Ana içeriğe atla

Küçükken babam bana masallar anlatırdı. Birgün bana masalın sonunun nasıl olmasını istediğimi sordu

Neslihan Özer: Cahit Zarifoğlu ile geçen zaman?

Berat Zarifoğlu: Cahit Bey ile on bir yıl evli kaldık. Zorluklarla geçen yıllardı bunlar. On bir yıla dört çocuk ve daha birçok şey sığdırdık.

Özer: Bu zorluklardan biraz bahseder misiniz?

Berat Zarifoğlu: Evlendiğimizde ben on dokuz yaşındaydım. Cahit Bey ise otuz altı yaşındaydı. Herhalde ilk sebebi bu olacak ben bildiğim her şeyi ondan öğrendim, onun yanında olmak bile bana çok şey kazandırdı. Ben Van'da doğdum, muhafazakâr yaşantıya sahip bir ailede büyüdüm. Ailem ve benim için dinî hassasiyetler önemlidir. Şimdiki gençler belki şaşıracak ama biz Cahit Bey ile birbirimizi evleneceğimiz gün gördük. İlk onu gördüm ve onu sevdim. İlk gördüğüm zaman bile gözlerinin içine bakakaldım.

Özer: Yani görücü usulü bir evlilik sizinkisi.

Berat Zarifoğlu: Öyle diyelim. Rasim (Özdenören) Abi'nin hanımı bizim aile dostumuzdu, onunla sıkça görüşürdük; ama asıl evlenmemize vesile olan Necip Fazıl'dır (Kısakürek). Necip Fazıl babama "hocam" diye hitap ederdi. Necip Fazıl da Cahit Bey de ona saygı duyarlardı.

Özer: Muhafazakâr bir ailede büyüdüğünüzden bahsettiniz. Cahit Bey ise özgürlüğüne düşkün, otostopla Avrupa'yı gezdiğini biliyoruz. Bu açıdan birtakım farklılıklar tereddüte sebep oldu mu?

Berat Zarifoğlu: Evet (gülüyor). Bunları evlendikten sonra öğrendim. O zaman bilseydim belki de evlenmezdim. Şaka bir yana Cahit Bey benim temiz kalbimi, niyetimi sevmiş söylediği hep buydu.

Ben uzun yıllar bile ona bakarken başımı öne eğerdim. Onun da güvenebileceği sakin bir hayat arkadaşına ihtiyacı vardı. Ailesindeki çalkantılı durum onu epeyce yormuştu.

Özer: Bu çalkantılı durumlardan biraz bahseder misiniz?

Berat Zarifoğlu: Cahit Bey'in annesi çok yumuşak huylu olgun bir kadındı. Allah herkese öyle bir anne nasip etsin. Sıkıntılar babasından geliyordu. Niyazi Bey, Cahit Bey'in annesi ile evliyken başka bir hanımla evlenmiş. Dolayısıyla onun çocukluğu babasına hasretle geçmiş. Zaman zaman görüşseler de Cahit Bey'in içindeki bu baba boşluğu hiç dolmamış.

Özer: Cahit Bey'in yazıları ve şiirlerindeki derin yalnızlık duygusunu baba boşluğuna bağlayabilir miyiz?

Berat Zarifoğlu: Cahit Bey kalabalığı severdi, evinde hep misafiri olsun isterdi. Etrafında genelde gençler olurdu, onlarla konuşurdu, tartışırdı. Öyle diyebiliriz, çok yıllar sonra anlamlandırdım bunu ben de. O, kalabalıklar içinde de hep yalnızdı, belli etmezdi bunu.

Özer: Hayatına baktığımızda mutlu bir evlilik, dört çocuk, vefalı dostlar... Bildiğimiz şair yalnızlıklarının hayatlarına sirayet etmiş yalnız bir yaşantıya ters bir hayat sürmüş diyebilir miyiz?

Berat Zarifoğlu: Kendisinin yalnızlık duygusunu yazılarını okuyunca daha iyi anlıyordum. Hâlâ da yazılarını okuduğumda yeteri kadar yanında olamadığımı düşünürüm. Cahit Bey fiziksel anlamda yalnız değildi; ama içinde hep bir yalnızlık duygusu hâkimdi, bunun baba özleminden kaynaklandığını düşünüyorum, yaradılışının da payı vardır elbette.

Özer: Babası yerine abisi Sait Zarifoğlu sıkça Cahit Bey'in yanında olurmuş. İki kardeşin ilişkisinden biraz bahseder misiniz?

