Ana içeriğe atla

Sühan Kasidesi

Sühan oldur ki ola âyet-i kübrâ-yı sühan
Yıla safha-i i’câzda a’lâ-yı sühan

Şâ’ir oldur ki anıñ kalbine Hassân gibi  
Nefha-i Rûh-ı Emîn eyleye ilkâ-yı sühan

Hüsrev-i mülk-i sühan aña denir kim kalemi  
Çeke menşûr-ı hayâlâtına tugrâ-yı sühan

Eyleye şa’şa’a-i fikreti mânend-i Kelîm  
Ceyb-i ma’nâda nümûde yed-i beyzâ-yı sühan  

Dem-i ‘Îsâ gibi enfâs-ı hayât-efzâsı
Ede bir nutk-ı revân-bahş ile ihyâ-yı sühan  

Hızr u İskender'i sîr-âb ede cûy-ı nazmı  
Eylese âb-ı hayâta bedel icrâ-yı sühan  

Cevher-i nutk-ı güher-bârı ile ‘âlemde
Hüsn-i sûret bula efrâd-ı heyûlâ-yı sühan  

Tab’ı âyîne-i işrâk ola tâ kim andan
Mantıku’t-tayr okuya tûtî vü bebgâ-yı sühan  

Nazmına silk-i cevâhir mi denir olmayanıñ  
Dili deryâ-yı hüner tab’ı güher-zây-ı sühan  

Pûte-i zerger-i endîşede kâl olmayıcak  
Sîm-i ma’nâ olamaz kâbil-i tamgâ-yı sühan  

Kimse bakmaz yüzüne tâb-ı hayâl-i rengîn  
Olmasa gâze-i ruhsâr-ı dil-ârâ-yı sühan  

Sîne mir’ât-ı mücellâ gibi sâf olmaz ise  
Hüsn-i sûret mi bulur anda mezâyâ-yı sühan  

Olmayan hall-i İlâhî'ye karîn eyleyemez  
Dil-i pür-’ukde ile keşf-i mezâyâ-yı sühan  

Micmer-i dilde olursa eser-i âteş-i ‘aşk  
Neşr eder râyihasın ‘anber-i sârâ-yı sühan  

Hum-ı endîşede sahbâ gibi sâf olmayıcak  
Nazm-ı rengîn olamaz zîver-i mînâ-yı sühan

Anı Câmî gibi Nâbî gibi rindân añlar
Başkadır neş’e-i keyfiyyet-i sahbâ-yı sühan  

Ceyş-i fikr ile alıp memleket-i ma’nâyı
Gösterir şevket ü dârâtını Dârâ-yı sühan  

Rezmgâh-ı sühana tîg-i zebânın eyler  
Tîzî-i tab’ ile şemşîr-i mücellâ-yı sühan  

Mahrem-i bikr-i mezâmîn olamaz nâ-ehlân  
Takviyet vermeyicek tab’a mezâyâ-yı sühan  

Sadef-i sîne-i deryâ-yı ma’ârifde olur  
Yohsa her dilde bulunmaz dür-i yektâ-yı sühan  

Sapa vâdîleri seyrân ederek çeşm-i hayâl  
Reh-i nâ-refteyi geşt etmelidir pây-ı sühan  

Yohsa mânend-i Hevâyî bir iki güfte ile  
Herze-gûyân olamaz nâtıka-pîrâ-yı sühan  

Nice şâ’ir deyü ta’bîr olunur anlara kim  
Şeb-i ‘ömründe henüz görmeye rü’yâ-yı sühan  

Şâ’iriyyet aña isnâd-ı mecâzîye çıkar  
Bilmeye ol ki hakîkatle mü’eddâ-yı sühan  

Talib-i nazm-ı gazel ‘ilme çalışsın evvel  
Leyte şi’rî deyü eylerse temennâ-yı sühan  

'İlm ü şi’r ikisi ma’nâda mürâdifler iken  
Bir midir şâ’ir-i nâdân ile dânâ-yı sühan  

