Ana içeriğe atla

İlk önce harfleri kaybetti

Gönül Çınarlı: İlk önce harfleri kaybetti. Unutkanlık başladı. Konuşamadı, yazamadı, imzasını bile atamaz oldu. Üç ayda hastalık onu bitirdi. Hiçbir ağrısı sızısı yoktu. En iyi tarafı da bu idi. Beyninde fiziki olarak olarak hiçbir bozulma olmadı. Adı konmadı ama bir virüs Çınarlı'yı konuşamaz hâle getirdi. Son bir ayda hiç konuşamadı. Başlamasıyla bitişi üç ay sürdü. Ama son bir ayı çok kötüydü. Vücudunda hiçbir zayıflama olmadı. Tekerlekli sandalyede otururken görseniz, hiçbir şeyi yok derdiniz.... Sandalyesine oturtup, sahile inip dolaştırıyordum. Eve gidelim mi, dediğimde hayır diyordu. Saatlerce sahilde kalıyorduk. Denizi ve insanları seyrediyordu. Ölümüne birkaç gün kala...

Eşlerinin Gözüyle Edebiyatçılarımız
Tahsin Yıldırım / Selis Kitaplar



En çok sevdiği müzik türü olan Klasik Türk Müziği’ni zevkle dinler, tüm eserleri, tüm makamları tanır, bilirdi. Taksim esnasında spor maçı naklen yayını yapar gibi: “Nihavent’ten uzaklaştı, şimdi Hüzzam’da, Hicaz’a doğru gidiyor” vb şekilde kulağı ile takip ederek bize açıklardı. Dede Efendi’yi, Münir Nurettin Selçuk’u ben babamla sevdim. Hem dile, hem müziğe sonsuz sevgisi ve muazzam hakimiyeti nedeniyle uyduruk güfteleri veya melodisi olan, yahut kötü icra edilen eserler televizyonda, radyoda çalınınca kendini tutamaz derhal eleştiri yapmaya başlardı. “Yeşil gözlerinden muhabbet kap”ılmazdı örneğin. Muhabbet kapılan bir şey değildi. “Bir yangının külü yeniden yak”ılmazdı, çünkü kül yanmayan bir şeydi. Yine de bu saydığım türü eserlere sevgisi ve toleransı vardı. (Hiç tahammül edemediklerini hatırlarım). Evimizde sık sık edebiyatçı ve müzisyenler toplanır, şiirler okunur, şarkılar söylenirdi. Cinuçen Tanrıkorur, Bilge Özgen gibi müzisyenlerin babamdan besteledikleri şiirleri evimizde ilk kez utla icra etmelerini hatırlarım.
...

Adımın konmasının hikâyesi ilginçtir. Babam bunu “Sanatçı Dostlarım” kitabında yazmış olsa da bu kitap ani bir ilham gelerek bu satırları çala kalem yazdığım sahil kasabasında yanımda değil, o nedenle hatırlayabildiğim kadarını aktaracağım. Ufak tefek hatası olursa affola. Babamın şair arkadaşları Eylül’de doğacak olan bana şairane bir isim olarak düşündükleri Eylül ismini uygun buluyorlarmış. Annem beni doğurmak üzere Ankara’da doğumevine yatmış, ancak doğum gecikmiş. Annem ağrılar içinde of çekerken aklına o dönemde babamın şair arkadaşlarından birisinin şiiri gelmiş. Şair “Of bahar, gel artık” demekte; ve bahar mevsimini çağırmaktaymış. Şiirini okurken bu “of”ların üzerine basması, uzatması çok beğenilirmiş. Annem “of” çekerken aklına gelen bu şiiri okumaya başlamış, “of”lar, “Of bahar, gel artık”a dönmüş. Sonuçta babama, “Bir kızınız oldu, hanımefendi adını Bahar koydu” denmiş.
...

Babamın HİSAR’ın sayfa mizanpajını yemek saatleri dışında çalışma masası olarak kullandığı salondaki bordo örtülü büyük masamızda zevkle yaptığını hatırlıyorum. Dergi yazıhanesi ise nedense aklımda çok kalmamış. Çok sevdiği ve çok emek verdiği HİSAR dergisi çıktığında eve getirir, salondaki kahve sehpalarından birinin üzerine koyar, adeta bakmaya kıyamaz, sonra okşarcasına eline alır, okurdu. Baskıda bir virgül hatası yakalasa kahrolurdu, o kadar mükemmel isterdi dergisini. Annem bu ilgiyi kıskanırdı. Babamın bürokratlıktan arta kalan tüm zamanı dergiye giderdi çünkü. Bir gün babam için “Keşke dergisi olacağına metresi olsaydı, hiç olmazsa eve getirmezdi” diye yaptığı şaka dostlar arasında kahkahalara yol açmış. Babamla birlikte HİSAR dergisini sürdüren çekirdek kadrodan yakın sanatçı arkadaşları Gültekin Samanoğlu, Mustafa Necati Karaer, İlhan Geçer, Nevzat Yalçın hep hayatımızda oldular. Ben onları Gültekin amca, İlhan amca vb şekilde tanıdım ve sevdim. Bazı yazları geçirdiğimiz Bayramoğlu’ndaki Basın İlan Tatil Köyü’nde deniz sonrası akşamlarda bu dostlar ve oradaki başka edebiyatçılar, eşleriyle uzun rakı masaları kurardı, şiirin, şarkının sonu gelmezdi.

