Ana içeriğe atla

Aklın serin gözlemleri. Kalbin acı deyişleri.

Erkeklerimiz, genel olarak, öyle kaba saba ki, onlarla oynaşmak akıllı bir kadın için katlanılmaz bir şey olsa gerek.

*

-Kadınlar ancak tanımadıklarına âşık olurlar

*

Ne garip şey şu insan kalbi, özellikle kadın kalbi!

*

Hoşça vakit! Evet, doğrusunu isterseniz, insan ruhunun yalnızca mutluluk istediği, yüreğin birini büyük bir güçle, bir tutkuyla sevmeye ihtiyaç duyduğu dönemi atlatmışım ben. Şimdilik, bütün isteğim sevilmek, hem de az kimse tarafından: Arasıra, bir tek sürekli bağlılığın yeteceğini bile düşünmüşümdür kalbin acınacak bir alışkanlığı!

Bir nokta hep acayip görünmüştür bana: Şimdiye kadar sevdiğim hiçbir kadının esiri olmadım; tersine, onların iradeleri ve kalpleri üstünde tartışılmaz bir egemenlik kazandım, hem de hiç kendimi zorlamadan. Neden? Hiçbir zaman hiçbir şeye yeterince değer vermediğimden mi, onların beni elden kaçırmamak için durmadan korkmalarından mı? Yoksa güçlü bir organizmanın etkisi mi bu? Yoksa, kendi başına buyruk bir kadına rastlamamamdan ötürü mü?

Doğrusunu isterseniz, kendi başına buyruk kadınlardan oldum bittim hoşlanmamışımdır, alt edemem
onları; hem zaten onların alanı değil ki bu.

Evet, bir zamanlar iradesi çetin bir kadın sevmiş, asla altedememiştim onu. Düşman olarak ayrılmıştık; ona beş yıl sonra rastlamış olsaydım, başka türlü ayrılırdık belki.

*

Kadınlar! Kadınlar! Kim anlar onları ki? Gülüşleri bakışlarıyla çelişir, sözleri umut verir, kandırır, öte yandan sesleri uzaklaştırır bizi. Bir an bakarsın, en gizli sırrımızı sezmişlerdir, bir an geçmez en belirgin ipuçlarından bir şey çıkaramazlar. Şu prensesi ele alalım, mesela. Daha dün gözleri bana değdiğinde ateş gibi yanıyordu, bugünse bakışları tatsız, soğuk...

*

Vera kızararak sözünü tamamladı:
-Senin kölen olduğumu bilirsin; hiçbir zaman isteklerine karşı duramadım... Bu yüzden de cezamı
çekeceğim. Benden nasılsa bıkacaksın. Ben de onurumu koruyayım... Kendi adıma istemiyorum bunu, biliyorsun! Yalvarırım, eskisi gibi boş kuşkularla, yapmacık soğuk tavırlarla işkence etme bana. Belki de yakında öleceğim. Her geçen gün biraz daha güçsüz kaldığımı hissediyorum... Buna rağmen öbür dünyayı değil, seni düşünüyorum... Siz erkekler bir bakışın, bir el sıkışın ne tatlar verdiğini bilmezsiniz... Bense, yemin ederim, senin sesini dinlerken, öyle derin, öyle garip bir mutluluk duyuyorum ki en ateşli öpüşler bu mutluluğun yerini tutamaz.

*

Çoğu zaman kendi kendime sorarım, neden baştan çıkarmayı aklımdan bile geçirmediğim, evlenmeyi düşünmediğim bir genç kızın aşkını kazanmak için böylesine üsteliyorum? Neden bu kadınca cilveler? Vera, beni Prenses Meri'nin en çok sevebileceği erkekten fazla seviyor: Onu ele geçirilmez bir güzel olrak görseydim, belki de herhangi bir ilişki kurmanın güçlüğü bana çekici gelirdi. Gelgelelim, ortada öyle bir durum yok! Anlaşılan, benimki, gençliğimizin ilk yıllarında acıdan acıya sürükleyen, kadından kadına koşturan duraksız sevilme ihtiyacı değil. Ta ki bize katlanamayan bir kadına rastlayıncaya kadar koşarız, o zaman gerÇek bağlılık başlar; o gerçek ve sonsuz tutku; matematik deyimleriyle, bunu belli bir noktadan boşluğa indirilen bir çizgi diye adlandırabiliriz: Bu sonsuzluğun sırrı yalnız amaca ulaşmanın imkânsızlığında yatar, yani sona vardırmanın imkânsızlığında.