Evvelâ ‘ilm-i ma’ânîde mahâret lâzım
Bilmege nükte-i serbeste-i ma’nâ-yı sühan

İsti’ârât u kinâyât u hakîkatle mecâz
Dâ’imâ olmadadır cârî-i mecrâ-yı sühan  

Ahsen-i sûret-i vech-i şebehi bilmeyicek  
Neye teşbîh olunur vech-i dil-ârâ-yı sühan  

Fârisî vü ‘Arabî'den iki şehbâl ister
Tâ ki pervâz-ı bülend eyleye ‘Ankâ-yı sühan  

Ede mânend-i Hümâ Nesr-i felekle pervâz  
Ola cevlângehi tâ evc-i mu’allâ-yı sühan  

Şu’arânıñ da belî tâli’i mes’ûd olmaz
Nahs-ı ekberle tulû’ etdi Süreyyâ-yı sühan  

Sebeb-i cevr-i felek hüsn-i makâl oldu deyü  
Yokdur ancak yüzümüz etmege şekvâ-yı sühan  

Bir de cevr etmese farzâ felek insâf etse  
Var mı ikrâma sezâ nükte-şinâsâ-yı sühan  

Bir alay şâ’ir-i nâ-muntazam-ı bed-mahlas  
Nazm-ı rüsvâyî ile eyledi rüsvâ-yı sühan  

Vezn-i eş’ârı terâzûlara vaz’ etmişler
Tartılır şimdi dükânlarda mukaffâ-yı sühan

İktifâ eylediler meslek-i ‘Âşık ‘Ömer'e
‘Aşk u şevk ile niçe kâfiye-cûyâ-yı sühan  

Gevherî güftesine döndü bugünlerde meded  
Güher-i nâdire-i lü’lü’-i lâlâ-yı sühan  

Hâne-i tab’-ı harâbî gibidir yapdıgı beyt  
Yıkdı nazmı temelinden niçe bennâ-yı sühan

Ekseri halt-ı kelâmıñ hezeyân-ı mahmûm
‘Acebâ tutdu mu şâ’irleri hummâ-yı sühan  

‘İllet-i kabz-ı ‘arûzîye düçâr olmuşlar
Yetişip tenkıyeler etsin etibbâ-yı sühan

Her biri bahr-ı remel bahr-ı hezecden savurup  
Rîh-i enfâsın eder furtuna-fersâ-yı sühan  

Çâr-mevc-i eser-i sarsar-ı güftârından  
Gark olur sarsılarak fülk-i feleksâ-yı sühan  

Çalışır hicve dahi harf-i hecâ bilmez iken
Sanki merdâne olur dâhil-i heycâ-yı sühan  

Ne müsecca’ ne mukaffâ ne kelâm-ı mevzûn  
Ne muhammes ne murabba’ ne müsennâ-yı sühan  

Kimi mânî kimisi vâdî-i Türkmânîde
Kara oglan kaya başısı yelellâ-yı sühan  

Mey-i meyhâne ile mug-beçeyi yâd ederek  
Oldular Bekri gibi meykede-pîrâ-yı sühan  

Sûz-ı pervâne vü şem’e tolaşırlar gâhî  
Tutuşur gayret ile şem’-i şeb-ârâ-yı sühan  

Nevbahâr olsa bahâriyye-i gül bülbül ile  
‘Âkıbet köhne bahâr  oldu ser-â-pây sühan  

Zülf añılsa uzadır bahs-i cünûn silsilesin  
Niçe dîvâne-i ma’nî niçe şeydâ-yı sühan  

Mültezem menkıbe-i Kays ise bilmem ne demek  
İzdivâc etdi mi Mecnûn ile Leylâ-yı sühan

 Telh olur sohbet-i Şîrîn ile Ferhâd'a dahi  
Ba’d-ez-în tâze vü ter olsa da helvâ-yı sühan  

Hüsnü var mı bu kadar Yûsuf'u telmîh ederek  
Çâk ola perde-i nâmûs-ı Zelîhâ-yı sühan  

Sarfa sarf eylemeyip medreselerde ‘ömrün  
Geçinir ba’zı yobaz suhte de monlâ-yı sühan  