Üniversite yıllarımdaki ilk sevgilimin varlığını babama söylediğimde bana sorduğu soru, “Aşık mısın?” olmuştu ve eklemişti, “Ben aşka inanırım”. Evlenme düşüncemin olup olmadığını da sormuştu. Bu sorular onun ilişkiye hem romantik, hem konservatif yaklaşımını güzel sergiler. Aşık olmadığım taktirde bu kişiyi görmememi istemişti. Yıllar sonra, 1999’daki vefatından sonra yaptığımız tasfiyede elime minik bir not defteri geçti. O güzelim el yazısı ile günlük mahiyetinde kısa notlar almıştı. Benimle ilgili bir bölüm yüreğimi sızlattı. Yıl 1983 falandı. Tam olarak hatırlayamasam da şöyle bir şeyler yazıyordu, “Bahar bugün heyecanla geldi, yeni pek çok (edebi) kitap almış, (ancak) bir kısmı zaten evde olan eserler”. Evet, ben, yeni yetme ben, belli ki tekerleği kendim icat etmek istiyormuşum ve yakınımda olan engin denizden faydalanmak istemiyormuşum. Hemen her eseri okumuş, bitirmiş, temin edebilecek, hemen her şeyi bilen bir babanın yanında büyümek bazen böyle minik isyanlara yol açmış olmalı diyorum şimdiki kafamla. Çünkü gençler bir çok şeyi kendileri keşfetmek isterler. Onun hazzı başkadır. Bir kez de “Godot’yu Beklerken” piyesine gitmek istiyordum. Babam “Bahar’cığım, işte adam tüm eser boyunca Godot diye birini bekliyor, o da gelmiyor. Gel başka bir esere gidelim” demişti. Bu çok bilinen oyunu kimbilir kaç kez izlemişti, bıkmıştı ve yeni bir şey görmek istiyordu, ben ise bu klasiği ilk kez izleyecektim. Babamla Devlet Tiyatroları’nda nice enfes eserler izledim. Edebiyat sevgisi yanında, küçük yaşta, tiyatro, sinema, opera, bale sevgilerimin doğuşunda hep babam vardı yanımda.

Basılı eserlerinden artık maalesef hiçbiri kalmadı piyasada. Bizlerde ise sakladığımız imzalı birer kopyaları var. Biz göçünce onlara ne olacağı ise meçhul.

Bahar Çınarlı

bizimanadolu.com/babam-mehmet-cinarli/

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Der(le)diğim Kiraz Şiirleri

Ah, kiraz çiçekleri Keşke sizin gibi Düşebilseydim. Masaoka Shiki Kiraz devşirmeye gitmiştin hani Çilek kokuyorsun vakte yabani Unutma sana bergüzarım var İntizarım yoktur, inkisarım var. Bahaettin Karakoç Bir yolcunun Kiraz çiçeklerini döken rüzgarında, Dönüp baktım arkama. * Ne büyük bir suç, Kiraz çiçekleriyle kendinden geçmiyor, Kyoto’nun bayanları. * Bir yaprağı Eğleniyor uzakta, Dökülen kiraz çiçeğinin. * Dökülen kiraz çiçeklerini, Durdurmanın bir anlamı Yok ki. * Dağ kirazı, Anılarım var Eski bir dosta rastlamış gibi. * Kiraz çiçeği işte, Kolumun üstüne Telaşla dökülen de. Takahama Kyoshi kiraz bahçelerinden geliyordum yakamda hınzır çocukların gülümsemeleri seni sevmekten geliyordum bir çeşit yalansızından sevda cümleleri tren yolculuklarında kiraz bahçelerinin resmi geçitleri Betül Dünder büyümek kiraz bahçelerinden kaçmakmış ya ben ne anlamıştım Betül Dünder İtiyorum onu, iti...

