Ana içeriğe atla

Sühan Kasidesi

Sühan oldur ki ola âyet-i kübrâ-yı sühan
Yıla safha-i i’câzda a’lâ-yı sühan

Şâ’ir oldur ki anıñ kalbine Hassân gibi  
Nefha-i Rûh-ı Emîn eyleye ilkâ-yı sühan

Hüsrev-i mülk-i sühan aña denir kim kalemi  
Çeke menşûr-ı hayâlâtına tugrâ-yı sühan

Eyleye şa’şa’a-i fikreti mânend-i Kelîm  
Ceyb-i ma’nâda nümûde yed-i beyzâ-yı sühan  

Dem-i ‘Îsâ gibi enfâs-ı hayât-efzâsı
Ede bir nutk-ı revân-bahş ile ihyâ-yı sühan  

Hızr u İskender'i sîr-âb ede cûy-ı nazmı  
Eylese âb-ı hayâta bedel icrâ-yı sühan  

Cevher-i nutk-ı güher-bârı ile ‘âlemde
Hüsn-i sûret bula efrâd-ı heyûlâ-yı sühan  

Tab’ı âyîne-i işrâk ola tâ kim andan
Mantıku’t-tayr okuya tûtî vü bebgâ-yı sühan  

Nazmına silk-i cevâhir mi denir olmayanıñ  
Dili deryâ-yı hüner tab’ı güher-zây-ı sühan  

Pûte-i zerger-i endîşede kâl olmayıcak  
Sîm-i ma’nâ olamaz kâbil-i tamgâ-yı sühan  

Kimse bakmaz yüzüne tâb-ı hayâl-i rengîn  
Olmasa gâze-i ruhsâr-ı dil-ârâ-yı sühan  

Sîne mir’ât-ı mücellâ gibi sâf olmaz ise  
Hüsn-i sûret mi bulur anda mezâyâ-yı sühan  

Olmayan hall-i İlâhî'ye karîn eyleyemez  
Dil-i pür-’ukde ile keşf-i mezâyâ-yı sühan  

Micmer-i dilde olursa eser-i âteş-i ‘aşk  
Neşr eder râyihasın ‘anber-i sârâ-yı sühan  

Hum-ı endîşede sahbâ gibi sâf olmayıcak  
Nazm-ı rengîn olamaz zîver-i mînâ-yı sühan

Anı Câmî gibi Nâbî gibi rindân añlar
Başkadır neş’e-i keyfiyyet-i sahbâ-yı sühan  

Ceyş-i fikr ile alıp memleket-i ma’nâyı
Gösterir şevket ü dârâtını Dârâ-yı sühan  

Rezmgâh-ı sühana tîg-i zebânın eyler  
Tîzî-i tab’ ile şemşîr-i mücellâ-yı sühan  

Mahrem-i bikr-i mezâmîn olamaz nâ-ehlân  
Takviyet vermeyicek tab’a mezâyâ-yı sühan  

Sadef-i sîne-i deryâ-yı ma’ârifde olur  
Yohsa her dilde bulunmaz dür-i yektâ-yı sühan  

Sapa vâdîleri seyrân ederek çeşm-i hayâl  
Reh-i nâ-refteyi geşt etmelidir pây-ı sühan  

Yohsa mânend-i Hevâyî bir iki güfte ile  
Herze-gûyân olamaz nâtıka-pîrâ-yı sühan  

Nice şâ’ir deyü ta’bîr olunur anlara kim  
Şeb-i ‘ömründe henüz görmeye rü’yâ-yı sühan  

Şâ’iriyyet aña isnâd-ı mecâzîye çıkar  
Bilmeye ol ki hakîkatle mü’eddâ-yı sühan  

Talib-i nazm-ı gazel ‘ilme çalışsın evvel  
Leyte şi’rî deyü eylerse temennâ-yı sühan  

'İlm ü şi’r ikisi ma’nâda mürâdifler iken  
Bir midir şâ’ir-i nâdân ile dânâ-yı sühan  