Kas’a-i şeyh-i ‘imâretden içip çorbâyı  
Zann eder kâbil-i te’vîl ola zırvâ-yı sühan  

Ötdürür gâhîce boru gibi çatlak kalemin  
Nefesi yetse çalardı kaba surnây-ı sühan  

Tıfl-ı ebced gibi târîh-i rekîkin edemez  
Biñ hisâb etse yine dâhil-i ma’nâ-yı sühan  

Uydurup kendi hisâbınca hemân ta’miyeye  
Zann eder yapdı o bî-çâre mu’ammâ-yı sühan  

Sikkeyi cehl ile mermerde kazar ol rakamıñ  
Etseler nakşını dâg-ı dil-i hârâ-yı sühan  

Başkadır ‘ilm-i mu’ammâda mezâyâ-yı nikât  
Görmez ol dikkat-i nâ-dîdeyi a’mâ-yı sühan  

Narhı altmışlıga indi hele târîhleriñ
Pek ucuzlandı bu bâzârda kâlâ-yı sühan  

Niçe nâ-ehl gedâ-tînet ü sâ’il-meşreb
Cerri sermâye eder eylese imlâ-yı sühan  

Kalmadı şâ’ir ile farkı hemân cerrârıñ
Müntic-i cerr ü sü’âl oldu kazâyâ-yı sühan

Taldılar bâb-ı kibâra gazelim var diyerek  
Oldu sâ’il kapısı dergeh-i vâlâ-yı sühan  

Kim vefât etse kazıp seng-i mezâra târîh  
Cönk ü tûmârın eder mahşere mevtâ-yı sühan  

Hâsılı ‘âlemi târîh ile telvîs etdi  
Niçe murdâr u mülevves hezeyân-lây-ı sühan  

Câygâh oldu o kâgıdlara battâliyye
Her konakda bulunur bir iki torbâ-yı sühan  

'Îd-i nev gelse hemân köhne kasîde götürüp  
Yeñi eski bulur esbâb-ı ‘atâyâ-yı sühan  

Eyleyip şi’ri varak-pâre-i imsâkiyye
Ramazânda tagıdır halka hedâyâ-yı sühan  

Bu tarîk ile çöker sofra-i hulviyyâta
Nukl-i iftâra getirmiş gibi hurmâ-yı sühan  

Şâ’iriz biz de deyü söylemege ‘âr ederiz  
Oldu rüsvâ bu kadar sûret-i zîbâ-yı sühan  

Kudemânıñ bulup âsârını gencîne-misâl  
Etdiler cümle harâmî gibi yagmâ-yı sühan  

Selh ü ilmâm u tevârüd deyü soñra çalışır  
‘Aybını setre niçe düzd-i tüvânâ-yı sühan  

Sirkat-i şi’r edene kat’-ı zebân lâzımdır  
Böyledir şer’-i belâgatde fetâvâ-yı sühan  

Öyle har der-vahal-i hayret olan bî-ser ü pâ  
Bu revişle olamaz bâdiye-peymâ-yı sühan

Agzına almaz eger kand-i mükerrer olsa  
Lafz-ı hâyîdeyi tûtî-i şeker-hâ-yı sühan  

Köhne mazmûn giyip ol câme-i müsta’mel ile  
Şîvesin gösteremez kâmet-i bâlâ-yı sühan  

‘Acem âhundu gibi ba’zısı da bes ki deyü  
Fârisî lehcesi üzre eder inşâ-yı sühan  

Vaz’-ı erkân-ı ma’ânîde hatâsın bilmez  
‘Acemîler geçinir Sâ’ib ü Rüknâ-yı sühan  

Buved ü mîşeved ü bâşed ü âmed şud ile  
Fârisî oldu sanar yapdıgı saçmâ-yı sühan  

Zann eder bagladıgı nazmı şikeste beste  
Isfahân'da okunur beste-i ra’nâ-yı sühan  

Tutdurup ya’nî ‘aşîrân-ı ‘acem perdelerin  
Kerenây-ı kalemin eyledi şehnây-ı sühan  

