Ana içeriğe atla

Sözleri Bastıran Yağmurun Söylediğidir

1.
Geceler geçti yalnız geçitlerden
Yalnız köprülerden bir titreme ve
Çiğ bırakarak kasımpatılar
Zambaklar üstüne

Nice çitlerden sıçrayıp ve nice
Gök ağlaması dağ yamaçlarından
Körpe sineleri oraya sığdırmayan
Hayın güllerden geçtim ve
Taşı çatlatan zehrini içtim yüzlerin

Nice kusurlar biledim ve heybemde
Şunca günah sırtımla uslanmadı
Düş kırıkları avuçlarımda ve insana
Bir şeyim kalmadı
Çok düştü yüzüstü bu çocuk, bu çocuk
Üveyiklerle kurşuni, çitlembikle
Nasıl küçük yemişlerde saklanmasını bildi

Sonra sana geldim bir kasabada
Kadim bir mabet bahçesinde beliren yüzün
Karda, ulu kabirler çevresinde
Gülü temizleyen ellere vurulmam böyle başladı
Yanağa bir ırmak gibi uzanan dudaklarda
Bir dua gibi duran seni seviyorum hali
Nasıl bir yağmurdu ki o Galata’da
Her hatırlayışta yeniden ıslatıyor ellerimi

Yalnız koridorlarında yürürken ben
Acı kıvrımlarında atın lirik bir baş çevirişi
Elimde bir elin uyuştuğu çizgilerden
Kelebek desenleri ararken bulduğum
O yakılmış ahşap ev figürü
Ve sen mutena bir bahçe bulmuştun
Bir köşen bütün bir bulantıdayken
Cinnette nice bir yarılma sesi buldun sadrında
Ben türküye bir dudak eksiği ve sen
İnşirah ezberi yapan bir kızsın karda!

Ara nağme:

Emel çiçeği var idi deyip anlatır sûfî
Tanırmış keşfiyle sinedekini
Ve belli edermiş yanan bir kırmızıyla iyiyi
Mat bir renkle kötüyü
Neçe zaman geçmiş böyle / günah sevap arasında
Bir bahar- gecikmiş bir bahar sonu- az önce
Erguvan görmüş bir bülbül
Bir vecd gibi yaklaşmış çiçeğin yanına
Sözü sükuta sarmış sükutu sözle peyleyerek söylemiş
Bir suzidil miymiş bu ses yoksa ateş mi
Neden sonra çiçekte bir gök gürlemesi, öksürük
Yedi rengi bir nefes gibi alıp vermiş
Karar kılamamış hiçbirinde mor ve mavi ve sonunda
Açtığı çiçeği bir avuç gibi kapatmış aşk ile
Bülbül sözlerini de saklamış oraya / aşk ile kesilmiş sonra
Sır gibi bir siyaha!

Mevlevinin kapanması bundan ve bundan açılması
İnse bir hata payı bu yüzden
Onca saat beklemeleri sızlanmadan bir erkeğin
Ve kızın boynuna istediği gerdanlığı
İştiyaklı kollara değişmesi bundan
Uzaklık ölçüsü birimi diye niteliyor randevuyu adam
Bu yüzden sözlerini değil sadece dudaklarını hatırlıyor

Ve sen bütün bunlardan ötürü
Gülü aşk ile açtın ki yeniden
Kanadını ve sözünü bülbül
Aşk ile kapattı.


2.

Telaşlı bir yağmur yağacak az sonra
Telaşlı birkaç adım saçak altlarına
Bir göğüs tükenmemek kaygısıyla
Öbür göğsün soluğunu kollayacak
Hep telaşla olacak bunlar,
Titrek dudaklardan fısıldanan bir isim
Okunmaz bir anlam bırakacak kızın yüzüne

Teslim olanın terk edene kıyası nedir
Diye bir soru çengeli asıldı bugün
Üst geçitte telaşla karşıya geçerken
Çığlıkla kanıma saplanan kornayı
Cildimden sıyırmaya azmettiğim sırada
Hangisi bileği dağ ile oranlar
Gidenin hatırası kalanın kollaması
Hatıra mı atın sırtına yakışır çarpıntılı anları mı insanların
İnlemeler kalplerin sağır odacıklarında…
Eyvah tasını nasıl da parçalar
İştahlı dudaklardan yayılan
Bin fersah koşacaksın fısıldaması