Berat Zarifoğlu: Sait Abi, Allah Rahmet eylesin, çok iyi bir insandı. Aralarında sadece bir buçuk yaş farkı olmasına rağmen Cahit Bey'e babalık yaptı diyebilirim. Cahit Bey kendisini en çok onun yanında rahat hissederdi, nazı ona geçerdi. Çocukken her ikisi de güreş yapmaya başlamışlar. Sait Abi, Cahit Bey ile güreşip onu incitmesin diye güreşi bırakmış. O derece düşkündü kendisine, zaten vefatına da çok dayanamadı aynı şekilde annesi de öyle. Seksen yaşında acıların en büyüğünü, evlat acısını, gördü ve dört yıl sonra da vefat etti.

Özer: O zaman "Baba Sait" lakabı çok yerinde bir kavram olmuş?

Berat Zarifoğlu: Evet tabi, yaptığı tam bir babalık.

Özer: Cahit Zarifoğlu için" içine kapanık" ifadesi sıkça kullanılır oldu, anlaşılmaz denilen şiirine anlaşılır bir eleştiri getirme çabası gibi geliyor bunlar bana. Siz ne söylemek istersiniz?

Berat Zarifoğlu: Bu tip ifadeler kullanılıyor ama ben buna inanmıyorum. Sadece kendini yansıtma yolu farklı gibi geliyor bana. Kimi insanlar çok konuşur. Cahit Bey de çok yazardı ama bu hiç konuşmadığı, içine kapanık olduğu anlamına gelmiyor. Ailesiyle ve sevdiği insanlarla sohbet etmeyi çok severdi.

Özer: Sizin için yazdığı şiir duygulu bir beyanname gibi okuduğunuzda neler hissediyorsunuz?

Berat Zarifoğlu: Bir gün Cahit Bey'e bana hiç şiir yazmadığını söyledim. O da kâğıdı kalemi eline alıp yazmaya başladı. Söyledikten sonra bir anlamı yok dedim, bana baktı oturdu ve o şiiri yazdı. Onu her okuduğumda farklı duygulara kapılırım, zaman geçtikçe ona olan özlemim artıyor. Öyle mükemmel adı gibi öyle "zarif" bir insandı ki ondan sonra insan algım değişti. Yerini de kimse alamadı zaten.

Özer: Dönem olarak da oldukça çalkantılı zamanlardan geçtiniz. Şair duyarlılığına sahip bir insan nasıl geçti bu dönemden?

Berat Zarifoğlu: Evet zor bir dönemdi. Dönemin siyasî çalkantıları bir yana ekonomik olarak da sıkıntılı dönemler yaşadık. On bir yıl boyunca sekiz ev taşıdık, çok iyi evlerde de kötü evlerde de oturduk. Hiçbir zaman Cahit Bey'e bu zorlukların sebebini sormadım, yanında olmaya çalıştım. Tek göz odada bir yandan çocuklar bir yandan Cahit Bey daktilosu ile çalışırdı. Ayrı bir odası olsun çok isterdim. O her yerde ve her şartta yazma yeteneğine sahipti, ona göre şair böyle olmalıydı.

Özer: Sanırım sizin de şiirle bir yakınlığınız var?

Betül Zarifoğlu (Cahit Bey'in en büyük kızı): Aslında ben şiirle pek de barışamadım. Önceleri ilk gençlik yıllarımda şiir yazardım; fakat sonraları bana fazla acı gelmeye başladı.

Özer: Aslında çok açık olacak ama Cahit Zarifoğlu'nun kızı olmak nasıl bir duygu?

Betül Zarifoğlu: Babamı çok erken yaşta kaybettik, ona hasret büyüdük diyebilirim. Onun kızı olmak gurur verici ama her geçen gün biraz daha büyüyor özlemimiz. Küçükken babam bana masallar anlatırdı. Birgün bana masalın sonunun nasıl olmasını istediğimi sordu o gün anladım bu masalları babamın uydurduğunu. Ben herkesin babası masal yazar, şiir yazar sanıyordum çocukken. "Yaşamak" (şairin günlük tarzındaki kitabı) kitabını uzun yıllar okuyamadım mesela hep yarım kaldı. Kendim de bir evlat sahibi olduktan sonra babamı daha iyi anladım, her babanın benim babam gibi olmadığın da. Bir aile defterimiz var. Bu defterde bize ait anılar, fotoğraflar mevcut. Ben küçükken her ailede böyle bir defter bulunduğunu sanıyordum, böyle olmadığını fark etmek zaman aldı. İçimizde en çok Ahmet (Zarifoğlu) babama benzer, hem fiziken hem de ruhen.

Özer: Cahit Zarifoğlu şiirinin anlaşılmaz, kapalı olduğu eleştirilerini hayattayken almıştı. Kendisi bu eleştirilere nasıl bakardı?