*

Geri dönerken, üzücü konuşmayı yenilemek istemedim, ama sorduğum sudan sorulara, yaptığım
gelişgüzel şakalara kısa karşılıklar verdi, dalgındı. Sonunda,
-Hiç sevdiniz mi? diye sordum.
Dikkatle gözlerimin içine baktı, başını iki yana salladı ve yine düşünceye daldı: Besbelli bir şey söylemek istiyor, yalnız söze nereden gireceğini kestiremiyordu. Göğsü inip inip kalkıyordu... O anda ne olsun istersiniz... Muslin elbise kolları pek korumaz insanı; bu yüzden bileğimden çıkan bir kıvılcım onun bileğini de sardı. Hemen hemen bütün tutkular böyle başlar; çoğu kere, bir kadının bizi fiziksel ya da moral özelliklerimiz yüzünden sevdiğini sanarak kendimizi büyük ölçüde aldatırız. Tabii ki onlar kutsal ateşi karşılamak için hazırlarlar yüreklerini, yumuşatırlar: Yine de, meseleyi çözümleyen ilk dokunuştur.
Gezintiden döndüğümüzde genç prenses, zoraki bir gülümsemeyle,
-Bugün çok iyiydim, değil mi? diye sordu.
Ayrıldık.
Kendinden hoşnut değil; bana soğuk davrandığından ötürü kızıyor kendine... ilk zafer, asıl zafer bu işte!
Yarın gönlümü almak isteyecek. Bunları ezbere biliyorum işin can sıkıcı yanı da bu ya.

*

Sonunda geldiler. Arabalarının sesini işittiğimde pencere kenarında oturuyordum: Yüreğim titredi... Bu da nesi? Aşık mı oldum acaba?.. Öyle budala bir yapım var ki, benden beklenir.
Öğle yemeğini onlarda yedim. Yaşlı prenses, beni tatlı tatlı süzüyor, kızının yanından da hiç ayrılmıyor.. Kötü! Öte yandan, Vera, genç prensesi kıskanıyor; işleri amma da karıştırdım! Erkeğini paylaştığı sandığı kadını çileden çıkarmak için nelere başvurmaz kadınlar? Hiç unutmam, bir keresinde, sırf başka bir kadına aşığım diye bir kadın âşık olmuştu bana. Kadın kafasından daha çelişkili bir şey yoktur; kadınları herhangi bir şeye inandırmak güçtür: Onları öyle bir noktaya getirmelisiniz ki kendi kendilerini inandırsınlar. Onların önyargılarını çürütme usulleri de çok ilginçtir: Diyalektiklerini çözebilmek için bütün mantık kurallarını altüst etmeniz gerektir. Sözgelimi, sıradan bir örnek:
Bu adam beni seviyor, ama ben evliyim: demek ki onu sevmemeliyim.
Şimdi de kadınların yöntemi:
Evli olduğum için onu sevmemeliyinı; ama o beni seviyor, demek ki...
Burada bir sürü nokta sıralanabilir, çünkü mantık durur, artık sözü geçen dildir, gözlerdir ve sonra da, eğer varsa, yürek konuşur.
Bu yazdıklarımı bir kadın görse ne olurdu? "iftira!" diye haykırırdı öfkeyle.
Şairler şiir yazalı, kadınlar da onları okuyalı beri (bunun için de kadınlara içten bir teşekkür borçluyuz) melek olarak nitelendirilmeye öylesine alıştılar ki, aynı şairlerin Neron'u bile para uğruna yarı tanrı katına çıkardıklarını unutarak büyük bir safiyetle kendileri de inandılar melekliklerine.
Kadınlardan böylesine kinle bahsetmek, benim gibi gözü dünyada onlardan başka hiçbir şey görmeyen birine düşmezdi; ben onların uğruna iç rahatlığımı, amaçlarımı, hayatımı feda etmeye hep hazırdım. Belki de bir öfke anında, gururum kırıldığı için, ancak tecrübeli gözlerin değerlendirebileceği o büyülü örtüyü çekip atmak istiyorum üstlerinden. Hayır, hayır, onlar için bütün söylediklerim şunun sonucu:
Aklın serin gözlemleri. Kalbin acı deyişleri.
Kadınlar, bütün erkeklerin kendilerini benim tanıdığım kadar iyi tanımalarını istemeliler, çünkü onlardan duyduğum korkuyu yeneli beri, onların küçük zaaflarını anlayalı beri yüz kat daha çok seviyorum onları.