Evvelâ ‘ilm-i ma’ânîde mahâret lâzım
Bilmege nükte-i serbeste-i ma’nâ-yı sühan

İsti’ârât u kinâyât u hakîkatle mecâz
Dâ’imâ olmadadır cârî-i mecrâ-yı sühan  

Ahsen-i sûret-i vech-i şebehi bilmeyicek  
Neye teşbîh olunur vech-i dil-ârâ-yı sühan  

Fârisî vü ‘Arabî'den iki şehbâl ister
Tâ ki pervâz-ı bülend eyleye ‘Ankâ-yı sühan  

Ede mânend-i Hümâ Nesr-i felekle pervâz  
Ola cevlângehi tâ evc-i mu’allâ-yı sühan  

Şu’arânıñ da belî tâli’i mes’ûd olmaz
Nahs-ı ekberle tulû’ etdi Süreyyâ-yı sühan  

Sebeb-i cevr-i felek hüsn-i makâl oldu deyü  
Yokdur ancak yüzümüz etmege şekvâ-yı sühan  

Bir de cevr etmese farzâ felek insâf etse  
Var mı ikrâma sezâ nükte-şinâsâ-yı sühan  

Bir alay şâ’ir-i nâ-muntazam-ı bed-mahlas  
Nazm-ı rüsvâyî ile eyledi rüsvâ-yı sühan  

Vezn-i eş’ârı terâzûlara vaz’ etmişler
Tartılır şimdi dükânlarda mukaffâ-yı sühan

İktifâ eylediler meslek-i ‘Âşık ‘Ömer'e
‘Aşk u şevk ile niçe kâfiye-cûyâ-yı sühan  

Gevherî güftesine döndü bugünlerde meded  
Güher-i nâdire-i lü’lü’-i lâlâ-yı sühan  

Hâne-i tab’-ı harâbî gibidir yapdıgı beyt  
Yıkdı nazmı temelinden niçe bennâ-yı sühan

Ekseri halt-ı kelâmıñ hezeyân-ı mahmûm
‘Acebâ tutdu mu şâ’irleri hummâ-yı sühan  

‘İllet-i kabz-ı ‘arûzîye düçâr olmuşlar
Yetişip tenkıyeler etsin etibbâ-yı sühan

Her biri bahr-ı remel bahr-ı hezecden savurup  
Rîh-i enfâsın eder furtuna-fersâ-yı sühan  

Çâr-mevc-i eser-i sarsar-ı güftârından  
Gark olur sarsılarak fülk-i feleksâ-yı sühan  

Çalışır hicve dahi harf-i hecâ bilmez iken
Sanki merdâne olur dâhil-i heycâ-yı sühan  

Ne müsecca’ ne mukaffâ ne kelâm-ı mevzûn  
Ne muhammes ne murabba’ ne müsennâ-yı sühan  

Kimi mânî kimisi vâdî-i Türkmânîde
Kara oglan kaya başısı yelellâ-yı sühan  

Mey-i meyhâne ile mug-beçeyi yâd ederek  
Oldular Bekri gibi meykede-pîrâ-yı sühan  

Sûz-ı pervâne vü şem’e tolaşırlar gâhî  
Tutuşur gayret ile şem’-i şeb-ârâ-yı sühan  

Nevbahâr olsa bahâriyye-i gül bülbül ile  
‘Âkıbet köhne bahâr  oldu ser-â-pây sühan  

Zülf añılsa uzadır bahs-i cünûn silsilesin  
Niçe dîvâne-i ma’nî niçe şeydâ-yı sühan  

Mültezem menkıbe-i Kays ise bilmem ne demek  
İzdivâc etdi mi Mecnûn ile Leylâ-yı sühan

 Telh olur sohbet-i Şîrîn ile Ferhâd'a dahi  
Ba’d-ez-în tâze vü ter olsa da helvâ-yı sühan  

Hüsnü var mı bu kadar Yûsuf'u telmîh ederek  
Çâk ola perde-i nâmûs-ı Zelîhâ-yı sühan  

Sarfa sarf eylemeyip medreselerde ‘ömrün  
Geçinir ba’zı yobaz suhte de monlâ-yı sühan  