Berat Zarifoğlu: Cahit Bey sanatı konusunda çok hassastı. Onun şiiri sadece kelime uyumuna değil zengin bir içeriğe, çağrışıma sahipti. Onun şiirini anlamak için çok okumak lazım. Kendisi her ne kadar şiir okumadığını söylese de bu mütevaziliğindendir. Oldukça okurdu hatta çoğu zaman başkalarının şiirlerini ezberlerdi; ama kendi şiirini ezber yapmadığı doğrudur.

Özer: Çokça vardır; fakat belleğinizde yer eden bir anı desem aklınıza ilk hangisi gelir?

Berat Zarifoğlu: Epey zor bir soru oldu (gülüyor). Cahit Bey ile aramızda on beş yaş farkı vardı. Cahit Bey bana ben yaşlanacağım sen hep genç kalacaksın derdi. Ama öyle bir yaşta gitti ki o hep genç, Cahit Abi, olarak kaldı. Ben ise yaşlandım Berat Teyze oldum, anneanne oldum.

Özer: Edebiyata dair, Cahit Zarifoğlu'nun güzel sanatına, iç dünyasına ve nadir şahsiyetine dair kıymetli bilgileriniz, güzel anılarınız, hoş sohbetiniz, samimi misafirperverliğiniz ve de lezzetli börekleriniz için çok teşekkür ederiz, bizim için zevkti.

Berat Zarifoğlu: Merakınız, ilgi ve alakânız için ben teşekkür ederim, en kısa zamanda tekrar görüşmek üzere.


28.10.2014
Söyleşi: Neslihan Özer



Zarif Bir Yaşam.. Bir Haykırış.. Bir Duruş ..

Hala yeri doldurulamayan şairlerimizden Zarif bir haykırış ; Abdurrahman Cahit Zarifoğlu kirada yaşadığı evlerde, kendisine ait bir odası olmadan, çocuklarının yanında yazdı şiirlerini. Şikayetçi değildi ama bir odası olsun istiyordu. Sevenleri ardından hayıflandı; Bir odası olsaydı, bilgisayarlar o vefat etmeden yaygınlaşıp daktilo yerine klavyeyle yazabilseydi?

Zarif bir şair Abdurrahman Cahit Zarifoğlu hayatlarımızda zarif bir iz bırakıp gitti. Şiirinin anlaşılamadığı yönündeki sitemlere karşın herkes iyi şair olduğunda birleşti.‘Ne çok acı var ‘ dizesi hala her kesimden insanın dilinde dolaşan şair , geride yetim bir edebiyat camiası bıraktı.

  ‘Eşimi kaybedince 2 kere üzüldüm diyor , hem eşimi kaybettiğim için, hem de böyle değerli bir insan vefat ettiği için.’ Berât Zarifoğlu
‘Yakışıklıydı, sesi çok güzeldi. Sessiz ama çok bilgili çok akıllı biriydi. Her şeyi iyi bilirdi. Daha çok yazılarıyla onun ne düşüncede olduğunu anlardım. Üzüntüsünü sevincini yazılarından takip ederdim. Benimle de paylaşırdı ama kağıttan daha iyi tanıdım onu ben. Hem eşi hem hayranıydım’ diyor. Eşiyle ilgili tek sitemi çok çalışması. Hep çok çalıştığını anlatıyor Berat Hanım; ‘Çok kiralarda oturduk. Çok iyi evlerde de kötü evlerde de. Bir odası olmadı. Çocukların hepsi küçüktü. O vefat ettiğinde en büyüğü 10 en küçüğü 5 yaşındaydı. Dağıtıyorlardı, yırtıyorlardı. Yine de rahat çalışıyordu ama derdi ki ‘Bir odam olsa bıraksam, geldiğimde otursam yine yazıya devam etsem’. Bir odasının olmasını isterdi. Bir daktilosu vardı. Onda çalışırdı. Bilgisayar klavyeleri çıkınca Ali Haydar Haksal çok üzülmüş. ‘Daktilo tuşları daha sert ve zordur, klavyede geri silmek ve yazmak çok kolay. Hep aklıma Cahit Abi gelir. Klavye onun zamanında olsa ne kadar güzel, ne kadar kolay yazı yazabilecekti derim’ demişti bana’

Berât Zarifoğlu ; ‘klavyesi olmasa da çok rahat yazdığını anlatıyor Cahit Zarifoğlu’nun.‘Erdem Beyazıt bir yazarmış bir silermiş. Yazıya başlarken zorluk çekermiş, başladıktan sonra kolay yazarmış. Ama Cahit başladığı zaman takır takır yazardı’ diyor. Hatta bir keresinde kendisi sitem etmiş, benim için hiç şiir yazmadın diye. Cahit Bey hemen kalem kağıt istemiş. Berat Hanım, ‘Ay dedim hemen olmaz. Başka zaman yazarsın, öyle hemen olur mu. Yok dedi ben şair adamım. Kalem kağıdı aldı yazdı. Baktım güzel olmuştu ama ben deyince yazınca kıymeti yok. Şiirden saymıyorum bunu’ diyor.

