Ana içeriğe atla

Vadim o kadar yeşildi ki

Bir Malatyalı neden Karadeniz’e, Akdeniz’e ya da Ege’ye mahkûm olsun… Yeşille kaplı, gür suların aktığı, şelalelerin süslediği vadilerde yürümek için illa Karadeniz’e mi gitmek gerekiyor?

Yüce Allah’ın yarattığı kâinatın her köşesinde farklı güzellikler hâkimdir. Gezenler, arayıp duranlar ve kalp gözü açık olanlar için tadı çıkartılacak mekânları bulmak zor değil…

İşte böyle bir güzellik, Darende’de gizli…

Saklı cennetlerden biri Günpınar Şelalesi’nin arka tarafında bulunuyor.

Herkes yaklaşık 40 metreden, üç kademe halinde göle düşen şelaleyi bilir. Gider, alttan bakar, bu muhteşem güzelliği temaşa eder, çayını içer ya da yemeğini yer geri döner. Hâlbuki, Günpınar Şelalesi, arka planda muhteşem güzellikleri saklayan son noktayı oluşturuyor.

Peki, bu saklı cennete yolculuğumuz nasıl başladı?

Darende ve Malatya aşığı, gönüllü faaliyetlerin kıdemlisi, sevgili dostum Bekir Sözen uzun zamandan beri Günpınar Vadisi’ni gezmekten bahsedip duruyordu. Artık o tarihi gün geldi çattı. Beni nasıl bir güzellikler zincirinin beklediğinden habersiz, sanki normal ve sıradan bir mekânı gezmeye gidiyormuşuz gibi hazırlandık.

Hazırlık gerekiyor.

Ayağınızda bir lastik ayakkabı, şalvar tipli bir pantolon, eski bir gömlek ya da tişört, kalın bir çorap giymeniz gerekiyor. Yanınıza başka hiçbir şey alamazsınız, ne bir çanta, ne bir gözlük (Ki ben gözlüğümü kaybettim vadide) ne telefon ne de fotoğraf makinası… Hiçbir şey… Peki o zaman resimleri nasıl çektik?!

Makinamızın suya düşmesini göze aldık. Canımızdan daha çok koruduk, iki kişi olduğumuz için birimiz suya batarken diğerimiz makinayı tuttu. 50 defa ayağımız kaydı suya gömüldük, ama yine de bayrağı yere düşürmedik, pardon fotoğraf makinasını… Öyle olmasaydı siz bu kartpostal değerindeki resimleri görebilir miydiniz?

Neyse Bekir abi ile beraber düştük yola…

Önce araçla Günpınar Şelalesi’ne geliyorsunuz, fakat şelaleye girmeden, Elbistan yolu üzerine devam ediyorsunuz. Birkaç kilometre sonra asfalt yoldan çıkıp, sağ tarafa dönüyorsunuz, toprak yola… 4-5 kilometre daha gittikten sonra araçtan iniyorsunuz. Demek ki şelaleden toplam 8 kilometre sonra yürüyüş noktasına ulaşıyorsunuz.

Araçtan indik.
Ovanın tam ortası…
Kupkurak bir yer.
Ne bir su var, ne bir dere…
Güneş beynimize vuruyor.

İçimden dedim ki, “Bekir abi galiba kafayı yemiş, hani nerede bu dere?”

Sardı beni bir merak… Neyse, bunda da bir hayır vardır dedik ve sabırla yürümeye başladık.
Kurumuş otların arasından, dikenlerin bacaklarımızda açtığı küçük yaralara aldırmadan ilerliyoruz.
100 metre kadar ileride küçük bir yeşillik gördük, aaa bir de ne görelim, küçük bir su kaynağı… Azıcık azıcık, tembel tembel akıyor.

Dedim, “Koskoca Günpınar Şelalesi’nin suyu bu kadarcık mı?”

Sabır yok bende… İstiyorum ki hemen karşıma gürül gürül akan dereler çıksın.

Biraz daha yürüdük, bir pınar daha, biraz daha yürüdük bir pınar daha, aşağı indikçe pınar pınar pınar…

Birden ruhumuz şenlendi… Ölüm sonrası hayat gibi…

Bir anda, kupkuru bir bölgede, ansızın önümüze gürül gürül akan bir dere çıktı, ne zaman, nasıl çıktı anlayamadık!

Bu Allah’ın bir mucizesi… Büyük bir nimet! Akıl sır ermez!