Kas’a-i şeyh-i ‘imâretden içip çorbâyı  
Zann eder kâbil-i te’vîl ola zırvâ-yı sühan  

Ötdürür gâhîce boru gibi çatlak kalemin  
Nefesi yetse çalardı kaba surnây-ı sühan  

Tıfl-ı ebced gibi târîh-i rekîkin edemez  
Biñ hisâb etse yine dâhil-i ma’nâ-yı sühan  

Uydurup kendi hisâbınca hemân ta’miyeye  
Zann eder yapdı o bî-çâre mu’ammâ-yı sühan  

Sikkeyi cehl ile mermerde kazar ol rakamıñ  
Etseler nakşını dâg-ı dil-i hârâ-yı sühan  

Başkadır ‘ilm-i mu’ammâda mezâyâ-yı nikât  
Görmez ol dikkat-i nâ-dîdeyi a’mâ-yı sühan  

Narhı altmışlıga indi hele târîhleriñ
Pek ucuzlandı bu bâzârda kâlâ-yı sühan  

Niçe nâ-ehl gedâ-tînet ü sâ’il-meşreb
Cerri sermâye eder eylese imlâ-yı sühan  

Kalmadı şâ’ir ile farkı hemân cerrârıñ
Müntic-i cerr ü sü’âl oldu kazâyâ-yı sühan

Taldılar bâb-ı kibâra gazelim var diyerek  
Oldu sâ’il kapısı dergeh-i vâlâ-yı sühan  

Kim vefât etse kazıp seng-i mezâra târîh  
Cönk ü tûmârın eder mahşere mevtâ-yı sühan  

Hâsılı ‘âlemi târîh ile telvîs etdi  
Niçe murdâr u mülevves hezeyân-lây-ı sühan  

Câygâh oldu o kâgıdlara battâliyye
Her konakda bulunur bir iki torbâ-yı sühan  

'Îd-i nev gelse hemân köhne kasîde götürüp  
Yeñi eski bulur esbâb-ı ‘atâyâ-yı sühan  

Eyleyip şi’ri varak-pâre-i imsâkiyye
Ramazânda tagıdır halka hedâyâ-yı sühan  

Bu tarîk ile çöker sofra-i hulviyyâta
Nukl-i iftâra getirmiş gibi hurmâ-yı sühan  

Şâ’iriz biz de deyü söylemege ‘âr ederiz  
Oldu rüsvâ bu kadar sûret-i zîbâ-yı sühan  

Kudemânıñ bulup âsârını gencîne-misâl  
Etdiler cümle harâmî gibi yagmâ-yı sühan  

Selh ü ilmâm u tevârüd deyü soñra çalışır  
‘Aybını setre niçe düzd-i tüvânâ-yı sühan  

Sirkat-i şi’r edene kat’-ı zebân lâzımdır  
Böyledir şer’-i belâgatde fetâvâ-yı sühan  

Öyle har der-vahal-i hayret olan bî-ser ü pâ  
Bu revişle olamaz bâdiye-peymâ-yı sühan

Agzına almaz eger kand-i mükerrer olsa  
Lafz-ı hâyîdeyi tûtî-i şeker-hâ-yı sühan  

Köhne mazmûn giyip ol câme-i müsta’mel ile  
Şîvesin gösteremez kâmet-i bâlâ-yı sühan  

‘Acem âhundu gibi ba’zısı da bes ki deyü  
Fârisî lehcesi üzre eder inşâ-yı sühan  

Vaz’-ı erkân-ı ma’ânîde hatâsın bilmez  
‘Acemîler geçinir Sâ’ib ü Rüknâ-yı sühan  

Buved ü mîşeved ü bâşed ü âmed şud ile  
Fârisî oldu sanar yapdıgı saçmâ-yı sühan  

Zann eder bagladıgı nazmı şikeste beste  
Isfahân'da okunur beste-i ra’nâ-yı sühan  

Tutdurup ya’nî ‘aşîrân-ı ‘acem perdelerin  
Kerenây-ı kalemin eyledi şehnây-ı sühan  