Her biri fâris-i meydân-ı belâgat geçinir  
Leng ü lök olsa nola esb-i sebük-pây-ı sühan  

Kuru laf ile sözün cûy-ı hayâl eyleyemez  
İçmeyenler ‘Acemistân'a varıp çay-ı sühan  

Görse bu herzeleri tebri’e-i zimmet ile
Yakasın silker idi ehl-i teberrâ-yı sühan  

Ne hacâlet ki henüz bir iyi Türkî bilmez  
Tarz-ı Tâzî vü Derî'de ede peydâ-yı sühan  

Bir ‘Acem börkü giyip bâri ‘Acem şeklinde  
Şehr-i Tebrîz'de olsun Koca Mîrzâ-yı sühan

Gûy u çevgân-ı sühan başka oyundur ne demek  
‘Acem alayı gibi göstere âlâ-yı sühan

Başka örnekde olur kâle-i zer-beft-i ‘Acem
Rûm'da çıkmaz anıñ gibi mutallâ-yı sühan  

Mâ’il-i duhter-i mazmûn-ı ‘Acem bü’l-hevesân  
Şimdi mâder-be-hatâ togmada ebnâ-yı sühan  

Çagatayca iki söz bilse Nevâ’î geçinip  
Deşt-i Kıbçak'da sanar kendiyi kılgay sühan  

Şi’ri bâzîçe-i tıflâne eden eşhâsıñ
Kimisi söz ebesidir kimi bâbâ-yı sühan  

Bir zamânda yine bu tarza zuhûr eyleyicek  
Herze-gerdân-ı ser-i kûçe vü sahrâ-yı sühan  

Kaldırım taşları altında birer şâ’ir var
Deyü taş urmuş idi Sâbit-i dânâ-yı sühan  

Şimdi görseydi neler çıkdı o menfezlerden  
Kaldırımlarda gezer bir sürü pûyâ-yı sühan  

Hâceye gitsin okunmaga bu ebced-hwânlar  
Başlasın mektebe varsın da elifbâ-yı sühan  

Nev-sühanlar baña taklîd ile yazsın sühanı  
Ki benim her sühanım nüsha-i kübrâ-yı sühan  

Tab’ım âyîne-i ilhâm-ı füyûzât-ı Hudâ  
Baña keşf oldu bu sûretle hafâyâ-yı sühan  

Dürr-i şeh-vâr-ı mezâmîn ile memlû sînem  
Dil-i pür-cûş u hurûşum ser-i deryâ-yı sühan

 İşidip şöhretimi mülk-i bekâda Bâkî  
Añlamış kalmadıgın aña bekâyâ-yı sühan  

Belki fehm eyler idi sûd u ziyân-ı sühanı  
Gelse ‘arz eylese Nef’î baña kâlâ-yı sühan  

Gitdim isbât-ı vücûd etmek içün Şîrâz'a  
Eyledim ‘Örfî-i fehhâr ile gavgâ-yı sühan  

Bi’t-terâzî varıcak mahkemeye olmuş idi  
Kutb-ı Şîrâzî-i ‘allâme müvellâ-yı sühan  

Şâhid-i ‘adlim olup Hâfız u Sa’dî anda
Hükm olundu baña ehliyyet-i da’vâ-yı sühan  

Nola Vehbî-i İlâhî deyü meşhûr olsam
Hibedir mevhibedir baña ‘atâyâ-yı sühan  

Çâre ne böyle kafes-bend-i gam oldum kaldım  
Tutalım tab’ım imiş bülbül-i gûyâ-yı sühan  

Ta’n-ı hussâd ile dem-beste vü lâl oldum âh  
Ebkem olsun beni hâmûş eden a’dâ-yı sühan  

Yetişir nush ise de lâf ise gavgâ ise de  
Bu kadar gulgule-i hûy-ı sühan hây-ı sühan  

Şimdi bir nazm-ı dil-ârâ-yı neşât-âver ile  
‘Âşıkâne olalım velvele-ârâ-yı sühan

Gayrı feysal verelim fârig olup da’vâdan  
Olsun işte bu gazel hüccet-i ibrâ-yı sühan  