*

Bazan kendimi çok küçük görüyorum... Belki de başkalarını küçümsemem bu yüzdendir. Soylu
davranışlarda bulunamıyorum. Kendi gözümde gülünç olmaktan korkuyorum. Benim yerimde başka birisi olsa genç prensese yüreğini ve servetini hemen sunuverirdi, ama "evlenme" kelimesinin benim üstümde gizemli bir etkisi var. Bir kadını ne kadar seversem seveyim, kendisiyle evlenmek zorunda olduğumu bana hissettirirse... Ne aşk kalır, ne bir şey! Yüreğim taş kesilir ve hiçbir şey onu eski sıcaklığına getiremez. Bu fedakarlığın dışında her fedakarlık istenebilir benden. Yirmi kere hayatımı ya da namusumu ortaya koyabilirim, ama özgürlüğümü asla! Neden bunca değer veriyorum ona? Bana ne iyiliği dokunuyor? Kendimi neye hazırlıyorum? Gelecekten ne bekliyorum?.. Aslında hiç. Bu benimki, içten gelen bir korku, silinmez bir önsezi.

*

Ben daha çocukken, ihtiyar bir kadın annemin falına bakmış. Benim "kötü bir evlenme sonucunda öleceğimi" söylemiş. Beni çok etkilemişti bu: Ruhumda evlenmeye karşı sonsuz bir isteksizlik  uyandı. Yine de, bir şey, falın doğru çıkacağını gösteriyor, ama ben bunun mümkün olduğu kadar gecikmesi için elimden geleni yapacağım.
*

-Vasiyetnamenizi hazırlamış mıydınız? diye sordu Werner ansızın.
-Hayır.
-Ya ölürseniz?
-Mirasçılarım kendiliklerinden ortaya çıkarlar.
-Yani, son bir veda yazısı yollamak istediğiniz bir dostunuz yok mu?
Başımı salladım.
-Yani, kendisine hatıra olarak bir şey bırakmak isteyeceğiniz tek kadın da mı yok bu dünyada?
-Size açılmamı mı isterdiniz doktor? diye sordum, insanın sevgilisinin adını anarak öldüğü ya da sevgili bir dostuna pomatlı yahut pomatsız bir tutam saç bıraktığı yılları çoktan geride bıraktım ben. Yakın bir ölüm aklıma gelince yalnız kendimi düşünüyorum: Bazıları bunu bile yapmazlar. Yarın beni unutacak, daha kötüsü, hakkımda yalanlar uyduracak dostlardan, başkalarını kucaklarken bir ölüye karşı kıskançlık uyandırmamak için arkamdan gülecek kadınlardan bana ne? Hayatın kasırgası içinden birkaç fikirle çıktım ben, duygu aramayın. Uzun süredir kalbimle değil kafamla yaşıyorum zaten. Kendi tutkularımı ve davranışlarımı dikkatle inceliyorum, ilgiyle, ama hep dışarda kalarak. Benliğimde iki kişi barınıyor: Bunlardan biri, kelimenin tam anlamıyla yaşıyor, öbürü ise
onu yargılıyor. Birinci, belki de bir saate kadar sizden ve dünyadan ayrılacak, ötekiyse... Öteki ne
olacak?...