Nişan yüzüğü sağ elimin orda
Bir metafizik iması yapar gibi duruyor
İşte ne vakit Edebali’ye uğrayıp kız evine niyazlarla girdim
Nazlarla direnci kırdım
Gökyüzü, yağmura her hazırlandığında
Zarif bir tekne gibi suya itilen ruhumla
Cinlerin ipini dolaştırdım kendi başlarına
O vakit, yazmaya cüret etti Cahit bey
Hrant Dink’in cesedini örten gazetenin üstüne
Kırgın bir kasideyi
Ve dahi ilahi söyleyen kızlar, elif cüzleriyle
Generallerin göz zevkini bozdular
Çitlembik yerken söylediğimiz ezgiler
Çocuklukta çünkü sahihliğin darası
Bu yüzden zor gelir her müezzin oğluna
Nişan takınca ilahiye nişan alınması

Yükseltin tavan kirişini ustalar
Böyle derdi gökten sakınır gibi yürüdüğü zamanlar
Darlanan gönlüme teyelli imiş de
Meğer geldiğim yerde imiş aradığım hazine

Yıldızlı şapkalar çiçeklerin sayısını geçtiğinde
Fabrika bacaları ve gökdelenler köknar boylarından yukarı
Rüzgâr sesi ve ‘seni seviyorum’u bastıran
Araba kornaları arasında
Pimlerin sayıları çekilen evrattan fazlaydı
Kullanma kılavuzu okumaya alışmış bir yüz
Okumak istiyordu denize nasıl bakılacağını da
Parmağıma takılan yüzük narin tenime uyuştuğunda
Şehit cenazelerinde artan alkış sesleri
Güvercin parlamalarını bastırınca
Gözlerindeki yalan görünmesin diye siyah gözlüklerle
Cenazelere katılanlar
Ben göçmen kıza talip olduğumda nasıl da artmıştı

Bütün bunlardan ve şarkıları ürküten huylardan
Nasıl korurum kendimi diye sordum kendime
Aşktı çıkış yolu, yapraktı, yağmura yakalanmaktı
Ve kor, şemsiye yakan ellerle taşınacaktı
İki parmağı buluşturan kurdele öylece durdu bir süre
Yatsı ezanı başlayınca göçmen evinde
Makas hürmetle durdu ve o duruş
Bir vakar olarak alnıma yazıldı
O duruşla seni sevdim,
Üzerine kar yağan o meşhur fotoğrafı var ya Aliya’nın
Elleri duada, şehit Boşnaklar mezarlığında
Onurlu bir yüzü vardı, ağlamasını bastıran
Aramızda sevinen melekleri gördün mü
Benim parmağımdan senin parmağına
Bir yağmur damlası gibi akan
Nergis kokusu taşıyan melekleri onlardı
Belki acım biraz diner, türkümü başlatırım
Türküm bütün hokkabazların bozar ellerindeki sihri
Bir gül gibi açar içime baktığında sen
Senin örtünle saklanırım başkalarının örtülerinden

Said Yavuz

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İstanbul Şiirleri Bercestem

      İstanbul'a meftûn olanlara Deniz bazan susup bazan homurdanıyor; Üsküdar ’da birkaç ışık sönüp yanıyor: Eşelenen kıvılcımlı bir mangal gibi... Sabahattin Ali Karaköy'den kalkan vapurlar bilir Yıllardır nasıl yangın Galata Kulesi Kız Kulesi'ne Ali Asker Barut Bugünse artık Görmek için denizi Sağa sola oynatması gerekecek Betonarme binaların arasında Üzgün duran boynunu Ali Asker Barut İstanbul’da bir sevdiğim vardı Keçi yavrusuna benzer, Rüzgar eserdi hafiften gözlerinde Halden anlardı. Cahit Külebi Selimiye'nin arkası Karacaahmet Az gerilesem sırtım selvilere değecek Tüylerim diken diken Ne var bunda ürkecek Halim Şefik Güzelson Vay canına tükürdüğümün İstanbul’u ... Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem Taze ekmek bir parça beyaz peynir Şimdi olsa şuracıkta rakı içer Denize mi bakar kim bilir Oktay Rifat Kayacık'ta mekik atarken Penelope Düşü...