Her biri fâris-i meydân-ı belâgat geçinir  
Leng ü lök olsa nola esb-i sebük-pây-ı sühan  

Kuru laf ile sözün cûy-ı hayâl eyleyemez  
İçmeyenler ‘Acemistân'a varıp çay-ı sühan  

Görse bu herzeleri tebri’e-i zimmet ile
Yakasın silker idi ehl-i teberrâ-yı sühan  

Ne hacâlet ki henüz bir iyi Türkî bilmez  
Tarz-ı Tâzî vü Derî'de ede peydâ-yı sühan  

Bir ‘Acem börkü giyip bâri ‘Acem şeklinde  
Şehr-i Tebrîz'de olsun Koca Mîrzâ-yı sühan

Gûy u çevgân-ı sühan başka oyundur ne demek  
‘Acem alayı gibi göstere âlâ-yı sühan

Başka örnekde olur kâle-i zer-beft-i ‘Acem
Rûm'da çıkmaz anıñ gibi mutallâ-yı sühan  

Mâ’il-i duhter-i mazmûn-ı ‘Acem bü’l-hevesân  
Şimdi mâder-be-hatâ togmada ebnâ-yı sühan  

Çagatayca iki söz bilse Nevâ’î geçinip  
Deşt-i Kıbçak'da sanar kendiyi kılgay sühan  

Şi’ri bâzîçe-i tıflâne eden eşhâsıñ
Kimisi söz ebesidir kimi bâbâ-yı sühan  

Bir zamânda yine bu tarza zuhûr eyleyicek  
Herze-gerdân-ı ser-i kûçe vü sahrâ-yı sühan  

Kaldırım taşları altında birer şâ’ir var
Deyü taş urmuş idi Sâbit-i dânâ-yı sühan  

Şimdi görseydi neler çıkdı o menfezlerden  
Kaldırımlarda gezer bir sürü pûyâ-yı sühan  

Hâceye gitsin okunmaga bu ebced-hwânlar  
Başlasın mektebe varsın da elifbâ-yı sühan  

Nev-sühanlar baña taklîd ile yazsın sühanı  
Ki benim her sühanım nüsha-i kübrâ-yı sühan  

Tab’ım âyîne-i ilhâm-ı füyûzât-ı Hudâ  
Baña keşf oldu bu sûretle hafâyâ-yı sühan  

Dürr-i şeh-vâr-ı mezâmîn ile memlû sînem  
Dil-i pür-cûş u hurûşum ser-i deryâ-yı sühan

 İşidip şöhretimi mülk-i bekâda Bâkî  
Añlamış kalmadıgın aña bekâyâ-yı sühan  

Belki fehm eyler idi sûd u ziyân-ı sühanı  
Gelse ‘arz eylese Nef’î baña kâlâ-yı sühan  

Gitdim isbât-ı vücûd etmek içün Şîrâz'a  
Eyledim ‘Örfî-i fehhâr ile gavgâ-yı sühan  

Bi’t-terâzî varıcak mahkemeye olmuş idi  
Kutb-ı Şîrâzî-i ‘allâme müvellâ-yı sühan  

Şâhid-i ‘adlim olup Hâfız u Sa’dî anda
Hükm olundu baña ehliyyet-i da’vâ-yı sühan  

Nola Vehbî-i İlâhî deyü meşhûr olsam
Hibedir mevhibedir baña ‘atâyâ-yı sühan  

Çâre ne böyle kafes-bend-i gam oldum kaldım  
Tutalım tab’ım imiş bülbül-i gûyâ-yı sühan  

Ta’n-ı hussâd ile dem-beste vü lâl oldum âh  
Ebkem olsun beni hâmûş eden a’dâ-yı sühan  

Yetişir nush ise de lâf ise gavgâ ise de  
Bu kadar gulgule-i hûy-ı sühan hây-ı sühan  

Şimdi bir nazm-ı dil-ârâ-yı neşât-âver ile  
‘Âşıkâne olalım velvele-ârâ-yı sühan