*

Uşağım, Werner'in geldiğini söyledi, iki tane not uzattı bana: Biri Werner'den, öteki... Vera'dan.
Birinciyi açtım; şöyle diyordu:
"Her şey mümkün olduğu kadar iyi halledildi: Parçalanmış ceset getirildi; kurşun, göğüsten çıkarıldı. Herkes bu ölümün bir kaza sonucu olduğuna inanıyor; yalnız bölge kumandanı kavganızı duymuş olacak ki başını salladı, ama bir şey demedi. Aleyhinize hiçbir delil yok; rahat uyuyabilirsiniz... Becerebilirsiniz... Hoşça kalın."
Uzun bir süre ikinci notu okuyamadım... Vera ne söyleyebilirdi bana?... içimde kötü bir önsezi vardı. îşte, her kelimesi aklıma bir bir kazılan mektubu:
"Birbirimizi bir daha hiç görmeyeceğimize kesinlikle inanarak yazıyorum sana. Yıllarca önce senden ayrılırken yine aynı şeyi düşünmüştüm; ama kader beni ikinci bir kere denemek istedi. Bu sınavı başarıyla atlatamadım: Zayıf yüreğim alıştığı sese boyun eğdi yine. Beni bu yüzden küçümsemezsin, değil mi? Bu mektup hem bir ayrılış mektubu olacak hem bir açıklama: Seni seveliberi içimde biriken şeyleri açıklamak zorundayım gibi geliyor. Seni suçlayacak değilim hangi erkek olsa böyle davranırdı; sen, beni kendi malın olarak, sevinçlerinin, tedirginliğinin, üzüntülerinin, durmadan değişen bu duyguların kaynağı olarak gördün; bunlarsız hayat sıkıcı ve tekdüze olurdu. Bunu ta baştan beri biliyordum; ama mutsuzdum, ben de bir gün davranışımı değerlendirirsin umuduyla, şartlara göre değişmeyen sevecenliğimi anlarsın umuduyla kendimi feda ettim. O zamandan bu yana çok vakit geçti. Senin ruhunun bütün gizli kapaklı yanlarını kavradım... ve anladım ki umudum boşunaymış. Çok buruldum tabii! Ama aşkım, yüreğimle öylesine birleşmişti ki, o da karardı, ama sönmedi.
Bir daha karşılaşmamacasına ayrılıyoruz; senden başka kimseyi sevmeyeceğimi bilmelisin: Ruhun olanca hazinesini, gözyaşlarını ve umutlarını senin uğrunda tüketti. Seni bir kere sevmiş olan kadın, başka erkekleri küçümsemeden.edemez, onlardan daha iyisin diye değil, yok canım! Ama senin yaradılışında kendine özgü bir şey var, gururlu, esrarlı bir şey. Ne söylersen söyle, altedilmez bir güç var sesinde. Hiç kimse senin gibi durmamacasına sevilmek isteyemez: Kimsede kötülük bunca çekici değildir; kimsenin bakışı böylesi bir mutluluk vaat edemez, kimse üstünlüğünden bu derece ustalıkla yararlanamaz, üstelik kimse gerçekten senin kadar mutsuz olamaz, çünkü kendini aksine inandırmaya bu kadar çaba göstermemiştir.
Şimdi, buradan alelacele gidişimin nedenlerini anlatacağım: Senin için önemsiz şeyler, çünkü yalnız beni ilgilendiriyor.
Bu sabah, kocam odama geldi ve Gruşnitski'yle tartışmanızı anlattı. Herhalde yüzüm çok bozulmuş olacak; çünkü uzun uzun beni inceledi. Bugün dövüşeceğini ve buna benim sebep olduğumu düşündükçe az kalsın bayılacaktım; delireceğimi bile sandım... Ama şimdi mantığım çalıştığı için sağ kalacağından eminim: Bensiz ölmen imkânsız bir şey, imkânsız! Kocam, uzun süre odada dolaştı durdu. Bana ne söylediğini bilmiyorum, ne karşılık verdiğimi hatırlamıyorum şimdi... Yalnız seni sevdiğimi söyledim. Bir de şunu hatırlıyorum: Konuşmamızın sonuna doğru bana feci bir hakaret ederek odadan çıktı. Arabanın hazırlanması için emir verdiğini duydum... Uç saattir pencerenin başında senin dönmeni bekliyorum...
Biliyorum hayattasın, ölemezsin sen!... Araba neredeyse hazır... Allahaısmarladık... Bittim ben, ama ne zararı var? Beni hep hatırlayacağını, seveceğini demiyorum, yalnız hatırlayacağını bir bilsem...
Allahaısmarladık... Biri geliyor... Bu mektubu saklamam gerek...
Meri'yi sevmiyorsun, değil mi? Onunla evlenmeyeceksin? Bak, benim için bu fedakârlığı göze almalısın: Senin uğrunda her şeyimi kaybettim..."