A'dan Z'ye Şiir

436 1918 1949 1.Oca ... 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 128 Dikişli Şiir 3. Cemre 30 Şubat 4000 Şiirin yer aldığı 7500 sayfalık PDF formatında şiir arşivim... 5. Şarkı 5555. Paylaşım 6000. Paylaşım 6666. Paylaşım 7 Tane Erik Ağacı 80'lerde İstanbul'da 99. Sone Âb-ı hayât-ı lâ'lüne ser-çeşme-i cân teşnedür ablanın yokluğunu en çok sen hissedeceksin Acı Acı Acı Bahriyeli acı bir şarkı Acı desem Acılara Tutunmak Acılarınıza Dönün Şiir Oradadır Acılı Bahar Acılı bir yürek Acılı Gecenin Bitiminde Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Aç Kollarını açık açık çağırır aşkını Açık Deniz Açıkla beni kardeşim Açıklama Açıklamalar Açılup bir dem bu bâğ-ı dil bahâr olmaz mı hìç Ada Ada Adad...

DÜNYA MİKHAİL'İN ADINI BİLMELİ

                   Mikail Mirdoraghi Eğer İran İsrail’de bir okulu vurup çoğu çocuk 170 kişiyi öldürseydi, bu haber aylarca manşet olurdu. Çocukların isimlerini öğrenirdik. Ama Mikail için bu olmadı . O fotoğrafı biliyorsunuz. Herkes biliyor. Yolda koşan çıplak bir kız çocuğu… Kollarını iki yana açmış, sanki kirlenmiş gibi, sanki kendi bedenine dokunmaktan korkuyormuş gibi. Onu unutulmaz yapan sadece çıplaklığı değil yüzü. Acı içinde olduğu çok açık. Çığlık atıyor ve doğrudan kameraya bakıyor. İzleyiciye, bize, sanki yardım etmemizi istiyormuş gibi. Sanki bir şey yapmamızı talep ediyormuş gibi. Elbette bugün adının Phan Thị Kim Phúc olduğunu bildiğimiz o kız aslında bunların hiçbirini istemiyordu. O sadece korkmuş bir çocuktu. Ama böyle fotoğraflara bizim yüklediğimiz anlamlar, bize hissettirdikleri ve bizi harekete geçirip geçirmedikleri önemli. Çünkü gazetecilik ne içindir ki, insanları öfkelendirmekten başka? 1972’de Vietn...

Su

Set çek seline yavaş yavaş ilerle damla damla birik. Ak geç ıslattığın kayalardan: duraksama - uçurur güneş seni. Atla takıldığın çavlanlardan: duraksama - savurur rüzgar seni. Aldırma kumlara, çakıllara: çöker onlar dibe nasılsa - ilerle yavaş yavaş birik damla damla set çek seline. Oruç Aruoba

Bercestelerim

Ağlamak   Anne Aşk Ayrılık Baba Babalar ve Oğullar Bellek Cahit Zarifoğlu Cemal Süreya Çay Çocuk/luk 1 Çocuk/luk 2 Çocuk/luk 3 Çocuk/luk 4 Çocuk/luk 5 Çocuk/luk 6 Dargınlık/Küslük Elif   Ev Fihrist Gam Gitmek Gelincik Gülüş Güneş Güvercin Hande Hatırla/mak Hüsrev Hatemi Hüzün İbrahim Tenekeci İhtiyarlık İmam-ı Şafiî İntihar İskele İstanbul Kader Kar Kalp 1 Kalp 2 Kalp 3 Kalp 4 Kalp 5 Kenan Çağan Kiraz Kulbe-i Ahzân Kuş Mahmud Derviş Mezar Mum ile Pervane Müntehirler Ölüm Pencere 1 Pencere 2 Rakı Sandal Seçtiklerim 1 Seçtiklerim 2 Sigara 1 Sigara 2 Sonbahar Suskunluk ...

Gül İçin İlahi

İnsanlar bir gülü bir senetle Değiştirmeye alıştılar İnsanlar başka insanların hayatını Bir hezaren sandalye midir hayat Dizip kaldırmaya alıştılar İnsanlar yüreği ve onuru, alıştılar Yelin üflediği yaprak mıdır onur Yürek arsız otlar gibi ayak altında Tanımıyor kimde kimseyi Ve kendini tanımak istemiyor İnsan tanımazsa kendini insan Nasıl varolabilir Bu yüzden dünya hey koca dünya Dönüyor bir ölüler ülkesine Susanlar şimdilik Oyunun dışına düşenler Yalnız onlar doğrulup kalkacaklar Gün kıyamete erdiğinde Gülten Akın