Gayrı feysal verelim fârig olup da’vâdan  
Olsun işte bu gazel hüccet-i ibrâ-yı sühan  

Süzülüp nâz ile olmazsa da gûyâ-yı sühan  
Yine ol çeşm-i sühan-gû eder îmâ-yı sühan

Deheni hokka-i yâkût-ı letâfet gûyâ
Nutka gelse saçılır lü’lü’-i lâlâ-yı sühan  

Şîve-i kâmet-i bâlâsını yâd etdikçe
Yakışır her ne kadar eylesem ıtrâ-yı sühan  

Bûse va’d eylemiş agyâra lebinden dediler  
Aradım agzını hîç etmedi ifşâ-yı sühan  

Söze yatsın deyü pek üstüne düşdüm bu gece  
Subha dek olmadı bir dürlü pezîrâ-yı sühan  

O cefâ-pîşe vü bâbî-i sühan-fehm ammâ  
Eylemez ‘âşık-ı bî-çâreden ısgâ-yı sühan  

Vehbiyâ lâl olurum vasf-ı leb-i la’linde
Dehen-i tengi degildir bilirim cây-ı sühan  

Âsafâ ‘afvıña magrûr olup etdim böyle  
Vâdî-i hezl-i zarîfânede imlâ-yı sühan  

Ruhsatıñ olmasa cür’et mi ederdim hâşâ  
Tavr-ı fahriyye ile etmege inşâ-yı sühan  

Müteşâ’irleri ancak garazım terbiyedir  
Añlasınlar ne imiş rütbe-i vâlâ-yı sühan  

Karamanlı gibi elbette delîle muhtâc
Ka’be-i nazma giden bâdiye-peymâ-yı sühan  

Yohsa bî-çârelerin yüzlerine ‘aybın urup  
Maksadım etme degil mashara sîmâ-yı sühan  

Nîk ü bed bakma efendim yine in’âm eyle  
Mâye-i şöhret olur bezl-i ‘atâyâ-yı sühan

Bermekîler dahi bakmaz idi nîk ü bedine  
Gelse çölden bir alay laklaka-fersâ-yı sühan  

Surresin kapdırıp ihyâ-yı kulûb etdikçe  
Bi-hayâtik der idi ma’şer-i ‘urbâ-yı sühan  

Sadr-ı rif'atde hemân devlet ile sag olasın  
Olsun erbâb-ı sühan mahmidet-ârâ-yı sühan


Sünbülzâde Vehbi Efendi




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

Şiirim

Bir veda havasında bu gece gökyüzü yere değecek gibi yıldızlar, kulaktan dolma korkularla deprem bekler gibi ketum kaldırımlar. … Upuzun gecemin sabah içtimasında güneşe tekmili kaytarmışım senden belli namlusu paslı bir uykuda.. Sanki yitirmişim seni sol yanımda sağlam bir sancı. Birkaç kaburgam, seni korumak için feda etmiş kendini. Şiirim.. İncinmişliğim.. Sen düştüğünde aklıma Kepenk kapıyor hüzünler. Pervasız bir çocuk erik çalıyor bahçemden. Cemre düşüyor ayazıma, salkım salkım sözler topluyorum gönül bağımda; tomurcuk gülücükler çiçek açıyor hırkamda. Şiirim.. Eril halim.. Bedeninin kuytularında doğup göğsümü kundaklayan acz yangınım.. Şiirim.. Lal kalbim.. Boşa yanan cümlelerim. 1-3 nöbetlerinde öykündüğüm, huzurlu uykum. En üst rafta kurulmayı bekleyen, çocukluk düşüm.. Sessiz kalma haklarına sığınıyor mevsimler. Oysa hep sulhtan bahsediyor gülüşün. Şiirim.. Esaretim.. Bağımlılık halim. Senden başka herşeyi görme zorundalıklarında, ...

