve hepsi bu şiirleri çok beğenirlerdi.
Pervinin şiirlerinde insanlar, hayvanlar, kuşlar hatta cansız eşyalar birbirleriyle münazarada bulunmakta, karşılıklı konuşmaktadırlar.

Pervin’in şiirleri iki bölüme ayrılabilir:

1-       Horasani üslupla yazdığı öğüt ve öğreti içerikli Nasır Hüsrev tarzı kaside ve şiirler
2-       Iraki üslupla yazılmış her biri bir hikaye gibi olan münazara içerikli ve daha çok Sadi tarzında şiirler. (Pervin’in bu tarzda şiirleri daha çok tanınmış ve sevilmiştir.)
O dönem iran’ın edebiyat otoritelerinden şair, bilim adamı, edip Melikuşşuara Behar Pervin’in şiiri hakkında şöyle der;

“Pervin kıtalarında anne şefkati ve kadın ruhunun letafetini kuşların fakir annelerin, çaresizlerin dilinden anlatan, bazen şefkatli bir anne ruhuyla bazen de Mevlana, Atar, Cami gibi şairlerle hayatın anlamı ve sırları hakkında onlarla beraber yürümeye çalışan bir şairdir.”
Pervin’in şiiri Fars şiirinde özel bir yeri olan ve geçmiş asırlarda en güzel örneğini Kesai Mervezi gibi şairlerin verdiği öğüt ve öğreti şiiri kategorisinde değerlendirilir.
Pervin bir eşya, canlılar veya insanları konuşturduğu münazara şiirlerinde inceden inceye toplumda yaşanan zulüm, fesat ve baskılara değinerek, kendisinin sahip olduğu edebi hüneri en güzel şekilde gözler önüne serer.
Pervin’in şiir divanının evlenmeden önce babasının “bu kız kendine koca bulmak için şiirlerini yayınlıyor” ithamlarını önlemek amacıyla basılmamış olduğu rivayet edilir.
Pervin’in evlendikten sonra 30 yaşına kadar yazdığı Şiiler toplanarak ilk defa 1936-1937 yılında Behar’ın önsözüyle yayınlanır. Ama daha önceleri Pervin’in şiirleri çeşitli yayın organlarında yayınlanmıştır.
Pervinin şiirlerinde dikkati çeken bir diğer husus da pervinin şiirlerinde bir kadın bakışıyla olduğu kadar bir erkek gibi de olayların değerlendirilmesi ve yaşama bakışı yansıtmasıdır. Özellikle arif ve sufi erkek şairler gibi şiirlerinde çeşitli konulara yer vermiştir.
Pervin hayatı boyunca insanlarla muaşereti çok fazla olan, çok insanla içli dışlı olmuş birisi olmamasına rağmen şiirleri okunduğu zaman kapsamlı bir hayata bakış, sosyal, siyasi ve kültürel sorunlara vakıf, devlet idaresinden, mahkemelere kadar birçok alanda bilgi ve görgü sahibi olduğu görülür.
İran’da 12 asır süren Fars şiirinde erkek hakimiyeti son yüzyılda bence iki kadın şairle yıkılmıştır. Birisi klasik kalıplar, şiir konuları, muhtevası ve ahlaki-irfani bakış açısıyla Pervin İtisami ve diğeri “Men diger be payan neyendişem hodi dust daşten zibast” diyen ve zincirlerini kırarak yaşam okyanusuna dalan ve gönlünce yaşayan modern şiir tazıyla Furuğ’dur.
Ama iki kadın şair de aynı kaderi paylaşmış ve çok genç yaşta biri 34 ve diğeri 32 yaşında bu dünyaya gözlerini yummuştur.
Pervin yaşadığı dönemde klasik fars şiirinden uzaklaşılırken klasik fars şiiri kalıplarını kullanarak bu şiiri canlandırmayı ve sevdirmeyi başarmış bir şairdir.