Güvenli Bölge

MART 2012 Boşversene biz aşık olmayalım birbirimize. Olvido Heykel günahlar da dönüyor tövbe edildikleri yere Ayrılık Sevdaya Dahil Gözlüklü Şiir Yarın Güzeldir Fulyaların mevsimi geldi geçiyor En çok, gözlerinden korkuyorum senin.. Bir Nokta Hem Hiç Hem Dünya Gercekten diyaloglar Ah Fulya Resulullahla Benim Aramdaki Farklar Taş Parçaları Bahçeye Acıyorum O Kara Kırlangıçlar Dönecek Yine Seninle Kundakladım Sensizliğimi Alengirli Şiir yazma.. o zaman bekliyor insan Ağaran Bir Suyum Soğuk Mevsimin Başlangıcına İnanalım Satranç Dersleri Yenilgi anne beni merak et kanat çırpı(nı)şlarıdır ; adı AŞK... Unutmak Azize Açıkla beni kardeşim Sormuyorsun ama iyi değilim ben Kalbim, Kovulmuşlar Bahçesi Gitme demiyorum, hobi olarak gene git Ayrılık Nargile Kocaman Bir Çocuğu Öpüyorsun Ömür Hanım'la Güz Konuşmaları Merak Kediyi Öldürür Yedi Beyaz Güvercin Sen türkü yak ben mermi Yaşamak Son Bir Kez Uyku Kardeşim - Fikret Kızılok Hiç Sevmedim (Neslihan)...

Şiirim

Bir veda havasında bu gece gökyüzü yere değecek gibi yıldızlar, kulaktan dolma korkularla deprem bekler gibi ketum kaldırımlar. … Upuzun gecemin sabah içtimasında güneşe tekmili kaytarmışım senden belli namlusu paslı bir uykuda.. Sanki yitirmişim seni sol yanımda sağlam bir sancı. Birkaç kaburgam, seni korumak için feda etmiş kendini. Şiirim.. İncinmişliğim.. Sen düştüğünde aklıma Kepenk kapıyor hüzünler. Pervasız bir çocuk erik çalıyor bahçemden. Cemre düşüyor ayazıma, salkım salkım sözler topluyorum gönül bağımda; tomurcuk gülücükler çiçek açıyor hırkamda. Şiirim.. Eril halim.. Bedeninin kuytularında doğup göğsümü kundaklayan acz yangınım.. Şiirim.. Lal kalbim.. Boşa yanan cümlelerim. 1-3 nöbetlerinde öykündüğüm, huzurlu uykum. En üst rafta kurulmayı bekleyen, çocukluk düşüm.. Sessiz kalma haklarına sığınıyor mevsimler. Oysa hep sulhtan bahsediyor gülüşün. Şiirim.. Esaretim.. Bağımlılık halim. Senden başka herşeyi görme zorundalıklarında, ...

Şiirde Açan Gelincik Çiçekleri

Hayat hikayem mi? Tarlaların kıyısındaki gelincikler. Süreyya Berfe sandınız ki haz içindeydim şiirlerle, kitaplarla, dergilerle esrik tasasız yaşayıp gidiyordum; dağ eteğinde mavi çiçekli hayıtların uzun saplı gelinciklerin donattığı yaz ırmağı kıyılarında yalıncak! Ahmet Uysal Bir sap gelincik iki taş arasında Bulmuş da boyunu uzatan hızı, Sallanır durur çiçeğiyle rüzgarda; Bütün gelinciklerden daha kırmızı… Metin Altıok Senin resmini yaparken Parlak kırmızıyla laciverti Birbirine karıştırıyorum. Söyle bana ey gelincik Toprakta ne al, ne lacivert, Ne kırmızı, ne de sarı varken Sen nasıl boyuyorsun böyle Çiçeğinin yapraklarını?.. Nakagawa Kazumasa gelincikler tek tek göründü mü çayırlarda işi iş kasabanın su yüzlü çocuğun işi iş bir de poyraza döndü mü hava başlar masmavi damarlar fışkırmaya yanaklarından faytonların turuncu tekerlekleri yansır gaz tenekeleriyle çevrili bahçelerde asılı çamaşırlarından bir tutam çivit kokusu alıp gider gelin...

Bir Göl Nasıl Uyandırılır

bir göl nasıl uyandırılır bilmem neresine dokunulur bir taş atsam korkup sıçrar mı bilmem bir göl nasıl uyandırılır düş mü görür kabus mu acaba saati mi belki derindir uykusu balıkları kırılır bir göl nasıl uyandırılır bilmem beni karşısında görmek istermi rüzgar eğmişse kaşlarını kapısı mı vurulur yorgunsa nasıl kıyılır bir göl nasıl uyandırılır Ali Ural