Gül İçin İlahi

İnsanlar bir gülü bir senetle Değiştirmeye alıştılar İnsanlar başka insanların hayatını Bir hezaren sandalye midir hayat Dizip kaldırmaya alıştılar İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar Yelin üflediği yaprak mıdır onur Yürek arsız otlar gibi ayak altında Tanımıyor kimde kimseyi Ve kendini tanımak istemiyor İnsan tanımazsa kendini insan Nasıl varolabilir Bu yüzden dünya hey koca dünya Dönüyor bir ölüler ülkesine Susanlar şimdilik Oyunun dışına düşenler Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar Gün kıyamete erdiğinde Gülten Akın

Su

Set çek seline yavaş yavaş ilerle damla damla birik. Ak geç ıslattığın kayalardan: duraksama - uçurur güneş seni. Atla takıldığın çavlanlardan: duraksama - savurur rüzgar seni. Aldırma kumlara, çakıllara: çöker onlar dibe nasılsa - ilerle yavaş yavaş birik damla damla set çek seline. Oruç Aruoba

Bir Göl Nasıl Uyandırılır

bir göl nasıl uyandırılır bilmem neresine dokunulur bir taş atsam korkup sıçrar mı bilmem bir göl nasıl uyandırılır düş mü görür kabus mu acaba saati mi belki derindir uykusu balıkları kırılır bir göl nasıl uyandırılır bilmem beni karşısında görmek istermi rüzgar eğmişse kaşlarını kapısı mı vurulur yorgunsa nasıl kıyılır bir göl nasıl uyandırılır Ali Ural

gri siyanür

Az önce ayrıldık Bir koy ilkokuluna çığ düşer gibi ansızın; Gırtlakları kesen kelimelerle veda ettin yasadığın bedenime ne A Rh pozitif bir 'kal' bulabildim ne de 0 grubu negatif bir 'burukluk', donakaldığım evin içinde! Kanım, orman basan cinlerin sabahın ilk ışıklarıyla geri çekilmesine benzedi dudaklarından uzağa; Yasaklara kenetlenmiş sevişmelerle geçiştirilen hayatlar masumiyeti zedeleyen o kiraz tatlısı, o siyah renkteki buruk şarap lekelenmiş fotoğraflardaki kıyasıya gülüştüğümüz hırpani atlar onlar da gittiler, onların da nalları koptu, benimkiler de; dilsiz ıstırap! Ne A Rh pozitif bir 'niçin' bulabildim ne de 0 grubu negatif bir 'elveda', sona kaldığım alevin içinde! Az önce ayrıldık Çığ düşmüş bir koy ilkokuluna kayıt yaptırır gibi ansızın; Morgta çocuğunun cesedini teşhis etmeye mecbur kalan biriyim sanki hüzün müptelası bir infilak, mükemmeliyet tiryakisi bir sindirim sistemi bambaşka bir kıtada stüdyo tipi bir sığınağın ...

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Sevgilinin elleri bir çift kuğu

Sevgilinin elleri bir çift kuğu, Saçlarımın altınında yüzüyor. Bu dünyada her insanoğlu Kendi aşk şarkısını söylüyor. Bir zamanlar uzaklarda ben de söylerdim Ve aynı şarkı şimdi dilimde, Bu yüzden soluklanıyor derin, Yumuşacık söz, ince esrikliğiyle. Bütün sevgiyi akıtırsa ruhun pınarı Yürek olur bir külçe altın, Ancak şimdi ısıtmıyor şarkıları Ayışığı, sıcaklığıyla Tahran'ın. Bilmem, nasıl geçeyim yaşam yolunu, Kül mü olayım okşayışlarında Şahanenin, Yoksa yaşlılığın eşiğinde bir gün ruhumu Gereyim mi anısıyla şarkılı yiğitliğin. Herkesin bir kendi yürüyüşü var Kimi göze, kimi kulağa iyidir. Bir İranlı besteliyorsa kötü şarkılar, Demek asla Şirazlı değildir. Bu şarkılar içinse benden söz açınca, Şöyle deyin, duysun her insanoğlu: Daha ince ve güzel şarkı söylerdi ama, Kıydı ona bir çift kuğu. Sergey Yesenin Çeviri: Azer Yaran