Pervin Nasır Hüsrev tarzı ahlaki ve tasavvufi konulara yer verdiği şiirlerinde İran edebiyatı Horasani üslubunu benimseyerek sade bir dil kullanır.
İran’da Batı ve Kuzey bölgeleri şairlerinin daha çok üzerinde durduğu münazara türü şiiri yeniden canlandıran Pervin, Sadi, Hafız gibi İran’ın büyük şairlerinin etkisinde kalır. Ama dili onlar kadar süslü değildir.
Pervin’in divanı 6500 beyitlik kaside, mesnevi, kıtalardan oluşur ve defalarca İran’da basılmıştır. Behar’ın önsözüyle yayınlanan ilk baskıda toplam 150 kaside, mesnevi ve kıta bulunur.
Pervin’in şiir divanında kıtalarından 65’i münazara-karşılıklı diyalog şiirleridir ve bu şiirlerde öğüt, öğretici şiir olarak sosyal sorunlara değinilir. Pervin kendi döneminde ve modern İran edebiyat tarihinde bu tarz şiirin en büyük temsilcisidir.
Pervin çekingen, utangaç ve iffetli karakteriyle yaşamında çalkantılı aşk maceraları yaşanmamıştır. Ama şiirlerinin satır aralarında Pervinin aşka dair düşüncelerine rastlanır. Pervin ne Furuğ’un dediği “ Men diger pe payan neyendişem hodi dust daşten zibast” (Ben artık sonunu düşünmüyorum, sevmenin kendisi güzel) tarzı anlayış ne Hafız’ın “Duş der halkayi ma kıssayi gisuyi to bud---ta deli şeb sohen ez silsileyi muyi to bud” (Dün gece halkamızda senin zülflerinin kıssası, gece yarısına kadar saçlarını o kıvrımları vardı) dediği ve aşığın ulaşılamayacak ulvi bir şey olduğu ve sadece onun sohbetlerinin edildiği ne de Fizuli’nin “Men de mecnundan füzun aşıklık istidadı var-aşık-ı sadık menem mecnunun ancak adı var” dediği ve kendi aşkında en sadık olmayı iddia eden ve ne de Neyzen Tevfik’in dizesindeki “Aşkın Leylasını gördüysen söyle duyup daa mecnundan rivayet etme” dediği ve aşık olunacak Leylaların kim ve ne olduğunu sorguladığı klasik aşık-maşuk ve aşk konuları dışında bir aşk görüşü vardır. Pervin aşka Leyla mecnunların Ferhat ve şirinlerin aşk mekteplerinde öğretilen aşık ve maşukun eziyet çektiği, ayrılık acısı yaşadığı, yanıp tutuştuğu gibi hallerin dışında bakmış ve aşkı münezzeh ve pak saf bir duygu olarak görmüş ve bunu çok insanın yaşadığına inanmıştır.
Pervinin şiirlerinin satır arasında okunabilecek bir başka gerçek de hatta kendisinden bile gizlemeye çalıştığı bir sırrı olan insan havasıdır. Bu hava daha çok evlilik sonrası yazdığı şiirlerde daha çok hissedilir, sanırım bu kocasıyla evli kaldığı 4 aylık sürede yaşadığı daha doğrusu yaşayamadığı bir hayatın acıları olsa gerek. Pervin’in yanlış evliliği onun hayatını çok derinden etkilediği gözlemlenebilir. Pervin bu şanssız evliliğin acılarını ruhunda taşımış ve bazen şiirlerine bu ruh hali aksetmiştir. Pervin bu acısını, yaşamında kaderin bu oyununu kendi içinde hapsetmeye çalışmıştır.
Pervin’in hayatında derin izler bırakan bu olay onun şu birkaç beytine şöyle yansımıştır:


ای گل تو ز جمعیت گلزار چه دیدی          Ey Gül! Gülzarda sen ne gördün                           
جز سرزنش و بد سری خار چه دیدیSerzeniş, dikenin eziyetinden başka ne gördün   
ای لعل دل افروز تو با آن همه پرتوEy kalbinin bütün aydınlığıyla güzel                     
جز مشتری سفله به بازار چه دیدیSen bu pazarda söyle ne gördün                              
رفتی به چمن لیک قفس گشت نصیبتBağa bostana açıldın, nasibin tuzak, kafes oldu  
غیر از قفس ای مرغ گرفتار چه دیدیEy tutsak Kuş! Sen kafesten başka ne gördün     

Pervin İtisami’nin şiirlerinde göze çarpan en önemli özelliklerin başında kullandığı sade dil gelir. Onun şiirlerinin bu kadar çok sevilmesine neden de onun bu kullandığı akıcı ve sade dilidir.
Pervin’in şiirinde kullanılan dil Hafız, Sadi, Menuçehri, Nasır Hüsrev, Enveri gibi büyük şairlerin özel bir zümreye hitap ettiği dilden çok daha sade ve halkın dilidir. Muhatabı da toplumun tamamıdır.
Pervin kendi dönemi şairlerinin birçoğunun aksine klasik Fars şiirine yönelmiş, kaza-kader, anne sevgisi ve terbiyesi, fakir ve ezilen insanların durumu, köylüler, toplumda yaşanan zulüm, sitem zenginlerin vurdumduymazlığı hak, adalet, hukuk, idari sistemin kokuşmuşluğu, kadınların durumu ve yöneticilerin aldatmaları ve kandırmacaları gibi döneminin güncel konularına da değinmiştir.
Pervin’in şiirleri üstat Muhammed Ali İslami Neduşen’in de dediği gibi; kendi zamanının siyasi meselelerinden ziyade bütün insanlığın çektiği acıları, mahrumiyeti, çaresiz insanların durumunu anlatmaktadır. Bu acılar her zaman ve her yerde olagelmiş ve insanlar bu sıkıntıları yaşamıştır.
Pervin yaşadığı dönemde İran’da cesaretle hakkın ve adaletin yanında yer alan ve gerçekleri hiç çekinmeden söyleyen bir kadın şairdir:

Söz söyleme zamanı korkma ve söyleyeceklerini söyle وقت سخن مترس و بگو آنچه گفتنی است
Savaş günü kılıç kötü ve çirkindir kınında                      شمشیر روز معرکه زشت است در نیام

Pervin döneminin zalimlerine krallarına sözünü açıkça çekinmeden söyleyen bir şairdir, onları çoban kılığında parçalayıcı kurtlara benzetirdi. Bir şiirinde yaşlı bir kadının ağzından konuya şöyle değinir:

ما را به چوب و رخت شبانی فریفته استBizi sopa ve çoban elbisesiyle kandırdı  
این گرگ سالهاست که با گله آشناستBu kurt ki yıllardır tanışır bu sürüyle    

Pervin insanın büyüklüğü, azametinin annesinin yanında aldığı terbiye ve onun yanında edindiği edeple mümkün olduğuna inanır ve şiirinde konuya şöyle değinir:

فرشته بود زن از ساعتی که چهره نمودMelekti kadın yaratıldığı zaman                
فرشته بین که بر او طعنه می زند شیطانŞeytanın çekiştirdiği, yerdiği bir melek     
اگر فلاطن و سقراط بوده اند بزرگEflatun ve Sokrat çok büyüktüler                   
بزرگ بوده پرستار خردی ایشانOnlara bakan büyüten çok büyüktü                    
به گهواره مادر بسی خفتAna beşiğinde yattı da büyüdü                                    
سپس به مکتب حکمت حکیم شد لقمانSonra hikmet okulunda hekim oldu Lokman

Pervin şiirlerinde İran’da kadın hakları, kadınların durumuna da değinmiş, İran kadın hareketinde yer almıştır. Pervin daha okul yıllarındayken kadınların durumuyla ilgili şu dizeleri yazmıştır.:

زن در ایران ، پیش از این گویی که ایرانی نبودİran’da kadın daha önce sanki İranlı değildi                
پیشه اش ، جز تیره روزی و پریشانی نبودİşi gücü kara bahtı ve perişanlığıydı                           
زندگی و مرگش اندر کنج عزلت می گذشتYaşamı ve ölümü sessizce kimsesizceydi                  
زن چه بود آن روزها گر زانکه زندانی نبودZindanda olmasa da kadın İran’da ne idi    
          
Pervin daha on beş yaşındayken yazdığı bir şiirinde sitem, zulüm ve zenginlerin vurdumduymazlığını şu şekilde anlatmıştır:

برزگري پند به فرزند داد، کاي پسرÇiftçi oğluna öğüt verdi; ey oğul!        
 اين پيشه پس از من تو راستBu iş benden sonra sana kalacak                    
مدت ما جمله به محنت گذشتBizim ömrümüz sıkıntı eziyetle geçti            
نوبت خون خوردن و رنج شماستSenin sıkıntı eziyet çekme vaktin geldi  
…   …   …
گفت چنين ، کاي پدر نيک رايşöyle dedi oğul; ey iyi kalpli, ileri görüşlü babam!    
صاعقه ي ما ستم اغنياستBizim yıldırımımız zenginlerin sitemi zulmü           
پيشه آنان ، همه آرام و خواب Onların işi ancak rahatlık ve yatmak                         
قسمت ما ، درد و غم و ابتلاستBize düşen dert, acı ve eziyet                                     
ما فقرا ، از همه بيگانه ايم Biz fakirler her şeyden herkesten uzağız                  
مرد غني ، با همه کس آشناستZengin herkesle aşina her şeye sahip                       
خوابگه آن را که سمور و خزستYatağı samurdan rahat mı rahat                        
کي غم سرماي زمستان ماستBizim çektiğimiz kışı soğuğu nerden bilsin    
تيره دلان را چه غم از تيرگيستKalpleri kararmışlara karanlıktan ne korku      
بي خبران را چه خبر از خداستYaratanı bilmeyenler ne bilsinler ki    
          
Pervin’in şiirlerinde işlenen konular arasında kaza-kader de vardır. Pervin kaza ve kaderi şiirlerinde şöyle işler:

تو چه می دانی چه پیش آرد قضا؟Sen ne bilirisin ne getirir kaza (alın yazısı)         
من هدف بودم قضا را سالها ...Ben yıllardır hedeftim kazaya                          

اندر آنجا که قضا حمله کندKaza saldırdı mı hücum etti mi insana                 
چاره تسلیم و ادب تمکین بود...Teslim olmak çaredir ve edep temkin             

اندر این پستی قضایم زان فکند،Bu bahtsız kaderimle baş başa kalınca               
تا تو را جویم، تو را خوانم بلندSeni ararım, seni çağırırım yüksek sesle          ...

Pervin Tahran’da kısa ama inişli-çıkışlı ömrünün sonunda yakalandığı kızamık hastalığına on dört gün sonra yenik düşmüş ve otuz dört yaşında hayata gözlerini yummuştur. İran şiir semasının sönmeyen yıldızı Pervin, kısa ömrüne şiirleriyle her zaman İran halkının gönlünde yaşamaya devam edecek bir şahsiyet sığdırmayı başarmıştır. Pervin kendi mezar taşının şiirini yazan ender şairlerden biridir, o yaşarken kaleme aldığı bir şiirini mezar taşına yazılmasını vasiyet etmiştir. Pervin’in mezar taşı için yazdığı şiiri şöyledir:

اینکه خاک سیهش بالین استŞimdi bu kara toprak yastıktır                        
اختر چرخ ادب پروین استEdebiyat semasının yıldızı Pervin’e                
گر چه جز تلخی ز ایام ندیدGerçi hayatta acıdan başka bir şey görmedi     
هر چه خواهی سخنش شیرین استAma yine de sözleri ne de şirindir             
صاحب آنهمه گفتار امروزBugüne kadar çok şey söyleyen                       
سائل فاتحه 



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...