  Ankara’da Rasim Özdenören’lerle görüştüklerini de anlatıyor Berât Hanım; ‘Hep Rasim Abilere gider gelirdik. Onlar iş konuşurdu, yemek yerdik, çay içerdik, meyve faslı derken onların konuşması bitmezdi. Ayşe Özdenören’le ben karşılıklı koltuklarda otururuz bir bakardık uyumuşuz. Sonra Cahit Bey öksürür gidiyoruz diye. Saat gece yarısı. Ertesi gün yine işe giderdi. Çok çalışkandı. Mektuplarla gençlere çok yol gösterirdi’ Zarifoğlu aile defterini ise çocuklar doğduktan sonra tutmaya başlamışlar. Berât Hanım gösteriyor ve anlatıyor; ‘Belki defterdekiler sizin için bir şey ifade etmez ama bizim için anlamlı. O gün olan en küçük bir şeyi bile yazardık. Bu günün tarihi ve Ahmet elini çizmiş. Burada Betül’ün karnesi var. Türkçe dersinden zayıf almıştı. ‘Kızım bir şairin kızı Türkçe’den nasıl zayıf alır?’ demişti. Çocuklar da yazmıştır. Defterdeki bazı fotoğrafları sergi ve haberler için verdik’ diyor.

 Vefat dönemini anlatmak Berât Hanım için hala zor. ‘2 aylık bir hastalıkla vefat etti. Bir karın ağrısı. Doktora gittik. Doktorlar kanser olduğunu anlamışlar 6 ay ömür biçmişler. Ben bilmiyordum. Ağrıları çoktu. Hüsrev Hatemi’ye gittik. ‘Seni onkolojiye yatırıyorum’ dedi. Biz onkolojinin kanser bölümü olduğunu bilmiyorduk. Bize ‘Onkolojiye yatırıyorum ki seni sık sık görebileyim diye’ dedi. 2 ayda vefat etti. Mustafa Nuri Şirin yurt dışına götürelim demiş ama vakti geçmiş demişler. Cenazesine çok değişik cemaatlerden geldiler. Babam ‘Keşke benim cenazem böyle olsaydı’ demişti. Recep Tayyip Erdoğan, Zahid Akman da vardı cenazede. Recep Tayyip Erdoğan iki defa gelip ziyaret etmişti.’

  Abdurrahman Cahit Zarifoğlu’nun bildiğimiz bir özelliği de çocukları çok sevmesi. Berât Hanım, Erdem Beyazıt’ın onun için ‘bir annenin çocuğunu seveceği kadar severdi’ dediğini anlatıyor. ‘Yazılarıyla yaptı etti. Çok hoş bir insandı, canım benim’ diyor ve gözleri doluyor elinde olmayarak. Çocuklarıyla ilgilenebiliyor muydu yoğunlukta diye soruyorum. Anlatıyor: ‘Akşam hemen işten sonra eve gelir çocuklarıyla ilgilenirdi. Onlara masallar yazardı. Bir gün, ‘Bu masalın sonu nasıl bitsin sence Betül’ diye sordu. ‘Ben iyi bitsin dersem iyi mi bitecek’ diye sordu Betül. Cahit Bey Evet deyince ‘ama baba sen uydurma bir şey mi yazıyorsun’ diye şaşırdı. Cahit Bey, ‘Evet ben uydurarak yazıyorum’ deyince ‘Ay baba aşk olsun ben sahici bir şey zannediyordum’ dedi. Böyle masallar anlatırdı. Gece üstlerini örterdi. Muhakkak bütün babalar çocuklarını sever ama onun ilgisi çok farklıydı. O yüzden çocuklar için çok zor oldu. Benim zaten her şeyim gitti. Çok zor bir hayattı. Değişik bir sayfa açılıyor ve siz ona uymak zorundasınız. Ne yapacağınızı bilmiyorsunuz. Bir de böyle kaliteli bir insan, anlayışlı bir eş… Mustafa Ruhi Şirin’i hiç unutmam, her karne gecesi arardı. Çocuklar nasıl? Geçtiler mi? Notları nasıl? Özellikle o gece notları nasıl diye arardı. Hiçbir zaman unutamam. Bazıları için Cahit Bey gitti biz de gittik. Ama bir çoğu da destek oldu.’