Zamanımızın Bir Kahramanı
Lermontov





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sigara Şiirleri Bercestem

İnsan seni sevince iş-güç sahibi oluyor Şair oluyor mesela Meyhaneden cayıyor bir akşamüzeri Caysın be güzel Caysın be iyi Tütünü bırakıyor, tütün neyime zarar Keseme zarar, ciğerime zarar, sevdama zarar Metin Eloğlu ey serseriliğim, ey anılarımın ahşap kraliçesi şarabı sev, tütünü incitme, beni de unut artık. Refik Durbaş Beni bu güzel havalar mahvetti, Böyle havada istifa ettim Evkaftaki memuriyetimden. Tütüne böyle havada alıştım, Böyle havada aşık oldum; Orhan Veli başkalarının yaşadıklarına tütün ve tuz olan kelimeler aşkların telef ettiği kalp susuzluğuna düşen pay kendine kazdığın kar kuyusundan su taşır herkese kısık çeşmeler Murathan Mungan yürek değil çocuklar içimdeki tütün közü yakar yakar ısıtmaz Hamdi Özyurt Eleni’den önce Daha ben çocuktum daha tütüne daha kahveye alışmamıştım Sabahları, akşamları bilmiyordum daha İlhan Berk acı şeyler o evde üzgün günleri çağırıyor ağlıyor bağırıyor sessizce soluk alıyor her soluktan bir demet, amfi...

Tırpanladığım Ölüm Şiirleri

İşte iki adım daha atıyorum Artık söylenecek hiçbir sözüm kalmadı dilimde İçimde kar yüklü geçit vermez anılar Ve her şiir biraz ölüm Bir bir çekilip gidince dostlar. Tuğrul Tanyol Yedi adam biri bir gün bir aşk bir gün gereğini belledi ölüm girse koynuna Ayırmaz aşkı yanından Cahit Zarifoğlu Açar solar türlü çiçek Kimler gülmüş, kim gülecek Murat yalan, ölüm gerçek, Dostlar beni hatırlasın. Aşık Veysel Yaşam yok, ölümse bir türlü gelmiyor. Anlaşılmaz değin uzun Uzun, katlanılmazcasına kişinin alınyazısı. Ivo Andrich dört ayrı ölümle ölmeyi öğren demişlerdi bana dört bucakmış anlattıklarına bakılırsa dünya omzun güneş kokuyor demişti kısa eteklikli kız o da omzuma bir şey konduracak mutlaka. İsmet Özel işte o gün ve ondan sonra çok önemli bir sözü unutmanın şaşkınlığıyla oturup bir şiir yazarsın ve ışık ölümü bekleyen bir ruh gibi titrer başucunda Tuğrul Tanyol kimi görsem dilim buruk, kelimeler ölümlü, sesim anadan üryan. Ali Ayçil bir...

SEVİNÇLER BİZİMLE GELMEZ

Sevinçler, yaşandıkları günlerin Taşınmazlarıdır, hepsi  Hepsi ardımızda kalır. Kimi sevinçler daha yüksektir  Ne zaman başımızı çevirsek  Eski siyah beyaz bir film gibi titrek, Geçmiş günlerin doruklarında  Bir anıt misali görünür.  Sevaplar, yol arkadaşlarımız  Hayat yolunda yan yana yürürüz  Vicdan azapları başımızın belası,  Çıkış kapısı yolunda bu âlemin  Bizden hızlı yürürler önümüzde;  Ölüm kapısına bizden önce varır,  Alaycı bir bakışla beklerler bizi...  Ne sevinçler, ne kitaplar  Yanımızda sadece  Sevaplarla azaplar. Hüsrev Hatemi 

İntihar Şiirleri Bercestem & Edebiyatta İntihar

İntihar, bilinçli bir tercih sonucu             uygulamaya konulduğunda, insanın              mutlak anlamda "birey" olması,              bireyselliğini mutlaklaştırmasıdır.             Bir tür "tanrı"lıktır... Hüsamettin Arslan “İzimi süren bir panter var: Bir gün beni öldürecek olan;… …Adımlarını durdurmak için yüreğimi fırlatıyorum, Susuzluğunu dindirmek için kan saçıyorum; … O yiyor, ama yine de ihtiyacı yüzünden yiyecek arıyor, Mutlak bir adaklığa zorluyor… …Panter merdivende Yukarı çıkıyor.” Sylvia Plath Bize ne başkasının ölümünden demeyiz çünkü başka insanların ölümü en gizli mesleğidir hepimizin başka ölümler çeker bizi ve bazen başkaları ölümü çeker bizim için İsmet Özel İntihar diye bir şey Yok bu dünyada. Ölümle biten bir intihar yok. Asıl intihar Gün gün yaşamakta Ahmet Erhan dün gece bir kadın doğurdu haliç bir kuş havalandı galata kulesi’nden m...