Süzülüp nâz ile olmazsa da gûyâ-yı sühan  
Yine ol çeşm-i sühan-gû eder îmâ-yı sühan

Deheni hokka-i yâkût-ı letâfet gûyâ
Nutka gelse saçılır lü’lü’-i lâlâ-yı sühan  

Şîve-i kâmet-i bâlâsını yâd etdikçe
Yakışır her ne kadar eylesem ıtrâ-yı sühan  

Bûse va’d eylemiş agyâra lebinden dediler  
Aradım agzını hîç etmedi ifşâ-yı sühan  

Söze yatsın deyü pek üstüne düşdüm bu gece  
Subha dek olmadı bir dürlü pezîrâ-yı sühan  

O cefâ-pîşe vü bâbî-i sühan-fehm ammâ  
Eylemez ‘âşık-ı bî-çâreden ısgâ-yı sühan  

Vehbiyâ lâl olurum vasf-ı leb-i la’linde
Dehen-i tengi degildir bilirim cây-ı sühan  

Âsafâ ‘afvıña magrûr olup etdim böyle  
Vâdî-i hezl-i zarîfânede imlâ-yı sühan  

Ruhsatıñ olmasa cür’et mi ederdim hâşâ  
Tavr-ı fahriyye ile etmege inşâ-yı sühan  

Müteşâ’irleri ancak garazım terbiyedir  
Añlasınlar ne imiş rütbe-i vâlâ-yı sühan  

Karamanlı gibi elbette delîle muhtâc
Ka’be-i nazma giden bâdiye-peymâ-yı sühan  

Yohsa bî-çârelerin yüzlerine ‘aybın urup  
Maksadım etme degil mashara sîmâ-yı sühan  

Nîk ü bed bakma efendim yine in’âm eyle  
Mâye-i şöhret olur bezl-i ‘atâyâ-yı sühan

Bermekîler dahi bakmaz idi nîk ü bedine  
Gelse çölden bir alay laklaka-fersâ-yı sühan  

Surresin kapdırıp ihyâ-yı kulûb etdikçe  
Bi-hayâtik der idi ma’şer-i ‘urbâ-yı sühan  

Sadr-ı rif'atde hemân devlet ile sag olasın  
Olsun erbâb-ı sühan mahmidet-ârâ-yı sühan


Sünbülzâde Vehbi Efendi




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

SUSMA SANATI

tek başına ve bu kadar acıyla taşıyamayacağın kadar ağır  ve dağınık geliyorsa sana  içine aldığın dünya ve yükünü paylaşsın diye  ararken içinde birilerini,  ikiz benliklerinden hiçbiri  dönüp bakmıyorsa yüzüne, önce üç gün, sonra üç ay,  sonra belki üç sene  Tanrıdan başka  kimseyle konuşmamayı dene, ne insanlarla, ne meleklerle,  ne kitaplarla paylaş derdini,  ne de kendi içindeki kalabalıkla... bir de bunu dene, bakalım,  bir de bunu dene  ve O'nun kayrasını bekle! Cahit Koytak 

GECİKEN DUA

elbette seviyorum Seni,  seviyor olmalıyım yani,  ama yaşlandım, unutuyorum,  karıştırıyorum sık sık  Seninle ilgili duygularımı  ve yaşadıklarımı  başka yaşadıklarımla  bu uzun yolda. Senden aklımda kalanları,  içimde kalanları  buluta benzetiyorum bazen,  yağmura benzetiyorum  bazen yağmurdan sonraki göğe  göğün derinliğine, ruhun derinliğine... düşünüyorum, düşünüyorum,  tamam diyorum, evet diyorum, fakat  çıkaramıyorum bir türlü  başıyla sonuyla, bana söylediklerini,  ya da ilham ettiklerini yolda, ezgisini mırıldanıp durduğum,  ama sözlerini unuttuğum  gün batımı rengi  bir gençlik türküsü gibi hepsi... bağışla beni,  bağışla beni, Allah'ım  ve biraz ipucu bahşet! Cahit Koytak 

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...