BENİMSE GÖZLERİM AKAN SULARDA

ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı  bilirim yollanımı gözetleyedururda  otururken köşesinde yalnızlığın iğreti  yüreğin ezik ezik olmasın anne. sensiz sanadır içimde akşamlar  suskunluğun süren sorgusunda  az biraz morcadır ellerim anne. ak bir yazmadır gece /örter başını  düşmüştür yollara yana yakıla  yürekleri itrek karanlıklara sarkıtılır parmaklar  seherlere düşen ayrılıktır  kuşluklar kıyılardan avuçlanır anne benimse gözlerim akan sulardan. Ahmet Veske Ahmet Veske her yerli şair gibi, beslendiği memelerin hakkını yemeyen biri. Bizim medeniyetimizin temellerinden olan hüzün, burada adı ikide bir ulu orta anılmadan uç veriyor şiirinde: “ben ve ellerim uzaklarda senden kelimeler gözyaşlarında asılı bilirim yollarımı gözetleye durur da otururken köşesinde yalnızlığın iğreti yüreğin ezik ezik olmasın anne” Anneden uzaklık öyle el değmemiş bir hasret ifadesi değildir. Anne her dokunuşta canımızın beslendiği toprağa...

Babalar ve Yazarlar

Jale Parla, Tanzimat romanından yola çıkarak yazdığı “Babalar ve Oğullar “adlı kitabında, Türk romanının kaynağındaki önemli bir boşluğa vurgu yapar. Tanzimat romanlarındaki kahramanların çoğunun yetimliğine dikkat çeken Parla, bu romanlardaki kahramanların çoğunun yetim olması kadar belirleyici bir unsura değinir. Bu romanların kendisini de birer yetim metin olarak tanımlar Parla. Tanzimat romancıları bir yandan Batı’dan alınan bu yeni edebi türde ürün verirken, bir yandan da Osmanlı’dan kalan eski ahlak ve değerler manzumesini de sürdürmeye çalışırlar. Daha da ilginci, Türk romanının, bir baba-oğul çatışmasından çok, babadan yoksun kalmanın telaşı içinde, bir baba arayışının içine doğduğunu vurgulayacaktır Parla. Nasıl ki, Tanzimat romanındaki “baba arayışı” belirlemesini Jale Parla’ya borçluysak, modern Türk romanındaki “çocuk kalmışlık” imgesini de şüphesiz Nurdan Gürbilek’e borçluyuz. Gürbilek’in “Kötü Çocuk Türk” kitabında yer alan “ ”Azgelişmiş Babalar” başlıklı incelemesi mode...

Hâtim Duası

Rahman ve rahîm Allah'ın adıyla. "Bütün hamdler, övgüler âlemlerin Rabbi Allah'adır. O Rahmandır, Rahîmdir. Din gününün, hesap gününün tek hakimidir. (Haydi, öyleyse deyiniz): 'Yalnız Sana ibadet eder, yalnız Senden medet umarız.' Bizi doğru yola, Sana doğru varan yola ilet. Nimet ve lütfuna mazhar ettiklerinin yoluna ilet. Gazaba uğrayanların ve sapkınlarınkine değil." "Elif, Lâm, Mîm. İşte Kitap! Şüphe yoktur onda. Rehberdir müttakîlere! O müttakîler ki görünmeyen âleme inanırlar. Namazlarını tam dikkatle îfâ ederler. Kendilerine ihsan ettiğimiz nimetlerden de infakta bulunurlar. Hem Sana indirilen kitabı, hem de Senden önce indirilen kitapları tasdik ederler. Âhirete de kesin olarak onlar inanırlar.” "Peygamber, Rabbi tarafından kendisine ne indirildi ise ona iman etti; mü'minler de. Onlardan her biri Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine iman etti. 'O’nun resûllerinden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz.' dediler (ve e...

Çekilme

Çocuğum benim, dalsızım, kanatsız hayal rüzgârım İnce içlenmelerle kıvrıla kıvrıla Tenimde düğümlenen duygu çıkmazım. Öpmesi gibi büyük suların engin kıyıları titreyerek Tutkular köpükler içinde İncitmeden tek bir kum taneni sürüklemeden Çekileyim ömrünün ak örtüsü üzerinden Usulcacık, saygılı Derin kuyularına büyük yalnızlığın İzler bırakarak geride yürek çarpıntılarından İyimser, kederli Bir özge zaman arması gibi Andıkça sevgiyle Yalnızca sevgiyle ışıklanan… Yanlış kıyılarda çırpınıyor bu yaşlı deniz Bu ağır suyu bu ince kum kaldıramıyor… Şükrü Erbaş

şano

Kuyruğumda arkadaş ölülerinden bir mahya Alkolik bir babadan ıslaklık Polis korkusundan bir çelenk Askerlik şubelerinden bir son yoklama Boynumda işsizlikten bir kement Oğlumun sorularından bir yanıtsızlık Karımın sabahlarından bir suçlama Annemin hafta sonlarından bir hayırsızlık kaldı... - Bu oyun burada bitti mi amca? - Hayır, yönetmen yeniden başa aldı. Yenilgimin oyuncularını ıslıklıyorum Hücrelerimi haykırıyor: Bir yerde yanıldın sen! Belki de her yerde yanıldım ben Şunun şurasında kaç yıl yaşadım Bağışlayın beni Çünkü bağışlanabilecek pek çok şey yaptım... 1990 Ahmet Erhan