2012 Şiir Yıllığı

29 1764 25.Haz.81 "ankara iç savaşında üç hainin portresi" "Onu nasıl unutabilirim?" "Vaktimiz bitti. Ben artık gitmeliyim" (1) Number One ..Düş’mek ve “Düşen Kız”.. ..'ya “Aşk mı? Sık sık yaparım ama hiç sözünü etmem.” “Ha yanıp söndü ha yanıp sönmedi bir ateşböceği” “Pişmanlık hikâyenin sonu değil, ortasıdır.” 1.mektup; sen büyüye dokunmak gibisin 15 MART 1985 İÇİN 17 yaşım çıldırmışdı 1994 Eliyle, Samanyolu'na 3. Cemre 5. Şarkı 94. Sone Abartılar -Abdülhamid düşerken- Abelard ve Heloise Mektuplar Acaba Acı Acı acı bir şarkı Acılı Gecenin Bitiminde Acımadı ki! Acındırma Şiiri Acınmıyorum, Seslenmiyorum, Ağlamıyorum, Acıyor Aç Kollarını Açelya Çiçegi açık açık çağırır aşkını Açık Kalp Ameliyatı ...

DERTLİ YILLAR

I Demiryolu kenarı, o ahşap evde  Oturduk bir süre ve bundan böyle  Hayat uzayıp gidecek gibiydi  Demiryolu misali önümüzde.  Neydi o garın adı, sen girdin...  Kapısına dayanmıştım yağmurda  Sen içeride, terk edilmiş, boş  Korkunç ve ürpertici vitraylı  Paslanmış raylı garda kaldın. Musiki sevkiyle bu gölgelikteyim  Burda biraz vakfe mümkün mü beyim? Güzel de olsa güz hüzünlüdür;  Haydi bu sararmış tomarı sar da,  Beni en dertli yırlarla çağır.  Çünkü çirkâb ve çamur çoğalmıştır. II İnceldi keder, inceldi inceldi...  Geçti iğnesine günlerin  Ve oyasını işledi kalbimize.  Tez silindi tezhibi, laciverdi,  Sevincin, neşenin, bahtın  Bilmem saadeti resmetti mi Abidin Bey, Hayyam! Sen elemin takvimini yapar mısın? III Uzaklaş ama yavaş, bu ne telaş?  Bana bir yaklaşan var sen giderken...  Bana dönük olmalı gözlerin,  Uzaklaş ama yine bana dönük...  En sönük ışık bile fazla artık. Ardımda ...

Bir gün yalnızlıktır bekleyen sizi

Bense bir yalnızlık tarihini örüyorum ustaca. Ve gelecekteki Bir önseziyi kuruyorum şimdiden. Edip Cansever Yalnızlığa alıştım ama sonsuza dek yabancı kalmak nasıl da yabancı bir acı Ursula K. Le Guin Harap olmuş evimize içiyorum. Hayatımın kederine, O bizim beraber yalnızlığımıza. Sana kaldırıyorum kadehimi: O yalan söyleyen dudaklara, Bize ihanet eden, acımasız gözlere. Ve can yakan gerçeğe: Dünyanın zalim ve kalpsiz oluşuna Tanrı’nın bizi kurtarmayışına. Anna Ahmatova Kalbimde sana yer yok! Çek yalnızlık, elini Kederdir yüreğimin değişmez postnişini Hüsrev Hatemi Sonra insan bir gün Yalnızlığını gösterecek kimseyi bulamıyor. Ah ey zaman ölüleri Var mıydınız, yaşadık mı Şimdi herkes nerede… İnsan bir gün yalnızlığın da dışına düşüyor. Şükrü Erbaş Namusum üzerine yemin ederim Bu şehri bu evleri bu sokakları sevmiyorum Tiksiniyorum bu iğrenç kalabalıktan Yalnızlığı özlüyorum Ümit Yaşar Yalnızlığın da ucuna geldim, sırtımda kederin han...

Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen

tükendi dad kelimelerim artık dokunmasalar da ağlıyorum Murat Kapkıner Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve herşeyin İçimde yalnız ve yapraksız Bir kavak ağacı büyüyor -Çıplak ve göğe doğru- Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun Bir ağlama duvarı bu. Erdem Bayazıt sesinden tanıdım defterde sesi kalmış göz kırpıyordu bana gözlerimi kapadım buymuş dedim ağladım bir daha ağlamadım İçimdeki bir yerde kaybolmuş bir çocukluk kubbesi tamamlanmış o türbede yatıyor Hüseyin Alacatlı Çocuklar gibi bağıra çağıra ağlamak isterdim… Çekiniyorum işte olmuyor, Çıkmıyor sesim… İbrahim Kiras belki de palyaçolar ağlardı pazartesi sabahları her sirk geldiğinde ağlamaklı olurduk hep ağlamaklı olurduk gülünecek halimize Turgut Uyar Yüzyılların tortusundan yaratılmış gibiydi. Yüzüyse her çağa uygun bir yüzdü. İç çekişi ilkel bir gülüm- semeyle kucaklaşırdı, ağlaması çok eski bir şarkıyla. Edip Cansever Allah’a sarılıp ağlamak istiyorum bazen Dilek Karta...

Sen kalbi kırıkların Rabbisin Yani önce, en çok benim

Terk ettim aklımı, her yerde kalbim vardı! Engin Turgut Kalbim sırrını buldu, manalandı hayatım. Felix Arvers Bu öpüş gül gibi soldurdu kızı. Soldu, günden güne sessiz, soldu! Dediler hep: “Kıza bir hâl oldu!” Tâ içindendi gelen hıçkırığı, Kalbinin vardı derin bir kırığı. Yahya Kemal Kalbime, kalbimi kanıtlamaktan Ve kanıtladığıma kendimi inandırmaktan Ve dahası kocaman bir sahada tek başına koşmaktan yoruldum. Aslında ne pişmanım ne de pes ediyorum!.. Sadece beni kaybettikçe seni kaybediyorum. Şu kalp denen, beni bana sorgulatıyor artık Ki seni sorgulamamasını nasıl beklerim?!.. Çisel Onat Parmaklıklar ardına konmalı laleler tehlikeli hayvanlar misali; Açılmışlar bazı dev Afrika kedilerinin ağzı gibi, Ve farkındayım kalbimin: açılır ve kapanır Kızıl goncalar kâsesinin bana duyduğu saf sevgiden. Sylvia Plath duymak istediklerimi söylemiyorsun hiç dokunmuyorsun bana sen gibi bir şimşek çakıyor tam kalbime düşüyor yıldırımı ben gidiyorum Özdemi...

ÇÜNKÜ ER YA DA GEÇ ALIR AŞK ÖCÜNÜ KENDİSİNDEN

199  Yazık! Kadınların aşkı! Sevgili  Ve korkulu bir şey olduğu bilinir ya  Çünkü bu kumara sokarlar varlarını yoklarını  Ve yitirdiklerinde onlara anımsatmaktan başka  Bir işe yaramaz yaşam geçmişin acılarını,  Bir kaplan sıçrayışı gibidir öç almaları da,  Ölümcül, çabuk ve yırtıcıdır, ancak çektikleri işkenceyi  Unutamadıkları için, duyarlar içlerinde, verdikleri cezayı. 200 Haklıdır da kadınlar, çünkü dürüst değildir erkekler  Erkeklere karşı sık sık, kadınlara karşıysa her zaman,  Kadınların değişmez yazgısı hep aldatılmaktır  Ağlayan kalpleri yitirir umudu tanrılaştırdıkları erkekten  Ve sonunda para tutkusu onları satın alır  Bir evlilikte - nedir ki geriye kalan?  Değer bilmez bir koca, vefasız bir sevgili sonra  Dikiş nakış, bakıcılık ve dua ederken biter her şey sonunda. 201 Kimi bir sevgili edinir, kimi içkiye, kimi dine  Vurur kendini, kimi eviyle barkıyla ilgilidir, dağıtır kimi,  Kimi kaçar...