Dudaklarımıza şükür ve dua, elimizde makine, ilerlemeye başladık. Artık dere o kadar coştu, yeşillikler o kadar arttı ve vadim o kadar güzelleşti ki, Bekir abi hakkında suizanda bulunduğum için utandım.

Artık beni tutana aşk olsun…

Derenin kollarına bıraktım kendimi… İster sürüklesin, ister bir kayaya çarpsın, ister bir şelale gölünde döndürüp dursun, isterse tatlı ve soğuk suyun içinde boğsun!

Dünya hayatı bitmiş, sırat köprüsünden geçmiş, imtihanı kazanmış da sanki cennet kapıları açılmış bize… Birden aklıma cenneti tasvir eden ayetler geldi:

İnanıp yararlı işler yapanlara, altlarından ırmaklar akan cennetlerin kendilerine ait olduğunu müjdele! Onlardaki herhangi bir meyveden rızıklandırıldıklarında: "Bu daha önce de rızıklandığımız şeydir" derler ve o rızık birbirinin benzeri olmak üzere, kendilerine sunulacak. Orada çok temiz zevceler de onların. Hem onlar orada ebedî kalacaklar. (BAKARA/25)
Astarları atlastan yataklara yaslanırlar. İki cennetin de devşirmesi yakındır. (RAHMAN/54)
İkisinde de akıp giden iki kaynak vardır. (RAHMAN/50)
Kuşkusuz takva sahipleri gölgeler altında ve pınar başlarındadır. (MÜRSELAT/41)
Bu orada bir pınardır ki, adına "selsebil" derler. (İNSAN/18)
İkisinin de çeşitli ağaçları, meyvaları vardır. (RAHMAN/48)
(Bu cennetler) yemyeşildirler. (RAHMAN/64)

****************

Vadiyi iki ayaklı bir insan değil de sanki bir kelebek gibi uçarak gezdik. Kayaların yolumuzu kapadığı yerlerde alttan yüzerek geçtik, yüksekten akan şelalelerin üzerinden atladık, ağaç kütüklerinin üstünden bir tavşan gibi atlayarak geçtik, kimi zaman dağlara patika yollara çıktık, güvercinlerin yuva yaptığı kayaların üstünden uçurum kenarlarından bir kartal gibi süzülerek ilerledik, bir yamaçtan bir yamaca fişek gibi zıpladık, uçtuk, yuvarlandık, düştük, kalktık…
Hem suyunu içtik hem de suyunda yüzdük…

Ruhumuzu özgür bırakarak, hiçbir tehlikeye aldırmadan… Kana yavaş yavaş karışan bir uyuşturucu gibi her bir şelale ve göl bizi kendimizden geçirdi.

Aklımız başımızdan gitti.

Akıllı olsaydık bu zevki tadamazdık.

Akıllılar şehirde para kazanıyor. Kaybettikleri ruh sağlıklarını ve sekineti (iç barış ve huzuru) kazanmada harcamak için… Ne tuhaf değil mi?

Aldırma gönül aldırma, sen vadinde gezmene bak!

Dünyalık değerlere göre toplam iki kilometrelik vadiyi, beş saatte bitirdik. Ama gelin bir de bize sorun, uhrevi olarak sayılara sığmayan bir mutluluk ve haz yaşadık.

Yüce Allah’ın biz fakir ve aciz kullarına sunduğu bu muhteşem güzellik karşısında sadece ve sadece dilimizden iki kelime döküldü: “Allah’u Ekber!”

Sürgün hayatı yaşayan biri için, Yüce Allah acaba hangi iyilik ve ibadetim için bana bu güzellikleri armağan etti?

Bilemiyorum.

Hak etmediğim bir mükâfatı kazanmanın mahcubiyeti ile Günpınar Vadisini baştan sona gezdik, şükürler olsun Yüce Allahımıza…

Turun bitiminde, tabiat ayetlerini bize sunan Allah’a secde ederek, şükranlarımızı sunuyoruz. Sonra da Belediye Başkanı Süleyman Eser’e, Başkan Yardımcımız Durmuş Doğan’a, Özel Kalem Müdürü Aslan Tektaş’a ve tabi ki rehberimiz Bekir Sözen’e teşekkür ederek sizleri muhteşem manzaralarla başbaşa bırakıyoruz.

Alişan Hayırlı
facebook.com/alisan.hayirli

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...