AŞIRI DÜŞÜNMEK

Aşırı düşünme (overthinking) günümüzde çoğumuzun muzdarip olduğu, bizi adeta bir bataklık gibi içine çeken, enerjimizi tüketen ve içsel huzurumuzu bozan, işlevsel olmayan bir eylemdir. Araştırmalarında özellikle kadınların aşırı düşünmeye erkeklerden daha yatkın olduğunu bulan Susan Nolen-Hoeksema “Aşırı Düşünen Kadınlar” adlı kitabında, yıllarca yaptığı bu araştırmalara dayanarak kadınlar özelinde bu eylemi derinlemesine incelemekte ve çözüm yolları sunmaktadır.  1.BÖLÜM: BİR SALGINA DÖNÜŞEN AŞIRI DÜŞÜNME EYLEMİ Aşırı düşünme çoğu zaman bize bir fayda sağlamayan, aksine olumsuz duygu ve düşüncelerin altında ezildiğimiz bir haldir. Bu düşünüp durma hali, problem çözme becerimizi ve motivasyonumuzu olumsuz etkilediği gibi ilişkilerimizin ve ruhsal sağlığımızın bozulmasında da rol oynar. Nitekim kadınların depresyon ve kaygı gibi problemleri yaşama olasılığı erkeklere göre iki kat fazladır ve aşırı düşünme eğiliminin bu durumun nedenlerinden biri olarak gösterilmesi mümkündür. Yaza...

Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası

Sahife-i Seccâdiye'den' Yirminci Dua Övülmüş Ahlakı ve Beğenilen Amelleri İsteme Duası Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. İmanımı, imanın en olgun derecelerine ulaştır. Yakinimi, yakinin en faziletli mertebelerine eriştir. Niyetimi, niyetlerin en iyisine; amelimi, amellerin en güzeline yükselt. Allahım! Lütfunla niyetimi kâmil ve halis eyle. Kesin inancımı sabit kıl, kudretinle benden sadır olan kötülükleri islah eyle. Allahım! Muhammed'e ve âline rahmet gönder. Gönlümün meşgul olmasına neden olan önemli işlerime sen kâfi ol. Beni, yarın sorguya çekeceğin işlerle vazifelendir. Zamanımı, beni yapmam için yarattığın şeylerle geçirmemi sağla. Beni senden başkasına muhtaç eyleme. Bana rızkını genişlet. Beni zenginlerin malına mülküne, makamına ve haşmetine özlemle bakanlardan eyleme. Beni aziz eyle. Beni kibre giriftar eyleme. Kendi kulluğunda bana boyun eğdir. İbadetimi kendini beğenmişlik yüzünden heder eyleme. Benim elimle insanları hayra yönelt. Salih ameller...

Kuseyyir Azze’nin Tâiyye Kasidesi

Dostlarım, burası Azze’nin meskeni bağlayın develerinizi  ve bir vakit kaldığı konaklara ağlayın Dokunun bir dem teninin değdiği toprağa Konaklayın, geçirdiği yerde gündüzünü ve gecesini Allah günahlarımızı örter mi diye ümitsizliğe düşmeyin Namazınızı onun kıldığı yerde kıldığınızda Ağlamak nedir bilmezdim Azze'den önce Bilmezdim terk edişine dek, kalbin acılarını İnsaf etmedi; hem kadınlardan kalbimizi soğuttu Hem de ihsanında pek cimri davrandı Kureyş'in kurban kesip, namaz kıldıkları (İlaha) Me'zimân sabahında büyük yeminler etti (Şöyle dedi): "Eşlik etmem sana; hacılar haccettiği Yolcular Feyfâ Âl'de tekbir ve telbiye getirdiği sürece Rukbe tepesinde tekbir getirdikleri ve Zû Gazâl'de hac şiarını eda edip tehlil getirdikleri sürece" Aramızdaki bağı koparmaktı niyeti; adak adayan biri gibi Adağını yerine getirince (görüşmemize) izin verdi Dedim: “Ey Azze, yoktur nefsin alışınca boyun eğmediği bir felaket Ve görülmemiştir insanı aşkta kaplayan coşkunun ...

kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi

sana her geldiğimde ölüm hissiyle kurumuş ve ağacından ayrılmış bir yaprak gibi geri veriyorsun hayata beni saçlarımdan ve gözlerimden öperek ayrılığın oğulusun sen ağacın toprakta gördüğüsün seni ben ufalayamam sen ben dağıtamam ben sana hiç kıyamam seni toprak çürütsün ağacın toprakta gördüğüysem bilirim dal ile toprak arasını da Mehmet Can Doğan