 “ Nikah resmimiz. Necip Fazıl nikah şahidimdi. Fotoğraftakiler babam, Cahit Bey’in babası , Ali ihsan Amcam ve Necip Fazıl. Necip Fazıl’a babam çok gider gelirdi.Abdülhakim Arvasi hazretleriyle görüşmek için geldiğinde hep bizde kalırdı. Ankara’da Rasim Abilere geldiği için tanıyormuş babam Cahit Bey’i. Cahit Bey son senelerde sohbetlerde çok bulunuyormuş.Cahit Bey 35 yaşındaydı ben 18 yaşındaydım. Bir sene sonra evlendik. Cahit Bey’e birkaç kişiyi göstermişler ya ‘boyu kısa’ demiş ya beğenmemiş. Ama beni görmeden de ‘Çok istekli geldim, yeter ki bu aileden olsun diye’ dedi. Ben onu bir kere geçerken gördüm. Görüşmeden evlendik. Bir kere telefonla konuştuk. O zamanlar telefonlar böyle değildi. Ankara’dan istiyordun, bağlatıyordun. Sonra geldiğinde nikah için gelmiş oldu. Kına gecesinde görüştük sonra da nikahta.”

Ahmet Zarifoğlu hastanede tedavi gören babasına yazdığı mektupta ‘Sana çok dua ediyorum. İnşallah iyileşirsin, eve gelirsin. Evde karnın ağrımaz. Eve gelince mevlüt ederiz, oyun oynarız. Biz iyiyiz hiç merak etme’ diyor.

Aile Defterinden ;

Kasım 1982

İlk şarkımız:

Güneş doğdu

Herkes sabah keyfiye

Betül , Ayşe , Ahmet , Arife

Ne gerek arife bir tarife

Arife tarif gerekmez arife tarif gerekmez

27 Kasım 1984

Arife bugünlerde hepimize kızınca ‘manyak’ diyor. Bugün kömür aldık. Kömürü taşıyan adam parasını aldı. Kömür bitti dedi. Gidip süpürecektik baktık ki yarım ton kadar kömürü bırakıp gitmiş. Çok maceralı oldu. Hayırlısı

Kasım 1985’de Afganistan Hizbi İslami lideri muhterem Gülbeddin Hikmetyar Türkiye’yi ziyaret etti. Bu meyanda bir televizyon mülakatı için Radyoevine geldi. Bu mülakat ne yazık ki televizyondan verilmedi. Hikmetyar’ın radyoya gelişinde tanıştık, ayaküstü birkaç dakika konuştuk. Ona ‘biz yazı yazmaktan başka bir şey yapmıyoruz’ dedim. Bana ‘Biz de böyle başlamıştık’ diye karşılık verdi. Arkadaşım Natık’ın çektiği resimler hayatımın en güzel anlarını yansıtıyor. Resimler ancak bugün (13.08.1986) elime geçtiği için bu kadar geç deftere giriyorlar. (Arka sayfada Gülbeddin Hikmetyar’ın cephede çekilmiş bir fotoğrafı yer alıyor)

” En büyük emelim ”

26.09.1986 Betül’le 34 gün önce Kur’an-ı Kerim’den her gün bir sayfa okumaya başladık. Betül, verdiğim bir sayfa dersi, ertesi gün bir iki kere okuyup hazırlanıyor. Sonra ben dinliyorum. Hatalarını düzeltiyorum. Bugün yarın için Bakara Suresi’nin 34. sayfasını ders verdim. Rahmetli babam (Niyazi Zarifoğlu) aynı metodla bizi, ağabeyimi (Sait Zarifoğlu) ve beni okutmuştu. Betül’le inşallah hiç aksatmadan hatim edinceye kadar okuyacağız. Ve inşallah Allah aynı şeyi Ayşe’ye, Ahmet’e ve Arife’ye de nasip etsin. Onlara da aynı şekilde okutmak en büyük emelimdir.

Erdem Beyazıt Anlatıyor ;
- Cahit Zarifoğlu son görüşmelerimizden birinde, yalnız kaldığımız bir anda elimi tuttu sıktı  ve dedi:
“Erdem, kırlarda çiçekler bensiz açacak artık.”
Ne demek istediğini anlamadım.. Ertesi gün ölüm haberini aldık ..



Hüvel Bâki
Abdurrahman Cahit Zarifoğlu
1940 - 1987
Ruhuna Fatiha

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...